Soğuk Savaş'ın bittiği söylendi ama bugün Karayipler'e bakıldığında büyük güç rekabetinin aslında hiç sona ermediği görülüyor. Son haftalarda ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Küba'ya yönelik sert açıklamaları, eski Küba lideri Raúl Castro hakkında başlatılan hukuki süreçler ve Washington'un artan baskısı yalnızca demokrasi ya da insan hakları meselesi olarak okunmuyor.
Asıl mesele, ABD'nin Karayipler'de yeniden kontrol kurmak istemesi olabilir.
Çünkü Washington artık yalnızca Havana'daki yönetimi değil, Çin ve Rusya'nın bölgede büyüyen etkisini de doğrudan güvenlik tehdidi olarak görüyor. Özellikle Çin'in son yıllarda Latin Amerika'daki liman yatırımları, teknoloji altyapıları ve ekonomik ağları ABD'de ciddi rahatsızlık yaratmış durumda. Rusya'nın da Venezuela ve Küba ile geliştirdiği askeri ve siyasi ilişkiler Washington tarafından dikkatle takip ediliyor.
ABD açısından mesele artık sadece "Küba'daki komünist yönetim" değil; kendi kıyılarına yakın bölgelerde rakip güçlerin yerleşme ihtimali.
Bu nedenle Küba yeniden stratejik hale geliyor. Florida kıyılarına çok yakın olan ada ülkesi, tarih boyunca ABD güvenlik politikalarının merkezinde yer aldı. 1962'deki Küba Füze Krizi sırasında dünya nükleer savaşın eşiğine gelmişti. O krizden kalan hafıza hala canlı. Bu yüzden Washington, Karayipler'de oluşabilecek yeni jeopolitik hamlelere karşı çok daha hassas davranıyor.
Trump yönetiminin son dönemde kullandığı dil de bunu gösteriyor. ABD yeniden "arka bahçe" anlayışına dönüyor gibi görünüyor. Yani Batı Yarımküre'de Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin etkisini sınırlamak istiyor.
Panama Kanalı üzerindeki tartışmalar, Venezuela'ya yönelik baskılar ve şimdi Küba'ya sertleşen söylem aynı stratejinin parçaları olarak değerlendiriliyor.
Washington'un mesajı net: "Karayipler'de kontrolü kaybetmeyeceğiz."
ABD'nin Raúl Castro hakkında 1996'daki uçak düşürme olayı nedeniyle hukuki süreç başlatması da bu yüzden yalnızca adli bir hamle olarak görülmüyor. Bu adım aynı zamanda siyasi baskı ve güç gösterisi olarak yorumlanıyor.
ABD tarafı ise kendi politikasını demokrasi ve güvenlik söylemiyle savunuyor. Washington'a göre Küba halkı yıllardır ekonomik kriz altında yaşıyor. Gerçekten de ada ülkesi ağır bir darboğazdan geçiyor. Elektrik kesintileri, ilaç eksikliği, yakıt sıkıntısı ve temel gıda sorunları günlük hayatın parçası haline gelmiş durumda.
Ancak Havana'nın anlattığı tamamen farklı.
Küba yönetimine göre ABD'nin asıl hedefi demokrasi değil, rejim değişikliği. Havana, yıllardır uygulanan ekonomik ambargoların halkı bilinçli şekilde yıprattığını savunuyor. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla, ABD'nin "yardım" söylemini samimiyetsiz bulduklarını açıkça dile getiriyor. Çünkü bir yandan ağır yaptırımlar uygulanırken diğer yandan "Küba halkını düşünüyoruz" mesajı verilmesini çelişkili görüyorlar.
Küba'nın en büyük korkusu ise Venezuela benzeri bir modelin uygulanması. Önce ekonomik baskı, ardından diplomatik yalnızlaştırma ve sonrasında içeride siyasi gerilimin büyümesi…
Bu nedenle Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel sık sık "ABD saldırı için bahane arıyor" açıklamaları yapıyor.
Yani iki taraf da kendi hikayesini anlatıyor.
ABD "özgürlük ve güvenlik" diyor. Küba ise "bağımsızlık ve egemenlik" vurgusu yapıyor.
Ama perde arkasındaki büyük gerçek şu: Karayipler yeniden küresel güç mücadelesinin merkezlerinden biri haline geliyor.
ABD, Çin'in ve Rusya'nın kendi yakın çevresinde daha fazla alan kazanmasını istemiyor. Bu nedenle Washington'un Latin Amerika'ya yönelik politikası giderek sertleşiyor. Küba ise bu büyük hesaplaşmanın tam ortasında bulunuyor.
Bugün Havana sokaklarında yaşanan elektrik kesintileriyle Washington'daki güvenlik toplantıları aynı büyük oyunun parçaları gibi görünüyor.
Ve görünen o ki Karayipler'deki bu mücadele daha yeni başlıyor.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Ermenistan seçmeni Paşinyan'ı değil, yeni bir yönü onayladı / 09.06.2026
- Mesele İran değil / 07.06.2026
- Erivan sandığı, Moskova'nın Orta Asya yönelimi / 06.06.2026
- Yeni küresel denge ve Türkiye'nin konumu / 04.06.2026
- GKRY–Hindistan savunma hattı / 03.06.2026
- Hayalden zorunluluğa: Türkiye–Avrupa dengesi / 02.06.2026
- Lübnan'da bitmeyen denklem / 27.05.2026
- Fransa neden artık merkeze inanmıyor? / 26.05.2026
- Gelişen demokrasilerin krizleri / 25.05.2026
- Merkel'e madalya, Avrupa'ya soru / 23.05.2026
- Mesele İran değil / 07.06.2026
- Erivan sandığı, Moskova'nın Orta Asya yönelimi / 06.06.2026
- Yeni küresel denge ve Türkiye'nin konumu / 04.06.2026
- GKRY–Hindistan savunma hattı / 03.06.2026
- Hayalden zorunluluğa: Türkiye–Avrupa dengesi / 02.06.2026
- Lübnan'da bitmeyen denklem / 27.05.2026
- Fransa neden artık merkeze inanmıyor? / 26.05.2026
- Gelişen demokrasilerin krizleri / 25.05.2026
- Merkel'e madalya, Avrupa'ya soru / 23.05.2026


























































