logo
22 EKİM 2026

Erdoğan İsrail’in 'vaat edilmiş topraklar' hayalini anlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gazze'de yaşananlara tepki vermezsek yarın vaat edilmiş topraklar denilen işgalci fanatizmin kendi topraklarımıza uzanmasına engel olamayız" dedi.

20.11.2023 19:45:00 / Güncelleme: 21.11.2023 11:04:10
İHA
 
Erdoğan İsrail’in 'vaat edilmiş topraklar' hayalini anlattı
Erdoğan İsrail’in 'vaat edilmiş topraklar' hayalini anlattı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "İsrail'in ne kadar uğraşırsa uğraşsın antisemitik yaftası vuramayacağı tek ülke Türkiye'dir. Türkiye'nin geçmişinde böyle bir utanç lekesi göremezsiniz. Holokost utancı Avrupalı liderleri adeta esir almış durumda. İsrail yönetimi de Holokost'u, Filistinlilere yönelik soykırıma varan saldırılarının kalkanı olarak kullanıyor. İsrail, 'ateşkes çağrısı' dahil her türlü tepkiyi 'antisemitizm' parantezine alarak anında boğmaya çalışıyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası Millete Sesleniş konuşmasını gerçekleştirdi. 72 yıl sonra Almanya'yı Berlin'de yenen A Milli Takımı'nı kutladığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Millerimizin 2024 Avrupa Şampiyonası'nda bizlere yeni zaferler tattıracaklarına inanıyorum. Türkiye yüzyılının inşası için verdiğimiz mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. Son toplantımızdan bu yana içeride ve dışarıda birçok etkinliğe, zirveye, görüşmeye, açılış törenine iştirak ettik. Kazakistan'ın ev sahipliğinde Astana'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı'nın 10. zirvesinde Türk dünyası olarak birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı bir kez daha perçinledik" dedi.

"Kıbrıs Türkünü ambargolarla haklı davalarından döndürmeye çalışanların Kafkasya'da yeni oyunlar peşinde koştuğuna şahit oluyoruz"

Kıbrıs'ın teşkilata gözlemci üye olmasının tarihi bir adım olduğunu belirten Erdoğan, "Geçen hafta 40. yıl dönümünü kutlayan Kıbrıs'ın 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı'nı tekrar tebrik ediyorum. Enerjiden güvenliğe, savunmadan altyapı yatırımlarına kadar attığımız adımlarla ana vatan ve yavru vatan arasındaki bağların daha da kuvvetlenmesini sağlıyoruz. Zaman, verdiği sözlerin hilafına dayanarak Kıbrıs Türklerini cezalandıran AB'nin ne kadar büyük bir yanlış yaptığını ispat edecektir. Maruz kaldığımız onca haksızlığa rağmen adil ve kalıcı çözüm irademizi muhafaza ediyoruz. Bunun yolunun da Kıbrıs Türklerinin eşit egemenliğinin teyit edilmesinden geçtiği kanaatindeyiz. Tabii burada bir hususu ifade etmekte fayda görüyorum. Kıbrıs Türkünü ambargolarla haklı davalarından döndürmeye çalışanların Kafkasya'da yeni oyunlar peşinde koştuğuna şahit oluyoruz" açıklamasını yaptı.

"Ermenilerin 30 yıl sonra ortaya çıkan barış fırsatını yine farklı hülyalara kapılarak boşa harcamamaları en büyük temennimizdir"

Kimi Batılı güçlerin Karabağ Savaşı'yla birlikte bölgede artık yepyeni bir dönemin başladığını halen idrak edemediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ermenistan'ı, yıllarca bu coğrafyada yaşayan tüm insanların acıları, sıkıntıları ve kavgaları üzerinden kendilerine rant devşirenler aslında en büyük zararı Ermenilere verdiler. Gerçekleşmesi mümkün olmayan ham hayalleri körükleyerek, Ermenileri istismar ettiler, kullandılar, güvensizliğe mahkum ettiler. Bu gerçeği artık Ermenistan'ın görmesi ve kabullenmesi gerekiyor. Ermeni halkının ve yöneticilerinin güvenliği binlerce kilometre ötede değil, komşularıyla barışta ve iş birliğinde aramaları daha doğru olacaktır. Batılı ülkeler tarafından gönderilen hiçbir silah ve mühimmat, kalıcı barış ortamının sağlayacağı huzurun yerini tutamaz. Ermenilerin 30 yıl sonra ortaya çıkan barış fırsatını yine farklı hülyalara kapılarak boşa harcamamaları en büyük temennimizdir. Buradan bir kez daha Ermenistan'a Azerbaycanlı kardeşlerimizin uzattığı barış elini tutması çağrısında bulunuyorum. Türkiye olarak bizim de Azerbaycan'la iş birliği içinde sürecin başarısı için gerekli adımları atmaya hazır olduğumuzu tekrar ifade ediyorum" diye konuştu.

"Bundan 60 yıl önce Devrim otomobili projesini garaja mahkum eden zihniyetin günümüzdeki uzantılarını hüsrana uğrattık"

Kazakistan dönüşü açılışını yaptıkları Ford Otosan Yeniköy Fabrikası'nın toplam 3 bin 500 kişiye istihdam kapısı olan önemli bir yatırım olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Orada bir kez daha gördük ki otomotiv sektörümüz Türk ekonomisinin lokomotifi olmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz yıl 9 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası verdiğimiz bu sektörde dünyanın 13'üncü en büyük otomotiv üreticisi konumundayız. Ancak Türkiye dünyanın otomotiv ihracatçılarından biri olmasına rağmen maalesef uzun yıllar kendi yerli ve milli markasına sahip değildi. Togg üretimi ve satışa başlamasıyla yeni gelişen elektrikli araçlar alanında kendi markamızla küresel rekabetteki yerimizi aldık. Her aşamasını yakından takip ettiğim bu projenin hayata geçmesiyle Türk araba yapamaz diyenleri, fabrikada üretim bandı yok diyenleri, bu araç satılmaz, vatandaş bunu almaz diyenleri, yani bundan 60 yıl önce Devrim otomobili projesini garaja mahkum eden zihniyetin günümüzdeki uzantılarını hüsrana uğrattık. Birilerinin müstehzi bir edayla 'Bunun fabrikası nerede?' diyerek aklınca dalga geçtiği Togg, şimdiye kadar 12 bine yakın teslimat yaptı. Üretim bandından inen ve teslim edilen araç sayısı günden güne artıyor. Geçen yıl dünyada 14 milyon elektrikli araç satıldığı düşünüldüğünde bu yarışa nasıl isabetli bir zamanda dahil olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır. Kocaeli'nden baba ocağımız Rize'ye geçtik. Rize'de bakanlıklarımız ve belediyelerimizin tamamladığı toplam yatırım bedeli 2 milyar 886 milyon lira olan eser, proje ve hizmetlerin resmi açılışını gerçekleştirdik. Ve turizmine ve ulaşımına çok büyük katkı yapacak 36, 7 kilometre uzunluğundaki Ayder yolunun temelini de bu vesileyle attık. Gerek hizmete verdiğimiz gerekse temelini attığımız tüm bu yatırımların Rize ve Karadeniz bölgemize hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı.

