logo
22 TEMMUZ 2026

Genç Üniversite

12.08.2001 00:00:00
 
Türkiye'yi bölme hedefleri ve Batı'nın 'Büyük Ermenistan' oyunu-I

Oğuz Köroğlu

Müslüman Türkler'de Medeniyet

Türk Milleti, tarihin her dönem ve devrinde teknikte, sanatta, zanaatte; kısaca medeniyette insanlığa örnek olmuş necip bir millettir.

Dini ve milli temelleri tarihin derinliklerine kadar uzanan milletimizin medeniyeti ve de sahip olduğu insanlık vasfları, denilebilir ki dünyanın hiç bir milletinde yoktur. Bu münasebetten olacak ki, geçmişimizde çeşitli dinlere mensup olan insanlara merhamet ufkumuz sonsuz olmuştur. Bizdeki inanç atmosferi her türlü insana merhameti, rifkati, şefkati gerektirirken, milli gelenek ve göreneklerimizde Yunuslarımız, Mevlanalarımız hep bu ölçüyü korumuşlardır. (1)

Ne hazin tecellidir ki, tarih boyunca hak ve adaletin, sevgi ve merhametin bayaktarlığını yapan Türk Milleti, aynı zamanda çok acı olaylara ve ihanetlere de şahit olmuş, güçlü olduğu dönemlerde sadık gibi gürenenler, zayıflayınca kendisini parçalama ve topraklarını paylaşma yarışına girmişlerdir.

Azınlıkların İhanet Yarışı

İşte, Osmanlı döneminde asırlarca millet-i sadıka olarak bu ülkede Müslüman Türkler ile birlikte kardeşçe yaşayıp sosyal, kültürel, askeri, dini, iktisadi her türlü hak ve hürriyetlerden, sayısız imtiyaz ve nimetlerden yararlanmış olan Ermeniler de, diğer gayr-ı müslim, azınlıklar gibi bu ihanet yarışında yer almışlar; Kazım Karabekir Paşa'nın tespitiyle, "Masonluk müessesesini, siyasi maksatlarına ulaşabilmek için bir basamak olarak kullananların aşılması sonucu, vatan ve insaniyet kelimelerine verdikleri zehirli manalarla" (2) harekete geçerek devleti ve milleti felaketten felakete sürüklemişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki hakimiyetini yok etmek, topraklarını ve halkını parçalayarak kendi siyasi, iktisadi emellerine kavuşmak isteyen İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika'nın el altından kışkırtmaları ve Hıristiyan kiliselerin organize ettikleri misyonerlik faaliyetleri neticesinde Ermeniler, doğuda "Büyük Ermenistan" idealiyle ayaklanarak isyan çıkarmışlar, Anadolu'da ve Kafkaslar'da milyonlara varan Türk halkını acımasızca katletmişlerdir. Zira onlar, "Vatan ve insaniyete yemin ederken vatandan kendi müstakil vatanlarını anlamışlar; insaniyete de, Türk'ü imha etmek manasını vermişlerdi... " (3)

Osmanlı'da Ermeniler

Türkler, Anadolu'yu fethettiklerinde burada bağımsız ve egemen bir Ermeni varlığı ile karşılaşmamışlardı. Çünkü Ermeniler bu bölgede köklü bir devlet kurabilecek nüfusa ve de nüfuza sahip değillerdi. Bizans'ın ezici yönetiminde azınlık olarak yaşıyorlardı. Ermeniler, tarihen malum oldukları zamandan beri kuzeyde, Karadeniz ve Gürcistan; güneyde, Mezopotamya denilen bölge, İran ve Suriye; doğuda, Hazar Denizi; batıda ise Anadolu ile çevrili saha içerisinde dağınık bir biçimde yaşamakta idiler. Zaman zaman küçük prenslikler kurmuşsalar da, kısa süreli varlıklarını güçlü devletlere tabi olmak ve vergi vermek suretiyle uydu olarak sürdürebilmişlerdi. Dolayısıyla bu topraklarda hiç bir zaman devamlı, müstakil bir Ermeni varlığı mevcud olmamıştır. (4)

Tarih boyunca çeşitli milletlerin egemenliğinde hayat sürmüş olan Ermeniler, hiçbir dönem ve devirde Osmanlı yönetiminde olduğu kadar serbest ve müreffeh olmamışlardı. Fatih Sultan Mehmet Cennetmekan Hazzretleri'nin İstanbul'u fethiyle bu şehrin kapıları, Türkler'le birlikte Ermenilere de açılmıştı. Hesapsız ikram ve ihsanlara kavuşan Ermeni azınlıklar, Osmanlı Devleti'nin gayr-i müslimler ile ilgili müsamahalı politikası sayesinde dillerini koruyabilmiş, dinlerini özgürce yaşayabilmişlerdir. Ülkede istedikleri yerlere yerleşmiş; sanat, zanaat ve ticaretle uğraşmış, nazırlığa (bakanlık) varıncaya dek devletin en üst idari birimlerinde dahi görev almışlardır. Kaynaklar; Ermeniler'den 29 paşa, 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Başkonsolos ve Konsolos, 11 Üniversite Öğretim Üyesi ve 41 yüksek rütbeli memurun Osmanlı devlet hizmetinde bulunduklarını yazmaktadır. (5)

