logo
28 EYLÜL 2026

Gazi'ye kâfir diyen İngiliz işbirlikçileri

Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda bir sunum yapan ilahiyatçı yazar Mehmet Emin Koç, "İşgalci İngiliz ve Yunan'a karşı ölüm fetvası vermediler; vatanı müdafaa eden Gazi'ye katl-i vacip eşkıya ve kâfir dediler İskilipli Atıflar ve Said Nursîler" diye konuştu

10.09.2017 00:00:00
 
Gazetemizin yazarı ilahiyatçı Mehmet Emin Koç Trabzon'da gerçekleştirilen Atatürk Vatandır Sempozyumu'nda belgelere dayanan önemli bir tebliğ sundu. Tarihi gerçekleri gözler önüne seren tebliği aynen yayınlıyoruz:
Üniversite talebeleri, 1918'lerde İstanbul'un İngilizler ve Fransızlar başta olmak üzere Haçlı orduları tarafından işgal edildiğini ve İstanbul'u bu vahim işgalden Atatürk'ün kurtardığını bilmiyor? Nitekim bir ay kadar önceydi. Üniversite son sınıfta okuyan bir genç, telefonda şunu soruyordu: "Hocam, gerçekten İstanbul da mı işgal edilmişti? Padişah ne yapıyordu? Ordusu yok muydu? Şeyhulislam ne yapıyordu?" 
Hayret ve şaşkınlık içindeydi. Gerçekten bilmiyordu. Zira AKP iktidarı kurtuluş kutlamalarını kaldırmıştı.
İlçe ve illerdeki kurtuluş günleri kutlamalarına dair Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın makale ve ikazlarının gençlerimizin milli kimliği ve toplum hafızası için ne kadar ne kadar ehemmiyetli olduğunu bir kez daha anladım.
Dedim ki delikanlıya, İngilizler başta olmak üzere işgalciler, 13 Kasım 1918'de Haydarpaşa önlerine demirleyip İstanbul'a girdiler. Fiilen gerçekleşmiş olan işgal, 16 Mart 1920 tarihinde resmi işgale dönüştü. 
Padişah, Sadrazam ve Osmanlı bürokrasisi mandaya teslim olmuştu. Osmanlı'nın idam fermanı olan Sevr'e imza atmışlardı.
Gazi M. Kemal Paşa ve Kuva-yı Milliye kadrosu, Milli Mücadele ile vatanı kurtarma seferberliği başlatmıştı. İstanbul'u işgalden kurtaran işte bu Gazi ordusudur, Gazi M. Kemal'dir. Türk milletinin bu gerçeği öğrenmesine mani oldular, öğretmediler, öğretmiyorlar.
Gazi kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinin 3. Kolordu komutanı Şükrü Naili Paşa, devletin tapusu olan Lozan Antlaşmasının tescilinden sonra, 6 Ekim 1923'te İstanbul'un işgalini sonlandırmış. İstanbul'un işgali 4 yıl 10 ay 23 gün sürmüştü.

Türk milletinin idam fermanı Sevr ve işgal günleri

1915 sonrasında Mondros mütarekesi (30 Ekim 1918) ve Sevr'e muhatap olan Osmanlı imparatorluğuna, Anadolu'muza şöyle bir göz atalım: İşgal güçleri çullanmışlar. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ermeniler, Yunanlılar? 
Boğazları kontrol altına alan İngilizler, Çanakkale'den Kars'a birçok vilayeti işgal ettiler. 
Yunanlılar, Ege Bölgesi'ne konmak üzere 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgale başladılar.
Mondros Ateşkes hükümleri galip devletlere gerekli gördükleri her yeri işgal etme hakkı tanıyordu.
Türk milleti olarak bize de Ankara yakınlarında kabristan mesabesinde bir parça toprak bırakmışlar. 
Devrin yeniyetme Amerikası ise, Deniz Filo'suna ait 5 adet savaş gemisini Dolmabahçe Sarayı önünde demirlerken, "USS Bainbridge (DD-246)" adlı savaş gemisi, işgal edilmiş İstanbul'da Kabataş açıklarındaydı.
İşgalcilerle "işbirliği" içindeki Ermeni ve Rumlar, Ortahisar'daki Trabzon Hükümet Konağına işgal birlikleri gelecek diye onları karşılamak için bekliyordu. Ellerinde ABD bayrakları vardı. (1916).
Tüm Haçlı işgalcileri, kurtlar sofrasına konmuş Osmanlı'dan pay kapmak için çullanmışlar Anadolu'ya.
İşgalin Fransız generalleri, İstanbul'un kalbi Beyoğlu caddelerinde ve Galata'da zafer turları atıyor; camilere kilit vuruyorlardı.
Bu işgal tablosunun şahı olsan, padişahı olsan, halifesi olsan ne olur?!
O dönem İstanbul payitahttır, Osmanlı'nın başkenttir. Lakin İstanbul işgal altındadır. 
Hakikat şu ki, hiçbir işgalci güç, kendine yerli işbirlikçiler ve içeriden taşeronlar edinmeden bir vatanı işgal edemez, işgalde başarılı olamaz. Anadolu'nun işgalinde de bunu yaptılar; sarıklı-cüppeli hocaları ve şeyhülislamları kendilerine taşeron yaptılar, Milli mücadeleye karşı çıkarttılar.