"'Türkiye Yüzyılı'na nefes' sloganıyla yürüttüğümüz bu çalışmalara destek veren herkese, milletimin her bir mensubuna teşekkür ediyorum"

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nın 8-9 Kasım tarihlerindeki 16'ncı zirvesi vesilesiyle gittiği Taşkent'te Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev'in yanı sıra katılımcı ülkelerin liderleriyle bir araya geldiklerini, İran ve Pakistan'la birlikte 1992 yılında kurulan Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nın kurumsal kapasitesini güçlendirmeye devam edeceklerine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vefatının 85'inci seney-i devriyesi olan 10 Kasım'da hem Cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal'i hem de kahraman silah arkadaşlarını bir kez daha saygıyla yad ettik. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulumuzun anma toplantısında ülkemizin geçmişten bugüne serancamını ve cumhuriyet dönemini değerlendirme imkanı bulduk. Her yıl Milli Ağaçlandırma Günü olarak kutladığımız 11 Kasım'ı bu sene de ülkemiz genelinde bir ağaçlandırma seferberliğine dönüştürdük. Milli Ağaçlandırma Günü'nde Türkiye'nin 2023 farklı noktasında 5 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Ayrıca her bir ilimizde '100. Yıl Cumhuriyet Ormanları'nın kuruluşunu gerçekleştirdik. Bu tablo küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin tüm insanlığın bekasını tehdit eder boyutlara ulaştığı bir dönemde ayrıca anlamlıdır. Önümüzdeki dönemde havanın, suyun, toprağın, ağacın ve varisi olduğumuz bütün güzelliklerin korunması için daha çok çalışacağız. 'Türkiye Yüzyılı'na nefes' sloganıyla yürüttüğümüz bu çalışmalara destek veren herkese, milletimin her bir mensubuna teşekkür ediyorum. Ülkemize dünyanın en geniş kapsamlı sosyal güvenlik ve sosyal güvenlik sistemini kazandırdık. Sosyal devlet alanında da kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Geçen hafta açılışını yaptığımız Darülaceze Sosyal Yaşam Şehri bunun örneklerinden biri. İnşaat alanı 146 bin metrekareyi bulan yatay mimari tarzında inşa edilen 23 bloğu, camisi, kilise ve havrasıyla gerçekten mükemmel bir eseri ülkemize kazandırdık" dedi.

"Her kim Türkiye'yi soydaşlarının derdine sırtını dönmekle itham ediyorsa çok açık söylüyorum ya gafildir ya cahildir ya da yabancı güçler namına çalışan bir beşinci kol elemanıdır"
Türkiye olarak sadece sınırlar içinde değil, yurt dışında da mazlumun, zulme, baskıya uğrayanların yanında olduklarını ifade eden Erdoğan şunları söyledi:

"Türkistan'dan Afganistan'a, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar nerede gözü yaşlı, gönlü kırık kimse varsa Türkiye'nin şefkat eli oradadır. Filistin'deki mazlumların acısı nasıl bizim acımızsa Uygur kardeşlerimizin, Ahıska Türkü, Kırım Tatarı, Kerkük Türkmeni kardeşlerimizin sıkıntısı da aynı şekilde bizim sıkıntımızdır. Hiçbir ayrım yapmadan hepsiyle yakından ilgileniyoruz. Her kim Türkiye'yi soydaşlarının derdine sırtını dönmekle itham ediyorsa çok açık söylüyorum ya gafildir ya cahildir ya da yabancı güçler namına çalışan bir beşinci kol elemanıdır. Türkiye'nin soydaş ve akraba topluluklara yönelik hassasiyeti zirveye bizim dönemimizde çıkmıştır. Bundan sonra da her daim soydaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. İsrail suyunu, yakıtını, elektriğini, iletişimi komple keserek Gazze halkını öldürmekle kalmıyor, hastaneleri de bombalayarak Gazzelilerin direniş azmini kırmaya çalışıyor."

"Netanyahu, İsrail halkı nezdinde tamamen yitirdiği itibarını hastaneleri, okulları, ibadethaneleri bombalayarak yeniden kazanma çabasındadır"

"Gazze'de 7 Ekim'den beri tam anlamıyla vahşet, bin yıl önceki Haçlı işgalinde, 2. Dünya Savaşı'nda yaşananları aratmayan bir gaddarlık sergilenmektedir" diyen Erdoğan, "İsrail yönetimi, askeri ve silahlı sivilleri ile 'bir atışta iki ölü' diyerek hamile kadınları daha doğmamış bebekleriyle katletmekle övünen bir cinnet hali içindedir. Çocukları daha ağzı süt kokan sabileri, onların anne ve babalarını, yaşlı erkekleri tanklarla bombalayarak, üzerine mermi yağdırarak öldürmenin adı savaş değildir, bunun adı barbarlıktır, eşkıyalıktır, bunun adı devlet terörüdür. Netanyahu, İsrail halkı nezdinde tamamen yitirdiği itibarını hastaneleri, okulları, ibadethaneleri bombalayarak yeniden kazanma çabasındadır. Bilhassa hastaneler, İsrail mezaliminin sembolü olmuştur. Gazze'de hizmet veren neredeyse tüm hastaneler, İsrail'in saldırıları sebebiyle ya yıkıldı ya zarar gördü ya da kullanılamaz hale geldi. Gazze'nin en büyük sağlık tesisleri olan El Ehli Baptist ve Şifa Hastanelerinde yaşanan vahşeti hepimiz takip ettik. Bu hastanelerle ilgili İsrail'in ortaya attığı iddiaların tamamen safsatadan ibaret olduğu anlaşıldı. Ama buna rağmen Akif'in 'tek dişi kalmış canavar' diye tarif ettiği güya medeni dünya, İsrail'in hastanelere yönelik saldırılarını sessizce seyretti. Hatta savaş hukukunun açık ihlali olan hastane saldırılarına 'İsrail'in kendini savunma hakkı' diyerek destek veren ülkeler de gördük. Bu iklimde biz kalbimizle buğz ve dilimizle ifade etmenin yanı sıra, elimizle de üzerimize düşenleri yapmanın gayreti içindeyiz" diye konuştu.

Gazze'deki tek onkoloji hastanesinin vurulması akabinde buradaki kanser hastalarının Türkiye'ye sevkiyle ilgili girişimleri başlattıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aralarında kanser tedavisi görenlerin de yer aldığı toplam 88 hastayı 61 refakatçisiyle birlikte ülkemize getirdik. Biz de perşembe günü kanser hastalarını ziyaret ettik. Acılarını paylaştık, milletimiz adına dualarını almanın bahtiyarlığını yaşadık. Gazze'de mahsur kalan vatandaşlarımızın bir kısmının tahliyesini dün gerçekleştirdik. Diğerleriyle ilgili çabalarımız sürüyor. Biz dayanışmanın gücüne, paylaşmanın bereketine inanan insanlarız. Günümüzde de Türk özlenendir, gözlenendir, mazlum ve mağdurların hamisidir. Türkiye misyonunu nemelazımcılık yaparak değil, başı dara düşenlere kucak açarak yerine getirebilir. Biz de Gazzeli mazlumların imdadına koşarken işte bu misyonun hakkını vermeye çalışıyoruz" şeklinde konuştu.

"Holokost utancı Avrupalı liderleri adeta esir almış durumda"

Erdoğan, Batılı ülkelerin Gazze konusundaki tutumuna tepki göstererek, "Türkiye olarak Gazze'de akan kanın durması için seferber olmuşken, Batılı ülkelerin vicdansızlığını yüzümüz kızararak takip ediyoruz. İsrail işgal güçleri, her gün kadın, çocuk, gazeteci, doktor, yaşlı, sivil demeden masumları katlediyor, ama Avrupa'sından Amerika'sına hiçbir ülkeden en küçük bir tepki dahi gelmiyor. Çocuklara, kadınlara ve yaşlılara karşı atom bombası atma tehdidi dahi, modern savaş araçlarının tamamını kullanan İsrail ve onu destekleyen herkes, sadece tarih önünde değil, insanlık vicdanı nezdinde de yargılanacaktır. İspanya gibi bir iki vicdan sahibi ülkeyi dışarıda bırakırsak, Batılı kurum ve kuruluşlar Gazze'den yükselen feryatlara kulaklarını tamamen tıkadılar. Ateşkes sözcüğünü kullanmaktan bile çekinen bir ürkeklikle, daha doğrusu korkaklıkla karşı karşıyayız. Holokost utancı Avrupalı liderleri adeta esir almış durumda. Sadece yöneticiler değil, Batılı entelektüeller, basın kuruluşları ve insan hakları örgütleri de aynı şekilde İsrail'i aklamanın peşinde. İsrail yönetimi de Holokost'u Filistinlilere yönelik soykırıma varan saldırıların kalkanı olarak kullanıyor" ifadelerini kullandı.