Osmanlı'nın Adalet Ufku

Koca Çınar Osmanlı, tarihlerinde ilk defa olarak Ermenilere; dinlerine, dillerine ve geleneklerine serbestçe sahip olabilmeleri hakkını tanımıştı. Çocuklarını diledikleri gibi okutma, kendi okullarını açma ve yönetme, öz dillerinde kitap ve gazete yayınlayabilme imkanlarını sağlamış; can, mal, ırz ve namusları teminat altına alınarak Türklerle birlikte huzur içinde yaşamaları temin edilmiştir. Varlık sahnesinde hiçbir devlet ve hükümdarlardan görmedikleri bu ilgi, Ermeni toplumunu Osmanlı'ya bağlayan en önemli etken olmuştu. Osmanlı Tarihinde Ermeniler'den "teb'a-i sadıka" olarak bahsedilmesi, onların, milletimiz nezdindeki güven ve itibarlarının bir ölçüsüydü. Öyle ki, Türkçe konuşmayan, Türk-İslam geleneklerini Türkler gibi benimsemeyen Ermeni ailesi yok gibiydi. Veya zikredilmeyecek kadar azdı. Doğu bölgelerimizde çoğu Ermeni kadını, Türk hanımları gibi çarşaf giyerlerdi. (6)

Devlet, ilk yıllardan itibaren beraber yaşadıkları sürece Ermeni sanatkar, tüccar ve köylüsüne ilgiyi hiç bir zaman esirgememiştir. Bu sayede Ermeniler iktisaden en müreffeh seviyeye ulaşmışlar, bilhassa sarraflık ve kuyumculukta çok ileri gitmişlerdi. Dünyanın çeşitli yerlerinde özellikle Rusya'da Ermeniler gayet hakir görülür ve türlü baskı ve zulüm altında yaşarken, Osmanlı idaresinde tarihlerinin en mes'ud yıllarında bulunuyorlardı. Bir Ermeni yazarın ifadesiyle söylemek gerekirse, "Ermenilerin zenginliği efsanevi bir hal almıştı." (7) Bu gerçeği teslim eden yazarlardan biri de M. Varantyan. Yazar, 'Ermeni Harekatının Tarihi' adlı Ermenice kitabında şunları ifade etmektedir: "Türkiye Ermenisi, Rus Ermenisine göre Ermeni kültürü, tarihi, lisanı, edebiyatı itibariyle çok kuvvetli ve serbest idi. 19. yüzyıl dönemlerinde Ermenilik bir millet olarak henüz Avrupa'da bilinmiyordu. Avrupalılar bunları İstanbul'dan biliyordu. Ermenileri yeryüzüne dağılmış tüccarlar, kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmeyen Yahudiler gibi vatansız, milliyetsiz kimseler olarak tanıyorlardı." (8)

Emperyalizmin Ermeni Oyunu

Fakat; idaresinde bir 'teb'a-i sadıka' olarak yaşamışken bu defa Türkler'in ezeli hasımlarının tahriklerine kapılan Ermeniler, yüzyıllarca kendilerine en büyük nimetleri sunan Osmanlı'ya açıkça ihanet etmişler, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere Batı'nın politika oyunlarında piyon olmayı yeğlemişlerdir. Bu durum, 19. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde, özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında İngiltere ve Rusya arasındaki rekabetin yarattığı bir emperyalizm sorunu olarak açıkca belirmeye başladı. Ermeniler, bundan sonra Osmanlı Devletinin bütün Hıristiyan unsurları gibi bağımsız bir devlet kurmanın çabası içine girmişlerdi. Boğazlar üzerinden Akdeniz'e açılmak hususundaki tarihi emellerinin önüne, buraların stratejik önemi dolayısıyla Avrupa devletlerince set çekildiğini gören Rusya, sıcak denizlere inme gayesini gerçekleştirebilmek için Doğu Anadolu'da müstakil bir Ermenistan kurdurmak sonra da Ermenileri elde ederek, onları basamak olarak kullanmayı tasarlıyordu. Osmanlı Devleti üzerinde iktisadi, siyasi çok girift hesapları olan İngiltere ise, güneye inmek isteyen Rusya'ya karşı doğuda kendi emelleri doğrultusunda tampon bir Ermeni devleti kurulmasından yanaydı. Onlara göre Rus sınırına yakın bir bölgede kurulacak Ermeni devleti, Rus Ermenilerinin de kavmiyetçi duygularını harekete geçirecek, bu durum en azından Rusya'yı İngiltere karşısında zayıflatacaktı... Görüldüğü gibi Ermeni sorunu, Ermenilerin kendi içinden ve ihtiyaçlarından değil, güçlü devletlerin bölge üzerindeki çıkar hesaplarından kaynaklanıyordu. Bu oyunda Ermeniler, kukla olmanın ötesinde bir rol icra etmemişlerdir. Ne var ki, Osmanlı Devleti savaşta uğradığı ağır yenilginin baskısı altında imzaladığı Ayastefenos ve onun yerini alan Berlin antlaşmalarıyla, Ermenilerle ilgili ıslahatlar yapmayı kabul ediyordu. (9)

