logo
27 TEMMUZ 2026

Genç Üniversite

12.08.2001 00:00:00
 
Türkiye'yi bölme hedefleri ve Batı'nın 'Büyük Ermenistan' oyunu-I

Oğuz Köroğlu

Müslüman Türkler'de Medeniyet

Türk Milleti, tarihin her dönem ve devrinde teknikte, sanatta, zanaatte; kısaca medeniyette insanlığa örnek olmuş necip bir millettir.

Dini ve milli temelleri tarihin derinliklerine kadar uzanan milletimizin medeniyeti ve de sahip olduğu insanlık vasfları, denilebilir ki dünyanın hiç bir milletinde yoktur. Bu münasebetten olacak ki, geçmişimizde çeşitli dinlere mensup olan insanlara merhamet ufkumuz sonsuz olmuştur. Bizdeki inanç atmosferi her türlü insana merhameti, rifkati, şefkati gerektirirken, milli gelenek ve göreneklerimizde Yunuslarımız, Mevlanalarımız hep bu ölçüyü korumuşlardır. (1)

Ne hazin tecellidir ki, tarih boyunca hak ve adaletin, sevgi ve merhametin bayaktarlığını yapan Türk Milleti, aynı zamanda çok acı olaylara ve ihanetlere de şahit olmuş, güçlü olduğu dönemlerde sadık gibi gürenenler, zayıflayınca kendisini parçalama ve topraklarını paylaşma yarışına girmişlerdir.

Azınlıkların İhanet Yarışı

İşte, Osmanlı döneminde asırlarca millet-i sadıka olarak bu ülkede Müslüman Türkler ile birlikte kardeşçe yaşayıp sosyal, kültürel, askeri, dini, iktisadi her türlü hak ve hürriyetlerden, sayısız imtiyaz ve nimetlerden yararlanmış olan Ermeniler de, diğer gayr-ı müslim, azınlıklar gibi bu ihanet yarışında yer almışlar; Kazım Karabekir Paşa'nın tespitiyle, "Masonluk müessesesini, siyasi maksatlarına ulaşabilmek için bir basamak olarak kullananların aşılması sonucu, vatan ve insaniyet kelimelerine verdikleri zehirli manalarla" (2) harekete geçerek devleti ve milleti felaketten felakete sürüklemişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki hakimiyetini yok etmek, topraklarını ve halkını parçalayarak kendi siyasi, iktisadi emellerine kavuşmak isteyen İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika'nın el altından kışkırtmaları ve Hıristiyan kiliselerin organize ettikleri misyonerlik faaliyetleri neticesinde Ermeniler, doğuda "Büyük Ermenistan" idealiyle ayaklanarak isyan çıkarmışlar, Anadolu'da ve Kafkaslar'da milyonlara varan Türk halkını acımasızca katletmişlerdir. Zira onlar, "Vatan ve insaniyete yemin ederken vatandan kendi müstakil vatanlarını anlamışlar; insaniyete de, Türk'ü imha etmek manasını vermişlerdi... " (3)

Osmanlı'da Ermeniler

Türkler, Anadolu'yu fethettiklerinde burada bağımsız ve egemen bir Ermeni varlığı ile karşılaşmamışlardı. Çünkü Ermeniler bu bölgede köklü bir devlet kurabilecek nüfusa ve de nüfuza sahip değillerdi. Bizans'ın ezici yönetiminde azınlık olarak yaşıyorlardı. Ermeniler, tarihen malum oldukları zamandan beri kuzeyde, Karadeniz ve Gürcistan; güneyde, Mezopotamya denilen bölge, İran ve Suriye; doğuda, Hazar Denizi; batıda ise Anadolu ile çevrili saha içerisinde dağınık bir biçimde yaşamakta idiler. Zaman zaman küçük prenslikler kurmuşsalar da, kısa süreli varlıklarını güçlü devletlere tabi olmak ve vergi vermek suretiyle uydu olarak sürdürebilmişlerdi. Dolayısıyla bu topraklarda hiç bir zaman devamlı, müstakil bir Ermeni varlığı mevcud olmamıştır. (4)

Tarih boyunca çeşitli milletlerin egemenliğinde hayat sürmüş olan Ermeniler, hiçbir dönem ve devirde Osmanlı yönetiminde olduğu kadar serbest ve müreffeh olmamışlardı. Fatih Sultan Mehmet Cennetmekan Hazzretleri'nin İstanbul'u fethiyle bu şehrin kapıları, Türkler'le birlikte Ermenilere de açılmıştı. Hesapsız ikram ve ihsanlara kavuşan Ermeni azınlıklar, Osmanlı Devleti'nin gayr-i müslimler ile ilgili müsamahalı politikası sayesinde dillerini koruyabilmiş, dinlerini özgürce yaşayabilmişlerdir. Ülkede istedikleri yerlere yerleşmiş; sanat, zanaat ve ticaretle uğraşmış, nazırlığa (bakanlık) varıncaya dek devletin en üst idari birimlerinde dahi görev almışlardır. Kaynaklar; Ermeniler'den 29 paşa, 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Başkonsolos ve Konsolos, 11 Üniversite Öğretim Üyesi ve 41 yüksek rütbeli memurun Osmanlı devlet hizmetinde bulunduklarını yazmaktadır. (5)

Osmanlı'nın Adalet Ufku

Koca Çınar Osmanlı, tarihlerinde ilk defa olarak Ermenilere; dinlerine, dillerine ve geleneklerine serbestçe sahip olabilmeleri hakkını tanımıştı. Çocuklarını diledikleri gibi okutma, kendi okullarını açma ve yönetme, öz dillerinde kitap ve gazete yayınlayabilme imkanlarını sağlamış; can, mal, ırz ve namusları teminat altına alınarak Türklerle birlikte huzur içinde yaşamaları temin edilmiştir. Varlık sahnesinde hiçbir devlet ve hükümdarlardan görmedikleri bu ilgi, Ermeni toplumunu Osmanlı'ya bağlayan en önemli etken olmuştu. Osmanlı Tarihinde Ermeniler'den "teb'a-i sadıka" olarak bahsedilmesi, onların, milletimiz nezdindeki güven ve itibarlarının bir ölçüsüydü. Öyle ki, Türkçe konuşmayan, Türk-İslam geleneklerini Türkler gibi benimsemeyen Ermeni ailesi yok gibiydi. Veya zikredilmeyecek kadar azdı. Doğu bölgelerimizde çoğu Ermeni kadını, Türk hanımları gibi çarşaf giyerlerdi. (6)

