logo
09 HAZİRAN 2026

Faiz ekonomiyi çölleştiriyor

30.11.2005 00:00:00
Kapitalist ve sosyalist sistemin temeli faizin pek çok ekonomik problemin kaynağı olduğunu, paranın vazifesini engellediğini, ekonomiyi çölleştirdiğini, kabiliyetlere ket vurduğunu, bağımsızlığı yok ettiğini, alanı bile zarara uğrattığını savunan Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli'nde faizin tamamen sistemin dışına çıkarılacağını, paranın özgürlüğüne kavuşturulacağını söyledi

26-27 Kasım 2005 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilen Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nde  bilim adamları tarafından tartışılan ekonomi modelinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş, kongrenin kapanışında yaptığı konuşmanın bugün yayınlayacağımız bölümünde, "ekonomilerin dengesini bozan ve sermayenin belli ellerde toplanmasına yol açmak suretiyle sosyal adaletin gerçekleşmesine mani olan iktisadi bir hastalık" olarak telakki ettiği faiz konusuna değindi. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi:Paranın vazifesine engel oluyor"Günümüzde ortaya çıkan resesyon, stagflasyon,  deflasyon, enflasyon, işsizlik gibi pek çok ekonomik problemin ana kaynağı da yine faizdir. Ekonomilerin asıl hedefi olan 'piyasanın dengede olması' faiz ile imkânsız hale gelmektedir. Paranın 'faiz esareti' altında olduğu ekonomilerde para, vazifesini ifa edemediği için ekonomileri dengeye getirecek veya dengede tutacak üretim ve tüketim mekanizmaları işleyememektedir. Üretim ve tüketim için herkesin cebinde olması gereken para, faiz ile piyasada insanların elinde serbestçe bulunamamakta ve belli ellerde stoklanmaktadır. Faiz paranın belli ellerde stoklanmasına sebep olmaktadır. Faiz maliyeti arttırmakta, bu da enflasyona sebep olmaktadır. Dünyada toplam üretim ve ticaret hacminin çok üstünde bir para, faiz geliri elde etmek üzere piyasalardadır."Bağımsızlığı yok ediyor"Başta kalkınmakta olan ülkeler olmak üzere dünya ülkelerinin bir çoğu, belli başlı sermaye gruplarınca adeta haraca bağlanmış durumdadır. İlk başta yatırım ve üretim için bu sermaye gruplarından para alan ülkeler, zaman içerisinde önce aldıkları parayı ödemek, daha sonra da aldıkları paranın faizini ödemek için tekrar para almak zorunda kalmaktadırlar. Netice ülkemizde de örneğini yaşadığımız gibi, toplanan vergilerin tamamı halka hizmet içim kullanılmak yerine, bu global sermayedarlar ve onların yerli taşeronlarına aktarılmaktadır. Oysa bu bile borçların ödenmesine yetmemekte, borçlar her geçen gün katlanarak artmaktadır. Faizle alınan bu borçlar, ülke ekonomilerinin tamamen belli başlı yabancıların kontrolüne geçmesine yol açar. Artık böylesi ülkeler için hem ekonomide hem de siyasette bir bağımsızlıktan bahsedilemez."Maliyet enflasyonunun sebebi"Faiz ekonomilerde büyük tahribata yol açmaktadır. En başta maliyetleri arttırmaktadır. Üretici  veya  pazarlamacı ister yatırım için, ister üretim veya  pazarlama için elde ettiği paranın  maliyetini ürettiği ürüne veya  hizmete yansıtmak zorundadır. Bu da 'maliyet enflasyonu'na sebep olacaktır. Yani faiz oranları arttıkça fiyatlar da maliyetlerden dolayı artacaktır. Milli Ekonomi Modeli'nde izah ettiğimiz faizin bu temel sakıncası, kapitalist anlayışta tam tersi olarak değerlendirilmiştir. Buna göre, artan faiz oranlarının, tüketimi, dolayısıyla fiyatları aşağı çekmesi gerekiyordu. Yapılan çalışmalar ise bir çok ülkede faiz oranları arttıkça fiyatların da arttığını göstermiştir. 'Gibson paradoksu' olarak adlandırılan bu durumu izah ederken Fisher ve Viksel, enflasyon beklentilerinin veya fiyat artışlarının fiyatları yukarıya çektiğini iddia etmektedir. Oysa fiyatlar genel düzeyi ile faiz oranlarının aynı anda artmasının sebebi Milli Ekonomi Modelinde ortaya koyduğumuz gibi son derece basittir: Siz parayı maliyetli hale getirirseniz bunun, üretilen mamulün maliyetini, dolayısıyla fiyatını yukarıya çekmesi kaçınılmazdır. Dikkat edilirse enflasyon, faiz oranlarını değil, tam tersine faiz oranları üretim maliyetlerini, yani enflasyonu yukarıya çekmektedir."  Ekonomi çöl haline gelir"Faizin bir diğer ve belki de en önemli tahribatı, paranın belli ellerde stoklanmasına sebep olmasıdır. Piyasada bulunması gereken para, faiz sayesinde sermaye gruplarının elinde toplanır. Bunun sonucunda piyasada herkesin ulaşabileceği bir şekilde bulunması gereken para, piyasadan çekilmekte; ekonominin ihtiyaç duyduğu tüketim ve üretimi sağlayacak para, bu vazifesini ifa edememektedir. Piyasalarda 'talep daralması' olarak başlayan bu durum, resesyon ve nihayet deflasyon şeklinde devam etmektedir. Paranın stoklanması ile ortaya çıkan durumu şu örneğimizle biraz daha açalım: Her yıl dünyaya düşen yağmur miktarı aynıdır. Bu yağmur, dünyanın her yerine orantılı bir şekilde değil de, birçok yerine hiç yağmazken, bazı yerlerine aşırı yağarsa; dünyanın bazı bölgeler çöl olurken, az bir yeri de sel alır. Aynen bu şekilde ekonomilerin dengesi için piyasada herkesin rahatça ulaşabileceği şekilde bulunması gereken para, yalnızca bir grubun elinde stoklanırsa ekonomi çöl haline gelecektir."Global tefecilerin silahı "Paranın stoklanması, onun nominal değerini hak etmediği şekilde yükseltir. Bu yükselişin iki zararı vardır. Birincisi, para piyasada istenilen oranda bulunmadığı için parayı elinde tutanlar, borç verdikleri paradan