logo
08 AĞUSTOS 2026

Fitoterapinin yıldızı parlıyor

Doğal bitkiler modern tıbbın yanında yerini alıyor, fitoterapi artık kanıta dayalı tamamlayıcı tedavi olarak parlıyor. Ancak uzmanlar uyarıyor, kanser için "mucize bitki" iddialarına kanmayın, mutlaka hekim ve fitoterapi uzmanına danışın

05.02.2026 16:20:00 / Güncelleme: 05.02.2026 21:10:32
Eyüp Kabil
 
Fitoterapinin yıldızı parlıyor
Fitoterapinin yıldızı parlıyor







Türkiye'de ve dünyada fitoterapi (bitkisel tedavi), geleneksel bilgiyi kanıta dayalı yaklaşımlarla birleştirerek yükselişe geçti.

2025-2026 yıllarında düzenlenen kongreler, klinik araştırmalar ve üniversitelerin yeni merkezleri ile alan, tamamlayıcı tıp içinde daha kurumsal bir kimlik kazanıyor. İşte son gelişmeler ışığında detaylı bir bakış.






Fitoterapi nedir ve neden yeniden popüler?

Fitoterapi, tıbbi bitkilerin standardize edilmiş preparatlarını kullanarak hastalıkların önlenmesi, tedavisi veya semptomlarının hafifletilmesinde uygulanan bilimsel temelli yöntemdir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından tanınan bu yaklaşım, sadece "bitkisel çay içmek" değil; dozajı belirlenmiş, farmakolojik etkisi kanıtlanmış ürünlerle yapılan kontrollü bir tedavidir.

Son yıllarda artan kronik hastalık yükü, ilaç yan etkilerine karşı doğal alternatif arayışı ve immün sistem desteği ihtiyacı fitoterapiye ilgiyi patlattı.

Özellikle pandemi sonrası dönemde bağışıklık güçlendirici ve anti-enflamatuar bitkisel ürünlere talep yüzde 40'ın üzerinde arttı.






Son dönemde Türkiye'deki önemli kongre ve etkinlikler

Türkiye Fitoterapi Derneği'nin öncülüğünde düzenlenen 5. Fitovizyon ve 2. Fitoterapi Kongresi (11-12 Ekim 2025, Yıldız Teknik Üniversitesi), "Kanserde Beslenme ve Doğal Yaklaşımlar" temasıyla büyük ilgi gördü.

Bezmialem Vakıf Üniversitesi gibi kurumların destek verdiği kongrede, klinik fitoterapi uygulamaları, fonksiyonel beslenme ve tamamlayıcı tedaviler bilimsel oturumlarda masaya yatırıldı.

Ayrıca 2025 Şubat'ta gerçekleşen 4. Fitovizyon Kongresi fitoterapi-aromaterapi ve kozmetik yeniliklerini ele aldı.

2026'da ise uluslararası kalite ödüllerinde "Yılın Fitoterapisti" gibi unvanların verilmesi, alanın profesyonelleşme hızını gösteriyor.






Bilimsel çalışmalar ve klinik kanıtlar artıyor

Yara iyileşmesi alanında Calendula officinalis (ayçiçeği) üzerine 2020-2025 arası yayınlanan çalışmalar, bitkinin yenileyici etkisini doğruladı, yeni hemostatik biyomateryaller geliştirildi.

Romatoid artrit gibi otoimmün hastalıklarda Curcuma longa (zerdeçal), Zingiber officinale (zencefil) ve Tripterygium wilfordii (bir çeşit asma) içeren fitoterapi kombinasyonlarının semptomları azalttığı sistematik derlemelerle gösterildi (Phytomedicine, 2025).

Kabızlık tedavisinde Çin, İran ve Hindistan merkezli 100'den fazla RCT'de Rheum palmatum, Citrus aurantium ve Cannabis sativa gibi bitkilerin etkinliği kaydedildi.

Nörodejeneratif hastalıklar (Alzheimer, Parkinson) için EGCG (yeşil çay) gibi doğal bileşiklerin motor ve bilişsel parametreleri iyileştirdiği klinik denemeler umut veriyor.






Kanser tedavisinde fitoterapi

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve uzmanlar fitoterapinin bazı hastalarda yaşam kalitesini artırabildiğini, yan etkileri azalttığını ve kısmi destek sağladığını belirtiyor.

Kenevir, yüksek doz C vitamini veya bitkisel karışımların "kemoterapiye gerek yok" iddiaları bilimsel temelden yoksun ve tehlikeli bulunuyor. 2026'da yayımlanan açıklamalarda, immünoterapi ve akıllı ilaçların 5 yıllık sağkalımı yüzde 70'lere çıkardığı vurgulanırken, fitoterapi yalnızca tamamlayıcı olarak öneriliyor.






Üniversiteler ve kurumsal adımlar

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Fitoterapi Merkezi, Silivri Belediyesi ile işbirliği protokolü imzalayarak klinik uygulamaları genişletti.

Türkiye'nin tıbbi bitki envanteri dijital ortama taşınıyor, Darüşşifalardan modern farmakognoziye uzanan bir köprü kuruluyor.

Fitoterapi ürünlerinde standartlaşma ve farmakokinetik çalışmalar artıyor, nano-teknoloji entegrasyonu (fitonanoteknoloji) yeni ufuklar açıyor.






Vatandaşlar için öneriler

Fitoterapi güvenli ve etkili olabilir ancak uzman kontrolü olmadan kullanılmamalıdır. Sosyal medya ve internetteki "mucize bitki" iddialarına karşı dikkatli olunmalı. Kronik rahatsızlığı olanlar, ilaç etkileşim riski nedeniyle mutlaka hekim ve fitoterapi uzmanına danışmalı.