Osmanlı'yı Parçalama Faaliyetleri ve Misyonerlik

Kendi hesaplarını gizlemek için meseleyi bir insanlık ve Hıristiyanlık meselesiymiş gibi göstermeleri, kiliselerin ve misyonerlerin de bu emeldeki sinsi rolünü ortaya koymuştur. Esasen Osmanlı'yı parçalama gayesine yönelik plan ve projeler hep bu misyoner ajanlar vasıtasıyla bilfiil ortaya konmuştur. Batılı Katolik ve Protestan misyonerler 19. yüzyıl Osmanlı Devleti'nde aktif olarak faaliyet yapmışlardır. Bu amaçla misyoner kiliseler, okullar, hastaneler ve diğer hayır kurumları açmışlar; kapitülasyonların himayesinde, Avrupa güçlerinin diplomatik yardımlarına sığınarak faaliyetlerini rahatça yürütmüşlerdir. Sadece Elazığ'da 83, Diyarbakır'da 32, Erzurumda 24, Bitlis'te 22 misyoner okulun varlığı belirtilmektedir. 1904'te Osmanlı topraklarında Amerikan devlet okulu olarak 400, rahiplerin 306, rahibelerin 354 okulu vardı. Bu misyoner faaliyetleri, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde Batı kültürünün ve fikrinin yayılmasında güçlü araçlar olmuşlar, bununla beraber imparatorluk bünyesindeki azınlıkların siyasi sadakatlerini yok etmeye çalışmışlardır. (10) Bu maksada yönelik olarak da İngilizler, Osmanlı toplum hayatında kavmiyetçilik, din ayrımı, mezhep ihtilafları, renk ayrımı, kabile ve arazi ihtilaflarını tutuşturmak üzere Ortadoğu ve başkent İstanbul'a yüzlerce ajan-misyoner göndermişlerdir. Bu misyonerlerin iki temel gayesi vardı: Birincisi, Osmanlı'yı yıkmak; diğeri, Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak. (11)

Ermeni Papazların Melanetleri

Dr. Rıza Nur, bu konuda şunları söylemiştir: "Merzifon ve sair Amerikan kolejlerinde okuyup Protestan ve bunlardan da papaz olan Ermeniler, yıllardan beri Amerika'da gayet hummalı bir propaganda yapıyorlardı. Ermenilerin mazlum, istiklale layık olduğunu, Anadolu'nun eski asırlardan beri kendilerinin olduğunu, Türklerin zalim olup din hürriyeti vermediklerini, Müslümanlığın, Hristiyanları kesmeyi sevap saydığını, Türklerin Ermenilere sırf bu yüzden katliam yaptıklarını söylüyorlardı. Zamanla bunlar yer tutmuş, sahih zannedilmiş, Amerikalılar'da Ermenilere karşı büyük bir teveccüh hasıl olmuştu. Hatta, Harb-i Umumi'de Ermeni katliamı diye ilk yaygarayı koparanlar da yine bu Ermeni Protestan Papazlardı. O vakit Amerika, İngiltere ve Fransa'da bu hususta aleyhimize yüzlerce risale ve makale neşredildi. Bunların hepsi de, bu papazların raporuna istinaden yazılıyordu." (12)

Resmi görevde bulunduğu Van ve Bitlis vilayetlerinde 5 sene dolaşarak buraların istatistiğini çıkaran Rize Konsolosu Rus General J. Mayewski'nin; yazmış olduğu "Van ve Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği" adlı eserinde önemli tespitleri vardır: "Ermeni ayaklanması Ermenilerin; kamuoyunda milliyetçilik, hürriyet ve bağımsızlık fikirlerinin yayılması sonucu siyaset ile meşgul olmaları, bu fikirlerin Batılı hükümetler tarafından tahrik edilmeleri ve Ermeni papazların gayretleri ve telkinleriyle ortaya çıkmıştır." (13) "Ermeni din adamlarının dini çalışmaları yok gibiydi.Buna karşın, Ermeni papazları kavmiyetçilik fikirlerini yaymak hususunda çok çalışmışlardır. Yüzyıllardan beri, din hizmetlerinin yerine, Müslümanlara karşı din düşmanlıklarının aşılandığı esrarengiz kiliselerin duvarları arasında bu tür fikirler gelişmiştir..."(14)

Ermeni ihtilal cemiyetleri ve tedhiş komiteleri

Ermenistan'ı ihya meselesi, 1839'da ilan edilen 'Tazminat Fermanı' ve 1856'da ilan olunan 'Islahat Fermanı' ile fikir sahasından çıkıp bir hedef haline geldi. Paris'te kurulan "Mıhtaryan-Muratyan Mektebi" Ermeni harekatını idare edecek gençleri yetiştirmeye başladı. Protestan misyonerlerin kurduğu "Ermeni İncil Cemiyeti" bu harekete önayak oldu. Bilahare, bu maksatla daha bir çok cemiyetler kuruldu. (15) 1860'lı yıllarda sosyal amaçlarla kurulmaya başlayan dernekler, sonradan dış teşvik ve yardımlarla Osmanlı Ermenilerini devlete karşı ayaklandıran komitelerin ilk tohumları olmuştur. İlk teşebbüs, 1860'ta kurulan "Hayırsever Cemiyeti" dir. Bunu, "Fedakarlar Cemiyeti" takip etmiştir. Daha sonra 1870 ile 1880 yılları arasında özellikle Van bölgesinde kurulan "Araratlı Cemiyeti", merkezleri Muş'ta bulunan, "Mektepsevenler", "Şarklı" ve "Kilikya" cemiyetleri kuruldu. 1880'de dört cemiyet birleşerek "Ermeni Müttehit Cemiyeti" adını almıştır. Yine 1880 yılında Erzurum'da "Silahlılar Cemiyeti" daha sonra da "Milletperver Kadınlar Cemiyeti" ve "Ermenistan'a Doğru Cemiyeti"; 1872'de Van'da, "İttihat ve Halas Cemiyeti", 1882'de yine Van'da "Karahaç Cemiyeti" kuruldu. İstanbul'da "Ermeni Vatanperver Cemiyeti", 1881'de Eruzurum'da "Suray-ı Alî Cemiyeti" (daha sonra adını değiştirmiş ve Müdafa-i Vatandaşlar Cemiyeti olmuştur.) 1890'da İstanbul'da "Sant" (Yıldırım) isimli ihilalci bir dernek, ile "Kurban" adlı küçük bir teşkilat kurulmuştur... Bu cemiyetlerin başlıca hedefleri, propaganda yapmak, ayaklanma çıkartmak, Ermeni gençlerini silahlandırmak ve düzenli olarak terörist eğitimine tabi tutmaktır. (16) Ermeni isyan ve ihtilal cemiyetlerinin en zararlısı, 1887'de İsviçre'nin Cenevre şehrinde kurulan "Hınçak Komitesi" ve 1890'da Rusya'nın Tiflis kentinde kurulan "Taşnak Komitesi"dir. Bunun yanında "Ramgavar" da ihtilalci komiteler arasındadır. Taşnak, Hınçak gibi komiteler, tedhiş amaçlı terör örgütleridir. Tek hedefleri: Doğu Anadolu'yu Ermeni yurdu yaptıktan sonra; İran'dan, Azerbaycan ve Rusya vilayetleriyle Rusya'nın, Hazar Denizine kadar olan Kafkas topraklarını ele geçirerek bir "Büyük Ermenistan Devleti" kurmaktır. Faaliyet sahasını ise, 'bu maksada ulaşabilmek için her türlü terör, katliam, yağma, tecavüz, çapul, talan...' (17) olarak özetleyebiliriz.