yalnızca faiz geliri elde etmekle kalmazlar; bu yolla birçok siyasi ve politik taleplerini de elde etmektedirler. Bugün borç batağına düşen Türkiye gibi ülkelerin IMF ve global sermaye sahiplerinin her dediğine 'evet' demek zorunda kaldığı yaşadığımız bir gerçektir. Bu durumu bir de şu örnekle değerlendirelim: Çölde yolculuk yapan bir grup insanı ele alalım. Eğer grupta sadece bir kişinin elinde su bulunuyorsa, grubun diğer fertleri ne kadar güçlü, kuvvetli veya  gayretli olursa olsun herkes elinde su bulunan insanın dediğini yapmak zorundadır. Aralarında bir yarış olsa idi; diğerleri ne kadar gayretli ve yetenekli olursa olsun kazanan yarışçı, elinde suyu bulunduran kişi olacaktır. Bu örnekteki durum, dünya para piyasaları için de geçerlidir: Paranın stoklanması, hem onu asli görevinden uzaklaştırmakta, hem de reel ekonominin üzerinde bir baskı unsuru haline getirmektedir. Reel ekonomi, tamamen sıcak paraya endeksleniyor; haliyle de nakiti elinde bulunduran irade tüm ekonominin kontrolünü eline geçirmiş oluyor. Nitekim bugün dünya ekonomisi üzerinde söz sahibi olanlar, üretim tesisleri olanlar değil, kasasında nakiti olan global tefecilerdir. Kendi parasını dünyada konvertibl yapan ülke ise, diğer ülkeler üzerinde  söz sahibidir."   'Faiz dışı fazla' oyunu"Paranın stoklanmasının bir diğer zararı ise, sahip olacağı nominal değerinin üzerindeki izafi değerden kaynaklanmaktadır. Para ile para kazanan bir kişi, örneğin 1000 YTL karşılığı yılda 250 YTL kazandığında elindeki para miktarı 1250 YTL'ye çıkacaktır. Paranın, 'emeğin ve üretimin karşılığı olma' vasfı dikkate alındığında; para ile para kazanılması halinde bir üretim olmamakta, üretimde bir artış meydana gelmemekte, ama parayı elinde tutanların sahip olduğu para miktarı artmaktadır. Piyasadaki toplam mal miktarının 100 kalem olduğunu düşünelim. Başta 1000 YTL' ye sahip olan sermaye sahibi bu 100 birim maldan 10 tanesine sahip iken, sonuçta parası faiz yoluyla arttığı için sahip olabileceği mal miktarı artacak; diğer taraftan ise toplumun diğer kesiminin var olan 'üretimden elde edeceği fayda' ise azalacaktır. Eğer parayı satan kişi, bunu devlete satmışsa, devlet bu parayı karşılayabilmek için topladığı vergileri borç faizine aktararak hem sözkonusu tefeciye gelir transferi yapmış olacak, hem de topluma sunması lazım gelen hizmeti sunamayacaktır. Bugün ülkemizde 'faiz dışı fazla' adı altında toplanan vergilerin rantiyeye aktarıldığı, buna mukabil her geçen gün yatırım, sosyal ve cari harcamaların kısıldığı görülecektir. Eğer para, bir şahsa satılmışsa; o zaman da şahsın geliri, aldığı borcun faiz oranı kadar parayı satana transfer edilecektir. Faizin bu özelliği, Kapitalist anlayışta 'paranın bir mal gibi görülmesi'nden kaynaklanmaktadır. 'Nasıl ki ev sahibi, evini kiraya verdiği zaman bunun karşılığında belli bir kira alıyorsa; bunun gibi parasını kiraya veren kişi de belli bir kira almalıdır' deniliyor. Oysa ki evin kiralanmasında kiracıya sunulan hizmet onun işlevinden kaynaklanmakta, kira olarak ödenen para da bu hizmetin karşılığı olmaktadır. Ama faiz olarak verilen para ise, paranın piyasada bulunmamasından dolayı üzerine yüklenen izafi değerdendir. Eğer para herkesin ulaşabileceği bir şekilde piyasalarda yer alsa idi, kimse paraya faiz ödemek zorunda kalmayacaktır." Borçlar neden sürekli artıyor?"Şu anda Türkiye'nin iç borcu 250 katrilyon civarındadır. Acaba bu paraya sahip olanlar, bu miktarı üretim veya ticaretle mi kazanmışlardır? Elbette hayır. Hükümet DİBS senetleri basmaktadır; ancak bu para, üretime değil, direkt rantiyenin eline gitmektedir. Basılan bu paranın karşılığı üretim olarak ortaya çıkmadığı için para, aslında karşılıksız bir paradır. Hükümet de zaten talep enflasyonundan çekindiği ve bu borcu ödeyecek gücü de olmadığı için; sürekli olarak faizle beraber bu parayı yeniden piyasadan çekmekte ve borç batağına daha da girmektedir. Sonuçta hem vatandaşın gelirleri vergi kanalı ile bu kesime aktarılarak gelir dağılımında büyük bir uçurum oluşturulmakta, hem de devlet,  borçlarını sürekli arttırmaktadır."Faizde 'kazan kaybettir" mantığı esastır"Faizin ekonomilerde yaptığı tahribatlardan biri de talep daralmasına sebep olmasıdır. Bu sebebiyet birkaç şekilde olur. Gelir dağılımındaki dengesizlik, zaman içinde toplumun önemli bir kesiminin tüketme kabiliyetini yitirmesine sürükler. Devlet ise, faiz ödemelerini karşılayabilmek için vergileri arttırarak vatandaşın cebindeki parayı da piyasadan çeker. Öte yandan faiz ödemelerini karşılayabilmek için kamu harcamalarında da kısıntıya gidildiğinden dolayı piyasada ciddi bir talep daralması yaşanır. Ayrıca, faizle beraber cebinde parası olan da parayı bankaya yatırdığı için piyasada dolaşan para miktarı iyice azalır; sonuç deflasyondur. Böylece aynı anda bir taraftan maliyet enflasyonu, diğer yandan deflasyon olduğunda stagflasyon sürecine girilir. Üretim ile para kazanma mantığında 'kazan kazandır' esası vardır. Çünkü siz üretim veya ticaretle para kazanırken, birçok insan için de iş imkânı oluşturursunuz. Ama para ile para kazanma mantığında mantık, 'kazan kaybettir' şeklindedir; bir taraf kazanırken diğer taraf zarar etmektedir. Para ile para kazanma mantığında yeni iş sahaları açılmamakta, diğer taraftan var olan gelirin rantiyeye aktarılması ile piyasalardaki talep kısılmaktadır."