Devlet, ilk yıllardan itibaren beraber yaşadıkları sürece Ermeni sanatkar, tüccar ve köylüsüne ilgiyi hiç bir zaman esirgememiştir. Bu sayede Ermeniler iktisaden en müreffeh seviyeye ulaşmışlar, bilhassa sarraflık ve kuyumculukta çok ileri gitmişlerdi. Dünyanın çeşitli yerlerinde özellikle Rusya'da Ermeniler gayet hakir görülür ve türlü baskı ve zulüm altında yaşarken, Osmanlı idaresinde tarihlerinin en mes'ud yıllarında bulunuyorlardı. Bir Ermeni yazarın ifadesiyle söylemek gerekirse, "Ermenilerin zenginliği efsanevi bir hal almıştı." (7) Bu gerçeği teslim eden yazarlardan biri de M. Varantyan. Yazar, 'Ermeni Harekatının Tarihi' adlı Ermenice kitabında şunları ifade etmektedir: "Türkiye Ermenisi, Rus Ermenisine göre Ermeni kültürü, tarihi, lisanı, edebiyatı itibariyle çok kuvvetli ve serbest idi. 19. yüzyıl dönemlerinde Ermenilik bir millet olarak henüz Avrupa'da bilinmiyordu. Avrupalılar bunları İstanbul'dan biliyordu. Ermenileri yeryüzüne dağılmış tüccarlar, kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmeyen Yahudiler gibi vatansız, milliyetsiz kimseler olarak tanıyorlardı." (8)

Emperyalizmin Ermeni Oyunu

Fakat; idaresinde bir 'teb'a-i sadıka' olarak yaşamışken bu defa Türkler'in ezeli hasımlarının tahriklerine kapılan Ermeniler, yüzyıllarca kendilerine en büyük nimetleri sunan Osmanlı'ya açıkça ihanet etmişler, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere Batı'nın politika oyunlarında piyon olmayı yeğlemişlerdir. Bu durum, 19. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde, özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında İngiltere ve Rusya arasındaki rekabetin yarattığı bir emperyalizm sorunu olarak açıkca belirmeye başladı. Ermeniler, bundan sonra Osmanlı Devletinin bütün Hıristiyan unsurları gibi bağımsız bir devlet kurmanın çabası içine girmişlerdi. Boğazlar üzerinden Akdeniz'e açılmak hususundaki tarihi emellerinin önüne, buraların stratejik önemi dolayısıyla Avrupa devletlerince set çekildiğini gören Rusya, sıcak denizlere inme gayesini gerçekleştirebilmek için Doğu Anadolu'da müstakil bir Ermenistan kurdurmak sonra da Ermenileri elde ederek, onları basamak olarak kullanmayı tasarlıyordu. Osmanlı Devleti üzerinde iktisadi, siyasi çok girift hesapları olan İngiltere ise, güneye inmek isteyen Rusya'ya karşı doğuda kendi emelleri doğrultusunda tampon bir Ermeni devleti kurulmasından yanaydı. Onlara göre Rus sınırına yakın bir bölgede kurulacak Ermeni devleti, Rus Ermenilerinin de kavmiyetçi duygularını harekete geçirecek, bu durum en azından Rusya'yı İngiltere karşısında zayıflatacaktı... Görüldüğü gibi Ermeni sorunu, Ermenilerin kendi içinden ve ihtiyaçlarından değil, güçlü devletlerin bölge üzerindeki çıkar hesaplarından kaynaklanıyordu. Bu oyunda Ermeniler, kukla olmanın ötesinde bir rol icra etmemişlerdir. Ne var ki, Osmanlı Devleti savaşta uğradığı ağır yenilginin baskısı altında imzaladığı Ayastefenos ve onun yerini alan Berlin antlaşmalarıyla, Ermenilerle ilgili ıslahatlar yapmayı kabul ediyordu. (9)

Osmanlı'yı Parçalama Faaliyetleri ve Misyonerlik

Kendi hesaplarını gizlemek için meseleyi bir insanlık ve Hıristiyanlık meselesiymiş gibi göstermeleri, kiliselerin ve misyonerlerin de bu emeldeki sinsi rolünü ortaya koymuştur. Esasen Osmanlı'yı parçalama gayesine yönelik plan ve projeler hep bu misyoner ajanlar vasıtasıyla bilfiil ortaya konmuştur. Batılı Katolik ve Protestan misyonerler 19. yüzyıl Osmanlı Devleti'nde aktif olarak faaliyet yapmışlardır. Bu amaçla misyoner kiliseler, okullar, hastaneler ve diğer hayır kurumları açmışlar; kapitülasyonların himayesinde, Avrupa güçlerinin diplomatik yardımlarına sığınarak faaliyetlerini rahatça yürütmüşlerdir. Sadece Elazığ'da 83, Diyarbakır'da 32, Erzurumda 24, Bitlis'te 22 misyoner okulun varlığı belirtilmektedir. 1904'te Osmanlı topraklarında Amerikan devlet okulu olarak 400, rahiplerin 306, rahibelerin 354 okulu vardı. Bu misyoner faaliyetleri, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde Batı kültürünün ve fikrinin yayılmasında güçlü araçlar olmuşlar, bununla beraber imparatorluk bünyesindeki azınlıkların siyasi sadakatlerini yok etmeye çalışmışlardır. (10) Bu maksada yönelik olarak da İngilizler, Osmanlı toplum hayatında kavmiyetçilik, din ayrımı, mezhep ihtilafları, renk ayrımı, kabile ve arazi ihtilaflarını tutuşturmak üzere Ortadoğu ve başkent İstanbul'a yüzlerce ajan-misyoner göndermişlerdir. Bu misyonerlerin iki temel gayesi vardı: Birincisi, Osmanlı'yı yıkmak; diğeri, Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak. (11)

Ermeni Papazların Melanetleri

Dr. Rıza Nur, bu konuda şunları söylemiştir: "Merzifon ve sair Amerikan kolejlerinde okuyup Protestan ve bunlardan da papaz olan Ermeniler, yıllardan beri Amerika'da gayet hummalı bir propaganda yapıyorlardı. Ermenilerin mazlum, istiklale layık olduğunu, Anadolu'nun eski asırlardan beri kendilerinin olduğunu, Türklerin zalim olup din hürriyeti vermediklerini, Müslümanlığın, Hristiyanları kesmeyi sevap saydığını, Türklerin Ermenilere sırf bu yüzden katliam yaptıklarını söylüyorlardı. Zamanla bunlar yer tutmuş, sahih zannedilmiş, Amerikalılar'da Ermenilere karşı büyük bir teveccüh hasıl olmuştu. Hatta, Harb-i Umumi'de Ermeni katliamı diye ilk yaygarayı koparanlar da yine bu Ermeni Protestan Papazlardı. O vakit Amerika, İngiltere ve Fransa'da bu hususta aleyhimize yüzlerce risale ve makale neşredildi. Bunların hepsi de, bu papazların raporuna istinaden yazılıyordu." (12)