Dipnotlar:

1)Prof. Dr. Haydar Baş, Din Tahripçilerine Kur'an-ı Kerim'in Cevabı, İcmal yay. İst. 1998. s. 251-252.

2)Müslümanlığın Karşılaştığı Tehlikeler: 2.Masonluk, İslam-Türk Ans. Mecmuası. c.2. No. 79, 1947, s.8.

3)K. Karabekir. a.g.e.

4)Esat Uraz, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Ankara 1950, s. 89; Dr. Ali İhsan Gencer-Dr. Sabahattin Özel, Türk İnkılap Tarihi, İst. 1998, s.159. 5)Y. Çark, Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler. İst. 1953, s. 244. 6)Sadi Koçaş, Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, Ank. 1976, s. 59.

7)Y. Çark, a.g.e, s. 242 8) M. Varantyan, Ermeni Harekatının Tarihi, Cenevre, 1914 (Ermenice)'den naklen Esat Uraz, a.g.e, s. 152.

9)Dr. A. İhsan Gencer, Dr. S. Özel, a.g.e, s. 160-161

10)Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğüne Yönelik Tehditler,İcmal yay. İst. 2000, s. 117-118.

11)Prof. Dr. Haydar Baş, a.g.e, s.78-79.

12)Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Frankfurt, 1982. c.2 .s.498-499. 13)J.Mayewski, Van ve Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği, İstanbul. 1914. (Çev. M. Sadık, İst. Matbaa-i Askeriyye) s.16.

14)J. Mayewski, a.g.e, s.14

15)K. Mısıroğlu, Moskof Mezalimi, İst. 1992. C.1, s. 224.

16)Mehmet Hocaoğlu, Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, İst. 1976 s. 158/17) M. Hocaoğlu, a.g.e., s.159-161.

Türklere karşı haksız isnatlar(!)-III

Emin ÜSTÜN

Türkler merhamet, şefkat ve yardımda bütün milletlerden hatta Hıristiyanlar'dan da üstündürler."

(M. Blaudier)

Ey bunca zaferler taşıyan cephe-i safvet,

Doğrul, yed-i vahşetle eğilmiş ser-i millet.

Ey şanlı duvarlar, sen ölmez kule bir gün,

Berkinle görün, sen niye nisyana gömüldün.

Sen ki cebinde gezer bin ulu kartal,

Bir seng-i mezar olma, bugün tak-ı zafer kal.

Hürmet sana, banine, mukaddes şühedana,

Hürmet seni mahveylemeyen dest-i zamana.

(Şair Emin Bülend)

Selçukluların yalnız devlet nizamı kurdukları devirde değil sonraki zamanlarda bile Süryani ve Ermenilerin, daha sonra da Rumların Bizans idaresine karşı Türklere yardım ettiklerine husûsiyle Bizans İmparatorluğunu müdafa etmediklerine ve muharebe meydanlarını toplu olarak terk ettiklerine dair Hıristiyan kaynaklarında çok zengin malzeme mevcuttur. Gerçekten ilk İslam fetihlerinde Bizans imparatorluğunun takip ettiği Otodoks ve Rumlaştırma siyaseti ve imparator Heraklius'un bütün akideleri "Monothelisme" adı ile yeni bir mezheb içerisinde birleştirme teşebbüsü bütün yakın şark Hıristiyanlarının Müslüman ordularını bir nevi kurtarıcı olarak karşılanmalarına, Mısır ve Suriye'nin kolayca alınmasına imkan verdi. Selçuklular devrinde Anadolu kavimleri de Bizans'ın aynı baskı ve zulüm siyasetinden şikayetçi olarak Fatih Türkleri yine böyle karşılıyorlardı. Süryani tarihçisi Mihael: "Hıristiyanlara ait memleketlerin çoğunu alan Türkler, Teslise dair bir fikre sahip olmadıkları ve Hıristiyanlığı bir hata saydıkları için Hıristiyanlık hakkında bilgi edinmek lüzumunu duymuyor; kimsenin dinine ve inancına karışmıyor; hiçbir baskı ve zulüm düşünmüyorlardı." ifadesiyle bu durumu kısa ve veciz bir şeklide ifade etmiştir.

