Çin'den Suriye'de ince siyaset
Çin, Suriye krizinde izlediği 'ince siyaset'le dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde günümüze kadar yalnızca 11 kez veto hakkını kullanan Pekin'in bu nadir vetolarından altısının Suriye kriziyle ilgili olması dikkat çekiyor





Çin'in yükselişiyle birlikte değişen konjonktür, Pekin'i, ulusal çıkarlarını koruyabilmek adına geleneksel çizgisinin dışına çıkıp daha aktif bir politika izlemeye zorluyor. Çin'in Suriye krizine müdahil olması, Devlet Başkanı Şi Cinping'in liderliğinde başlayan yeni dönemin dış politika yönelimleri bağlamında da ele alınması önemli. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin sözleriyle "Çin Birleşmiş Milletler çatısı altında ulaşılacak siyasi çözümün Suriye krizinin tek gerçekçi çıkış yolu olduğunu savunuyor."
Zira istatistiklere bakıldığında, krizden önceki sene ikili ticaret hacminin yaklaşık çeyrek milyar dolar olduğu görülüyor. Bu rakam İran ile 3 milyar dolar iken Suudi Arabistan ile Çin arasındaki ticaret hacmi 4 milyar doların üzerinde idi. Bununla birlikte Pekin'in Suriye'nin jeopolitik konumunu önemsediği ve 'Kuşak ve Yol' projesinde Suriye'nin de yerini almasını istediği biliniyor.
Halihazırda Çin ekonomisi enerji ihtiyacının yüzde 50'ye yakınını Ortadoğu'dan temin ediyor; bu bakımdan Çin'in hala devam etmekte olan ekonomik kalkınması Ortadoğu'nun istikrarı ile doğrudan ilişkili. Pekin hükümetini kaygılandıran ikinci önemli etken ise Çin'in Sincan-Uygur özerk bölgesinden gelerek Suriye'deki savaşa katılan Uygur kökenli savaşçılar.
Suriye'nin Pekin Büyükelçisi İmad Mustafa, geçtiğimiz sene verdiği bir röportajda Suriye'de savaşan Uygurların sayısının 5 bin civarında olduğunu öne sürmüştü. Medyada geniş yer bulmasa da Çinli akademisyenlerin Suriye üzerine yaptıkları analizlerde, bu mesele üzerinde özellikle durmaları, Pekin için Suriye krizinin güvenlik boyutunun daha ağır bastığının işareti olarak yorumlanabilir. Abdurrahim Sağır/AA
'Güç gösterme' zamanı
Bu motivasyonların başında ülkenin Şi Cinping liderliği altında revize edilen dış ilişkiler stratejisi geliyor: Büyük Güç Diplomasisi. Adlandırmadan da anlaşılacağı üzere Çin artık Dıng Şiaoping döneminde izlediği 'gücünü saklama' stratejisini terk ederek, küresel bir güç olarak dünya siyasetindeki yerini almaya hazırlanıyor.















































