Resmi görevde bulunduğu Van ve Bitlis vilayetlerinde 5 sene dolaşarak buraların istatistiğini çıkaran Rize Konsolosu Rus General J. Mayewski'nin; yazmış olduğu "Van ve Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği" adlı eserinde önemli tespitleri vardır: "Ermeni ayaklanması Ermenilerin; kamuoyunda milliyetçilik, hürriyet ve bağımsızlık fikirlerinin yayılması sonucu siyaset ile meşgul olmaları, bu fikirlerin Batılı hükümetler tarafından tahrik edilmeleri ve Ermeni papazların gayretleri ve telkinleriyle ortaya çıkmıştır." (13) "Ermeni din adamlarının dini çalışmaları yok gibiydi.Buna karşın, Ermeni papazları kavmiyetçilik fikirlerini yaymak hususunda çok çalışmışlardır. Yüzyıllardan beri, din hizmetlerinin yerine, Müslümanlara karşı din düşmanlıklarının aşılandığı esrarengiz kiliselerin duvarları arasında bu tür fikirler gelişmiştir..."(14)

Ermeni ihtilal cemiyetleri ve tedhiş komiteleri

Ermenistan'ı ihya meselesi, 1839'da ilan edilen 'Tazminat Fermanı' ve 1856'da ilan olunan 'Islahat Fermanı' ile fikir sahasından çıkıp bir hedef haline geldi. Paris'te kurulan "Mıhtaryan-Muratyan Mektebi" Ermeni harekatını idare edecek gençleri yetiştirmeye başladı. Protestan misyonerlerin kurduğu "Ermeni İncil Cemiyeti" bu harekete önayak oldu. Bilahare, bu maksatla daha bir çok cemiyetler kuruldu. (15) 1860'lı yıllarda sosyal amaçlarla kurulmaya başlayan dernekler, sonradan dış teşvik ve yardımlarla Osmanlı Ermenilerini devlete karşı ayaklandıran komitelerin ilk tohumları olmuştur. İlk teşebbüs, 1860'ta kurulan "Hayırsever Cemiyeti" dir. Bunu, "Fedakarlar Cemiyeti" takip etmiştir. Daha sonra 1870 ile 1880 yılları arasında özellikle Van bölgesinde kurulan "Araratlı Cemiyeti", merkezleri Muş'ta bulunan, "Mektepsevenler", "Şarklı" ve "Kilikya" cemiyetleri kuruldu. 1880'de dört cemiyet birleşerek "Ermeni Müttehit Cemiyeti" adını almıştır. Yine 1880 yılında Erzurum'da "Silahlılar Cemiyeti" daha sonra da "Milletperver Kadınlar Cemiyeti" ve "Ermenistan'a Doğru Cemiyeti"; 1872'de Van'da, "İttihat ve Halas Cemiyeti", 1882'de yine Van'da "Karahaç Cemiyeti" kuruldu. İstanbul'da "Ermeni Vatanperver Cemiyeti", 1881'de Eruzurum'da "Suray-ı Alî Cemiyeti" (daha sonra adını değiştirmiş ve Müdafa-i Vatandaşlar Cemiyeti olmuştur.) 1890'da İstanbul'da "Sant" (Yıldırım) isimli ihilalci bir dernek, ile "Kurban" adlı küçük bir teşkilat kurulmuştur... Bu cemiyetlerin başlıca hedefleri, propaganda yapmak, ayaklanma çıkartmak, Ermeni gençlerini silahlandırmak ve düzenli olarak terörist eğitimine tabi tutmaktır. (16) Ermeni isyan ve ihtilal cemiyetlerinin en zararlısı, 1887'de İsviçre'nin Cenevre şehrinde kurulan "Hınçak Komitesi" ve 1890'da Rusya'nın Tiflis kentinde kurulan "Taşnak Komitesi"dir. Bunun yanında "Ramgavar" da ihtilalci komiteler arasındadır. Taşnak, Hınçak gibi komiteler, tedhiş amaçlı terör örgütleridir. Tek hedefleri: Doğu Anadolu'yu Ermeni yurdu yaptıktan sonra; İran'dan, Azerbaycan ve Rusya vilayetleriyle Rusya'nın, Hazar Denizine kadar olan Kafkas topraklarını ele geçirerek bir "Büyük Ermenistan Devleti" kurmaktır. Faaliyet sahasını ise, 'bu maksada ulaşabilmek için her türlü terör, katliam, yağma, tecavüz, çapul, talan...' (17) olarak özetleyebiliriz.

Dipnotlar:

1)Prof. Dr. Haydar Baş, Din Tahripçilerine Kur'an-ı Kerim'in Cevabı, İcmal yay. İst. 1998. s. 251-252.

2)Müslümanlığın Karşılaştığı Tehlikeler: 2.Masonluk, İslam-Türk Ans. Mecmuası. c.2. No. 79, 1947, s.8.

3)K. Karabekir. a.g.e.

4)Esat Uraz, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Ankara 1950, s. 89; Dr. Ali İhsan Gencer-Dr. Sabahattin Özel, Türk İnkılap Tarihi, İst. 1998, s.159. 5)Y. Çark, Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler. İst. 1953, s. 244. 6)Sadi Koçaş, Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, Ank. 1976, s. 59.

7)Y. Çark, a.g.e, s. 242 8) M. Varantyan, Ermeni Harekatının Tarihi, Cenevre, 1914 (Ermenice)'den naklen Esat Uraz, a.g.e, s. 152.

9)Dr. A. İhsan Gencer, Dr. S. Özel, a.g.e, s. 160-161

10)Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğüne Yönelik Tehditler,İcmal yay. İst. 2000, s. 117-118.

11)Prof. Dr. Haydar Baş, a.g.e, s.78-79.

12)Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Frankfurt, 1982. c.2 .s.498-499. 13)J.Mayewski, Van ve Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği, İstanbul. 1914. (Çev. M. Sadık, İst. Matbaa-i Askeriyye) s.16.

14)J. Mayewski, a.g.e, s.14

15)K. Mısıroğlu, Moskof Mezalimi, İst. 1992. C.1, s. 224.

16)Mehmet Hocaoğlu, Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, İst. 1976 s. 158/17) M. Hocaoğlu, a.g.e., s.159-161.

Türklere karşı haksız isnatlar(!)-III

Emin ÜSTÜN

Türkler merhamet, şefkat ve yardımda bütün milletlerden hatta Hıristiyanlar'dan da üstündürler."

(M. Blaudier)

Ey bunca zaferler taşıyan cephe-i safvet,

Doğrul, yed-i vahşetle eğilmiş ser-i millet.

Ey şanlı duvarlar, sen ölmez kule bir gün,

Berkinle görün, sen niye nisyana gömüldün.

Sen ki cebinde gezer bin ulu kartal,

Bir seng-i mezar olma, bugün tak-ı zafer kal.

Hürmet sana, banine, mukaddes şühedana,

Hürmet seni mahveylemeyen dest-i zamana.