-Michel le Syrien, Chongive, 11, s. 222

Haçlı seferlerinin; Selçukluların zulümleri ve hususiyle fethedilen Kudüs'te Hıristiyanlara ve Haçlılara karşı fena muameleleri dolayısıyla vuku bulduğuna dair eski görüş, tamamiyla son devirlerin taassubu ve hayali neticesi olarak, meydana çıkmıştır. Bir Ermeni müellefi Kudüs'e sahip olan Artuk Bey'in "hakimiyeti kıyame" (Reserection) kilisesi tavanına attığı üç oku ile görülür. "Son günlerini orada geçirdi ve Süleyman mabedine giden yol üzerinde defnolundu" diye yazarken muahhar tarihçiler bu okların kiliseye bir hakaret ve tecavüze dalalet ettiğini ileri sürmüşler; bunu Türklerce bir hakimiyet işareti olduğunu düşünmemişlerdi. Nitekim Tuğrul Bey İstanbul Camii mihrabına ve Evliya Çelebi'ye göre Fatih'de Ayasofya tavanına ok koymuştu. Aslında Mısır Şii halifesi Mustanser ve el-Hakim, Mısır ve Suriye'de Hıristiyan, Yahudi ve sünni Müslümanlara yaptıkları zulümler arasında Kudüs kilisesi de tahrip edilmiş olup onlara ait bu fenalıklara da haksız yere Türklere isnad edilmiştir. Gerçekten Hazreti Ömer'in ve Türklerin Kudüs'ü fethinde hiçbir zarar ve katl mevcu bahis olmadığı halde Haçlı ordusunun" bu makaddes şehri 70.000 Müslüman'ın kanı ile boyadığı da Hıristiyan ve Müslüman kaynakların ittifakiyle sabittir. Yukarıda Türkler ile Haçlılar arasındaki münasebetlere temas ederken Bizanslılara yardım için gelen Avrupalıların Rumları hilekar, Hıristiyanlığa düşman oldukları kanaati ile döndüklerini, düşman olarak savaştıkları Türklerin kahramanlığı, şefkat ve merhametlerine karşı hayranlık duyduklarını belirttiğimiz gibi aşağıda bu husus çok dikkate şayan hadise ve misallerle de meydana konmuştur. Hatta Ermeni ve Süryanilerin yalnız Rumlara karşı değil, Haçlılara karşı bile Türkleri tercih ettiklerine dair kayıtlara da rastlanmıştır.

-Mathieu, Chronigue, s. 257.

Yani Türkler, İslam'dan önce İslam devrinde, yabancı din ve kavimlere karşı tarihte görülmemiş bir din hürriyeti, adalet ve şefkatle mümtaz bulunuyorlardı. Bu münasebetle ilk Osmanlı Tarihini yazan meşhur Avustralyalı alim Hammer'in fırsat buldukça büyük Osmanlı padişahlarının yüksek hasletlerini küçültmeye, çalışmıştır ki bu gibi hata ve iftiralar çok defa Türk ve Hıristiyan kaynaklarının şahadeti ile tekzibe uğramıştır. Orta Çağ Avrupa Tarihinin büyük mütahsasısı meşhur Belçikalı tarihçi Henri Pirenne de Türklere karşı tarihi hislerinden kurtulamamıştır.

Türklerin medeniyet tarihindeki rolleri de aynı taassuba kurban gitmiş ve İslam medeniyetinin sukutu bile Selçuklu Türklerinin hakimiyeti ile alakalı bir felaket olarak gösterilmiştir. Bu hususta en ileri giden ise Th. Nöldeke olmuştur. Halbuki Selçukluların İslam dünyasına hakimiyetleri İslam medeniyetini yalnız buhrandan kurtarmamış; onun yeni ve parlak bir devri idrakine sebep olmuş; hatta Avrupa medeniyetinin doğuşuna dahi yardım etmiştir. Nitekim Orta Asya tarihinin büyük mütahassısı olan Rus Şarkiyatçısı W. Barthold Türkler zamanında medeni yükselişe dair fikirleri ile bu haksız isnadları çürütmüştür. Türklerin yalnız Selçuklulardan sonra değil İslam medeniyetinin kuruluşunda da büyük hizmetleri artık anlaşılmıştır. İslam ve Hıristiyan dünyaları arasında başlayan tarihi cihan hakimiyeti ve nizamı mücadelesi son bin yıllık devirde İslam bayraklarını yükselten Türkler ile vuku bulduğu için uzun asırlar zarfında Türklere karşı teşekkül eden menfi hislerin, batıl inanış ve kanaatlerın kökünden sökülmesi kolay olmamış; tarih ilminin ve insanlık duygularının gelişmesine rağmen alışkanlığın mahsulü olan birçok tesir zamanımıza kadar devam etmiştir. Bu yüksek İslami ve insanı duygu ve ideallerinin tekamülü dolayısıyladır ki, Yunus Emre gibi büyük bir mutasavvıf Türk şairi, kâmil bir insan olmak için yetmişiki millete kurban olmayı ve onlara müsavi bir gözle bakmayı işaret ediyor; Mevlana Celaleddin Rûmi de "neyin" Allah'da, Hak yolunda birleşmek için ayrılıklardan hikaye ve şikayet ettiğini anlattığını söylüyordu. Bununla beraber Türkler ve tarihleri aleyhindeki menfi düşüncelerin mühim bir kısmı Türk ve Avrupalı alimler tarafından düzeltilmiştir.

Ankara'da eğitim helikopteri düştü. Ekipler bölgeye sevk edildi

Ankara Sincan'da bir eğitim helikopteri düştü. Kazada iki kişinin yaralandığı öğrenilirken bölgeye çok sayıda yardım ekibi sevk edildi

22.07.2026 11:02:00
İHA
 
Ankara'da eğitim helikopteri düştü. Ekipler bölgeye sevk edildi
Ankara'da eğitim helikopteri düştü. Ekipler bölgeye sevk edildi
Ankara Sincan'da bir eğitim helikopteri düştü. Kazada iki kişinin yaralandığı öğrenilirken bölgeye çok sayıda yardım ekibi sevk edildi.