KAPİTALİZMİN EN BÜYÜK SİLAHI"Ekonomiler için bu derece zararı olan faiz, ilk bakışta birbirinden farklı imiş gibi görünen Kapitalist ve Sosyalist sistemlerin temelidir. Kapitalist anlayışın iki ana ayağı da faizi, sitemlerinin temeline oturtmuşlardır. Klasik, yani monetarist yaklaşımın kurucusu Adam Smith ekonominin kendi kendine dengeye ulaşacağına inanıyor; her arzın kendisine denk bir talebi olacağı fikrini savunuyordu. Klasik anlayışta faiz, tasarrufların yatırım harcamalarına dönüşmesini sağlayan mekanizmanın adıdır... Yani tasarruflar ile yatırımların arasındaki bağ, ancak faiz ile kurulabilir. Günümüz ifadesi ile Ödünç Verilebilir Fonlar teorisine göre, yatırım için ihtiyaç duyulan sermaye tasarruflarla oluşturulmuş fonlar aracılığı ile tabi ki belli bir faiz oranı karşılığında sağlanmaktadır. Klasik anlayışta faiz, sistemi dengeye koymak için gerekli bir 'denge unsuru'dur. Kapitalist anlayışın diğer unsuru olan Keynes'e göre ise, ihtiyaç duyulan, yani talep edilen paranın karşılanması için belli bir faiz oranına gerek vardır."Merkez Bankası üzerindeki tahakküm "İki sistemde de, ister buna yatırım deyin, ister para talebi deyin, piyasanın ihtiyaç duyduğu paranın karşılanması ancak 'maliyetli para' ile olmaktadır. Merkez Bankası'nın, piyasaların ihtiyaç duyduğu parayı basarak piyasalara sürmesine şiddetle karşı çıkan Kapitalist anlayış, aynı ihtiyacın özel bankalar üzerinden faizli para ile karşılanmasını ise desteklemektedir. Merkez Bankası'nın para basmasına 'enflasyon olur' diyerek karşı çıkanlar, aynı miktarda paranın özel bankalar tarafından kaydi para üreterek faizli olarak karşılamasına 'enflasyona neden olmaz' diyerek destek olmaktadırlar. Örneğin; siz, devlet olarak bir yere okul yapacaksınız. Bunun masraflarını kendi emisyonunuzla karşılamak yerine, yurt dışından veya içeriden faizle para alarak bu okulu yaptırıyorsunuz. Özetle, Kapitalist anlayışın söylediği, 'faizli paranın enflasyona neden olmadığı'dır.  Adeta maliyetli parayı gören enflasyon, sesini çıkarmıyor, ama ne hikmetse yerli ve maliyetsiz parayı gören enflasyon birden ayağa kalkıyor. Bu mantıkla özellikle kalkınmaya karar vermiş ülkeler, kalkınmaları için ihtiyaç duydukları finansmanı kendi emisyonlarını genişleterek 'sıfır maliyet'le karşılamak yerine, faizle bu sermayeyi elde etme yoluna teşvik edilmektedirler. Türkiye'mizin de içinde bulunduğumuz bu grup ülkeler, neticede kendi istekleri ile bu tercihi yapmakta ve bugün yaşadığımız borç batağının içinde kendilerini bulmaktadırlar."FAİZ İŞÇİ DÜŞMANIDIR"Faizin yaptığı tahribatlardan biri de, işçi ücretleri üzerinde olmaktadır. Faizle para alan üretici, bunu mamule yansıtmak zorundadır. Ama faizle piyasadan çekilen para, gelir dağılımını bozduğu ve piyasada olmayan para tüketimini kıstığı için talep daralması da yaşanmaktadır. Bu durumda üretici bir karar vermek zorundadır. Eğer bu artışı tamamı ile mala yansıtsa zaten talep olmadığı için hiç mal satamayacak ve batacaktır. Eğer hiç yansıtmaz ise o zaman ürettiğinden belki de daha düşüğe satacağı için yine batacaktır. Veya faiz oranını mala yansıtacak ama diğer üretim maliyetlerinden ve kısmen kârından kesintiye giderek fiyatların faiz oranlarından daha az artmasını sağlayacaktır. Diğer üretim maliyetleri arasından en kolay aşağıya çekilecek olan ise 'işçi ücretleri'dir. Çünkü yeterli iş gücü talebi olmadığı için, işçi ücretlerini belirlemede işveren, daha ağırlıklı söz sahibidir."ASIL 'ARTIK DE?ER' FAİZDİR"Karl Marks 'artık değer' kavramını ortaya atarak; işverenin elde ettiği kârın işçinin emeğinden çalınan artık bir değer olduğunu ifade etmiştir. Halbuki kâr, hem işverenin, hem de koyduğu sermayenin karşılığıdır. 'Artık değer' olan ise 'faiz'dir. Faizi ekonomiler için gerekli olarak gören Marks, işverenin kârını işçinin emeğinin artık değeri görmüştür. Milli Ekonomi Modelinde zararlarıyla ortaya koyduğumuz faiz, 'asıl artık değer'dir. Zira faiz, işçinin alınterinde kesintiye sebebiyet verecek, böylece hem işçinin alınterinin bir kısmı, hem de işverenin kârının bir bölümü, 'parayı satan' iradeye aktarılacaktır."KABİLİYETLERİ BLOKE EDİLİYOR "Faizin tahribatı bağlamında dikkat çekici bir diğer konu da verimlilik meselesidir. Paranın bloke edilmesi sadece belli kesimlerin elinde olmasına sebep olduğu için, ne kadar kabiliyetli olursanız olun, kabiliyetlerin ortaya çıkacağı sermayeniz yoksa bunu devreye koymanız imkânsızdır. Üretim, paraya maliyetini ödeyerek ulaşanlar tarafından yapılmaktadır. Yani siz, faizini ödemeye razı olsanız bile, eğer belli bir teminat göstermezseniz, 1 trilyon lira parayı alamazsınız. Babadan oğula geçen padişahlık sistemini düşünelim...  Buna göre, siz ülke yönetimi için ne kadar kabiliyetli olursanız olun, eğer babanız padişah değil ise, tahta geçemez ve yeteneğinizi gösteremezsiniz.  Aynen böyle; günümüz şartlarında siz belki de dünyanın en başarılı iş adamı olabilecek iken, sermayeden mahrum kaldığınız için belki de kendinize iş dahi bulamayacaksınız. Dolayısıyla faiz yoluyla bloke edilen, sadece piyasanın ihtiyaç duyduğu para değil, aynı zamanda 'milletin kabiliyeti'dir. Paranın, faizin esaretinden kurtularak özgür kalması ile dolaşıma girecek bu para, kabiliyetleri devreye koyacağı için, verimliliği de arttıracaktır."PARA ESARETTEN KURTARILACAK"Faiz, sadece vereni değil, zaman içerisinde alanı da olumsuz yönde etkiler. Faizle birlikte piyasa dengeleri bozulacağı için, piyasa aktörlerinin tamamını etkileyecektir. Nitekim, Dünya halklarının fakirleşmesi global sermaye için de bir felaket olmuştur. Artık ürettikleri mala pazar bulamazken, toplam üretimin kat be kat fazlası paranın dolaşımda olmasının da önüne geçememektedirler.""Milli Ekonomi Modelimiz, ekonomiler için bu derece zararlı olan faizi, tamamen sistemin dışında tutmaktadır. Böylece para, özgürlüğüne kavuşacak,  üretimin önündeki engeller kalkacaktır. Böylece, aynı zamanda gelir dağılımındaki adaletsizliğin de önüne geçilecektir. Yine Milli Ekonomi Modeli'mize göre, paranın piyasaya sunuluşu 'maliyetsiz bir şekilde' Merkez Bankasının emisyonu genişletmesi ile sağlanacağı için, ne enflasyona zemin hazırlanacak, ne de paranın faizle piyasanın dışına çekilmesi ile oluşan talep daralması ve sonucundaki deflasyon yaşanmayacaktır."

Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata


 
 
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven, hızlı kilo verme amacıyla uygulanan şok diyetlerin, vücutta kas kaybına yol açarak metabolizmayı yavaşlattığını ve sürdürülebilir olmadığını belirterek, kilo verme sürecini zorlaştıran 9 kritik hatayı anlattı.

09.06.2026 00:28:00
MURAT ÇORBACI
Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata
Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata

Bahar aylarının gelişiyle birlikte birçok kişi, kışın aldıkları fazla kilolardan kurtulmak ve 'yaza fit girmek' için harekete geçiyor. Kimi spora başlayıp beslenmesini düzenlerken, kimileri ise hızlı sonuç alma isteğiyle internet ve sosyal medyada karşılaştığı şok diyetler ve zayıflama çaylarına yönelerek sağlığını ciddi riske atabiliyor! Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven, kilo verme sürecini zorlaştıran 9 kritik hatayı anlattı

1. Öğün atlamak ve uzun süre aç kalmak

Öğün atlamak çoğu kişinin düşündüğünün aksine kilo vermeyi hızlandırmaz, tam tersine metabolizmayı yavaşlatabilir. Uzun süre aç kalan vücut kendini korumaya alarak enerji harcamasını azaltır. Bunun sonucunda bir sonraki öğünde daha fazla yemek yeme eğilimi ortaya çıkar. Ayrıca uzun süreli açlık, kan şekeri dengesini bozarak özellikle tatlı ve yüksek kalorili besinlere yönelimi artırır. Gün sonunda farkında olmadan alınan toplam kalori yükselir ve kilo verme süreci sekteye uğrar. 

2. Yetersiz protein alımı

Yetersiz protein alımında kas kaybı yaşanabilir ve bu da metabolizma hızının düşmesine yol açar. Oysa protein, aynı zamanda tokluk hissini artırarak gereksiz atıştırmaların önüne geçer. Günlük beslenmede yumurta, yoğur, et, tavuk ve baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına yeterince yer vermek, hem kilo kontrolünü destekler hem de daha dengeli bir beslenme sağlar.

3. Yetersiz su tüketimi

Su, metabolizmanın sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir. Bu nedenle günlük ortalama 2-2,5 litre su tüketimi, kilo kontrolünün en basit ama en etkili adımlarından biridir.

4. Çok düşük kalorili diyetler

Hızlı kilo vermek için yapılan aşırı düşük kalorili diyetler, kısa vadede sonuç verebilse de uzun vadede sürdürülebilir olmadığı gibi ciddi riskler taşır.

5. Hareketsizlik

Sadece diyet yapmak kilo verme sürecinde çoğu zaman yeterli olmaz. Fiziksel aktivitenin yetersiz olması, harcanan enerinin düşük kalmasına ve kilo kaybının yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş ve egzersiz, hem yağ yakımını hızlandırır hem de kas kütlesini korur.

6. Yetersiz uyku

Uyku düzeninin bozuk olması, vücuttaki açlık hormonlarını doğrudan etkileyerek daha fazla yeme isteğine neden olabilir. Düzenli ve kaliteli uyku, kilo kontrolü açısından en az beslenme kadar önemlidir.

7. Stres ve duygusal yeme

Stres altında birçok kişi farkında olmadan daha fazla ve genellikle sağlıksız besinler tüketir. Bu durum özellikle yüksek kalorili gıdalara yönelimi artırır. Nefes egzersizleri, yürüyüş ve sosyal destek gibi yöntemler bu süreçte yardımcı olabilir.

8. Şok diyetler uygulama

Hızlı kilo verme isteğiyle uygulanan şok diyetler, vücuda yeterli enerji ve besin öğesi sağlamadığı için kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu tür diyetler kısa vadede kilo kaybı sağlasa da sürdürülebilir değildir ve diyet bırakıldığında verilen kilolar hızla geri alınabilir. Sağlıklı kilo kaybı için dengeli ve düzenli beslenme temel olmalıdır.