(Şair Emin Bülend)

Selçukluların yalnız devlet nizamı kurdukları devirde değil sonraki zamanlarda bile Süryani ve Ermenilerin, daha sonra da Rumların Bizans idaresine karşı Türklere yardım ettiklerine husûsiyle Bizans İmparatorluğunu müdafa etmediklerine ve muharebe meydanlarını toplu olarak terk ettiklerine dair Hıristiyan kaynaklarında çok zengin malzeme mevcuttur. Gerçekten ilk İslam fetihlerinde Bizans imparatorluğunun takip ettiği Otodoks ve Rumlaştırma siyaseti ve imparator Heraklius'un bütün akideleri "Monothelisme" adı ile yeni bir mezheb içerisinde birleştirme teşebbüsü bütün yakın şark Hıristiyanlarının Müslüman ordularını bir nevi kurtarıcı olarak karşılanmalarına, Mısır ve Suriye'nin kolayca alınmasına imkan verdi. Selçuklular devrinde Anadolu kavimleri de Bizans'ın aynı baskı ve zulüm siyasetinden şikayetçi olarak Fatih Türkleri yine böyle karşılıyorlardı. Süryani tarihçisi Mihael: "Hıristiyanlara ait memleketlerin çoğunu alan Türkler, Teslise dair bir fikre sahip olmadıkları ve Hıristiyanlığı bir hata saydıkları için Hıristiyanlık hakkında bilgi edinmek lüzumunu duymuyor; kimsenin dinine ve inancına karışmıyor; hiçbir baskı ve zulüm düşünmüyorlardı." ifadesiyle bu durumu kısa ve veciz bir şeklide ifade etmiştir.

-Michel le Syrien, Chongive, 11, s. 222

Haçlı seferlerinin; Selçukluların zulümleri ve hususiyle fethedilen Kudüs'te Hıristiyanlara ve Haçlılara karşı fena muameleleri dolayısıyla vuku bulduğuna dair eski görüş, tamamiyla son devirlerin taassubu ve hayali neticesi olarak, meydana çıkmıştır. Bir Ermeni müellefi Kudüs'e sahip olan Artuk Bey'in "hakimiyeti kıyame" (Reserection) kilisesi tavanına attığı üç oku ile görülür. "Son günlerini orada geçirdi ve Süleyman mabedine giden yol üzerinde defnolundu" diye yazarken muahhar tarihçiler bu okların kiliseye bir hakaret ve tecavüze dalalet ettiğini ileri sürmüşler; bunu Türklerce bir hakimiyet işareti olduğunu düşünmemişlerdi. Nitekim Tuğrul Bey İstanbul Camii mihrabına ve Evliya Çelebi'ye göre Fatih'de Ayasofya tavanına ok koymuştu. Aslında Mısır Şii halifesi Mustanser ve el-Hakim, Mısır ve Suriye'de Hıristiyan, Yahudi ve sünni Müslümanlara yaptıkları zulümler arasında Kudüs kilisesi de tahrip edilmiş olup onlara ait bu fenalıklara da haksız yere Türklere isnad edilmiştir. Gerçekten Hazreti Ömer'in ve Türklerin Kudüs'ü fethinde hiçbir zarar ve katl mevcu bahis olmadığı halde Haçlı ordusunun" bu makaddes şehri 70.000 Müslüman'ın kanı ile boyadığı da Hıristiyan ve Müslüman kaynakların ittifakiyle sabittir. Yukarıda Türkler ile Haçlılar arasındaki münasebetlere temas ederken Bizanslılara yardım için gelen Avrupalıların Rumları hilekar, Hıristiyanlığa düşman oldukları kanaati ile döndüklerini, düşman olarak savaştıkları Türklerin kahramanlığı, şefkat ve merhametlerine karşı hayranlık duyduklarını belirttiğimiz gibi aşağıda bu husus çok dikkate şayan hadise ve misallerle de meydana konmuştur. Hatta Ermeni ve Süryanilerin yalnız Rumlara karşı değil, Haçlılara karşı bile Türkleri tercih ettiklerine dair kayıtlara da rastlanmıştır.

-Mathieu, Chronigue, s. 257.

Yani Türkler, İslam'dan önce İslam devrinde, yabancı din ve kavimlere karşı tarihte görülmemiş bir din hürriyeti, adalet ve şefkatle mümtaz bulunuyorlardı. Bu münasebetle ilk Osmanlı Tarihini yazan meşhur Avustralyalı alim Hammer'in fırsat buldukça büyük Osmanlı padişahlarının yüksek hasletlerini küçültmeye, çalışmıştır ki bu gibi hata ve iftiralar çok defa Türk ve Hıristiyan kaynaklarının şahadeti ile tekzibe uğramıştır. Orta Çağ Avrupa Tarihinin büyük mütahsasısı meşhur Belçikalı tarihçi Henri Pirenne de Türklere karşı tarihi hislerinden kurtulamamıştır.

Türklerin medeniyet tarihindeki rolleri de aynı taassuba kurban gitmiş ve İslam medeniyetinin sukutu bile Selçuklu Türklerinin hakimiyeti ile alakalı bir felaket olarak gösterilmiştir. Bu hususta en ileri giden ise Th. Nöldeke olmuştur. Halbuki Selçukluların İslam dünyasına hakimiyetleri İslam medeniyetini yalnız buhrandan kurtarmamış; onun yeni ve parlak bir devri idrakine sebep olmuş; hatta Avrupa medeniyetinin doğuşuna dahi yardım etmiştir. Nitekim Orta Asya tarihinin büyük mütahassısı olan Rus Şarkiyatçısı W. Barthold Türkler zamanında medeni yükselişe dair fikirleri ile bu haksız isnadları çürütmüştür. Türklerin yalnız Selçuklulardan sonra değil İslam medeniyetinin kuruluşunda da büyük hizmetleri artık anlaşılmıştır. İslam ve Hıristiyan dünyaları arasında başlayan tarihi cihan hakimiyeti ve nizamı mücadelesi son bin yıllık devirde İslam bayraklarını yükselten Türkler ile vuku bulduğu için uzun asırlar zarfında Türklere karşı teşekkül eden menfi hislerin, batıl inanış ve kanaatlerın kökünden sökülmesi kolay olmamış; tarih ilminin ve insanlık duygularının gelişmesine rağmen alışkanlığın mahsulü olan birçok tesir zamanımıza kadar devam etmiştir. Bu yüksek İslami ve insanı duygu ve ideallerinin tekamülü dolayısıyladır ki, Yunus Emre gibi büyük bir mutasavvıf Türk şairi, kâmil bir insan olmak için yetmişiki millete kurban olmayı ve onlara müsavi bir gözle bakmayı işaret ediyor; Mevlana Celaleddin Rûmi de "neyin" Allah'da, Hak yolunda birleşmek için ayrılıklardan hikaye ve şikayet ettiğini anlattığını söylüyordu. Bununla beraber Türkler ve tarihleri aleyhindeki menfi düşüncelerin mühim bir kısmı Türk ve Avrupalı alimler tarafından düzeltilmiştir.