Sincan'ın Temelli ilçesinde bir eğitim helikopterinin düştüğü öğrenildi.

Kazada ilk belirlemelere göre can kaybı olmazken iki kişi yaralandı. 

Bölgeye çok sayıda sağlık ekipleri sevk edildi.

Çankaya Belediyesi soruşturması kapsamında Eyüpsultan Belediye Başkan Yardımcısı ve iki kişi gözaltına alındı

Çankaya Belediyesi soruşturması kapsamında Eyüpsultan Belediye Başkan Yardımcısı ve iki kişi gözaltına alındı

22.07.2026 11:00:00
Haber Merkezi
 
Çankaya Belediyesi soruşturması kapsamında Eyüpsultan Belediye Başkan Yardımcısı ve iki kişi gözaltına alındı
Çankaya Belediyesi soruşturması kapsamında Eyüpsultan Belediye Başkan Yardımcısı ve iki kişi gözaltına alındı
Çankaya Belediyesi soruşturması kapsamında Eyüpsultan Belediye Başkan Yardımcısı ve iki kişi gözaltına alındı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Çankaya Belediyesi soruşturması genişledi.

CHP'li Eyüpsultan Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Karabulut, Eyüpsultan Belediyesi Özel Kalem Müdürü Güray Geçyatan ile Benan Esengül'ün İstanbul'da belirlenen adreslerine eş zamanlı şafak baskını düzenlendi.

Ankara İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, ifadelerine başvurmak üzere üç ismi de gözaltına aldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "üç şüpheli hakkında gözaltı talimatı ile ev ve iş yerlerinde arama ve el koyma kararı verildiğini" bildirdi.

Tokat'ta 10 kişi KKKA hastalığı teşhisiyle tedavi görüyor

KKKA hastalığı teşhisi konulan 10 kişi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi ediliyor

 

22.07.2026 10:50:00
Anadolu Ajansı
 
Tokat'ta 10 kişi KKKA hastalığı teşhisiyle tedavi görüyor
Tokat'ta 10 kişi KKKA hastalığı teşhisiyle tedavi görüyor

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı teşhisi konulan 10 kişi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Hastanesi'nde tedavi ediliyor.

Vücutlarına yapışan kene nedeniyle farklı zamanlarda rahatsızlanan 10 kişi, TOGÜ Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü'ne başvurdu.

KKKA hastalığı tanısıyla tedavi altına alınan hastaların genel sağlık durumunun iyiye gittiği belirtildi. 

Adalet Bakanlığından "Rojin Kabaiş'in kıyafetlerinden DNA örneği alınmadığı" iddialarına ilişkin açıklama

Adalet Bakanlığı, Rojin Kabaiş'in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında "Adli Tıp Kurumu tarafından kıyafetlerinden DNA örneği alınmadığı ve gerekli biyolojik incelemelerin yapılmadığı" yönündeki iddiaların doğru olmadığını bildirdi

22.07.2026 06:00:00
AA
 
Adalet Bakanlığından "Rojin Kabaiş'in kıyafetlerinden DNA örneği alınmadığı" iddialarına ilişkin açıklama
Adalet Bakanlığından "Rojin Kabaiş'in kıyafetlerinden DNA örneği alınmadığı" iddialarına ilişkin açıklama

Bakanlığın NSosyal hesabından yapılan açıklamada, bazı basın ve yayın organlarında, Rojin Kabaiş'in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında "Adli Tıp Kurumu tarafından kıyafetlerinden DNA örneği alınmadığı ve gerekli biyolojik incelemelerin yapılmadığı" yönünde gerçeği yansıtmayan iddialara yer verildiği belirtildi.

Rojin Kabaiş'in üzerinden çıkarıldığı bildirilen kıyafetler üzerinde biyolojik incelemeler ve DNA analizlerinin yapıldığı vurgulanan açıklamada, söz konusu kıyafetlerin ilk olarak Van Jandarma Kriminal Laboratuvarına gönderildiği ve yapılan biyolojik incelemelere ilişkin rapor düzenlendiği bildirildi.

Kıyafetlerin daha sonra, Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesine gönderildiği, gerçekleştirilen incelemeler sonucunda ayrıntılı rapor hazırlandığı aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesince iç çamaşırı, eşofman üstü ve eşofman altının farklı bölgelerinden çok sayıda leke ve sürüntü örneği alınmıştır. Bu örnekler üzerinde görsel leke incelemesi, kan ve insan kanı araştırması, menstrüasyon kaynaklı kan incelemesi, otozomal STR DNA analizi ile Y-STR DNA analizleri gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla 'Rojin Kabaiş'in kıyafetlerinden DNA örneği alınmadığı' iddiası açıkça gerçeğe aykırıdır.

Kıyafetler hem Van Jandarma Kriminal Laboratuvarında hem de Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinde incelenmiş, kıyafetlerin farklı bölgelerinden çok sayıda biyolojik örnek alınarak gerekli DNA analizleri yapılmıştır. Kamuoyunun, devam eden soruşturmaya ilişkin doğruluğu teyit edilmemiş, yanıltıcı ve dezenformasyon niteliğindeki içeriklere itibar etmemesi önemle rica olunur."