İşgalciye değil; vatanı savunana ölüm fetvası

Bu işgal tablosu ortasında Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit, Gazi M. Kemal Atatürk ve arkadaşları için idam fermanı çıkartırken; Şeyhulislam Dürrizade, eski Şeyhulislam ve İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucu üyesi Mustafa Sabri, Teâli-i İslam şemsiyeli İskilipli Atıf ve Said Nursîler de Haçlı işgalcilerine karşı Milli Mücadeleyi başlattığı için Gazi M. Kemal hakkında cani, eşkıya ve katl-i vacip fetvaları çıkartıp İkdam gazetelerinde yayınlıyor. Bu fetvalar ise İngiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya dağıtılıyor. (Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadelede Din Adamları, c.2, s.27-55, Ankara, 1999; Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Ulusal Bağımsızlık Savaşında Milli Varlığa Düşman Cemiyetlerden Teali-i İslam'ın Bir Bildirisi, Tarih ve Toplum Dergisi., sy. 102, s. 19-22).
Padişah-halife Vahdettin efendi, Şeyhulislam Dürrizade ve Mustafa Sabriler, İskilipli Atıf ve Said Nursiler, vatanı işgal eden Haçlılar hakkında idam ve katl-i vacip fetvası çıkartmak yerine; İngiliz, Fransız, Yunan Haçlı işgalcilerine karşı çıkıp vatanı kurtarmak için Nutuk'taki ifadesiyle "Milli Mücahede" başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı ve katl-i vacip eşkıya ve kafir fetvası çıkartıyorlar?
Dün vatanı müdafaa edenlere karşı bu fetvaları verip ölüm fermanları çıkartanların çağdaş uzantıları, bugün Amerikan, Vatikan, AB, Rum, Yunan ve BOP yanlısı söylem ve siyasetleriyle aynı kuyuya taş atıyor; bugün de Ehl-i beyt nefesiyle Atatürk gibi elbette Bağımsız Türkiye, elbette önce vatan, elbette önce birlik ve kardeşlik diyen Prof. Dr. Haydar Baş'ı güya dillerine dolamaya kalkışıyorlar. 

Dünden bugüne azınlık sevdalıları hep var?