Madencilerin parası yine ödenmedi

Eskişehir'de Doruk Madencilik'te çalışan işçiler ödenmeyen hak edişleri için yeniden Ankara'daki Yıldızlar SSS Holding önünde oturma eylemi başlattı

27.07.2026 17:00:00
Haber Merkezi
 
Madencilerin parası yine ödenmedi
Madencilerin parası yine ödenmedi
Yıldızlar SSS Holding bünyesinde Eskişehir'de faaliyet gösteren Doruk Madencilik'te çalışan Türkiye Maden İşçileri Sendikası (Türk Maden-İş) üyesi işçiler, "alacaklarının resmi taahhütlere rağmen ödenmediği" gerekçesiyle holding binası önünde oturma eylemi başlattı.

Sıcak havaya rağmen eylemde olan işçiler, "Ölmek var, dönmek yok", "Ankara, Ankara duy sesimizi, bu gelen madencinin ayak sesleri" sloganları attılar. Baretlerini yere vuran işçiler düdük çaldılar. İşçiler öğle yemeğinde soğan, domates ve ekmek yediler.

ANKA'nın haberine göre, 3,5 yıldır çalışan bir işçi, "Soğan ekmeğe muhtaç kaldık" diye sözlerine başladı. İşçi, işverenin 23 Temmuz'da ödemelerin yapılacağına ilişkin sözünde durmadığını anlatarak, "Kıdem tazminatlarımız var. TMSF'den alacaklarımız var, maaşlarımız var. Onlara hep söz verdi ama vermedi. Soğan ekmeğe muhtaç koydu bizi. Evdekiler ne yiyor, bilemiyorum. Biz şimdi burada yiyoruz ama evdekiler ne yer, ne içer bilemiyoruz. Oraya da bir şey götüremiyoruz" ifadelerini kullandı.


"KOLESTEROL, TANSİYON İLACI KULLANIYORUM"


Murat Kaya isimli işçi ise 2012'den bu yana çalıştığını, 2024'te emekli olduğunu ve yine de çalışmaya devam ettiğini kaydetti. Kaya, emekli olunca tazminatını ve geçen aya ait ücretini alamadığını söyleyerek, "Haziranda grev yaptık. Maaşları aldık ama Çalışma Bakanlığı bize Temmuz'un 23'ü diye söz verdi. Artık şirketle muhatap olmuyoruz, Çalışma Bakanlığı ile oluyoruz" dedi.

Kullandığı ilaçları gösteren Kaya, "Kolesterol ilacı kullanıyorum, tansiyon ilacı kullanıyorum, kalp ilacı kullanıyorum" diye konuştu.

Hüseyin Kara isimli işçi de 11 sene elektrikçi olarak çalıştığını ve dört yıldır da tazminatlarının ödenmesini beklediğini kaydetti. Kara, "En son grevden sonra söz verdiler, üç taksitte ödeyeceklerini. Bunların sözü hiç bitmiyor" şeklinde konuştu.

Muhataplarının kendilerine alacaklarının ödeneceğini söylediğini aktaran Kara, "Gün verdiler, 23'ünde ödenecek diye, 27'si oldu Temmuz'un, halen bekliyoruz. Çalışma Bakanlığı'na ayrıyeten hakkımı helal etmiyorum. Arkadaşlarımın da helal edeceğini sanmıyorum. O da garantörlük sözü verdi. Onun sözü de yerde kaldı" dedi.


"300 AİLENİN VEBALİ KENDİSİNDE"


Yaklaşık 16 senedir çalıştığını söyleyen bir diğer işçi, muhataplarının ödemelerini ayın 23'ünde yapacaklarını belirttiklerini aktararak, "Bekleyecek sabrımız yok. 300 tane aile boşandı burada. 300 tane ailenin vebali de kendisinde. Diyecek başka bir şeyim yok. Kendi vicdanına kalmış. Biz sadece bekliyoruz, yatırırsa acaba... Başka bir yerde de çalışamıyoruz. İş de bulamadık. Başka yere uyum sağlaması da zor. Şu anda yaşımız geldi 40-45'e. Nasıl yapacağız, bilmiyorum" ifadelerini kullandı.

Necmi Karaöz isimli bir işçi ise iki çocuğu olduğunu dile getirerek, "Zor şartlarda geçiniyoruz. Belli bir bölüm paramızı ödediler ama hak ettiğimiz paraları, 23 Temmuz'da söz verilen ödemeleri yapmadılar. Şu an onları bekliyoruz, onu almaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu.

Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Gülistan Doku soruşturması kapsamında yeni bir aşamaya geçildi. Dosya kapsamında elde edilen yeni deliller doğrultusunda şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınan ve halen cezaevinde tutuklu bulunan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in koruma polisi Şükrü Eroğlu ile eski polis memuru Gökhan Ertok, bugün adliyeye getirildi

27.07.2026 12:00:00
İhlas Haber Ajansı
 
Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme
Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Gülistan Doku soruşturması kapsamında yeni bir aşamaya geçildi. Dosya kapsamında elde edilen yeni deliller doğrultusunda şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınan ve halen cezaevinde tutuklu bulunan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in koruma polisi Şükrü Eroğlu ile eski polis memuru Gökhan Ertok, bugün adliyeye getirildi.

Sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildiler
Edinilen bilgiye göre, cezaevinden getirilen şüpheliler Şükrü Eroğlu ve Gökhan Ertok, bugün sağlık kontrolünden geçirilmek üzere Erzurum Şehir Hastanesi'ne nakledildi. Hastanedeki işlemlerinin tamamlanmasının hemen ardından şüphelilerin, soruşturmayı yürüten savcılığa ek ifade vermek ve adli işlemleri tamamlamak üzere Erzurum Adliyesi'ne getirildi.