Eskişehir TEI'deki yangını söndürme çalışmaları sürüyor

TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş.'nin (TEI) Eskişehir yerleşkesinde çıkan yangını söndürme çalışmalarının sürdüğü bildirildi

22.07.2026 00:50:00 / Güncelleme: 22.07.2026 00:54:39
İHA
 
Eskişehir TEI'deki yangını söndürme çalışmaları sürüyor
Eskişehir TEI'deki yangını söndürme çalışmaları sürüyor
Esentepe Mahallesi'nde faaliyet gösteren fabrikada çıkan yangına çok sayıda ekibin müdahalesi sürüyor. Bölgeye itfaiye ekiplerinin yanı sıra AFAD, ESGAZ ve sağlık ekipleri de yönlendirildi.

Çalışmalara Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı 1. Ana Jet Üssü Komutanlığı'ndan 2 ekip söndürme çalışmalarına destek veriyor.

Yangın sebebi ile fabrika çalışanları tahliye edildi. Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz da yangın bölgesine gelerek söndürme çalışmaları hakkında bilgi aldı.

Alevlerin bir enerji kaynağında meydana gelen patlama ve çevreye yayılan yanıcı maddelerin tutuşmasından kaynaklandığı belirtiliyor.


Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Görgün'den TEI açıklaması: "Ekiplerin yangını kontrol altına alma çalışmaları sürüyor"



Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, "Eskişehir TEI yerleşkemizin imalat bölümünde çıkan yangına havadan ve karadan müdahale edilmektedir. Can kaybımız bulunmamaktadır. Ekiplerin yangını kontrol altına alma çalışmaları sürmektedir" dedi.

Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Eskişehir TEI yerleşkemizin imalat bölümünde çıkan yangına havadan ve karadan müdahale edilmektedir. Can kaybımız bulunmamaktadır. Ekiplerin yangını kontrol altına alma çalışmaları sürmektedir. Üzücü hadiseye dair gelişmeler kamuoyu ile paylaşılacak olup resmi açıklamalar dışındaki bilgilere itibar edilmemelidir. TEI ve savunma sanayii ailemize geçmiş olsun" ifadelerini kullandı.

2026-YKS sonuçlarının sayısal verileri açıklandı

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) yerleştirme puanlarına göre, Temel Yeterlilik Testi'nde (TYT) 112, sayısalda 154, sözelde 4, eşit ağırlıkta 12, dilde 14 aday 550 ve üstünde puan aldı

21.07.2026 11:54:00
Anadolu Ajansı
 
2026-YKS sonuçlarının sayısal verileri açıklandı
2026-YKS sonuçlarının sayısal verileri açıklandı

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 2026-YKS sonuçlarına ilişkin sayısal verileri açıkladı.

Buna göre, TYT'ye başvuran 2 milyon 425 bin 627 adaydan 170 bin 551'i, Alan Yeterlilik Testleri'ne (AYT) başvuran 1 milyon 627 bin 970 adaydan 154 bin 857'si, Yabancı Dil Testi'ne (YDT) başvuran 203 bin 640 adaydan 60 bin 370'i sınava katılmadı.

Katılanlardan, TYT oturumunda 246, AYT'de 49, YDT'de 6 olmak üzere 301 adayın sınavı geçersiz sayıldı.

Yerleştirme puanları

Ortaöğretim Başarı Puanı'nın sınav puanlarına eklenmesiyle hesaplanan 2026-YKS yerleştirme puanlarına göre, TYT'de 112, sayısalda 154, sözelde 4, eşit ağırlıkta 12, dilde 14 aday 550 ve üstünde puan aldı.

Ayrıca, TYT'de 2 milyon 187 bin 743, sayısalda 1 milyon 135 bin 718, sözelde 1 milyon 85 bin 698, eşit ağırlıkta 1 milyon 421 bin 290, dilde 132 bin 826 adayın puanı 115 ve üzerinde hesaplandı. 

Avcılar'da metrobüste yangın

Avcılar'da metrobüsün motor kısmında yangın çıktı. Yolcular kısa sürede tahliye edilirken, yangın söndürüldü

21.07.2026 10:56:00
İhlas Haber Ajansı
 
Avcılar'da metrobüste yangın
Avcılar'da metrobüste yangın
Avcılar Mustafa Kemalpaşa'da seyir halinde olan metrobüsün motor kısmında yangın çıktı. Yangın nedeniyle metrobüste bulunan yolcular tahliye edildi.

Olay yerine polis ekipleri sevk edildi. Görevlilerin müdahalesi sonrası yangın söndürülerek soğutma çalışması yapıldı. Yangın nedeniyle metrobüs seferlerinde aksamalar yaşandı. Metrobüs, İETT'ye ait çekici ile olay yerinden çekildi.

Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin


 
 
Çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişiminde önemli rol oynayan spor, her yaşta kazanılması gereken en değerli alışkanlıklar arasında yer alıyor.
 

21.07.2026 08:24:00
MURAT ÇORBACI
 
Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin
Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal, çocukların erken yaşta keyif alacakları spor branşlarına yönlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek, "Ancak bazı doğumsal ya da sonradan gelişen kalp hastalıkları, özellikle yoğun fiziksel aktivite sırasında ilk belirtilerini verebilir. Çoğu zaman 'normal yorgunluk', 'kondisyonsuzluk' veya 'büyüme çağının etkisi' olarak düşünülen bazı yakınmalar, aslında önemli bir kalp sorununun erken habercisi olabilir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir" diye konuştu. Doç. Dr. Çilsal, spor yapan çocuklarda ailelerin dikkat etmesi gereken 4 önemli sinyali anlattı.

Koşarken göğüs ağrısı oluyorsa!