9. Zayıflama çaylarını bilinçsiz tüketmek

Zayıflama çayları genellikle bağırsakları hızlandırarak geçici kilo kaybı hissi oluşturur. Ancak bu durum yağ kaybı değil, sıvı kaybıdır. Kontrolsüz tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozabilir, ayrıca bazı bitkisel içerikler karaciğer üzerinde toksik etki oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle bu tür ürünler mutlaka uzman onayında ve kontrolünde kullanılmalıdır. HABER MERKEZİ

Sigara tadı tuzu da kaçırıyor


 
Sigaranın ağız, boğaz ve solunum yolları üzerindeki etkilerine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara kullanımı; ağız, boğaz, gırtlak ve ses telleri başta olmak üzere kulak burun boğaz bölgesinde ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Özellikle gırtlak kanseriyle sigara arasındaki ilişki çok güçlü” dedi. 

09.06.2026 00:18:00
MURAT ÇORBACI
Sigara tadı tuzu da kaçırıyor
Sigara tadı tuzu da kaçırıyor

Sigaranın yalnızca akciğerleri değil, kulak burun boğaz sistemini de doğrudan etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanındaki toksik ve tahriş edici maddeler; ağız, boğaz, ses telleri ve burun mukozasında kalıcı hasara neden olabiliyor. Uzun süreli kullanım, kanser dahil pek çok ciddi hastalığın riskini artırıyor" şeklinde konuştu. Sigaranın en erken etkilerinden birinin tat ve koku duyusunda azalma olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanı burundaki koku alma hücrelerine zarar veriyor. Özellikle günde bir paket ve üzeri sigara kullanan kişilerde bu kayıp daha belirgin hale geliyor. Yemeklerden alınan tat azalıyor, yaşam kalitesi düşüyor" dedi.







Erken uyarı: ses kısıklığı

Sigaranın ses tellerinde tahrişe ve kronik ödem oluşumuna neden olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Uzun süreli sigara kullanımı ses tellerinin yapısını bozuyor. Bu durum kalıcı ses kısıklığına yol açabiliyor. Özellikle iki haftadan uzun süren ses değişiklikleri mutlaka dikkate alınmalı" diye konuştu.







Burun ve sinüs sağlığını bozuyor

Sigaranın yalnızca boğazı değil, burun ve sinüsleri de etkilediğini paylaşan Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanı burun mukozasında şişmeye neden oluyor. Bu durum kronik sinüzit, burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı gibi sorunların daha sık görülmesine yol açabiliyor" dedi. Sigaranın bağışıklık sistemini zayıflattığını da belirten Prof. Dr. Üstündağ, sigaranın burun mukozasında hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere neden olduğuna dikkat çekti.







Pasif içiciliğin de faturası ağır

Pasif içiciliğin de en az aktif sigara kullanımı kadar tehlikeli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara dumanına maruz kalan kişilerde özellikle boğaz enfeksiyonları, alerjik problemler ve solunum yolu hastalıkları daha sık görülüyor. Çocuklar bu konuda çok daha hassas bir grupta yer alıyor" şeklinde konuştu.







Sigara bırakıldıktan sonra iyileşme başlıyor

Sigaranın bırakılmasıyla birlikte vücudun kendini onarma sürecine girdiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, "Sigara bırakıldıktan sonraki ilk haftalarda tat ve koku alma duyularında iyileşme başlayabiliyor. Zaman içinde ses kalitesi düzeliyor, enfeksiyon riski azalıyor ve kanser gelişme riski önemli ölçüde düşüyor" dedi.

'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, 2012'den bu yana AYM'ye 739 bin 417 başvuru yapıldığını, yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini belirterek, "Anayasa yargısının nihai amacı ihlalleri tespit etmek değil, tekrarını önleyecek bir hukuk kültürü oluşturmaktır" dedi

08.06.2026 20:43:00
İhlas Haber Ajansı
'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı
'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, 2012'den bu yana AYM'ye 739 bin 417 başvuru yapıldığını, yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini belirterek, "Anayasa yargısının nihai amacı ihlalleri tespit etmek değil, tekrarını önleyecek bir hukuk kültürü oluşturmaktır" dedi. Ayrıca Özkaya, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası'nın yeni halinin kullanıma açıldığını söyledi.

'Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği Avrupa Konseyi Ortak Projesi' kapsamında kapanış töreni ve Adana Bölge Toplantısı kentteki bir otelde düzenlendi.

"Anayasa yargısının nihai amacı anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır"



Açılışta konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, hukuk devletinin gerçek gücünün, normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklandığına değinerek, "Bilindiği üzere hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde anayasal güvencelerin gerçek anlamı da yalnızca mahkeme kararlarında değil o kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıkmaktadır. Esasen anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır" ifadelerini kullandı.

"14 yılda 739 bin 417 başvuru"



Bireysel başvurunun Türk hukuk sistemi için önemli reformlardan olduğuna vurgu yapan Özkaya, "Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvuru sisteminin bugün ulaştığı nokta, yürüttüğümüz çalışmaların ve kurumsal iş birliğinin ne denli önemli sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. Güncel veriler incelendiğinde, bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi'ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır. Derdest bulunan başvuru sayısı ise 102 bin 143'tür. Bu rakamlar, bir yandan vatandaşlarımızın Anayasa Mahkemesine ve bireysel başvuru mekanizmasına duyduğu güveni ortaya koyarken diğer yandan mahkememizin karşı karşıya bulunduğu iş yükünün büyüklüğünü de göstermektedir" dedi.

"87 bin ihlal kararı verilmiştir"



Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar 87 bin ihlal kararı verildiğini de anlatan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, daha sonra şunları söyledi:

"Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dahil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verilmiş olması, bireysel başvurunun hak eksenli hukuk kültürünün gelişmesinde ne kadar önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bireysel başvurunun temel amacı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde daha güçlü şekilde korunmasını sağlamaktır. Bunun yanında bireysel başvuru, insan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkan tanıyan etkili bir iç hukuk yolu niteliği taşımaktadır. Nitekim bireysel başvurunun uygulanmaya başlamasıyla birlikte temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok uyuşmazlık ulusal hukuk sistemimiz içerisinde çözüme kavuşturulabilmiş, böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurularda azalma yaşanmış ve insan haklarının korunmasında iç hukuk mekanizmalarının etkinliği önemli ölçüde güçlenmiştir."