İsrail'in ateşkes çağrısı dahil her türlü tepkiyi antisemitizm parantezine alarak anında boğmaya çalıştığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunu Almanya'ya gerçekleştirdiğim son seyahatte bir kez daha üzülerek şahit oldum. Her ne kadar Gazze meselesinde farklı düşünsek de Almanya ile tarihten gelen güçlü dostluğumuza büyük ehemmiyet veriyoruz. 50 milyar doları bulan toplam ticaret hacmiyle en büyük ticaret ortağımız olan Almanya ile her alanda işbirliğimizi güçlendirmekte kararlıyız. Gerek Cumhurbaşkanı Steinmeier gerekse Şansölye Scholz, kendileriyle yaptığım görüşmelerde bu konularda mutabık kaldık. Gazze'deki insani trajedinin engellenmesi ve bölgede kalıcı barışın tesisi yolunda Almanya ile diyalog içinde olmayı sürdüreceğiz" dedi.

"İsrail'in nükleer silahları meselesinin unutulmasına ve unutturulmasına Türkiye olarak izin vermeyeceğiz"

İsrail'in ne kadar uğraşırsa uğraşsın antisemitik yaftası vuramayacağı tek ülkenin Türkiye olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çünkü Türkiye'nin ne uzak ne yakın geçmişinde böyle bir utanç lekesi göremezsiniz. Hak bildiklerimizi, birilerini rahatsız etse de cesaretle dillendirmemizin sebebi işte budur. Konuşurken rahatım, niye rahatım? Bizim borcumuz yok, ama bunların hepsinin İsrail'e borçları var. Sıkıntıları burada. Asıl utanç verici olay ise Batılı ülkelerin katliamlarına kılıf uydurma noktasında İsrail ile sergilediği yalan kardeşliğidir. Nükleer ve kimyasal silah bahanesiyle Irak'ı işgal edenlerin, İsrail'in yalanlarına arka çıkmasına artık biz de şaşırmıyoruz. Aynı şekilde Irak'ta nükleer silah arayanların, İsrailli bakanların kameralar önünde sarf ettiği atom bombası itirafı karşısında tek cümle kurmamaları da ibretlik bir durumdur. Öyle ki İsrail, nükleer silaha sahip olduğunu açıkça ikrar ve itiraf ediyor. Fakat bu konuda ne BM Güvenlik Konseyi ne Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı herhangi bir inceleme başlatmıyor. Bugün İsrail'e ses çıkarmayanların yarın başka ülkelere söyleyecek hiçbir sözü olamaz. Malumun ilanı olarak gördüğümüz İsrail'in nükleer silahları meselesinin unutulmasına ve unutturulmasına Türkiye olarak izin vermeyeceğiz" değerlendirmesinde bulundu.

Riyad Zirvesi'nde Türkiye'nin gayretleri neticesinde illegal yerleşimcilerin 'terörist' olarak tanımlanması ve savaş suçlarının takibi konularıyla birlikte nükleer silahlar hususunda da önemli kararlar alındığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnşallah önümüzdeki dönemde her iki meseleyi gündemde tutmaya devam edeceğiz. Gazze'deki vahşet karşısında insanlığın vicdanı ve sesi olma görevi şu an Türkiye'nin omuzlarındadır. 15 Kasım'da eşimin öncülüğünde İstanbul'da düzenlenen Filistin İçin Tek Yürek Lider Eşleri Zirvesi bu noktada bir kilometre taşı olmuştur. Acının ve merhametin dili, dini, yoktur. Bu anlayışla Türkiye'ye gelen küresel çağrı metnine imza atan, bu zor zamanda yürekli bir duruş sergileyen tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. Buradan ülkemizde Gazze'deki katliamlara, Filistin meselesine, Kudüs davasına şaşı bakanlara, hatta kendi akıllarınca istihza ile sulandırmaya çalışanlara hatırlatmak istediğim bir gerçek vardır. Türkiye'nin siyasi ve kültürel sınırları, kendi resmi sınırlarından değil, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne diye ifade edilen çok daha geniş bir hattan başlar" dedi.

"Gazze'de yaşananlara tepki vermezsek, yarın 'vadedilmiş topraklar' denilen işgalci fanatizmin kendi topraklarımıza uzanmasına engel olamayız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gönül coğrafyamızdaki her karış toprak için aynı hissiyatı duyuyoruz. Ne zamanki biz bu coğrafyaları kendi dışımızda görmeye başlarsak, işte o vakit eldeki vatan da tehlikeye düşmüş olur. Dahası bugün Gazze'de yaşananlara tepki vermezsek, yarın 'vadedilmiş topraklar' denilen işgalci fanatizmin kendi topraklarımıza uzanmasına engel olamayız. İşte bu sebeple diyoruz ki, Balkanlar'dan Kafkaslara, Karadeniz'den Akdeniz'in doğu kıyılarına kadar dört bir yanımızda yaşanan her hadise bizi doğrudan ilgilendirir. Karabağ'ın gönlümüzdeki yeri ile Gazze'nin gönlümüzdeki yeri aynıdır. Tıpkı Bosna ile Halep, Trablus ile Selanik ile Musul'u ayırt etmediğimiz gibi, kendi kadim şehirlerimizle Kudüs'ü de aynı görüyoruz. Aslında bu vizyona sahip olmayan birtakım sözde aydınlara, siyasetçilere, medya mensuplarına, sosyal medya silahşörlerine ne desek boş olduğunu biliyoruz. Milletimiz bu vizyona sahiptir. Bu hakikatlerin farkındadır. Asırlardır her kritik vakitte olduğu gibi son gelişmeler karşısında da milletimiz duasını ona göre yapmakta, yumruğunu ona göre sıkmakta, gerektiğinde harekete ona göre geçmektedir. Kifayetsiz muhterisleri kendi cehalet, kin, nefret ve kısır hesap bataklıklarıyla baş başa bırakarak Türkiye Yüzyılı'nın inşası yolunda gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

"'Bir gece ansızın gelebiliriz' ikazımız dün olduğu gibi bugün de geçerlidir"

Kabine toplantısında terörle mücadeleden ticarete, savunmadan ekonomiye uzanan geniş bir yelpazede gündemlerindeki konuları ele aldıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terör örgütleriyle ve organize suç şebekeleriyle mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. Yılbaşından bu yana bir kısmı elebaşı seviyesinde, yaklaşık 2 bin teröristi etkisiz hale getirdik. Döktükleri her damla kanın hesabını teröristlerden misliyle soruyoruz, soracağız. Son terörist ülkemiz için bir tehdit kaynağı olmaktan çıkarılıncaya kadar, hudutlarımız içinde ve dışında bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Güney sınırlarımız boyunca kurulmak istenen terör koridorunu, Suriye'nin kuzeyine gerçekleştirdiğimiz harekatlarla parçaladık. Pençe harekatlarıyla bölücü örgütü Irak sınırımızdan uzaklaştırdık. Bölücü terör örgütünü palazlandırma girişimlerini yakından takip ediyoruz. Gerektiğinde yeni operasyonlarla, bu alçak ve sinsi planları da sahiplerinin başlarına geçirmekte kararlıyız. 'Bir gece ansızın gelebiliriz' ikazımız dün olduğu gibi bugün de geçerlidir. buradan bir kez daha vatanımızın bekası, devletimizin bütünlüğü, milletimizin birliği uğrunda can veren aziz şehitlerimizi, son olarak bir üsteğmenimiz şehit oldu, kendisine Rabbimden rahmet diliyorum, tüm yakınlarına sabırlar niyaz ediyorum, bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyorum. Teröristlere nefes aldırmayan ordumuzu, emniyet birimlerimizi, istihbarat teşkilatımızı ve güvenlik korucularımızı tebrik ediyor, Rabbim tüm güvenlik güçlerimizin yar ve yardımcısı olsun diyorum"