İşgal günlerinde Amerikan bayrağı sallayan azınlıklar vardı; bugün de Amerikan-Vatikan sözcüsü pozunda Yunan ve Rumluk sevdalıları var.
Adamın, pardon koyunun olmadığı yerde, keçiye Abdurrahman Çelebi derler?
Akit'in kalemşörüne de Abdurrahman Dilipak derler? Rumluk ve Rumculuk bağlamında bakın neler diyor:
- Kendimize biraz Latin, biraz Fransız, biraz İngiliziz galiba. (08 Nisan 2013, Akit).
- Anadolu halklarının ortak kimliğidir Rumluk. Rumluk bir etnik kimlik değil. Yunan kimliği de bizim ulus kimlik gibi bir şey, Rum kimliği de öyle? (09 Nisan 2013, Akit).
- Anadolu coğrafyasında yaşayan herkes Rumdur. Müslümanı da, gayrimüslimi de, Türk'ü, Arab'ı, Kürd'ü, Rum dedikleriniz, Ermeni dedikleriniz hepsi Rumdur? Mübadele aslında her iki halka karşı bir tuzaktı. Bana sorarsanız Rumlar evlerine geri dönsünler? Yunanistan'la sınırlarımızı kaldıralım. (13 Temmuz 2015, Akit).
- İşin aslı şu, Anadolu'da yaşayan herkes Rum'dur. Müslümanı da Hristiyanı da, Türk'ü de, Arabı da Kürdü de. Burası Romadır! (11 Mayıs 2017, Akit).
Bu Abdurrahman efendi diyor ki: "Öğretmenler aslında toplumun temel baş belasıdır? Ben çocuklarımın ikisini okula göndermedim. Okula gönderdiklerime de sakın öğretmenlere inanma dedim." (09 Ocak 2016, Akit).
Bunu diyen Abdurrahman çelebi, kızını okula göndermemiş de nereye göndermiş; Vatikan'a? Kimin tavsiye ve koordinasyonuyla? 
Fetullah Gülen'in hamisi Papaz Maroviç'in koordinasyonunda? Kendisi açıklıyor.
İktidarın sakallı-şalvarsız vekili Süleyman Gündüz, ise "Biz, Bizans'ın değil, Roma'nın mirasçısısyız" diyordu, FETÖ'nun Aksiyon dergisine 29 Kasım 2004'te?
Düne kadar Yunan Mezalimi müsveddeleriyle kasaba tarihçiliği yapan kırmızı fesli katırlar ise, bugün keşke Yunan galip gelseydi diyorlar!
Bu zihniyet, Ehl-i Beyt ve Hacı Bektaş Veli nefesiyle Anadolu'da mayalanan ve Gazi M. Kemal Atatürk'ün Lozan'a nakşettirdiği "Müslüman olan herkes Türk milletidir; azınlık ancak gayr-i müslim olanlardır" kimliğini ve temelini yok etmeye dönük anlayıştır. 
FETÖ'nün yürüttüğü diyalog projesinin hedefi de bu kimliği ve birliği yok etmekti. FETÖ'yü semirten ve FETÖ'nün aklı ve sermayesiyle semiren İslamcı kisveli bu Yunancı ve Rumcu anlayışın hedefinde de, bu Türk milleti kimliği ve birliği vardır? Çeyrek asırdan beri devlet-millet topyekun bunların değirmenine su taşırken; bütün bu oyunları bozan tek ilim, gönül ve siyaset adamı olmuştur, o da Prof. Dr. Haydar Baş'tır.
Dün olduğu gibi bugün de Türkiye, bu Bizansçı-Romacı-Rumcu-AB ve ABD'ci zihniyet ile Bağımsız Türkiye anlayışı arasında gidip gelmektedir. 
Kurtuluş ise dün olduğu gibi bugün de Bağımsız Türkiye azmi ve kararıyla mücadelededir. 
Dün bu milli kurtuluş ve kuruluşun adı Gazi M. Kemal idi; bugün ise onun yolunda Prof. Dr. Haydar Baş'tır.

İşgalci Yunan ile aynı fetvada buluşanlar!

16 Mart 1920'de İstanbul'un resmi işgali tescillenirken, 11 Nisan 1920'de Padişah ve Şeyhulislam Dürrizade, Milli Mücadeleyi sürdüren M. Kemal hakkında katl-i vacip eşkıya fermanı ve isyankâr kâfir fetvası çıkartmış, devletin resmi organı Takvim-i Vekayî ve Peyam-i Sabah'ta yayınlamıştı (Bkz. Takvim-i Vekayi, 11 Nisan 1336/1920, No: 3824; Peyam-i Sabah, aynı gün, No:493).
Dürrizade fetvası şunu diyordu: "Padişahın sadık tebasını hile ve yalanlarla aldatan bu kötü kimselerin işledikleri kötülüklerden memleketi temizlemek ve kulları fenalıktan kurtarmak dinimizce gerekli olup, bunların Allah'ın "Öldürünüz" emri gereği öldürülmeleri şeriata uygun ve farzdır? Padişahın bu asilerle savaşmak için verdiği emre itaat etmeyen Müslümanlar da, günahkar ve suçlu sayılıp şeriata göre cezaları tatbik edilmesi haktır." (Bkz. Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadelede Din Adamları, c. 2, s. 30-31).
Fevzi Çakmak Paşa, bu fetvaların İngilizlerin aklı ve baskısıyla çıkartıldığını açıklamaktadır TBMM'de. (TBMM Zabıt Ceridesi, c.1, s.92).