"İlk derece mahkemelerinin verdiği kararlar önemli"

İlk derece mahkemelerinin verdiği kararın önemine atıfta bulunan AYM Başkanı Özkaya, "Bireysel başvurunun başarısı sadece Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlarla ölçülemez. Asıl önemli olan, bu kararların ilk derece mahkemelerine, bölge adliye mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, idari uygulamalara ve toplumsal hayata etkili şekilde yansımasıdır. Özellikle ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik hazırlanan yol haritası, kararların hayata geçirilmesinde karşılaşılan sorun alanlarını tespit etmiş ve uygulama süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik son derece değerli öneriler sunmuştur" diye konuştu.

"Bireysel başvuru sayısı çok fazla"

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak ise Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru fazlalığına değinerek, " Bireysel başvuru ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilmiş çağdaş ve önemli bir kazanımdır. Türk Anayasa Mahkemesinin önüne gelen bireysel başvuru sayısının fazla olmasıdır. Bu fazlalık hem işin önemini, hem yürütülüşünü, hem de sıkıntıları birlikte getiriyor. Bu fazlalık öyle bir fazlalık ki, iyi uygulayan Avrupa ülkelerindeki rakamlara baktığımızda 10-12 kat daha fazla. 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bile üstünde Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru geliyor. Bu sayının çokluğu konusunda hiçbir şüphemiz yok. Bu artan iş yüküyle Anayasa Mahkemesinin başa çıkmak için mümkün olduğunca ve en kısa sürede bu başvuruları sonuçlandırmak için yoğun ve fark edilebilir bir çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz" diye konuştu.

"Adalet, mülkün temelidir"

Adana Valisi Mustafa Yavuz ise Adana'nın program için öneminden bahsederek, "Adana, tarih boyunca milletlerin hafızasında iz bırakan şehirlerden bir tanesidir. Toroslara vakıf duruşunu ufkunda taşıyan Adana'mız tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir, geçmişten bu güne dayanışmanın önemli şehirlerinden bir tanesi olmuştur. Bu topraklar asırlar boyunca devlet geleneğinin ve milletimizin hakkaniyet duygusunu aynı zeminde buluşturmuştur. Adalet, mülkün temelidir. Bu tür programlar vatandaşlarımızın adalete olan güveninin pekişmesine katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi.

Ayrıca toplantıda Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbe, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek, Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu'da birer konuşma yaptı.

Açılış konuşmalarının ardından 'Bireysel Başvuru İhlal Kararlarının Objektif ve Subjektif Etkisi' konulu oturum gerçekleştirildi.
Programa hakim ve savcılar katıldı.

Ünlülerin test sonuçları çıktı

Adli Tıp Kurumu'ndan (ATK) gelen son dakika raporuna göre, aralarında Mabel Matiz'in de bulunduğu bazı isimlerin uyuşturucu testi pozitif çıkarken, Serenay Sarıkaya ve Berkay Şahin dahil 5 ismin sonuçları ise temiz çıktı

08.06.2026 19:20:00
Haber Merkezi
Ünlülerin test sonuçları çıktı
Ünlülerin test sonuçları çıktı
İstanbul'da yürütülen geniş kapsamlı yasaklı madde soruşturmasında, gözaltına alınan ünlü isimlerin Adli Tıp Kurumu test sonuçları tamamlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takip edilen hukuki süreçte, şüphelilerden alınan biyolojik örnekler incelenerek kimlerin uyuşturucu kullandığı, kimlerin ise temiz olduğu resmi raporla dosyaya eklendi.

5 ünlü ismin test sonuçları tamamen negatif çıktı

Soruşturma kapsamında adli tıbba kan, idrar ve kıl örneği veren bazı ünlü isimlerin incelemeleri tamamen temiz sonuçlandı. Uyuşturucu madde kullanmadığı kesinleşen ve test sonuçları negatif gelen 5 isim şunlar:

• Serenay Sarıkaya

• Berkay Şahin

• Mirgün Sırrı Cabas

• Tuğçe Postoğlu

• Cansu Tekin

Mabel Matiz dahil diğer isimlerin testleri pozitif

Buna karşılık, Adli Tıp Kurumu raporunda aralarında Mabel Matiz sahne adıyla bilinen Fatih Karaca'nın da bulunduğu şüphelilerin testlerinde kokain ve esrar türevleri gibi yasaklı maddeler saptandı.

Yapılan adli incelemelerde test bulguları pozitif çıkan gruptaki öne çıkan isimler ise şöyle sıralandı:

• Fatih Karaca (Mabel Matiz)

• Onur Tuna

• Hakan Aydın (Blok3)

• Fatma Uludan Gugu (Niran Ünsal)

• Feyza Civelek

• Aslıhan Turanlı

• Volkan Bahçekapılı

Soruşturmada bundan sonra ne olacak?

İfadelerinin ardından adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılan şüphelilerin adli tıp raporları soruşturma savcılığına ulaştırıldı. Test sonuçları pozitif çıkan isimler hakkında "kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak" suçlarından iddianame düzenlenmesi beklenirken, testleri negatif sonuçlanan isimler hakkındaki yasal değerlendirme ise ayrıca ele alınacak.

Yıkım sırasında 3 işçi duvarın altında kaldı

Küçükçekmece'de kentsel dönüşüm kapsamında boşaltılan bir binanın yıkımı sırasında göçük meydana geldi. 3 işçi yaralandı

08.06.2026 17:10:00
İhlas Haber Ajansı
Yıkım sırasında 3 işçi duvarın altında kaldı
Yıkım sırasında 3 işçi duvarın altında kaldı
Küçükçekmece'de kentsel dönüşüm kapsamında boşaltılan bir binanın yıkımı sırasında göçük meydana geldi. Çöken duvarın altında kalan 3 işçi, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle kurtarılarak hastaneye kaldırıldı.

Olay, Küçükçekmece Fevzi Çakmak Mahallesi Şair Şinasi Sokak üzerinde meydana geldi. Kentsel dönüşüm projesi kapsamında daha önce boşatılan bir binada yıkım çalışması başlatıldı. Çalışmalar sırasında henüz bilinmeyen bir nedenle binanın duvarı büyük bir gürültüyle çöktü. Bu sırada yıkım işlemlerini gerçekleştiren 3 işçi, aniden yıkılan duvarın altında kaldı.