"Fırtına dolayısıyla Zonguldak açıklarında batan kuru yük gemisindeki mürettebatın bulunmasına yönelik arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor"

"Kabine toplantımızda değerlendirdiğimiz konulardan bir diğeri de iklim değişikliğinin yol açtığı felaketlerdi" diyen Erdoğan, "Türkiye olarak iklim değişikliğine bağlı ortaya çıkan çevre sorunlarından tüm dünya gibi biz de olumsuz etkileniyoruz. Son bir iki gündür yaşadığımız seller, fırtınalar ve su baskınları bunlardan sadece bir kısmıdır. Dün neredeyse ülkemizin tamamını etkisi altına alan sağanak yağış, sel ve fırtına sebebiyle 9 insanımız vefat etti. 52 vatandaşımız yaralandı, 11 kardeşimiz için de kayıp ihbarında bulunuldu. İçişleri Bakanımızı afetten en çok etkilenen bölgeye süratle göndererek çalışmaların koordinasyonunu temin ettik. AFAD, Sahil Güvenlik ve diğer birimlerimize bağlı 7 bin personelimizin hızlı müdahalesi neticesinde 110 insanımızı kurtardık. Fırtına dolayısıyla Zonguldak açıklarında batan kuru yük gemisindeki mürettebatın bulunmasına yönelik arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Devletimiz afetzede kardeşlerimizin yanındadır. Zarar tespit çalışmalarımızı hızla tamamladıktan sonra destek ödemelerini de yapacağız. Rabbim ülkemizi milletimizi her türlü afetten muhafaza etsin diyorum" dedi.


Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, medya kuruluşları ve bağımsız gazetecilere destek çağrısı yaptı

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, medya kuruluşları ve bağımsız gazetecilere destek çağrısı yaptı. Televizyonların, haber sitelerinin ve YouTube kanallarının kapatıldığını savunan İmamoğlu, yurttaşlara gazete satın alma ve bağımsız gazetecilere abone olma çağrısında bulundu

22.10.2026 13:23:00
Haber Merkezi
 
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, medya kuruluşları ve bağımsız gazetecilere destek çağrısı yaptı
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, medya kuruluşları ve bağımsız gazetecilere destek çağrısı yaptı
Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, medya kuruluşları ve bağımsız gazetecilere destek çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından açıklama yapan İmamoğlu, halkın haber alma hakkının engellendiğini savunarak yurttaşlara gazete satın alma, bağımsız gazetecileri takip etme ve abone olma çağrısı yaptı.

İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından paylaşılan açıklamasında, medya kuruluşlarına yönelik uygulamalara tepki gösterdi. Televizyonların, sosyal medya hesaplarının, haber sitelerinin ve YouTube kanallarının kapatıldığını öne süren İmamoğlu, yaşananların halkın haber alma hakkını hedef aldığını ifade etti.

İmamoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"Sana savaş açtılar ey halkım! Vurguncular son kozları medya vurgunu ile halkın haber alma hakkını gasp ediyor. Televizyonlar, sosyal medya hesapları, haber siteleri, YouTube kanalları kapatılıyor!"

GAZETE SATIN ALIN, BAĞIMSIZ GAZETECİLERİ TAKİP EDİN
Çağrıda bulunan İmamoğlu, gazete satın alarak medya kuruluşlarına destek verilmesini istedi. Okuma, okutma ve haberleri daha geniş kesimlere ulaştırma çağrısı yapan İmamoğlu, bağımsız gazetecilerin takip edilmesi ve dijital yayınlara abone olunması gerektiğini belirtti.

İmamoğlu, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

"Halk düşmanlarına karşı ayağa kalkın, gazete satın alarak yanıt verin. Okuyun, okutun, anlatın... Konuşun, konuşturun…"

Destek verilmesini istediği yayınlar arasında BirGün, Sözcü, Cumhuriyet, Karar, Tavır, Milli Gazete, Korkusuz, Evrensel, Yeniçağ, Oksijen ve Nefes gazetelerini sıralayan İmamoğlu, bağımsız gazeteci ve habercilerin de takip edilmesi ve yayınlarına abone olunması çağrısında bulundu.

İmamoğlu, açıklamasını "Hep beraber bu kara düzeni bitireceğiz!" sözleriyle tamamladı.

MSB: "Üçüncü tarafların tek taraflı değerlendirmeleri Libya mutabakatının hukuki geçerliliğini ortadan kaldıramaz"

Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmasına ilişkin, "Söz konusu karar, uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde imzalanan Mutabakat Muhtırası'nın geçerliliğini teyit etmekte ve iki ülke arasındaki stratejik iş birliğini güçlendirmektedir" açıklamasında bulundu

22.10.2026 12:34:00
İHA
 
MSB: "Üçüncü tarafların tek taraflı değerlendirmeleri Libya mutabakatının hukuki geçerliliğini ortadan kaldıramaz"
MSB: "Üçüncü tarafların tek taraflı değerlendirmeleri Libya mutabakatının hukuki geçerliliğini ortadan kaldıramaz"
Milli Savunma Bakanlığı tarafından haftalık basın bilgilendirme toplantısının ardından basın mensuplarının gündemdeki konulara ilişkin soruları cevaplandırıldı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları mutabakatı, Avrupa Birliği (AB) ve Yunanistan temsilcilerinin açıklamaları, Mekke Savunma İttifakı, Bedir Mutabakat Zaptı, Katar'dan Eurofighter Typhoon savaş uçağı tedariki, Uluslararası Müşterek Stratejik Komutanlık ve 2027 yılı savunma bütçesine ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

"Ülkemizin uluslararası alandaki etkinliğinin somut göstergesi"

Türkiye'nin bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sağlamayı sürdürdüğü belirtilen Bakanlık, "Jeostratejik ve jeopolitik önemi her geçen gün artan ülkemiz, sahip olduğu imkân ve kabiliyetler ile yürüttüğü diplomatik girişimler doğrultusunda bölgesel ve küresel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlamayı sürdürmektedir" ifadelerini kullandı.
Libya ile imzalanan mutabakatın onaylanması ve savunma alanındaki uluslararası iş birliklerine dikkat çekilen açıklamada, "Libya ile imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatın Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanması, Mekke Savunma İttifakı ve Bedir Mutabakat Zaptı ile birlikte ülkemizin uluslararası alandaki etkinliğinin ve stratejik iş birliğinin somut göstergesidir" denildi.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin dost ve müttefik ülkelerin savunma kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik faaliyetlerine de değinilen açıklamada, "Türk Silahlı Kuvvetlerimiz şanlı tarihimizden aldığı güç ve ilhamla dost ve müttefik ülkelerin savunma ve güvenlik kapasitelerinin geliştirilmesine destek vermekte; ülkemizin bölgesel ve küresel barış ile istikrarın tesisine yönelik yapıcı ve kararlı çabalarına katkı sunmaktadır" ifadelerine yer verildi.

"Bedir Mutabakat Zaptı ile ortak üretim kapasitesinin geliştirilmesi hedefleniyor"

Bakanlık, 21 Ekim'de Katar'ın başkenti Doha'da Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan arasında imzalanan Bedir Mutabakat Zaptı'na ilişkin de açıklamada bulundu. Dört ülke arasındaki savunma sanayisi iş birliğinin önemine işaret edilen açıklamada, "21 Ekim'de Doha'da Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan arasında imzalanan Mutabakat Zaptı, ülkelerimiz arasındaki güçlü dostluğun ve birlikte çalışma iradesinin somut bir göstergesidir" denildi.

Mutabakat kapsamında hayata geçirilmesi hedeflenen projelere ilişkin ise şu ifadelere yer verildi:

"Bu mutabakatla savunma sanayisi alanında ortak projelerin hayata geçirilmesi, araştırma-geliştirme faaliyetlerinin artırılması, altyapı ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve ortak üretim kapasitesinin geliştirilmesi ile ülkelerimiz arasında uzun vadeli ve sürdürülebilir stratejik ortaklıkların tesis edilmesi hedeflenmektedir."
Açıklamada ayrıca söz konusu mutabakatın bölgesel ve küresel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

"Libya Temsilciler Meclisinin kararını memnuniyetle karşılıyoruz"

Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Bakanlık, karardan duyulan memnuniyeti dile getirdi. Bakanlığın açıklamasında, "Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan ve yürürlükte bulunan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından da 20 Ekim 2026 tarihinde onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz" ifadeleri kullanıldı.