Soruşturmada Whatsapp kayıtları ve masak raporları etkili oldu
Yürütülen derin soruşturmada, eski Vali Tuncay Sonel ile Gökhan Ertok arasında yasa dışı teknik takip ve dijital verilere müdahale içerikli WhatsApp yazışmaları tespit edilmişti. Yapılan MASAK incelemelerinde ise bu faaliyetler karşılığında koruma polisi Şükrü Eroğlu'nun banka hesabı üzerinden Gökhan Ertok'a finansal transferler yapıldığı belgelenmişti. Soruşturmanın genişlemesiyle birlikte son süreçte eski Vali Sonel'in eşi Handan Sonel, bilişim şirketi yöneticileri ve bazı güvenlik korucuları da tutuklanmıştı.İHA

Mersin'deki denizde 4'üncü kişinin cansız bedeni de bulundu

Mersin'in Tarsus ilçesinde denize giren 5 kişiden 1'i kurtuldu, 4'ü boğuldu. Gece anne, baba ve annenin kız kardeşinin cenazesinin bulunmasının ardından devam eden çalışmalarda, kayıp yeğenin de cansız bedenine ulaşıldı

27.07.2026 11:49:00 / Güncelleme: 27.07.2026 11:52:21
İHA
 
Mersin'deki denizde 4'üncü kişinin cansız bedeni de bulundu
Mersin'deki denizde 4'üncü kişinin cansız bedeni de bulundu
Olay, dün akşam üzeri Tarsus ilçesine bağlı Kulak Mahallesi sınırlarında meydana geldi. Alınan bilgiye göre, denize gelen 5 kişilik aile yüzmeye başladı. Bir süre sonra baba Savaş (42), anne Zehra (39), kızları Fatma Öztürk (16) ile annenin kız kardeşi Ceylan Dağşan (30) ve yeğen Halil Öztürk (16) dalgaların arasında gözden kayboldu.

Durumun 112 Acil Komuta Merkezi'ne bildirilmesi üzerine bölgeye Sahil Güvenlik Komutanlığı, AFAD, Mersin İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grup Amirliği, itfaiye, sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Ekipler bölgede arama kurtarma çalışması başlattı.



Bu sırada vatandaşların yardımıyla Fatma Öztürk bulunarak sudan çıkartılıp hastaneye kaldırıldı. Yapılan çalışmalarda anne, baba ve annenin kız kardeşinin cansız bedenlerine ulaşıldı.

Kayıp yeğenin bulunması için ise ekipler gece çalışma yaptı. Yapılan çalışmalarda 16 yaşındaki Halil Öztürk'ün cansız bedeni de bulunarak hastane morguna kaldırıldı.

Öte yandan, hastanede tedavi altına olan 16 yaşındaki Fatma'nın durumunun ise iyi olduğu bildirildi.

Gülistan Doku soruşturmasında 18 kişi daha gözaltına alındı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den beri haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili soruşturma kapsamında 18 şüpheli daha gözaltına alındı

 

27.07.2026 10:50:00
Anadolu Ajansı
 
Gülistan Doku soruşturmasında 18 kişi daha gözaltına alındı
Gülistan Doku soruşturmasında 18 kişi daha gözaltına alındı

Erzurum ve Tunceli cumhuriyet başsavcılıklarının talimatı doğrultusunda, Erzurum İl Jandarma Komutanlığı tarafından bu sabah Nevşehir, İstanbul, Isparta, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Ordu, Aydın, Diyarbakır, Kayseri, Ankara, Erzincan, Eskişehir, İzmir ve Antalya'da eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Operasyonda aralarında emniyet müdürü, emniyet amiri, başkomiser, komiser, başpolis, 10 polis memuru, bilgisayar işletmeni ve 3 emekli polis memurunun bulunduğu 19 zanlı hakkında işlem yapıldı.

Gözaltına alınan 18 şüphelinin jandarmadaki işlemleri sürüyor.

15 zanlı tutuklanmıştı

Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, yürütülen arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, "kasten öldürme", "kasten öldürmeye yardım", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 32 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Zanlılardan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, eşi Handan Sonel ve oğulları Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği öne sürülen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer, Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu, güvenlik korucusu Fatih Özmen ve Doku'nun telefonuna müdahale ettiği değerlendirilen bilişim şirketinin sahibi Mehmet Aca tutuklanmış, Uğurcan A, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen B.Y. ve Y.E, iş insanı O.Y, Y.A, F.K, A.Ş, H.K, E.E, M.Y, T.S, E.Y, haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla, Y.S, M.P. ve Y.A. savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.

Kırmızı bültenle aranan firari şüpheli Umut Altaş ise ABD'de gözaltına alınmıştı.

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrılmıştı.

Mersin'de denize giren 5 kişilik aileden 3'ü boğuldu

Mersin'in Tarsus ilçesinde denize giren 5 kişilik aileden 3'ü boğuldu, 1'i hastaneye kaldırıldı, 1'i kayboldu

27.07.2026 00:41:00
AA
 
Mersin'de denize giren 5 kişilik aileden 3'ü boğuldu
Mersin'de denize giren 5 kişilik aileden 3'ü boğuldu

Kulak Mahallesi sahilinden denize giren Zehra (39), Savaş (42), Fatma ve Halil Öztürk (16) ile annenin kız kardeşi Ceylan Dağaşan (30), bir süre sonra çırpınmaya başladı.

Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye sahil güvenlik, jandarma, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Ekipler tarafından 4 kişi sudan çıkarıldı, 1 kişiye ise ulaşılamadı.

Sağlık ekipleri, yaptıkları incelemede Zehra Öztürk, Savaş Öztürk ve Ceylan Dağaşan'ın yaşamını yitirdiğini belirledi. Boğulma tehlikesi geçiren Fatma Öztürk (16) ise hastaneye kaldırıldı. Kaybolan Halil Öztürk'ün (16) bulunması için çalışma başlatıldı.

Vali Atilla Toros'tan açıklama

Bölgeye giden Vali Atilla Toros, ekiplerden bilgi aldı.

Toros, gazetecilere, ailenin Tarsus Çayı'nın denize döküldüğü bölgede serinlemek amacıyla suya girdiğini söyledi.

Boğulma ihbarı üzerine ekiplerin yönlendirildiğini dile getiren Toros, şöyle konuştu:

"Akabinde arama çalışmalarına başladık. 2 kişinin de 5 kişilik ailenin arkasından onları kurtarmak üzere denize girdiğine ilişkin de bilgi edinmiş olduk. Bu 2 kişinin daha sonra kendi imkanlarıyla denizden çıktıklarını da öğrendik. 5 kişilik ailede anne, baba, annenin kız kardeşi, bir yeğen ve bir kız çocuğu var. Anne, baba ve annenin kız kardeşi maalesef hayatlarını kaybetti, cansız bedenlerine ulaştık. Bir kız çocuğu şu an hastanede tedavi altında. Durumu inşallah iyi olacak. Durumunun iyiye gittiğine ilişkin bilgiler geldi."

Toros, kayıp kişiyi arama çalışmalarının denizde ve karada sürdüğünü belirterek, şunları kaydetti:

"Yeğeni arama çalışmalarımız devam ediyor. Halihazırda 4 botumuz şu an sahada, denizde. 2 sahil güvenlik, 1 AFAD ve 1 polis botu, 4 dalgıcımız denizde aramaya devam ediyor. Karada da emniyetimiz, jandarmamız, AFAD'ımız, İtfaiye Daire Başkanlığı ve Sağlık Müdürlüğümüze bağlı 112 ekiplerimizden oluşan bir ekiple buradayız. İnşallah en kısa zamanda denizde arama çalışmalarını sürdürdüğümüz vatandaşımızı da bulmayı ümit ediyoruz." 