Teal-i İslam şürekasının uydurduğu fetvalar

Bu arada Said Nursî, Teali-i İslam Cemiyeti başkanı İskilipli Atıf, Şeyhulislam Mustafa Sabri ve Cemiyet-i Müderrisin şürekası da, Gazi M. Kemal ve Kuvva kadrosunu kafir, bağiy ve katl-i vacip cani ilan eden benzer fetvaları 16-26 Eylül 1919'da İkdam gazetelerinde yayınlamışlar; uyduruk fetva Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya dağıtılmıştı.
Şöyle deniyordu fetvalarda: "Devletler şimdi bize, 'Eğer Anadolu'da Kuvâ-yı milliye isyanını devam ettirir ve bastıramazsanız İstanbul'u da elinizden alacağız' diyorlar. Kuvâ-yı milliye eşkiyası ise İstanbul'u da elimizden çıkartmak ve memlekete son hizmet şeklinde son ihanetlerini de yapmak için çalışıyorlar? Birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler var idi. Siz bu zalimlerin cinayetlerine ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız fetva Allah'ın emridir, okuduğunuz hatt-ı münif ki halifemizin, padişahımızın bir fermanıdır, siz Allah'ın emrine halifenin fermanına ittibâen bu cânileri, bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellefsiniz. Bunların varlıklarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur." (İkdam Gazetesi, 16-26 Eylül 1919, İstanbul; Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Ulusal Bağımsızlık Savaşında Milli Varlığa Düşman Cemiyetlerden Teali-i İslam'ın Bir Bildirisi, Tarih ve Toplum Dergisi., sy. 102, s. 19-22; Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATAŞE) Arşivi Kİ: 86. D: 144 (318) Fh: 240).
Benzer fetvayı işgalci İngiliz ve Yunan işbirlikçisi İskilipli Atıf ve Mustafa Sabrilerin Teâli-i İslâm Cemiyeti dağıtıyordu. (ATAŞE Arşivi, Kls. 525, Ds. 129, F.1-14; Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, "Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin Milli Mücadele ve Atatürk İnkılapları Karşıtı Tutum ve Davranışları", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, s. 39, ss. 804-884).
Yunan ve İngiliz uçakları da, Milli Mücadeleyi sürdüren Gazi ve kadrosunu kafir ve katl-i vacip ilan eden bu uyduruk fetvaları fotokopi edip Anadolu'ya atıyorlar; "?Zabitleriniz ve kumandanları bulunan Mustafa Kemal kendi kanınızla bol bol maaş, rütbe ve nişân ve servet ihrâz için sulhun akdini arzu etmeyip harbin devamını tercih etmektedirler. Yunan ordusu sizleri köle etmek için değil, bilâkis kan ve terinizi emmekte bulunan muhtelif beylerin zulmünden sizleri halas etmek için gelmiştir" diyorlardı. (TİTE Arşivi Kutu No:71, Gömlek No:32, Belge No:1).
Ne tesadüf ki, Halife-padişah, Şeyhulislam Dürrizade ve Mustafa Sabriler, İskilipli Atıflar ve Said Nursiler, Yunan işgalcileriyle aynı fetvada buluşuyorlardı.