Kararın iki ülke arasındaki stratejik iş birliğine katkı sağlayacağı belirtilen açıklamada, "Söz konusu karar, uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde imzalanan Mutabakat Muhtırası'nın geçerliliğini teyit etmekte ve iki ülke arasındaki stratejik iş birliğini güçlendirmektedir" denildi.

Açıklamada Türkiye'nin bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceği kaydedildi.

"Üçüncü tarafların değerlendirmeleri mutabakatın hukuki geçerliliğini ortadan kaldıramaz"

Bakanlık, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları mutabakatına yönelik AB ve Yunanistan temsilcilerinin açıklamalarına da cevap verdi. Mutabakatın uluslararası hukuk temelinde imzalandığı vurgulanan açıklamada, "Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin meşru hak ve menfaatleri gözetilerek imzalanmıştır" denildi.

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasının kıyı devletlerinin egemen hakları kapsamında olduğuna dikkat çekilen açıklamada, "Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, ilgili kıyı devletlerinin egemen hakları kapsamında olup, üçüncü tarafların tek taraflı değerlendirmeleriyle söz konusu Mutabakat Muhtırası'nın hukuki geçerliliği ortadan kaldırılamaz" ifadeleri kullanıldı.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini korumaya devam edeceği vurgulanan açıklamada, "Ülkemiz, Doğu Akdeniz'deki meşru hak ve menfaatlerimizi uluslararası hukuk çerçevesinde korumaya, bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz" denildi.

"Katar'dan Eurofighter tedarikine yönelik çalışmalar devam ediyor"

Bakanlık, Hava Kuvvetleri Komutanlığının harekât ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Katar'dan Eurofighter Typhoon savaş uçağı tedarikine yönelik yürütülen çalışmalarda gelinen son aşamaya ilişkin de bilgi verdi. Açıklamada, "Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın harekât ihtiyaçlarının karşılanması maksadıyla Katar'dan Eurofighter Typhoon uçağı tedarikine yönelik çalışmalar devam etmektedir" ifadelerine yer verildi.

Tedarik süreci kapsamında Katar ile gerçekleştirilen görüşmelerin ayrıntılarına değinilen açıklamada, "Bu kapsamda ağustos ve eylül aylarında gerçekleştirilen heyetler arası toplantılarda tedarik edilecek uçak ve mühimmatın kapsamı, pilot ve bakım personelinin eğitimleri ile uçakların idame ve işletmesine yönelik teknik ve lojistik destek hususları ele alınmıştır" denildi.

Sürecin sonraki aşamasına ilişkin ise, "Katar tarafından taslak eğitim programı ve satış sözleşmesinin hazırlanarak ülkemize gönderilmesi beklenmektedir" açıklaması yapıldı.

"Uluslararası Müşterek Stratejik Komutanlık teşkil edildi"

Bakanlık, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışındaki birlik ve unsurlarının sevk ve idaresinde etkinliğin artırılması amacıyla Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde yeni bir komutanlık teşkil edildiğini açıkladı. TSK'nın bölgesel ve küresel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerini sürdürdüğü belirtilen açıklamada, "Bu kapsamda Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı da dâhil olmak üzere yurt dışında görev yapan birlik ve unsurlarımızın sevk ve idaresinde etkinliğin artırılması amacıyla Ağustos 2026'da Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Uluslararası Müşterek Stratejik Komutanlık (UMSK) teşkil edilmiş ve komutanlığına Korgeneral Sebahattin Kılınç atanmıştır" ifadeleri kullanıldı.

"2027 yılı savunma bütçe ödeneği artırıldı"

Bakanlık, 2027 yılı savunma bütçesine ilişkin açıklamasında, bölgede yaşanan gelişmeler ve değişen güvenlik ortamı doğrultusunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin harekât ihtiyaçlarının karşılanması ve savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Açıklamada, "Bölgemizde meydana gelen gelişmeler ve değişen güvenlik ortamı, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin harekât ihtiyacının süratle karşılanmasını ve savunma kabiliyetlerimizin sürekli geliştirilmesini gerekli kılmaktadır" denildi.

Savunma sanayisindeki öncelikli projelere ilişkin de açıklamada, "Bu kapsamda kara, deniz, hava, uzay ve siber harekât alanlarında ihtiyaç duyulan silah, sistem ve platformların yerli ve millî imkânlarla geliştirilmesi, başta hava savunma sistemleri, millî savaş uçağı, insansız hava araçları ve gemi inşa faaliyetleri olmak üzere stratejik savunma projelerinin sürdürülmesi önceliklerimiz arasında yer almaktadır" ifadelerine yer verildi.

Bakanlık, savunma bütçesindeki artışın gerekçesine ilişkin, "Bu doğrultuda Türk Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcılığının güçlendirilmesi ve harekât etkinliğinin artırılması amacıyla Bakanlığımızın 2027 yılı bütçe ödeneği artırılmıştır" açıklamasında bulundu.

Mustafa Sarıgül'ün koruması gözaltına alındı

Sarıgül ailesi yönelik yürütülen "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması" soruşturması kapsamında Mustafa Sarıgül'ün koruması Ömer D.'nin aralarında olduğu 5 şüpheli gözaltına alındı

22.10.2026 11:51:00
İHA
 
Mustafa Sarıgül'ün koruması gözaltına alındı
Mustafa Sarıgül'ün koruması gözaltına alındı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Sarıgül ailesi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında yeni bir operasyon düzenlendi.

Operasyonda Mustafa Sarıgül'ün koruması Ömer D.'nin aralarında olduğu 5 şüpheli gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma dosyasındaki müşteki beyanlarında, kaynağı belirsiz paraların yurt dışındaki şirketler aracılığıyla yurt dışına çıkarıldığı, yatırım sözleşmelerinde belirtilen amaçlar doğrultusunda kullanılmadığı ve suçtan elde edilen gelirlere yasal görünüm kazandırılmaya çalışıldığı iddia edildi.

Müştekiler ayrıca, yaşadıkları sorunlara çözüm bulmak amacıyla gazeteci Murat Ağırel aracılığıyla girişimde bulunduktan sonra Abdurrahman Emir Sarıgül tarafından tehdit edildiklerini ileri sürdü.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında yeni gözaltılar

İstanbul'da sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturmaları kapsamında yapılan incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli daha gözaltına alındı

 

22.10.2026 11:25:00
Anadolu Ajansı
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında yeni gözaltılar
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında yeni gözaltılar

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturmaları sürüyor.

Bu kapsamda hakkında gözaltı kararı verilen 31 şüpheliden yakalanan 26'sının emniyetteki işlemleri devam ediyor.

Soruşturma çerçevesinde 5 şüpheli hakkında daha gözaltı kararı verildi.

Düzenlenen operasyonda şüpheliler Ertan Aydın, Seda Tarım Kocabalkan, Abdullah Dal, Hakan Eryılmaz ve Fahri Uğur gözaltına alındı.

Öte yandan Altınbaş Holding'in sahibi Nusret Altınbaş'ın da aralarında bulunduğu 5 şüpheli ise aranıyor.

Başsavcılığın açıklaması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturmaları kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından iletilen raporlar ve yapılan yazılı başvurular doğrultusunda, Işıklar Enerji ve Yapı Holding AŞ (IEYHO), Vişne Madencilik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ (VSNMD), Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ (ODINE) ve Tera Finansal Yatırımlar Holding AŞ (TRHOL) paylarına ilişkin inceleme gerçekleştirildiği belirtilmişti.

