logo
26 MART 2026

Dar gelirlinin talebini baskılamak, gelir adaletsizliğini körüklüyor

27.12.2025 00:00:00

AKP hükümeti, ekonomideki öncelikli politikasını "enflasyonla mücadele" olarak açıklamıştı. 

Bu mücadelede en çok "talebi baskılama" yöntemini kullanıyorlar.

TÜİK'in enflasyonunun ENAG'ın enflasyonundan düşük hesaplanmasının sebebi bu: Emeklilerin ve memurların talebini baskılamak...

2024 yılsonu enflasyonu yüzde 44,38 olmasına rağmen 2025 yılının asgari ücretine yüzde 30 zam yapılmasının sebebi bu.

Yine 2025 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 30 seviyesinde olmasına rağmen asgari ücrete yüzde 27 zam yapılmasının sebebi bu. Net yılsonu enflasyonunun ocak ayının başında belli olacağını hatırlatalım.

Dikkat ederseniz yüksek faizle, rant projeleriyle, Yap-İşlet-Devret yöntemleriyle, kamu-özel işbirliği projeleriyle, özelleştirme politikalarıyla sermaye grupları kârlarına kâr katarken, asgari ücretlilerin, emeklilerin, memurların gelirleri baskılanmaya çalışılmaktadır.

Bunun adına da enflasyonla mücadele denmektedir ve bu mücadelenin acı faturası dar gelirliye kesilmektedir.

Bunun sonucu gelir adaletsizliğidir.

Ülkemizdeki gelir adaletsizliği tablosunu TÜİK'in Gelir Dağılımı İstatistikleri ortaya koymaktadır.

2025 verilerine göre, en yüksek eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay yüzde 48 olurken en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay ise yüzde 6,4 oldu. 

1 kişiye 9 pul, 9 kişiye 1 pul hikayesi...

Toplumun en yüksek gelir elde eden yüzde 20'sinin elde ettiği pay, en düşük gelir elde eden yüzde 20'sinin elde ettiği paydan 7,5 kat daha fazla.

Bu oran, yüzde 10'luk dilimlere düşürüldüğünde gelir uçurumu çok daha vahim bir noktaya ulaşıyor.

Gelirden en fazla pay alan yüzde 10'luk kesimin elde ettiği gelir, en az pay alan yüzde 10'luk kesimin elde ettiği gelirden 12,9 kat daha fazla. 

Uçurumu görüyor musunuz?

Gelir adaletsizliğini gösteren Gini katsayısı da durumunuzu gösteriyor. 

Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade etmektedir. 

Türkiye'nin en son yapılan araştırma sonuçlarına ilişkin Gini katsayısı 0,410 olarak tahmin edildi. Bu rakamla Türkiye, AB ülkelerine göre en yüksek gelir adaletsizliğine sahip. AB ülkelerinin ortalama Gini katsayısı ise 0,344.

Bir ülkenin ekonomisini sağlıklı bir zemine oturtacak olan temel husus, talebin canlandırılması ve bu talebin ihtiyacı olan üretimin de gerçekten yerli olmasıdır.

Talebin canlandırılması derken, vatandaşların yüksek faizlerle borçlandırılmasını kastetmiyoruz, gelirlerini normal bir yaşam standardına yükseltmekten bahsediyoruz.

Burada da karşılığı olmayan bir kaynaktan bahsetmiyoruz, milli gelirin adil paylaşımından bahsediyoruz.

Ülkemizde bugün her türlü yanlış ekonomi politikalarına rağmen, maliyetlerdeki yüksekliğe ve serbest piyasa görünümünde reel piyasaların baskılanmasına rağmen, 1,5 trilyon doların üzerinde bir gayri safi yurtiçi hasıla gerçekleşmiştir.

Faiz ve ithalat baskısına iç ve dış talepteki daralmalara rağmen üreticimiz bu emek ve üretimi ortaya koymayı başarabilmiştir.

Üreticimiz bir de faizsiz kredi, ucuz hammadde ve enerji, ucuz nakliye, makul vergi, üretim destek politikaları, iç pazarda canlanma gibi büyük avantajlarla buluşursa, siz o zaman sağlıklı büyümeyi görün.

Zor şartlarda yürümeyi, ayakta durmayı başaran üreticimiz, kendisine imkan verildiğinde emin olun ki uçar. Türkiye'de öyle bir milli kalkınma gerçekleşir ki aklınız hayaliniz durur.

Bunlar ancak adil paylaşımla sağlanan iç talep ve milli kaynaklarda sağlanan gerçek milli üretimle mümkündür.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk işte Cumhuriyetin ilk 15 yılında bunu başarmıştır. Bir kuruş dışarıdan borç almadan Türkiye ekonomisi kısa zamanda şahlanmıştır. Hatırlatalım, bu dönem dünyada 'Büyük Buhran'ın yaşandığı dönemdir.

Dünya "buhran" yaşarken, Türkiye şaha kalkmıştır. 

Bu ifade ettiklerimizi bugün bir ekonomik sisteme dönüştüren eşsiz bir model var: Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli.

Yerli kaynaklarla bir üretim-tüketim dengesine dayanan bu bilimsel model, sadece Türkiye'nin değil, tüm dünya ülkelerinin ihtiyacı olan bir modeldir.

Model, zamanla ve ülkeyle sınırlı değildir. Dün de çözümdü, bugün de, yarın da çözümdür.

Zamanın koşullarına göre çözüm üretebilen dinamik bir modeldir.

Rus profesör Valery Lebedev'in Rusya Duma'sında yaptığı konuşmada ifade ettiği gibi, "Modelde kodlar var, sadece bugüne ait değil, geleceğe de ışık tutan kodlar".

Şimdi merakla şubat ayında Avusturya Viyana Üniversitesi'nde yapılacak Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresini bekliyoruz.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın duyurduğu bu kongre, bir kez daha tüm dünyaya ilan edecek:

"Tek çözüm Milli Ekonomi Modeli."

Dünyanın duyduğunu, Türk milletinin de duyması temennisiyle.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.