Vatandaşlar seferber oldu

Çökmeyi gören çevredeki vatandaşlar, durumu vakit kaybetmeden polis, itfaiye ve sağlık ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, sağlık ve polis ekibi sevk edildi.

İtfaiye zamanla yarıştı

Kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, göçük altında kalan işçileri kurtarmak için adeta zamanla yarıştı. Ekiplerin çalışması sonucu duvar altından çıkarılan 3 işçi, hazır bekletilen sağlık ekiplerine teslim edildi. Olay yerinde ilk müdahaleleri yapılan yaralı işçiler, ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı. İşçilerin sağlık durumlarına ilişkin incelemeler sürerken, polis ekipleri muhtemel yeni bir çökme riskine karşı sokakta ve bina çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı.

Olayı anlatan Şükrü Boz, "Yıkıma alttan başlanınca bina zaten çürüktü çökmüş bunların üzerine. Çalışanların üzerine çökmüş. 3 kişilermiş durumlarının iyi olduğu söyleniyor" dedi.

İstanbul'da kritik diplomasi trafiği: Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan bakanları buluşuyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın 10'uncusuna İstanbul'da ev sahipliği yapacak. Toplantıda bölgesel gelişmelerden enerji güvenliğine, ulaştırma projelerinden ekonomik iş birliğine kadar birçok başlık ele alınacak

07.06.2026 23:23:00
Haber Merkezi
İstanbul'da kritik diplomasi trafiği: Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan bakanları buluşuyor
İstanbul'da kritik diplomasi trafiği: Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan bakanları buluşuyor
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın 10'uncusuna 8 Haziran'da İstanbul'da ev sahipliği yapacak.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgilere göre toplantıya, Ceyhun Bayramov ile Maka Botchorishvili katılacak.

Toplantıda üç ülke arasındaki mevcut iş birliğinin değerlendirilmesi ve gelecek dönemde ortak çalışma alanlarının ele alınması planlanıyor. Görüşmelerde bölgesel gelişmeler, dış politika konuları, Güney Kafkasya'da iş birliği, ulaştırma ve bağlantısallık projeleri, bölgesel transit ağlarının güçlendirilmesi, enerji güvenliği, ticaret ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi gibi başlıklar masaya yatırılacak.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Hakan Fidan'ın toplantıda, jeopolitik belirsizliklerin, ekonomik kırılganlıkların ve güvenlik risklerinin arttığı mevcut uluslararası ortamda Güney Kafkasya'nın stratejik öneminin daha da yükseldiğine dikkat çekmesinin beklendiğini bildirdi.

Fidan'ın ayrıca Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının bölgesel istikrar ve refahın güçlendirilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulaması öngörülüyor. Türkiye'nin hem Azerbaycan hem de Gürcistan ile sürdürdüğü çok boyutlu ilişkilerin bölgesel istikrar ve ekonomik entegrasyona katkı sağladığının altını çizmesi bekleniyor.

Toplantıda ulaştırma ve bağlantısallık projelerinin de ön plana çıkması bekleniyor. Son yıllarda küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dönüşüm, enerji arz güvenliği tartışmaları ve değişen jeoekonomik dengeler doğrultusunda Orta Koridor'un Avrupa ile Asya arasındaki bağlantı açısından önem kazandığına dikkat çekilmesi planlanıyor.

Bu kapsamda, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı başta olmak üzere Orta Koridor üzerindeki ulaştırma projelerinin geliştirilmesi, lojistik ağların güçlendirilmesi ve taşımacılık kapasitesinin artırılması konularının ortak öncelikler arasında yer aldığı vurgulanacak.

Enerji alanında ise bugüne kadar hayata geçirilen stratejik projelerin yalnızca üç ülkenin değil, daha geniş bir coğrafyanın enerji güvenliğine katkı sunduğuna işaret edilmesi bekleniyor. Mevcut enerji projeleri ile sürdürülebilir bağlantısallık alanlarında iş birliğinin artırılması ve taraflar arasındaki eşgüdümün güçlendirilmesi de toplantının önemli gündem maddeleri arasında bulunuyor.

Görüşmelerde ayrıca Güney Kafkasya'da kalıcı barış, istikrar ve normalleşmenin sağlanmasının bölgesel refah açısından taşıdığı stratejik önemin vurgulanması öngörülüyor.

Bakan Fidan'ın toplantıda, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Güney Kafkasya, Karadeniz ve çevre bölgeler üzerindeki etkilerine de değinmesi bekleniyor. Fidan'ın, çatışmanın adil ve kalıcı bir barışla sona erdirilmesine yönelik diplomatik girişimlerin desteklenmesi gerektiği mesajını vermesi planlanıyor.

Bolulu genç aşçılar Türkiye birincisi oldu

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) düzenlenen, "Türk Dünyası Mutfağı MEB 2. Uluslararası Gastronomi ve Aşçılık Yarışması"nın ulusal finalinde Bolu'yu temsil eden lise öğrencileri Türkiye birincisi oldu.

07.06.2026 23:05:00
İhlas Haber Ajansı
Bolulu genç aşçılar Türkiye birincisi oldu
Bolulu genç aşçılar Türkiye birincisi oldu
Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) düzenlenen, "Türk Dünyası Mutfağı MEB 2. Uluslararası Gastronomi ve Aşçılık Yarışması"nın ulusal finalinde Bolu'yu temsil eden lise öğrencileri Türkiye birincisi oldu.
Gastronomi şehri Bolu'nun köklü mutfak kültürü, ulusal arenada bir kez daha zirveye taşındı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen, "Türk Dünyası Mutfağı MEB 2. Uluslararası Gastronomi ve Aşçılık Yarışması"nın ulusal finalinde Bolu'yu İzzet Baysal Abant Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi (MTAL) öğrencileri temsil etti. Yarışmada hünerlerini sergileyen genç aşçılar, hazırladıkları yöresel menüyle jüriden tam not aldı. Öğrencilerin özenle hazırladığı "Seben Asma Yaprağı Kapaması", "Bolu Sarı Patatesli Anne Köftesi" ve "Çıtırlı Bal Kabağı" menüsü büyük beğeni toplayarak Bolu'ya Türkiye birinciliğini getirdi.