Her göğüs ağrısı kalp sebepli değildir ancak egzersizle ortaya çıkan, tekrarlayan ve çocuğun oyunu bırakmasına neden olan ağrılar çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Koşarken, merdiven çıkarken, maç sırasında veya yoğun antrenmanda gelişen göğüs ağrısı; kalp kası hastalıkları, doğumsal koroner damar anomalileri ya da ritim bozukluklarının belirtisi olabilir.

Spor sırasında bayıldıysa! 

Çocuklarda görülen bayılmalar çoğu zaman iyi huylu nedenlere bağlı gelişebilse de spor veya egzersiz sırasında yaşanan bilinç kaybı dikkatle araştırılması gereken önemli bir belirtidir. Özellikle koşarken, yarışırken veya ani efor sırasında gelişen bayılmalar; ciddi ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları veya bazı doğumsal kalp problemleriyle ilişkili olabilir. Açlık, yorgunluk ya da tansiyon düşüklüğü akla gelebilse de spor sırasında gelişen bayılma ileri değerlendirme gerektirir.

Yaşıtlarından çabuk yoruluyorsa!

Spor sırasında yaşıtlarına göre belirgin şekilde çabuk yorulan, oyundan erken çıkmak isteyen veya nefes nefese kalan çocuklarda durum yalnızca kondisyon eksikliği olmayabilir. Özellikle düzenli spor yapmasına rağmen performans düşüklüğü yaşayan çocuklarda, bazı doğumsal kalp sorunları ya da kalbin çalışma kapasitesini etkileyen hastalıklar araştırılmalıdır.

Spor esnasında çarpıntı ortaya çıkıyorsa!

Spor sırasında kalp hızının artması doğal bir durumdur. Ancak ani başlayan, çok hızlı hissedilen, düzensiz veya rahatsızlık veren çarpıntılar normal kabul edilmez. Çarpıntıya baş dönmesi, göz kararması, halsizlik veya göğüs rahatsızlığı eşlik ediyorsa ritim bozukluğu açısından ileri inceleme yapılmalıdır. Özellikle egzersiz sırasında başlayan çarpıntılar dikkatle değerlendirilmelidir. 

Ailede genç yaşta ani ölüm varsa kontrol şart!

"Aile öyküsü bazen belirtiden daha değerlidir" diyen Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal şöyle konuştu: "Bazı kalıtsal kalp hastalıkları çocukluk döneminde belirti vermeden ilerleyebilir. Özellikle ailede genç yaşta açıklanamayan ani ölüm, ciddi ritim bozukluğu, kardiyomiyopati veya genetik kalp hastalığı öyküsü varsa çocuk mutlaka detaylı kardiyolojik değerlendirmeden geçirilmelidir. Doğru tarama ile çocuklar güvenle spor yapabilir. Şikayet tarifleyen her çocuğun sporu bırakması gerekmez. Önemli olan, doğru değerlendirme sonrasında güvenli sınırların belirlenmesidir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda bu belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir."

Ahbap soruşturmasında ikinci dalga

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahbap Derneği'ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında aralarında Oğuzhan Uğur'un da bulunduğu 9 şüpheli tutuklanırken, 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

21.07.2026 08:14:00
İhlas Haber Ajansı
 
Ahbap soruşturmasında ikinci dalga
Ahbap soruşturmasında ikinci dalga
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahbap Derneği'ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında aralarında Oğuzhan Uğur'un da bulunduğu 9 şüpheli tutuklanırken, 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahbap Derneği'ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 10 şüphelinin sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlandı. Hakimlik, Oğuzhan Uğur, Ersin Gökgün, Muharrem Karataş, Gülgün Öztürk, Emre Kartaloğlu, Hüseyin Küçük, Suzan Düşküner Mintaş, Fatih Eke ve Emir Taşar'ın tutuklanmasına karar verdi. Soruşturma kapsamında hakkında adli kontrol talep edilen Özgür Ömer Güner hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.

Oğuzhan Uğur, savcılık tarafından "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" ve "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçlamalarıyla tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. Nöbetçi hakimlikte işlemleri biten Oğuzhan Uğur dahil 8 kişi tutuklanırken, ilk dalgada tutuklanan Ece Güner'in kardeşi Özgür Ömer Güner adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakıldı.

2026-YKS'de 2 soru iptal edildi


 
ÖSYM, "21 Haziran 2026 tarihinde uygulanan 2026-YKS 2. Oturum Alan Yeterlilik Testleri'nin Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1 Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 20 numaralı sorunun iptal edilmesine karar verilmiş olup Matematik Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 23 numaralı soru ise yargı kararı gereği iptal edilerek değerlendirme işlemleri yapılmıştır" açıklamasını yaptı.
 

21.07.2026 07:14:00 / Güncelleme: 21.07.2026 07:52:41
HABER MERKEZİ/AA
 
 2026-YKS'de 2 soru iptal edildi
 2026-YKS'de 2 soru iptal edildi

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (2026-YKS) 2 sorunun iptal edilerek değerlendirme işlemlerinin yapıldığını bildirdi.



ÖSYM'nin internet sitesinde yer alan duyuruda, şu ifadeler kullanıldı: "20-21 Haziran 2026 tarihlerinde uygulanan 2026-YKS'nın madde analizleri incelenmiş, cevap anahtarlarının kontrolleri tamamlanmış, itirazlar bilimsel açıdan değerlendirilmiş ve 21 Haziran 2026 tarihinde uygulanan 2026-YKS 2. Oturum Alan Yeterlilik Testleri'nin Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1 Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 20 numaralı sorunun iptal edilmesine karar verilmiş olup Matematik Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 23 numaralı soru ise yargı kararı gereği iptal edilerek değerlendirme işlemleri yapılmıştır."

 
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.