Bu kapsamda, söz konusu şirketlerin paylarına ilişkin iddialar ve SPK tarafından iletilen raporlar değerlendirilerek 31 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği anlatılan açıklamada, soruşturma işlemlerinin ilgili mevzuat çerçevesinde titizlikle sürdürüldüğü kaydedilmişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda Pirnus Yapı Gayrimenkul Anonim Şirketi Fatih Şubesi Müdürü Çetin Genç, eski bürokrat Eren Yeşilyurt, Alnus Yatırım Menkul Değerler Firması Yönetim Kurulu Üyesi Fadimenur Demir, Atlas Portföy Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Avdan ile yöneticisi Gülsüm Doğan, diğer yöneticiler Osman Uçar ve Canan Özdemir, Alnus Yatırım Firması Yönetim Kurulu Başkan Vekili Metin Kartal Emür, A1 Capital Portföy Yönetimi Anonim Şirketi-Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Terzi, Atlas Portföy Yönetimi AŞ ortağı Zuhal Topaloğlu, Alnus Yatırım Menkul Değerler Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Tahir Özek, Atlas Portföy çalışanı Konuralp Özkan, Pardus Portföy Yönetimi Anonim Şirketi yöneticileri Rüstem Karakaya ve Furkan Açar, Hedef Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı Yönetim Kurulu Üyeleri Neda Soydan ve Ömer Eryılmaz, yöneticisi Mustafa Zeki Kayahan, çalışan Anıl Tokat, Pardus Portföy Genel Müdürü Mehmet Selim Tunçbilek ile Yönetim Kurulu Üyesi Ali Cesur ve çalışanı Ahmet Haluk Güner, bankalardaki portföy çalışanları Ümit Yılmaz, Yasemin Yılmaz ve Burak Poyraz, Altınbaş Holding yetkilisi İnan Altınbaş ile Tera Portföy yöneticisi Ayşegül Kaya gözaltına almıştı.

Soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen Altınbaş Holding'in sahibi Nusret Altınbaş'ın şüpheliler arasında yer aldığı ancak yakalanmadığı, kardeşi İnan Altınbaş'ın gözaltında olduğu ve diğer aile fertlerinin tüm mal varlıklarının dondurulduğu öğrenilmişti.

TALAN VAR TALAN

İçişleri Bakanlığı, 9 il merkezli nitelikli dolandırıcılık ve yasa dışı bahis operasyonlarında, 34 milyar 760 milyon liralık para hareketliliği tespit edilen 123 şüpheli hakkında işlem yapıldığını bildirdi

21.10.2026 20:30:00
İhlas Haber Ajansı
 
TALAN VAR TALAN
TALAN VAR TALAN
İçişleri Bakanlığı, 9 il merkezli nitelikli dolandırıcılık ve yasa dışı bahis operasyonlarında, 34 milyar 760 milyon liralık para hareketliliği tespit edilen 123 şüpheli hakkında işlem yapıldığını bildirdi.

İçişleri Bakanlığı, 9 il merkezli nitelikli dolandırıcılık ve yasa dışı bahis suçlarına yönelik jandarma ekiplerince düzenlenen operasyonlarda, 34 milyar 760 milyon liralık para hareketliliği tespit edilen 123 şüpheli hakkında işlem yapıldığını açıkladı.

Konuya ilişkin Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "9 İl merkezli nitelikli dolandırıcılık ve yasa dışı bahis suçlarına yönelik jandarmamız tarafından düzenlenen operasyonlarda; 34 milyar 760 milyon lira para hareketliliği tespit edilen 123 şüpheli hakkında işlem yapıldı.

Jandarma Genel Komutanlığı KOM ve Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlıkları, MASAK ve Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde İl Jandarma Komutanlıklarımızca, 9 il merkezli gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan şüphelilerin; yasa dışı bahis oynattıkları ve suçtan elde edilen paranın nakline aracılık ettikleri, sosyal medya hesapları üzerinden sahte ilanlarla dolandırıcılık yaptıkları, vatandaşlarımızın kişisel verilerine yetkisiz erişim sağladıkları tespit edildi.

Güvenlik güçlerimizin kararlı mücadelesi ve aziz milletimizin desteğiyle siber suçlarla mücadelemizi ülkemizin dört bir yanında tavizsiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman Jandarmamızı, Daire Başkanlıklarımızı, MASAK'ımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz" ifadelerine yer verildi.

İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı

İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre yaşanan taşkınları yalnızca yoğun yağışla açıklamak mümkün değil

21.10.2026 18:15:00
Ahmet Turan Yiğit
 
İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı
İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı
İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre yaşanan taşkınları yalnızca yoğun yağışla açıklamak mümkün değil. Plansız kentleşme, dere yataklarının yapılaşmaya açılması ve giderek artan betonlaşma, şehirleri şiddetli yağışlara karşı daha kırılgan hale getiriyor.

Uzmanlar, günümüzde kentleri sellerden korumanın yolunun suyun önüne set çekmekten değil, suyla uyumlu yaşam alanları tasarlamaktan geçtiğini vurguluyor. Çünkü doğanın işleyişini dikkate almayan şehirleşme modelleri, her kuvvetli yağışta benzer manzaraların yaşanmasına neden olabiliyor.

Sorun sadece yağmurun şiddeti değil

Uzmanlara göre son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle daha sık görülen aşırı yağışlar, kentlerdeki mevcut altyapı sorunlarını da görünür hale getiriyor.

Eskiden doğal olarak suyu emebilen alanların yerini beton ve asfalt yüzeylerin alması, yağmur sularının toprağa ulaşmasını zorlaştırıyor. Yağışla birlikte oluşan su kütlesi kısa sürede yüzeyde birikiyor ve taşkın riski büyüyor.

Bu nedenle yaşanan afetlerin yalnızca hava olaylarıyla açıklanmasının eksik bir değerlendirme olacağı belirtiliyor.

Dere yataklarına yapılan müdahaleler riski büyütüyor

Uzmanlar, dere yataklarının ve taşkın alanlarının yıllardır yapılaşma baskısı altında olduğuna dikkat çekiyor.

Doğal su yollarının daraltılması veya farklı amaçlarla kullanılması, yağış sırasında suyun yönünü değiştirmesine ve kontrolsüz taşkınlara neden olabiliyor. Suyun doğal olarak akması gereken alanlar ortadan kalktıkça, şehirlerin afetlere karşı direnci de azalıyor.

Bu nedenle dere yataklarının ve taşkın sahalarının doğal işlevlerine yeniden kavuşturulmasının önemli olduğu ifade ediliyor.

Beton yerine suyu emen kentler öneriliyor

Uzmanların dikkat çektiği konuların başında "mavi-yeşil altyapı" yaklaşımı geliyor.

Bu sistemler; yağmur bahçeleri, sulak alanlar, geçirimli zeminler, bitkilendirilmiş su kanalları ve yeşil koridorlar gibi uygulamaları kapsıyor. Amaç, yağmur suyunun hızla akıp gitmesini değil, mümkün olduğunca yerinde tutulmasını sağlamak.

Uzmanlara göre suyu tutan ve yöneten bu sistemler, hem sel riskini azaltıyor hem de yeraltı su kaynaklarının beslenmesine katkı sunuyor.

Parklar sadece dinlenme alanı değil

Şehirlerdeki parklar, korular, kent ormanları ve açık yeşil alanlar çoğu zaman yalnızca sosyal yaşamın bir parçası olarak görülüyor. Ancak uzmanlar bu alanların çok daha kritik görevler üstlendiğini belirtiyor.

Yeşil alanlar yağmur sularını emebiliyor, sıcaklıkları dengeleyebiliyor ve afet risklerinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle kent planlamasında parkların ve doğal alanların yalnızca estetik unsur olarak değerlendirilmemesi gerektiği ifade ediliyor.

İklim krizine karşı yeni planlama anlayışı gerekiyor

Uzmanlara göre iklim krizinin etkileri önümüzdeki yıllarda daha belirgin hissedilecek. Bu yüzden kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli ve bütüncül planlamalara ihtiyaç duyuluyor.