CHP'nin yeni Grup Başkanı Faik Öztrak oldu, Grup Başkanvekilliklerine Kılıç ve Türeli seçildi

CHP Grup Başkanlığı'na Tekirdağ Milletvekili Öztrak, Grup Başkanvekilliklerine ise İzmir milletvekilleri Erdan Kılıç ile Rahmi Aşın Türeli seçildi

26.07.2026 22:03:00
Haber Merkezi
 
CHP'nin yeni Grup Başkanı Faik Öztrak oldu, Grup Başkanvekilliklerine Kılıç ve Türeli seçildi
CHP'nin yeni Grup Başkanı Faik Öztrak oldu, Grup Başkanvekilliklerine Kılıç ve Türeli seçildi
CHP TBMM Grubu'nun kapalı toplantısı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında düzenlendi.
Parti genel merkezindeki toplantıda, grup başkanlığı ve grup başkanvekilliklerinin belirlenmesi için sandık kuruldu. 39 milletvekilinin katıldığı toplantıda 5 milletvekili ise yer almadı.
Toplantıda, CHP Grup Başkanlığı için Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak ve Elazığ Milletvekili Gürsel Erol aday olarak yarıştı.

Adaylıktan çekildi
Oylamanın ilk iki turunda adaylar seçilmek için salt çoğunluğu sağlayamazken, daha sonra Erol'un adaylıktan çekildiği öğrenildi. Yapılan üçüncü tur oylamada Öztrak, CHP Grup Başkanlığı'na seçildi.
CHP kapalı TBMM Grup Toplantısı'nda, Grup Başkanlığı oylamasının ardından iki grup başkanvekilliği için de oylamaya gidildi.
Seçime, Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, İzmir Milletvekili Rahmi Aşın Türeli, Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap ve İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç katıldı.
Yapılan oylama sonucunda İzmir milletvekilleri Sevda Erdan Kılıç ve Rahmi Aşın Türeli CHP Grup Başkanvekili oldu.

Mutlak butlan kararı Yargıtay'da "ön inceleme" aşamasında

Dosyanın esasa ilişkin incelemesinin yeni adli yılın başlayacağı 1 Eylül'den sonra yapılması bekleniyor

26.07.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
Mutlak butlan kararı Yargıtay'da "ön inceleme" aşamasında
Mutlak butlan kararı Yargıtay'da "ön inceleme" aşamasında
Yargıtay'a gönderilen, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin tedbiren verdiği "mutlak butlan" kararı hakkındaki dosya, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nce "ön inceleme"ye alındı. Tetkik hakimi, incelemesini tamamladıktan sonra raporunu heyete sunacak, heyetin esasa ilişkin incelemesinin, yeni adli yılın başlayacağı 1 Eylül'den sonra yapılması bekleniyor.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs'ta, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı'nın "mutlak butlan" ile sakatlandığına ve iptaline, 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesinde görevde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri hakkında da "karar kesinleşinceye kadar" tedbiren görev üstlenmelerine/göreve iade edilmelerine hükmetmişti.

Kararın temyiz edilmesi sonrası dosya, 20 Temmuz Pazartesi günü başlayan adli tatil öncesi, 17 Temmuz Cuma günü temyiz incelemesi için Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'ne gönderilmişti.

Dosya tetkik hâkiminde
Adli tatil olmasına rağmen süreçte dosyanın kayıt ve tevzi işlemleri yapılabiliyor. Alınan bilgiye göre, bu kapsamda, Yargıtay'daki dosya durumu "kayıt aşamasında" iken "ön inceleme" olarak değişti. Böylelikle Yargıtay'daki süreç başladı.

Ön inceleme aşamasında, dosyanın teslim edileceği tetkik hakimi, nihai kararı verecek Yargıtay 3. Hukuk Dairesi heyetine sunacağı raporunu hazırlamaya başlayacak.

Tetkik hakimi, incelemesini tamamlamasının ardından raporu Yargıtay 3. Hukuk Dairesi heyetine sunacak. Dosyanın esasa ilişkin incelemesinin, yeni adli yılın başlayacağı 1 Eylül'den sonra yapılması bekleniyor.

Tuncer Bakırhan'dan çerçeve yasa açıklaması: Her şey değil ama çok önemli bir aşama

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın bu hafta TBMM'ye gelmesini beklediklerini söyleyerek, "Bu yasa her şey değil ama çok önemli bir aşamadır" dedi

26.07.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
Tuncer Bakırhan'dan çerçeve yasa açıklaması: Her şey değil ama çok önemli bir aşama
Tuncer Bakırhan'dan çerçeve yasa açıklaması: Her şey değil ama çok önemli bir aşama
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Mersin İl Başkanlığı Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada, hükümetin "Terörsüz Türkiye süreci" olarak adlandırdığı süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın bu hafta TBMM'ye sunulmasını beklediklerini belirtti.

Orta Doğu'daki gelişmelere dikkati çeken Bakırhan, Türkiye'de yeni bir çözüm sürecinin konuşulmasının önemli olduğunu ifade ederek, "Acıları yeniden depreştirecek değil, acıların yeniden yaşanmaması için mücadele edeceğiz. Amed'in onuruyla Edirne'nin onurunu birlikte savunacağız. Siirt'in acısına da Trabzon'un acısına da saygı duyacağız. Umarım bu kez bu süreci ıskalamayız" dedi.

"Müzakereyle çözümünü sağlayacak bir süreç içindeyiz"
Bir aksilik çıkmazsa çerçeve yasanın en kısa sürede Meclis'e geleceğini ifade eden Bakırhan şunları söyledi:

"Bu yasayı küçümsememek gerekiyor. Bu yasa 50 yıllık acının, kanın, çatışmanın ve şiddetin ortadan kalkarak Kürt meselesinin demokratik ve hukuk zemine geçmesini sağlayacak bir yasadır. Kürt meselesini şiddet zemininden alarak diyalog ve müzakereyle çözümünü sağlayacak bir süreç içindeyiz."

Meclis'e gelecek yasanın terör eylemine karışmış, karışmamış gibi kategorik ayrımlar yapmaması gerektiğini savunan Bakırhan, "Yüreğinde ve aklında barışa inanan ve barışa gelmek isteyen hiç kimseye bu yasa kapıları kapatmamalıdır. Yasa, gelmek isteyen hiç kimseyi dışarıda bırakmamalıdır. Yarım bir yasa değil, tam bir yasa olmalıdır" dedi.

Çocuklarda havale anında 5 kritik kural!


 
 
Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetler oluyor. Genellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülen bu tablo aileleri paniğe sevk edebiliyor.

25.07.2026 14:43:00
MURAT ÇORBACI
 
Çocuklarda havale anında 5 kritik kural!
Çocuklarda havale anında 5 kritik kural!

Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan, ateşli havalenin çoğu zaman iyi huylu seyretmesine rağmen, doğru müdahale edilmezse risk oluşturabildiğini belirterek, "Ebeveynlerin, ateşli havalenin özellikle ilk dakikalarında doğru adımları atması kritik öneme sahiptir" diyor. Doç. Dr. Aslan, ateşli havalede, nöbet anında uyulması gereken 5 kuralı anlattı.
Ateşli havale, çocukluk çağında en sık görülen, belirli yaş aralığıyla sınırlı, genellikle iyi huylu seyreden ve ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik nöbetler arasında yer alıyor. Dr. Aslan, "Ateşli havale, 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, özellikle viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülüyor. Vücut ısısının rektal ölçümde 38.3 derece, koltuk altı ölçümünde 37.8 derece ve üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıkan nöbetler, ateşli havale olarak ifade ediliyor" dedi.

Yüzde 90'ı 3 yaş altında oluyor

Çocukların yaklaşık yüzde 2-5'inde görülen ve en sık 18-22 ay arasında ortaya çıkan ateşli havalenin, yüzde 90 gibi büyük bir oranla ilk 3 yaş içinde meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Aslan, nöbetlerin genellikle ateşli hastalığın ilk 24 saatinde geliştiğini söylüyor. Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam etti: "Nöbetlerin büyük kısmı 5 dakikadan kısa sürmekte ve kalıcı bir hasar bırakmadan sonlanmaktadır. Ancak yaklaşık yüzde 5'lik grupta 'uzamış nöbet' gelişebilmekte ve bu durum 30 dakikayı aşarak yoğun bakım ihtiyacı gerektirebilmektedir. Bu nedenle çok dikkatli olunmalı ve zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır. Özellikle 39 derece ve üstü hızlı yükselen ateşlerde çok daha dikkatli olunmalıdır."

Ateşli havale her çocukta aynı şekilde görülmüyor

Ateşli havalenin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan şöyle konuştu: "Bazı çocuklarda tüm vücutta kasılma şeklinde belirgin bir nöbet tablosu izlenirken, bazı çocuklarda ise çok daha silik belirtiler olabiliyor. Bu durum sadece kısa süreli boş bakma, gözlerde kayma ya da birkaç saniyelik dalma şeklinde kendini gösterebiliyor. Nöbetler de her zaman aynı şiddette ya da aynı şekilde ilerlemiyor. Özellikle uzun süren, tekrarlayan ya da vücudun yalnızca bir tarafını etkileyen nöbetlerin daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor. Bu tür durumlarda ileri inceleme ve nörolojik değerlendirme önem taşıyor."


Ateşli havalade, nöbet anında aileler ne yapmalı!

Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan, "Basit ateşli havaleler iyi huylu nöbetlerdir. Çocuğun gelişimde bir sorun yaratmayacaktır. Risk faktörleri ile hastayı ve ailesini birlikte değerlendirmek gerekir" derken, nöbet anında 5 kritik kuralı şöyle sıraladı:
• Çocuk yan yatırılmalı.
• Çocuğu sarsma, sallama ya da nöbet esnasında suyun altına sokmaktan kaçınılmalı.
• Dişi kenetlenirse el sokularak açma gibi davranışlarda bulunulmamalı (Hasta yan yatırıldığı zaman dil yana düşmekte olup hava yolu açılacaktır.)
• Üzerine su dökülmemeli, yüzüne kolonya sürülmemeli.
• Nöbet bitinceye kadar yanında durulmalı. Nöbet bitince ve tam kendine geldikten sonra, ağızdan bol sıvı ve ateş düşürücü verilir.

İstanbul'da bir fabrikada kimyasal tepkime nedeniyle işçiler tahliye edildi

Eyüpsultan'daki bir fabrikada kimyasal maddelerin tepkimeye girmesi nedeniyle çalışanlar tedbir amaçlı tahliye edildi

25.07.2026 11:50:00 / Güncelleme: 25.07.2026 12:33:49
İHA / AA
 
İstanbul'da bir fabrikada kimyasal tepkime nedeniyle işçiler tahliye edildi
İstanbul'da bir fabrikada kimyasal tepkime nedeniyle işçiler tahliye edildi

İstanbul'un Eyüpsultan ilçesinde bir kimya fabrikasında bulunan 10 tonluk tank içerisindeki kimyasal maddelerin tepkimeye girmesi sonucu çevreye yoğun kokulu duman yayılmaya başladı. Fabrikada çalışan işçiler hızla tahliye edilirken, bölgeye çok sayıda polis, itfaiye, sağlık ve AFAD ekibi sevk edildi. Özel koruyucu kıyafet ve maskelerle fabrikaya giren itfaiye ekipleri, tank içerisindeki kimyasal maddeyi güvenli şekilde boşaltarak tepkimenin sona ermesini sağladı. Olayda yaralanan ya da dumandan etkilenen olmadı.



Olay, Eyüpsultan Kemerburgaz Mahallesi Kemerburgaz Cendere Yolu Caddesi üzerinde bulunan Molekül Yapı Kimyasalları fabrikasında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, fabrika içerisinde bulunan yaklaşık 10 ton kapasiteli kimyasal tankındaki maddeler henüz bilinmeyen bir nedenle tepkimeye girdi. Tepkimenin ardından tanktan çevreye yoğun kokulu duman yayılmaya başladı.

Fabrikada oluşan kimyasal madde paniği üzerine çalışanlar hızla binadan tahliye edilirken, ihbar üzerine olay yerine çok sayıda polis, itfaiye, sağlık ve AFAD ekibi sevk edildi. Polis ekipleri fabrikanın çevresinde geniş güvenlik önlemi alırken, yoğun koku nedeniyle ekiplerin de maske kullanarak görev yaptığı görüldü.



İtfaiye ekipleri özel kıyafetlerle fabrikaya girdi

Kimyasal tepkimenin meydana geldiği tankın bulunduğu bölüme itfaiye ekipleri özel koruyucu kıyafetler ve maskelerle girdi. İtfaiyeye ait kimyasal maddelere müdahale için kullanılan özel araçlar da fabrika çevresinde hazır bekletilirken, ekipler tank içerisindeki kimyasal maddenin güvenli şekilde tahliye edilmesi için çalışma başlattı.

Uzun süren çalışmaların ardından tank içerisindeki yaklaşık 10 tonluk kimyasal madde güvenli şekilde boşaltılarak tepkimenin sona ermesi sağlandı. Bölgede herhangi bir yaralanma ya da dumandan etkilenme yaşanmazken, kimyasal maddeden kaynaklanan yoğun kokunun fabrika çevresinde geniş bir alanda hissedildiği öğrenildi.



Öte yandan polis, itfaiye ve AFAD ekiplerinin fabrika çevresindeki çalışmaları ile kimyasal müdahale araçları dron kamerasıyla havadan görüntülendi.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.