Deprem Korkusu Zihinsel Dengemizi Nasıl Sarsıyor?
Türkiye’de sık yaşanan depremler, sadece yapıları değil, zihinleri de sarsıyor. Deprem anında yaşanan korku, beynin en ilkel savunma mekanizmalarını tetikliyor
11.08.2025 20:25:00
Ahmet Turan Yiğit
Ahmet Turan Yiğit





Türkiye'de sık yaşanan depremler, sadece yapıları değil, zihinleri de sarsıyor. Deprem anında yaşanan korku, beynin en ilkel savunma mekanizmalarını tetikliyor: savaş, kaç ya da donakal. Bu refleksler, hayatta kalmak için gerekli olsa da, tehlike geçtikten sonra bile beyinde iz bırakabiliyor. Bazı bireylerde bu durum, "sürekli tehlike" moduna dönüşüyor ve beyin, gerçek bir tehdit olmamasına rağmen alarm durumunu sürdürüyor.
Bu zihinsel alarm hali, kortizol gibi stres hormonlarının salgılanmasını artırıyor. Uzun süreli stres, karar verme, algılama ve hafıza gibi bilişsel işlevleri yavaşlatıyor. Halk arasında "beyin sisi" olarak bilinen bu durum, kişinin gündelik yaşamını sekteye uğratabiliyor. Uyku bozuklukları, aşırı tetikte olma hali, eve girememe, yalnız kalamama gibi belirtiler, deprem korkusunun zihinsel bir travmaya dönüştüğünü gösteriyor.
Korkunun doğası gereği faydalı bir yönü var: dikkatli olmamızı ve hayatta kalmamızı sağlıyor. Ancak orantısız ve sürekli hale geldiğinde, bireyin işlevselliğini bozan bir yük haline geliyor. Deprem sonrası yaşanan bu psikolojik dalgalanma, sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele haline geliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlılar gibi hassas gruplar, bu korkunun etkilerini daha derinden hissediyor.
Deprem korkusunu yok etmek değil, yönetmek gerekiyor. Zihinsel hazırlık, afet senaryoları üzerine konuşmak ve güvenli alanlar oluşturmak, beynin tehdit algısını yeniden yapılandırmaya yardımcı olabilir. Çünkü beyin, belirsizlikten korkar; netlik ise sakinleşmenin anahtarıdır.
Bu zihinsel alarm hali, kortizol gibi stres hormonlarının salgılanmasını artırıyor. Uzun süreli stres, karar verme, algılama ve hafıza gibi bilişsel işlevleri yavaşlatıyor. Halk arasında "beyin sisi" olarak bilinen bu durum, kişinin gündelik yaşamını sekteye uğratabiliyor. Uyku bozuklukları, aşırı tetikte olma hali, eve girememe, yalnız kalamama gibi belirtiler, deprem korkusunun zihinsel bir travmaya dönüştüğünü gösteriyor.
Korkunun doğası gereği faydalı bir yönü var: dikkatli olmamızı ve hayatta kalmamızı sağlıyor. Ancak orantısız ve sürekli hale geldiğinde, bireyin işlevselliğini bozan bir yük haline geliyor. Deprem sonrası yaşanan bu psikolojik dalgalanma, sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele haline geliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlılar gibi hassas gruplar, bu korkunun etkilerini daha derinden hissediyor.
Deprem korkusunu yok etmek değil, yönetmek gerekiyor. Zihinsel hazırlık, afet senaryoları üzerine konuşmak ve güvenli alanlar oluşturmak, beynin tehdit algısını yeniden yapılandırmaya yardımcı olabilir. Çünkü beyin, belirsizlikten korkar; netlik ise sakinleşmenin anahtarıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.