Kentlerin yalnızca insanlar için değil, doğal yaşam ve ekosistemler için de sürdürülebilir şekilde tasarlanması gerektiği belirtiliyor. Su yolları, doğal vadiler, sulak alanlar ve ekolojik koridorların korunması, gelecekte yaşanabilecek afetlerin etkilerini azaltan önemli unsurlar arasında gösteriliyor.

Yağmurun kendisi bir afet değil, ancak yanlış planlanmış kentlerde afete dönüşebiliyor. Uzmanlar, sel ve taşkın risklerinin azaltılması için doğayla mücadele eden değil, doğayla uyum içinde çalışan şehirler tasarlanması gerektiğini vurguluyor. Çünkü suyun doğal akışını engellemek yerine ona yaşam alanı tanıyan kentler, iklim krizinin getirdiği zorluklara karşı çok daha dayanıklı hale gelebiliyor.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti

21.10.2026 13:53:00
Haber Merkezi
 
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, AFP'ye yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sahadaki tehditler ve güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirileceğini söyledi.

"Irak ve Suriye'deki askerî varlığımızı sürdürüyoruz," diyen Güler, gerekli bölgesel ve sınır güvenliği koşullarının sağlandığı değerlendirildiğinde, Türkiye'nin üs bölgelerinin ve bölgedeki askerî varlığının yeniden ele alınacağını ifade etti.

Türkiye, uzun yıllardır Suriye'nin kuzeyinde ve Irak'ta, sınırlarına yönelik tehdit olarak gördüğü PKK ve IŞİD'e karşı askerî varlık bulunduruyor. Ancak son iki yılda bölgedeki siyasi ve güvenlik koşulları değişti.

Suriye'de Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından Ankara ile yakın ilişkiler kuran yeni bir yönetim iş başına gelirken, Türkiye'de PKK ile yıllardır süren çatışmayı sona erdirmeye yönelik süreçte de ilerleme kaydedildi. Bu süreç, iktidar tarafından "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılıyor.

Suriye'de askerî varlığın geleceği
Güler, Esad yönetiminin devrilmesinden bu yana Türkiye ile Suriye'deki yeni yönetim arasında güvenlik alanında yakın koordinasyon kurulduğunu söyledi. Türk askerlerinin Suriye ordusunun kapasitesini güçlendirmeye ve Türkiye sınırlarının güvenliğini sağlamaya yönelik çalışmalara katkıda bulunduğunu belirtti.

Güler, Türkiye'nin Suriye'deki askerî varlığının yeniden değerlendirilmesi için bölgedeki terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, sınır güvenliğinin sağlanması ve Suriye genelinde devlet otoritesinin istisnasız ve bütünlüklü biçimde tesis edilmesi gerektiğini ifade etti.

Esad yönetiminin devrildiği dönemde Suriye'nin kuzeyinde 16 bin ila 18 bin Türk askeri bulunduğu belirtilmişti. Ancak o tarihten bu yana bölgede görev yapan Türk askerlerinin sayısına ilişkin güvenilir, güncel bir veri bulunmuyor.

Geçen ay bir Türk yetkili, Türkiye'nin Suriye'deki askerî varlığının hukuki statüsüne ilişkin görüşmelerin sürdüğünü söylemişti. Güler ise kamuoyuna açıklanmamış olası konuşlanma veya üs planları hakkında önceden değerlendirme yapmanın doğru olmayacağını belirtti.

Bakan Güler, Suriye'deki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gelecekteki konumunun belirlenmesinde ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün, iki taraf arasındaki mutabakatın, sahadaki güvenlik koşullarının ve terör tehdidinin seyrinin dikkate alınacağını kaydetti.

Irak'taki askerî varlık ve PKK süreci
Türkiye, Irak'ın kuzeyinde de uzun süredir asker bulunduruyor ve bölgede faaliyet gösteren PKK'ya karşı sınır ötesi operasyonlar düzenliyor. Ankara'nın Irak topraklarındaki askerî üsleri, iki ülke arasındaki ilişkilerde zaman zaman gerilim konusu oluyor.

AFP'ye konuşan Iraklı bir güvenlik kaynağı, Türkiye'nin Irak'ta 2015'ten bu yana asker bulundurduğunu ve ülkedeki Türk askerlerinin sayısının bugün 800 ila bin arasında olduğunu söyledi. Güler ise asker sayısına ilişkin bir rakam vermeden, askerî varlığın yalnızca personel sayısı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

Bakan, sahadaki kuvvet yapısının tehdit düzeyi, sınır güvenliği ihtiyaçları ve bölgedeki gelişmeler doğrultusunda şekillendiğini söyledi.

Türkiye'de PKK ile çatışmayı sona erdirmeye yönelik süreç kapsamında örgüt, geçen yıl silah bıraktığını ve kendini feshettiğini açıklamıştı. Bu ay ise Türkiye'nin istihbarat biriminin doğruladığı açıklamalara göre örgüt, Irak'ın kuzeyindeki dört önemli mevziden çekildi.

Güler, sürecin kalıcı sonuç vermesi için PKK'nın fesih kararını bütünüyle uygulaması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin sonraki aşamaları yakından takip ettiğini belirten Bakan, sürecin ilerlemesinin güvenlik önlemlerinin gevşetildiği anlamına gelmediğini vurguladı.

Güler ayrıca, Irak'ın silahlı grupları silahsızlandırma ve devlet kontrolüne alma çabalarını yakından takip ettiklerini, Sincar bölgesindeki gelişmeleri olumlu karşıladıklarını ifade etti.

Türkiye, geçen ay Musul yakınlarındaki Başika Üssü'nün kontrolünü kademeli olarak Irak'a devretmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Devir için bir takvim paylaşılmadı. Güler, Ankara'nın Irak'la askerî ve güvenlik işbirliğini önümüzdeki dönemde daha ileri bir seviyeye taşımayı hedeflediğini söyledi.

Mekke İttifakı Anlaşması TBMM’de

Mekke İttifakı Anlaşması'na ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu. Anlaşmanın Meclis gündemine gelmesiyle birlikte Türkiye'nin askerî sorumlulukları, Suudi Arabistan'la ilişkileri ve olası bölgesel çatışmalardaki rolü yeniden tartışılmaya başlandı

20.10.2026 13:33:00
Haber Merkezi
 
Mekke İttifakı Anlaşması TBMM’de
Mekke İttifakı Anlaşması TBMM’de
Mekke İttifakı Anlaşması'na ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu. Anlaşmanın Meclis gündemine gelmesiyle birlikte Türkiye'nin askerî sorumlulukları, Suudi Arabistan'la ilişkileri ve olası bölgesel çatışmalardaki rolü yeniden tartışılmaya başlandı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasında savunma ve güvenlik iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak anlaşmanın Türkiye'ye hangi somut yükümlülükleri getireceği ve olası bir savaş durumunda nasıl uygulanacağı merak konusu.

ANLAŞMADA NELER VAR?

1. Bir ülkeye saldırı, üç ülkeyi de ilgilendirecek

Anlaşmanın kamuoyuna açıklanan çerçevesinde, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının diğer tarafları da ilgilendiren ortak bir tehdit olarak değerlendirilmesi öngörülüyor. Bu yönüyle anlaşma, NATO'nun kolektif savunma ilkesine benzetiliyor. Ancak bu durum, diğer ülkelerin otomatik olarak savaşa gireceği anlamına gelmiyor.

2. Ortak savunma ve askerî iş birliği

Anlaşmayla üç ülke arasında savunma kapasitelerinin geliştirilmesi, askerî eğitim, savunma teknolojileri ve güvenlik koordinasyonunun artırılması hedefleniyor. Tarafların bölgesel güvenlik sorunlarına karşı birlikte hareket etmesi amaçlanıyor.

3. Suudi Arabistan'a askerî güç konuşlandırılması gündemde

İttifak kapsamında askerî kuvvetlerin ve savunma kabiliyetlerinin Suudi Arabistan'a konuşlandırılmasına yönelik hazırlıklar da gündeme geldi. Bu gelişme, Türkiye'nin hangi askerî sorumlulukları üstleneceği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin olası görevlerinin kapsamı konusunda soru işaretleri doğurdu.

