HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 HAZİRAN 2021, SALI

Camiler ve Kiliseler

25.06.2002 00:00:00
"15 Mayıs 1919 öğlen Denizli: Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Ulu Cami'ye girdi. Sancağı aldı; Bayramyeri'ne geldi. Meydanın ortasına yürüdü, (sabah İzmir'in işgalini duyarak toplanan) halk sessizdi. Kalabalığın yan tarafında Rumlar vardı, sessizdiler. Ahmet Hulusi Efendi, sakin ama, gür sesiyle konuşmaya başladı: 'Bu işgale karşı durmak ve düşmanın saldırısına karşılık vermek lazımdır! (..) Fetva veriyorum, silah ve cephane azlığı veya yokluğu hiçbir zaman mücadeleye engel değildir. Elinizde hiçbir silahınız olmasa dahi, üçertaş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka fiili olarak karşılıkveriniz!'.

Direniş yemini eden Denizliler, sancağı Ulu Cami'ye koydular. Haziran 1919: Denizli Mili Güçleri Yunan'a karşı savaşa başladılar. Padişah'ın yolladığı heyet, 'Yunan'a silah çekmeyin, fermandır!' dedi. Dinleyen olmadı. Nazilli'de tüfekler patladı ve susmadı! Yunan Sarayköy'ü geçemedi. Denizli Kuvayı Milliyesi Mustafa Kemal'e bağlandı, hiç tereddüt etmeden! 3 Eylül 1919 Sivas: Mustafa Kemal, Denizli temsilcilerine 'İstanbul'da, şurada burada işgali kınayan gösteriler yapıldı ama, sizin Aydın Kuvayı Milliyesinde patlattığınız tüfeklerin sesi (Paris paylaşım konferansının yapılmakta olduğu) Versay (sarayın)'da çınladı!' dedi." (Mustafa Yıldırım. Çal Gücü Gazetesi 18 Haziran 2002)

Denizli'de Kuvayi Milliye sancağının açıldığı Ulu Cami 922 yıl önce Leodokeia'yı Bizans'tan alıp yerine Denizli'yi kuran Anadolu Selçukluları zamanında yapılmıştı.

14-15 Haziran 2002 Cumartesi gecesi, uzunca bir süreden beri bakımsız bir halde bırakılan Ulu Cami "harab olduğu" gerekçesiyle dozerler tarafından yıkıldı. Ve hemen ardından duyuldu ki Korucuk köyünün üst yanında ovaya bakan yamaçta bulunan antik Bizans Leodokia'sında yeni kilise inşaatı projeleri gündeme gelmiş.

Nahçıvan biliyorsunuz doğuda, 12 kilometrelik bir sınırla bağlı olduğumuz bir vatan toprağıdır. Nahçıvan'da iki cami vardır. Biri İran, diğeri Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yaptırılarak 1998'de ibadete açılan "Ferik Kâzım Karabekir" Camii.

Denizli'de 922 yıllık Ulu Cami'nin yıkıldığı aynı Haziran 2002 ayında, Nahçıvan'da İran Camii halâ açıktır ama Türk Camii ibadete kapalıdır.

Nedeni, görev sürelerini tamamlayarak yurda dönen din ataşesi ile imamın yerine 57'inci Cumhuriyet Hükümeti (Diyaneti) tarafından henüz bir atama yapılmamış olmasıdır.

Aynı Haziran 2002 ayında AKP'li Zeytinburnu Belediyesi, Bartholomeos'la birlikte yürüttüğü "Kültür Adası" projesi için Oto Sanayi Sitesi'ndeki işyerlerini yıktı. Zeytinburnu Belediyesi'nce hazırlanan imar planları, Büyükşehir Belediyesi tarafından da onaylandı. Bartholomeos, proje için Dünya Bankası'ndan 25 milyon dolar hibe aldı. Yıkımın amacını, bir türlü basının karşısına çıkmayan Belediye Başkanı yerine Yardımcısı Mehmet Nuri Alsaç şöyle açıkladı: "Turgut Özal'ın Anıt Mezarı'ndan başlayarak, Zeytinburnu'nun denizle birleştiği sınıra kadar olan alanı din turizmine açmayı amaçlıyoruz. Bu bölgede Ortodoks Rumlarca kutsal sayılan Meryem Ana Rum Ortodoks Manastırı var. Bizim için Zemzem Suyu neyse, bu manastırdan çıkan su da Ortodokslar için aynı önemde görülüyor. Bu manastıra şu ana kadar 9 patrik gömülmüş. Yunanistan'dan yüzlerce ziyaretçi geliyor. Ayrıca bölgede Ortodoks Rumlara ait hastahane, okul ve mezarlıklar bulunuyor. Bölgede bulunan sanayi tesisleri, işyerleri, depolar, kamyon garajları, şekilsiz evler, metruk ve kaçak binalar, çirkin bir görüntü oluşturuyor. Bunları yıkıp, bu alanı güzelleştireceğiz". (Aydınlık. 16 Haziran 2002)

Kökü Çiller'in Clinton'u ziyaretine dayanan ABD'nin Bizans plânı yâni Fener Rum Patrikhanesi'ni Ortodoksların Vatikan'ı yapma seçimi 1994'te MGK'nin müdahalesi ve ardından 1995 Aralık seçimleriyle rafa kalkmıştı. Türkiye'nin AB aday üyeliğiyle birlikte ABD planı yeniden uygulamaya kondu.

Şu lâf da Atatürk'e aittir efendiler:

"Bir fesat ve hıyanet ocağı bulunan, memlekette nifak ve şikak tohumları saçan..... ve felaket olan Rum Patrikhanesini artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Türkiye'nin Rum Patrikhanesi için arazisi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan'da değil midir?" (Hakimiyet-i Milliye. 2 Ocak 1923)

Atatürk bu iki paragrafa sığdırdığı "fesat, hıyanet, nifak, felaket" sıfatlarını, sadece Patrikhane ve mensupları için mi kullandı gibi geliyor size?
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.