Kupayı bakan Tekin verdi
Bolu'nun eşsiz lezzetlerini başarıyla tanıtarak şampiyonluğa uzanan öğrenciler ve danışman öğretmenlerine birincilik kupası, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından takdim edildi.İHA

Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'

Mutlak butlan kararıyla CHP'de genel başkanlık görevine geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin 9 Haziran'daki grup toplantısına başkanlık edeceği duyuruldu

07.06.2026 16:37:00
Haber Merkezi
Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'
Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'
Kılıçdaroğlu'nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, CHP'nin Meclis Grup Toplantısı'nın Kılıçdaroğlu'nun başkanlığında 9 Haziran Salı Günü saat 13.30'da gerçekleştirileceğini belirtti.

CHP mutlak butlan kararı sonrasındaki ilk grup toplantısını Özgür Özel başkanlığında 2 Haziran'da yapmıştı.

21 Mayıs'taki mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu partiye genel başkan olarak döndü. Özgür Özel ise CHP'nin TBMM'deki Grup Başkanı olarak seçildi. Partide ikili bir yapı oluştu.

Kılıçdaroğlu kanadından yapılan son açıklamada Özgür Özel'in grup başkanlığının da iptal edileceği duyuruldu.

Yeni atanan CHP sözcüsü Müslüm Sarı, grup başkanlığı seçiminin "usulsüz" olduğunu savundu ve "Genel başkanın bilgisi dahilinde olmayan bir seçim yapılabilir mi, grup başkanı genel başkana bağlı olarak çalışılır" dedi.

Konuyla ilgili 6 Haziran'da konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP'nin grup toplantısını genel başkan liderliğinde yapmasının önünde yasal bir engel olmadığını söyledi.

Otokoç Genel Müdürlüğü'ne silahlı saldırı

Otokoç Genel Müdürlüğü'ne silahlı saldırı düzenlendi. Olay yerinde bulunan delilleri inceleyen polis, şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.
 

07.06.2026 16:20:00
Haber Merkezi
Otokoç Genel Müdürlüğü'ne silahlı saldırı
Otokoç Genel Müdürlüğü'ne silahlı saldırı
Koç Holding'e bağlı Maltepe'deki Otokoç Genel Müdürlüğü'ne 08.30 sıralarında bir silahlı saldırı düzenlendiği bildirildi. Saldırıda yaralanan olmadı.

Sözcü'nün aktardığına göre, binaya iki kurşun isabet etti. Olay yerine maskeyle gelen saldırganlar, silahlarını ve kıyafetlerini yakınlarda bulunan bir AVM'nin bahçesine attıktan sonra taksiyle bölgeden uzaklaştı.

Saldırganların yakalanması için çalışma başlatan polis ekipleri, güvenlik kameraları ve delilleri incelemeye aldı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ise soruşturma başlattı.

Anlattığı bir fıkra sebebiyle Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç, eleştirilerin odağı olmuş ve bu sebeple hakkında soruşturma başlatılmıştı. Olayın, Koç'un söz konusu fıkrayı anlatmasıyla bağı olup olmadığına dair bir açıklama yapılmadı.

ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu

Avukat Kübra Pekel, ATM'de unutulan banka kartlarından yapılacak olan işlemlerden kart sahibinin sorumlu tutulacağını söyleyerek, "Kartın olmadığını fark ettiğimizde vakit kaybetmeden bankaya bildirmeliyiz" dedi

06.06.2026 11:00:00 / Güncelleme: 06.06.2026 11:04:51
İHA
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
Hukuki olarak kartın kaybolduğu fark edildiği anda bankaya bildirim yapılması gerektiğini söyleyen Kübra Pekel, "ATM'de kart unutmak hepimizin başına gelebilecek çok insani bir durum. Burada genel olarak hani en fazla kartım yutulur yenisini çıkartırım şeklinde düşünüyoruz çoğumuz fakat madalyonun arka tarafı bu kadar da masum değil. Şimdi hukuksal olarak çok net bir gerçekliğin altını çizmek durumundayım. ATM'de unuttuğunuz kartı bankaya anda bildirmezseniz o andan itibaren yapılan işlemlerin çoğunluğundan veyahut da kötü niyetli harcamaların çoğunluğundan siz sorumlu tutulursunuz. Peki hukuk bu konuda ne diyor' 5464 sayılı banka kartları ve kredi kartları kanunu şu şekilde söylüyor, kartın kaybolması veya çalınması halinde durumu derhal bankaya bildirme yükümlülüğümüz bulunmaktadır. Eğer bu bildirimi yapmazsanız kartı bulan kötü niyetli kişilerin yapmış olduğu harcamalardan ağır kusurunuz olduğu gerekçesiyle sorumlu tutulursunuz. Yargıtay'ın yerleşik kararları da bu yöndedir. Hukuken bildirimde bulunmadığımız her dakika sizin aleyhinize işlemektedir. Burada en önemli nokta bildirim süreniz. Sizin bu noktada yani yapılan harcamayı ilk fark ettiğiniz anda veyahut da kaybolduğunu fark ettiğiniz ilk anda anında bildirimde bulunmanız gerekiyor. Hukuk bunu 24 saat ile sınırlamış olabilir ama bu somut olaya göre değişmekte oluyor" dedi.



"Hızlı bildirim fazla kayıp olmasını engeller"

Pekel, hızlı yapılacak bildirimlerin daha fazla maddi kayıp olmasını engelleyeceğini söyleyerek, "Sizin bu durumu ilk fark ettiğiniz anda anında bankaya ihbarda bulunmanız gerekiyor. Vatandaşlarımızın ATM işlemleri sonrasında kartlarını mutlaka kontrol etmeleri, mobil bankacılık bildirimlerini açık tutmaları ve şüpheli bir durumda vakit kaybetmeden bankaya başvurmaları gerekmektedir. Çünkü hızlı yapılan bildirim hem maddi kaybın büyümesine hem de daha sonrasında olması muhtemel bir hukuki süreçte hak kaybına uğramalarını engellemektedir. Cüzdanınızı kontrol ettiğinizde kartınızı göremediğiniz anda evde mi unuttum, arabada mı bıraktım şeklinde düşünmek yerine zaman kaybetmeden ilk iş olarak bankanızı arayın ve kartınızı bloke ettirin. Unutmayın hukuk haklarını arayanları korur, ihmal edenleri değil" ifadelerini kullandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.