Diyanet, tabelasını değiştirse yeridir

Bu aziz vatanı Haçlılardan temizleyip Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Atatürk'ün oluşturduğu Diyanet İşleri Başkanlığı hangi hakla, hangi iz'an ve hangi akılla, Atatürk'e canî ve katl-i vacip bağiy fetvası veren Said Nursî'nin binbir türlü batılları içeren risalelerini basıp pazarlayabiliyor? 
Aynı Diyanet'in İSAM kuruluşu, kime hizmet ederek Milli Mücadele yıllarında Atatürk'e dinsiz ve kafir fetvası vererek işgalcilerden yana saf tutan İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucu üyesi Şeyhulislam Mustafa Sabri için özel çalıştay düzenleyip güzellemeler yapabiliyor?! 
Aynı Diyanet, Vatikan'ın diyalog projesinde de FETÖ ile yarışırcasına hizmet verdi, yirmi yıl boyunca çuvalladı, diyalog imtihanını hep kaybetti. 
Vaziyeti bu iken; bu yanlışları sürdürecekse, Diyanet'in yapması gereken iş, başkanlık tabelasını indirip; yerine, Çağdaş İngiliz Muhipler Cemiyeti ya da Modern Amerikan Mandası Savunucuları Başkanlığı yahut Vatikan Muhipleri Cemiyeti veya Vatanı Savunanları Dinsiz İlan Edenleri Sevenler Derneği tabelaları asmaktır. 
Diyanet'in, asla, vatan ve din eksenli yanlış yapma lüksü yoktur. Bu bağlamda birçok kere Diyanet'in en üst düzey yetkililerini yine Prof. Dr. Baş ve kadrosu uyarmıştır. 
Bütün bunlardan çıkan netice şudur; vatan, devlet, millet ve mukaddesatın gerçek sahipleri, Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosudur.
Toplum, bu hakikati idrak ettiği gün, Türk milleti ve devletinin yeniden kurtuluş ve şahlanış günü olacaktır. OKAN EGESEL


 

SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”

Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları “banka ve müşteri sırrı” gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda “sır” perdesi ne zaman kalkacak?

28.09.2026 19:40:00
Haber Merkezi
 
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde paraların akıbeti ve denetim tartışılırken, yıllardır kamuoyunun yanıt beklediği başka bir dosya yeniden gündemde: Ziraat Bankası'ndan Demirören Grubu'na kullandırılan yüz milyonlarca dolarlık kredi. Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda "sır" perdesi ne zaman kalkacak?

Fon skandalında yüz binlerce yatırımcı bekliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026'da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın 23 Eylül'deki açıklamasına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Fon krizinde toplam büyüklük konusunda farklı rakamlar gündeme gelirken, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü çeşitli hesaplamalarda 826 milyar lira ile yaklaşık 891 milyar lira arasında gösteriliyor.

Süreç yalnızca finansal kayıplar açısından değil, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği açısından da tartışılıyor. Soruşturma kapsamında 24 Eylül itibarıyla tutuklu sayısının 26'ya yükseldiği bildirildi.

BİR TARAFTA YATIRIMCININ PARASI, DİĞER TARAFTA KAMU BANKASININ KREDİSİ

Fon krizinde yüz binlerce yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle geri ödeneceğini beklerken, kamuoyunun yıllardır yanıt aradığı başka bir dosya da yeniden hatırlanıyor.

Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alma sürecinde Ziraat Bankası'ndan kullandığı 800 milyon dolarlık kredi, uzun süredir tartışma konusu.

Kredinin akıbetine ilişkin TBMM'ye yöneltilen sorulara Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği yanıtta ise ayrıntılar "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklanmadı.

NE OLMUŞTU?

Kredi, 2018 yılında Demirören Holding'in Doğan Medya Grubu'nu satın alması sürecinde gündeme geldi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre başlangıçta 800 milyon dolar olarak ifade edilen kredi, yeniden yapılandırmalar sonrasında 895,6 milyon dolarlık bir borç tutarına ulaştı ve 2022'de yüzde 4 faizle 14 yıl vadeye yayıldı.

Daha sonra Sayıştay'ın 2023 yılı incelemelerinde de borcun yapılandırmalara rağmen ödeme planına uygun şekilde ödenmediği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla Demirören'e ilişkin borç tutarının 30 milyar 208 milyon TL'yi aştığı belirtildi.

8 Ocak 2026: CHP Parti Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Zeynel Emre, Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alması için Ziraat Bankası tarafından kullandırıldığı belirtilen 800 milyon dolarlık kredi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle TBMM'ye soru önergesi verdi.

18 Şubat 2026: Önergeye Şimşek imzalı yazılı yanıt verildi. Yanıtta, Ziraat Bankası'nın açıklaması aktarıldı ve krediye ilişkin ayrıntıların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesindeki "sırların saklanması" hükümleri kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu belirtilerek paylaşılmadı.

21 Şubat 2026: Bu yanıt basına 'Demirören kredisine sır perdesi' şeklinde yansıdı.

"SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?"

