DEHB’li çocukların tedavisinde kulağa küpe öneriler
Uzmanlar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların yaşam kalitelerine, gelişim seviyelerine, akademik hayatlarına ve sosyal ilişkilerine olumsuz etkileri olduğunu söylüyor.





Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'na (DEHB) sahip çocukların, eğitim ve sosyal hayatlarında ne gibi sorunlarla karşılaşabileceklerine dair açıklamalarda bulundu. Konuk, bu çocukların aileleri ve eğitimcilerinin çocuklara davranışlarına ilişkin de önerilerini sıraladı. DEHB'in çocukların yaşam kalitelerine, gelişim seviyelerine, akademik hayatlarına ve sosyal ilişkilerine olumsuz etkileri olduğuna dikkat çeken Konuk, "Okulda beklenenin altında performans gösterirler. Aynı zamanda zekadan bağımsız olarak çocuğun öğrenmesinde dikkatle ilgili yaşadıkları sorunlar derslerde öğrenmeyi de güçleştirir. Dikkat sorunu olan çocuk verilen yönergeleri tam anlayamaz ve dersi takip etmekte oldukça zorlanır. Benzer şekilde derslerinin, ödevlerinin başında saatlerce oturmalarına rağmen bir görevi yapmakta zorlandıkları için ödevini tamamlayamadan masadan kalkarlar. Unutkan ve dalgın olurlar. Sıklıkla ders araç gereçlerini, gündelik kullandığı eşyaları kaybederler. Ödev ve sorumlulukları konusunda uygun planlama yapamazlar, öncelikleri belirlemekte güçlük yaşarlar. Yaş ilerledikçe ders sayısı ve derslerin zorluk derecesinin artması ile akademik performansta hızlıca düşme görülebilir" dedi.
Kurallara uymakta zorlanırlar
Hareketli ve dürtüsel olan çocukların ise dikkat sorunları eşlik etsin ya da etmesin sınıfta ders süresince oturmakta zorlandıkları ve sürekli hareket ihtiyacı duydukları için dersi takip edemeyeceklerini kaydeden Konuk, "Çok konuşup, hem kendilerinin hem de sınıftaki arkadaşlarının derse olan dikkatini bozabilirler. Sabırsızdırlar ve isteklerini bekletmekte, ertelemekte oldukça zorlanırlar. Arkadaşlarının oyunlarını böldükleri, düşünmeden hareket ettikleri ve kurallara uymakta zorluk yaşadıkları için akranlarıyla sıklıkla sorunlar yaşayabilirler" şeklinde konuştu.
Etiketlemek yanlış!
Okul ortamında yaşanan bu tarz sorunların çocukları sadece akademik yönden olumsuz etkilemeyeceğinin altını çizen Konuk, "Sıklıkla çevreden olumsuz tepkiler almasına, sosyal ortamlardan dışlanmasına sebep olmakla birlikte ebeveynleri, öğretmenleri veya arkadaşları tarafından yaramaz, dalgın, sakar, uyumsuz, tembel gibi etiketlenmelere de maruz kalırlar. Bu etiketlemeler çocukların özgüvenlerinin düşmesine ve kendilerini kötü görmelerine neden olur. Oysaki çocukların kendi ihtiyaçları ve çevresi arasında dengeli ilişkiler kurması ve sürdürmesi, sağlıklı gelişen bir benlik kavramı ile mümkündür" dedi. Ödev yapmakta zorlanan çocuklar için ödevlerin küçük parçalara bölünerek ek süre tanınması tavsiyesinde bulunan Konuk, sözlerini şöyle tamamladı: "Sınıf ortamında ise DEHB'li çocukların ön sıralara yakın, dış uyaranların az olduğu bir sırada oturmaları dikkatlerinin mümkün olduğunca daha az dağılmasını sağlayacaktır."
Öğretmenler yardım ettiğini hissetirmeli
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Durukan da "Öğretmenler, hiperaktivite bozukluğu olan öğrencilerine yardım etmeye her zaman hazır olduklarını hissettirmelidir" dedi. Durukan, DEHB'nin okul çağındaki çocuklarda ortalama yüzde 5 sıklıkta görüldüğünü yani her 20 çocuktan birinde bu rahatsızlığın saptandığını kaydetti. İlkokul döneminde artan şikayetler nedeniyle hastalığa sıklıkla 6 yaş sonrasında tanı konulduğunu belirten Durukan, "Öğretmenler, çocukların derse dikkatini veremediğini, dikkat sürelerinin yaşıtlarına göre kısa olduğunu, sınavlarda soruları yanlış okuduklarını, derste aşırı hareketli olduklarını, söz almadan konuştuklarını söylerler. Ebeveynler ise okul eşyalarına sahip çıkamadıklarını, dersin başında uzun süre oturamadıklarını, akademik başarılarının düşük olduğunu, oyun dahil her şeyden çok çabuk sıkıldıklarını, arkadaş ilişkilerinde çok sık sorun yaşadıklarını, sakarlık nedeniyle sık sık hastanelerin acil servislerine başvurduklarını anlatırlar" dedi. DEHB tanısı konan çocukların odalarının yalın ve sessiz olmasının önemine işaret eden Durukan, şöyle devam etti:
"Televizyon, telefon ve müzik sesi olmamalıdır. Çalışma masasının üzerinde sadece ders gereçleri bulunmalı, çalışmaya başlamadan önce hazırlıklar tamamlanmış olmalı, dikkati dağıtacak resim ve oyuncak gibi nesneler bulunmamalıdır." HABER MERKEZİ













































