2026 yılı, fitoterapinin "alternatif" olmaktan çıkıp, kanıt temelli tamamlayıcı tıp içinde hak ettiği yeri aldığı bir yıl olmaya aday. Bilimsel kongreler, klinik denemeler ve üniversite-sanayi iş birlikleri sayesinde doğa ile modern tıp arasındaki köprü güçleniyor.

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

Amasya'da vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

05.08.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
 
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'nın Taşova ilçesinde vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor. Yukarı Baraklı ve Özbaraklı köylüleri, yıllardır büyükşehirlere göç veren bölgedeki durumun baraj sayesinde tersine döneceğine inanıyor.






Baraklı Şelalesi'nin de bulunduğu bölgede inşa edilecek barajın 20 yıldır gündemde olduğunu hatırlatan Yukarı Baraklı Köyü Muhtarı Osman Yıldız, "Yetkililer bize 2006 yılında baraj yapılacağını söylemişti. Tüm aşamalar geçildi. ÇED raporu hazırlandı. Fakat henüz faaliyete geçip kazmayı vuramadık. Baraj olmadığından dolayı suyumuz boşa gitmektedir" dedi. Önceden belde olan iki komşu köyün toplam arazisinin 8 bin dönüm olduğunu anlatan Yıldız, "Çevremizde de su ihtiyacı olan komşu köyler var. Eğer baraj yapılsaydı komşu köylerin içme suyu ihtiyacı da karşılanabilir" diye konuştu.








"Baraj yapıldığı an köye geri dönüşler başlayacak"

Birçok arkadaşının büyükşehirlerden köye dönüş planı yaptığına değinen Özbaraklı köyünden Hasan Ünkan, "Büyük şehirlerde yaşamak çok sıkıntılı hale geldi. Nüfus yoğunluğu var. Köylerde ise hayvancılık artıyor. Sulama sıkıntısından dolayı köyümüze geri dönüş yapamıyoruz. Baraj yapıldığı an geri dönüşler başlayacak. Köyler canlanacak" dedi. Köylerinin etrafında geniş ormanlar bulunduğunu vurgulayan Ünkan, "Orman yangınlarının arttığı günümüzde burada baraj olması muhtemel yangın tedbirleri açısından çok önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı.







Yıllardır barajın inşa edilmesini beklediklerini söyleyen Yukarı Baraklı Derneği Başkanı Ömer Evci ise, dereye yakın arazilerde elektrik pompaları kullanılarak sulama yapılan sebze ve meyve üretiminde barajın etkisiyle artış olacağına inandığını belirtti.








Ev hanımı Nevin Ünkan ile kahveci İsmail Kılıç da yetkililerden baraj konusunda destek beklediklerini söyledi.

Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı

Büyükçekmece'de meydana gelen göçükte 2 kişinin toprak altında kaldığı ihtimali üzerine başlatılan arama kurtarma çalışmaları, göçük altında kimsenin bulunmadığının tespit edilmesinin ardından sona erdi

04.08.2026 00:30:00 / Güncelleme: 04.08.2026 06:17:18
İHA
 
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Mimar Sinan Sahili'nde meydana gelen toprak kaymasının ardından göçük altında 2 kişinin bulunduğu iddiasına ilişkin yürütülen arama kurtarma çalışmaları sona erdi. AFAD, itfaiye, sağlık ve polis ekiplerinin iş makineleri desteğiyle yürüttüğü çalışmalarda herhangi bir kişiye rastlanmadı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından ekipler bölgeden ayrıldı.








Akşam saatlerinde olay yerinde inceleme yaparak bilgi alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Nuri Arslan, "Saat 18.00 civarı, Büyükçekmece Mimar Sinan Mahallesi'nde bir toprak kayması oldu. Olay duyulunca itfaiye, AFAD ekiplerimiz, Büyükçekmece Belediye Başkan Vekilimiz, Kaymakamımız, Valiliğimizle berabere olay yerine geldik. Şu an itibariyle toprak kayması olduğu yerde, toprak kaldırıldı. Şu ana kadar herhangi bir olumsuzluk yok. Hiçbir can kaybı ile karşı karşıya değiliz, şu an itibariyle de olay yeri temizlenmiş durumda. Burası, kum kaya dediğimiz bir sistem üzerine oturtulmuş ama yukarıda anladığım kadarıyla, tarım yapmış veya yoğun bahçe sulama nedeniyle oluşan bir toprak kayması. İlk ihbar, bir anne ve bir çocuk kaldığı, sonra üç kişi diye bir ihbar geldi ama tüm yetkililerle birlikte bir çalışma yaptık ve olumsuz bir şeye rastlamadık" dedi.








Toprak kayması anında bölgede olduğunu belirten Metin Küçük isimli bir vatandaş, "Buradan geçip sahile giderken bir patırtı koptu. Orada bir aile gördüm. Toprak gelince aile kalktı, oradan çıktılar" diye konuştu.

Olay hakkında konuşan görgü tanığı Çağlayan İşgören ise, "Yıkım anını görmedim ama ambulanslarla itfaiyeyi görünce yangın vardır diye tahmin ettim. Merak edip aşağı indim. Bir anne ile çocuğunun toprak altında kaldığını söylediler ama tam belli değildi. Allah'tan pazar günü olmadı. Yoksa çok insan altında kalırdı. Çünkü pazar günü iğne atsan yere düşmüyor buralarda" şeklinde konuştu.
 
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.