Fon krizinde SPK'nın müdahalesiyle birlikte "Kim denetledi, riskler neden daha önce görülmedi, yatırımcıların parası nasıl korunacak?" soruları sorulurken, kamu bankası kaynaklarının kullanıldığı Demirören kredisi konusunda da benzer bir şeffaflık tartışması yaşanıyor.

Buradaki kritik fark ise şu: Fon krizinde söz konusu olan yatırımcıların özel tasarrufları, Demirören dosyasında ise kamu bankası Ziraat'ın kullandırdığı kredi.

Dolayısıyla tartışmanın merkezindeki soru yalnızca "borç ne kadar?" değil.

Kamu bankasından verilen yüz milyonlarca dolarlık kredinin bugünkü durumu nedir, ne kadarı tahsil edildi, hangi koşullarda yapılandırıldı ve kamu bu süreçte ne kadar risk üstlendi?

Mehmet Şimşek'in "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle ayrıntıları açıklamaması, bu soruların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fon krizinin ardından gözler yeniden eski dosyalara çevrilirken, "Fonlardaki paranın hesabı sorulurken, Demirören'in kamu bankasına olan borcunun hesabı ne zaman açıklanacak?" sorusu da yeniden gündeme taşınıyor.

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu

Gaziantep-Nurdağı kara yolunda yolcu otobüsü ile otomobilin kafa kafaya çarpıştığı feci kazada hayatını kaybeden 2'si çocuk 7 kişinin kimlikleri belirlendi. Otomobilde bulunan ve aynı aileden olan kurbanların cenazeleri otopsi işlemlerinin ardından Hatay'a gönderilirken, hastaneye kaldırılan 16 yaralıdan birinin durumunun ciddiyetini koruduğu açıklandı

28.09.2026 11:40:00 / Güncelleme: 28.09.2026 11:43:58
Haber Merkezi
 
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep'in Şehitkamil ilçesi kırsal Acaroba Mahallesi yakınlarında dün akşam saat 18.06'da meydana gelen, 34 HBS 100 plakalı yolcu otobüsü ile 31 AHB 98 plakalı otomobilin çarpıştığı feci kazanın bilançosu netleşti.

Hatalı sollama sonucu kontrolden çıkan otomobilin şerit ihlali yaparak otobüsün önüne kırılmasıyla gerçekleşen kazada, adli tıp kurumundaki kimlik tespit çalışmaları tamamlandı.

Aynı aileden 7 can yok oldu

Yapılan incelemelerin ardından otomobilde can veren sürücü ve yolcuların tamamının Hatay nüfusuna kayıtlı akrabalar olduğu belirlendi. Feci kazada hayatını kaybeden vatandaşların isimleri şu şekilde açıklandı:

• Gülistan Özdemir (46)

• Nisanur Özdemir (23)

• Zeynep Alin Özdemir (6 - Çocuk)

• Senem Gökşen (44)

• Atakan Gökşen (1 - Bebek)

• Fatma Balık (73)

• Gülhan Yaman (47) 

Gaziantep Adli Tıp Kurumu morgunda geceden bu yana süren otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından, 7 kişinin cenazesi ailelerine teslim edilerek defnedilmek üzere memleketleri Hatay'a uğurlandı.

1 kişinin hayati tehlikesi sürüyor

Kazanın ardından yan yatan midibüsten çıkarılarak kentteki çeşitli hastanelere sevk edilen 16 yaralının tedavisi hassasiyetle sürdürülüyor. Gaziantep Vali Yardımcısı İlker Eker, ilk saatlerde otobüsteki yolcuların büyük bölümünün hafif ve orta dereceli yaralanmalara sahip olduğunu bildirmişti.

Ancak gelişmeleri yakından takip eden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sosyal medya hesabından yaptığı son güncellemede, yaralılardan 1 vatandaşın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğunu ve hayati tehlikesinin devam ettiğini duyurdu. Diğer 15 yaralının ise genel durumlarının iyi olduğu ve hayati risklerinin bulunmadığı öğrenildi.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 1 Başsavcı Vekili ve 2 cumhuriyet savcısı eşliğinde, otobüs içi kameralar ve çevre güvenlik kameraları incelenerek kazayla ilgili geniş çaplı adli tahkikat sürdürülüyor.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.