Asgari ücret tartışması Türkiye'de hâlâ dar bir çerçevede ele alınıyor. Sanki mesele yalnızca bu ücreti alan birkaç milyon çalışanın maaşıymış gibi… Oysa bu, ekonomik bir ayrıntı değil; doğrudan toplumsal bir meseledir. Asgari ücret düştüğünde yalnızca bir çalışanın geliri azalmaz.
Onun tüketim kabiliyeti düşer. Tüketim düştüğünde esnaf etkilenir, üretici etkilenir, sanayi etkilenir.
Zincirin sonunda ise istihdam daralır. Yani asgari ücret; çalışanın cebinden çıkar, ama etkisi bütün topluma yayılır.
Bugün pazarda yaşanan durgunluk, esnafın siftah yapamaması, işletmelerin eleman azaltması tesadüf değildir. Bu, düşük gelir–düşük tüketim sarmalının doğal sonucudur. Bu tabloyu ağırlaştıran bir başka gerçek ise emeklilerdir. Bugün milyonlarca emekli, temel ihtiyaçlarını karşılamak dışında tüketime katkı sunamaz hâle getirilmiştir. Emekli pazara çıkamıyorsa, esnaf bir müşteri daha kaybeder. Emekli torununa harçlık veremiyorsa, ekonomi bir halka daha küçülür. Emeklinin alım gücünün düşmesi, sadece bireysel bir mağduriyet değildir; piyasanın daralmasıdır, iç talebin çökmesidir. Asgari ücretliyle birlikte emekli de tüketimden çekildiğinde, ekonomi çift taraflı kilitlenir.
Bu gerçeği görmezden gelerek çözüm üretilemez. "Enflasyonu azdırır", "Bütçe kaldırmaz",
"Piyasa bozulur" gibi bahanelerle mesele geçiştirilemez. Çünkü bozulmuş olan zaten piyasadır.
Çökmüş olan yalnızca alım gücü değil, toplumsal dengedir. İnsanlar artık kahve içmeye çıkmıyor, kitap almıyor, seyahat etmiyor. Emekliler ise çoğu zaman evden çıkmayı bile hesap eder hâle gelmiştir. Bu sadece bir yaşam tarzı daralması değil; ekonominin can damarlarının kesilmesi anlamına geliyor.
Asgari ücret bir "lütuf" değildir. Bir rakam pazarlığı hiç değildir. Bu mesele, sosyal devletin varlık testidir. Dört kişilik aileyle sekiz kişilik aileyi aynı rakama mahkûm eden bir sistem,
adalet üretemez. İki kişilik haneyle çocuklu bir aileyi aynı gelirle yaşatmaya çalışan bir yaklaşım,
gerçeklerle bağını koparmıştır. Aynı şekilde, ömrünü çalışarak geçirmiş bir emekliyi, geçinemeyeceği bir maaşa mahkûm eden düzen de sosyal devlet iddiasını boşa düşürür. Bu nedenle mesele, "kaç lira olsun" tartışmasının çok ötesindedir. Sorulması gereken soru şudur: Çözüm, sorunu inkâr etmekte değil; sorunu bütün yönleriyle görmektedir.
Bağımsız Türkiye Partisi'nin ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli, bu meseleyi yalnızca ücret üzerinden değil; tüketim, üretim ve istihdam bütünlüğü içinde ele alır. Geliri desteklenen vatandaş tüketir. Asgari ücretli rahatladıkça piyasaya döner. Emekli yeniden harcayabildiğinde iç talep canlanır.
Tüketim artarsa üretim artar. Üretim artarsa istihdam genişler.
İşte sağlıklı ekonomi budur. Bugün Türkiye'nin yaşadığı kriz, bir ücret krizi değil; bir bakış açısı krizidir. İnsanı değil, rakamı merkeze alan anlayış iflas etmiştir. Asgari ücret meselesi çözülmeden,
emekli tüketime katılmadan, ekonomi düzelmez. Ekonomi düzelmeden, toplumsal huzur sağlanmaz.
Ve bu gerçek, artık ertelenemez.
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025
- Dün ile bugün arasında bir düşünce köprüsü / 19.12.2025
- ABD bütçesiyle ayakta tutulan terör / 18.12.2025
- Sınırın gerçeği: Kilis’ten Türkiye’ye / 16.12.2025






























































