TÜRK ASKERİ YEMEN'DEKİ ÇATIŞMALARIN TARAFI OLACAK MI?

Anlaşmayla ilgili en önemli tartışmalardan biri, Türkiye'nin Suudi Arabistan'a verebileceği askerî desteğin bölgesel çatışmalara etkisi.

Özellikle Yemen'deki savaş ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki askerî rolü dikkate alındığında, Türkiye'nin bu ittifak üzerinden yeni askerî sorumluluklar üstlenip üstlenmeyeceği tartışılıyor.

Ancak anlaşmanın imzalanması, Türkiye'nin Yemen'de savaşa katılacağı veya bölgeye kesin olarak asker göndereceği anlamına gelmiyor. Böyle bir görevlendirmenin şartları, hukuki dayanağı ve kapsamı ayrıca değerlendirilmek zorunda.

EN KRİTİK SORU: TÜRKİYE HANGİ DURUMDA SAVAŞA GİRECEK?

Kanun teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte yanıt bekleyen soruların başında Türkiye'nin askerî yükümlülüklerinin sınırları geliyor.

- Taraflardan birine saldırı olduğunda Türkiye hangi adımları atmak zorunda kalacak?

- Askerî destek otomatik mi olacak, yoksa her olay için ayrı karar mı alınacak?

- Türk askerinin yurt dışında görevlendirilmesinin kapsamı ne olacak?

- Suudi Arabistan'ın bölgesel güvenlik politikaları Türkiye'nin askerî sorumluluklarını nasıl etkileyecek?

- Anlaşmanın uygulanmasında komuta ve karar alma mekanizması nasıl işleyecek?

Anlaşmanın bütün uygulama ayrıntıları kamuoyuna açık bilgilerden henüz net biçimde anlaşılamıyor. Bu nedenle Meclis görüşmelerinde yükümlülüklerin açıkça ortaya konulması önem taşıyor.

GÖZLER MECLİS'TE

Kanun teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasıyla süreç parlamentoya taşındı. Teklifin komisyon ve Genel Kurul aşamalarında nasıl ele alınacağı, Türkiye'nin üstleneceği sorumlulukların kapsamının anlaşılması açısından belirleyici olacak.

Mekke İttifakı, yalnızca diplomatik bir yakınlaşma değil, Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikası ve olası askerî yükümlülükleri bakımından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir anlaşma. Kamuoyunun yanıt beklediği temel soru ise şu: Türkiye bu ittifakla bölgesel güvenliğe katkı mı sağlayacak, yoksa kendisini yeni çatışmaların içinde bulma riskiyle mi karşı karşıya kalacak?

Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ezine ilçesinde sahil güvenlik ve emniyet ekiplerince karada 39 kaçak göçmen yakalandı

20.10.2026 11:22:00
İHA
 
Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Ezine ilçesinde bir grup kaçak göçmen olduğu bilgisinin alınması üzerine Sahil Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanlığı ve Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri harekete geçti.

Bölgeye Sahil Güvenlik İstihbarat Şube Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Kolluk Destek Timi (Kumkale/Koldestim) ve Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.

Ekipler tarafından 19'u çocuk olmak üzere toplam 39 kaçak göçmen yakalandı.

Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezi'ne (GÖKSEM) teslim edildi.

MEB, ortak yazılı sınav sistemi kılavuzunu yayımladı

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), okullarda gerçekleştirilen yazılı sınavların hazırlanması ve değerlendirilmesi süreçlerinde ortak standartların güçlendirilmesi amacıyla geliştirilen Ortak Yazılı Sınav Sistemi (OYSS) Uygulama Kılavuzu yayımlandı

 

20.10.2026 11:10:00 / Güncelleme: 20.10.2026 11:16:59
Anadolu Ajansı
 
MEB, ortak yazılı sınav sistemi kılavuzunu yayımladı
MEB, ortak yazılı sınav sistemi kılavuzunu yayımladı

Milli Eğitim Bakanlığından (MEB) Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, yeni Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden öğretmenlerin kullanımına sunulacak sistemle sınav planlamasından soru hazırlamaya, değerlendirmeden öğrenci, sınıf ve şube bazında analizlere kadar uzanan bütüncül bir ölçme ve değerlendirme süreci yürütülecek.

Sistemle öğretmenlerin sınav hazırlama süreçlerinin desteklenmesi, farklı güçlük düzeylerinde hazırlanmış beceri temelli açık uçlu sorulara erişimin sağlanması ve okul geneli ortak yazılı sınavların öğretim programlarındaki öğrenme çıktılarıyla ilişkilendirilmesi amaçlanıyor.

Ortak Yazılı Sınav Sistemi, 2026-2027 eğitim öğretim yılı birinci dönem birinci yazılı sınavlarından itibaren resmi ve özel ortaokulların 5, 6 ve 7. sınıflarında Türkçe, matematik, fen bilimleri, sosyal bilgiler, din kültürü ve ahlak bilgisi ile İngilizce, liselerin 9, 10 ve 11. sınıflarında ise Türk dili ve edebiyatı, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya, din kültürü ve ahlak bilgisi, felsefe ile İngilizce derslerinde uygulanacak. Ancak 7 ve 11. sınıf İngilizce dersleri uygulama kapsamında yer almayacak.

Soru havuzuna yaklaşık 8 bin soru aktarılacak

Soru havuzunu geliştirme çalışmaları kapsamında birinci dönem birinci ortak yazılı sınavları öncesinde sisteme yaklaşık 8 bin sorunun aktarılması, her sınav döneminde de yaklaşık 8 bin yeni sorunun geliştirilmesi hedefleniyor.

Sınavlar, konu soru dağılım tablolarında yer alan ve alan zümre öğretmenleri tarafından belirlenen senaryolara göre hazırlanacak.

Seçilen senaryodaki iki öğrenme çıktısına yönelik iki açık uçlu soru ve puanlama anahtarı öğretmenler tarafından hazırlanacak, diğer sorular sistemdeki soru havuzundan seçilecek.

Soruların kolay, orta ve zor olmak üzere güçlük düzeyleri ile puan değerleri öğretmenler tarafından belirlenecek. Soru havuzundaki sorular, sınavdan 4 gün önce öğretmenlerin kullanımına açılacak.

Öğrencilerin akademik gelişimleri izlenebilecek

Sınavların değerlendirilmesinin ardından öğretmenler, öğrencilerin her sorudan aldıkları puanları e-Okul sistemine işleyecek. Böylece öğrenci, sınıf ve şube düzeyinde analizler yapılarak öğrenme çıktılarına ilişkin geri bildirim sağlanacak.

Öğretmenler, öğrencilerin hangi öğrenme çıktılarında güçlü olduklarını ve hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduklarını görebilecek.

Öğrenciler de yalnızca sınavdan aldıkları toplam puanı değil, öğrenme çıktıları temelinde güçlü oldukları ve gelişime ihtiyaç duydukları alanları görebilecek.

Ayrıca öğrencilerin aynı ders kapsamında farklı zamanlarda girdikleri sınav sonuçlarının karşılaştırılmasıyla akademik gelişimlerinin zaman içerisindeki değişimi izlenebilecek.

Sistem 26 Ekim'den itibaren kullanılacak

Ortak Yazılı Sınav Sistemi'nin kullanımına ilişkin bilgilendirme ve eğitimler 19-23 Ekim'de tamamlanacak.

Öğretmenler, 26 Ekim'e kadar sistem üzerinden deneme uygulamaları gerçekleştirebilecek. Bu tarihten itibaren ise okul geneli ortak yazılı sınavlara ilişkin iş ve işlemler sistem üzerinden yürütülecek.

2026-2027 eğitim öğretim yılı birinci dönem birinci yazılı sınavları, yayımlanan uygulama takvimi doğrultusunda gerçekleştirilecek.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.