logo
22 TEMMUZ 2026

HAFTANIN SOHBETİ

01.06.2001 00:00:00
 
TÜRKİYE DİKKATLİ OLMALI

Hocam, konunun bir başka boyutuna geçmek istiyorum. Çünkü siz yazılarınızda konunun siyasi, kültürel, inanç boyutuna da önemle değindiniz. Bu konuda da sizin tahlillerinizi istirham edeceğim. Ama Mehmet Emin Koç Bey'e bir şey sormak istiyorum. Hocam, "Bağımsızlık bir milletin can damarıdır" diyor. 20 Mayıs'da düzenlenen mitingte de başlık yine ulusal bağımsızlık üzerine idi. Bu bağımsızlık meselesi neden bu kadar önemlidir?

Mehmet Emin Koç-Dilerseniz bundan önce bir şey söylemek istiyorum. Egemenliğin devri konusunda gündem edilen yeni düzenlemede, "Uluslarüstü yetkisi bulunan kurumlar" diye bir tabir var. Bugün uluslarüstü yetkisi olmak kavramını da irdelemek lazım. AB'nin uluslarüstü yetkisi olduğunu kim tespit ediyor? AB'ye, "Ey AB! Senin bütün ulusların üstünde bir yetkin var" diyerek ona bu yetkiyi veren kimdir? Yarın, öbür gün ABD, "Hayır! AB'nin değil benim daha çok uluslar üstü yetkim var. Çünkü benim param her tarafta yaygındır. Nereye inersem orası benim oluyor. Dolayısıyla AB'ye değil de bana bağlanacaksınız" demez mi? Zaten bizim yeni yetme siyasilerimizden bir kısmı şu anda Washington'daki lobilerle bağlantılar kurarak siyasete atılıyorlar. ABD, "Sizin içinizden insanlar bile bize geliyor" der ve o zaman "AB'ye değil de ABD'ye bağlanmak durumundayız" gibi bir şey ile karşı karşıya kalırsak ne olacak?

İbrahim Berk- Bir aktüel dergide, "Geçmişte, cumhuriyeti kuran komutanlardan bir tanesi de mandacı idi. Mandacılıkta ne var?" diyor. "İnönü de mandacı idi" diyerek bir zemin hazırlanıyor.

Mehmet Emin Koç- Bir başka husus şudur. 15-20 sene önce gençlerimizin bazıları Türkiye'deki yetkilerin bazılarının Rusya'ya devredilmesini istiyorlardı. Ama onlar terörist olarak içeri alınmışlardı. Rusya o zaman SSCB olup, dünya üzerinde bir gücü vardı. Bu delikanlılar terörist oluyorlar ve içeride yatıyorlar da böyle bir anlayışı devam ettirmek ne kadar hukuki oluyor? Bunu da irdelemek lazımdır.

Prof. Dr. Haydar Baş- Yani o gün suç olan bugün nasıl ak oluyor.

TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ OYUNLARA DİKKAT!

Mehmet Emin Koç- Hocam, yazılarında, hep, AB'nin kültürel temeline dikkat çekmiştir. Avrupa'nın Türk dünyasına ve özellikle Türk dünyasının merkezi ve kalbi olan bizlerle hep problemi olduğunun altını çizmişlerdir. Mesela 7-8. Asırlarda, Oğuz boylarının Avrupa'ya akınları esnasında, o zamanın Hıristiyan güçleri, Türklere karşı yemin etmişlerdir. Hıristiyan olmadıkları müddetçe Avrupa'ya giremeyeceklerini, ittifak edemeyeceklerini ortaya koymuşlardır. Arkasından aynı hali 11. Asırda Endülüs'te görüyoruz. Bütün Avrupa dünyası, İspanya'daki Müslüman topluluğun dini Hıristiyanlık olmadığı için tek vücut oluyor ve Endülüs'te taş üstünde taş bırakmıyor. 800 yıllık Endülüs İmparatorluğundan geriye bir tek Müslüman kalmıyor.

Prof. Dr. Haydar Baş- Belki de bu tarihin en büyük vahşetidir. Dünyada böyle bir olay görülmemiştir. İşin enteresan tarafı hiçbir tarihçi de bunu gündem etmiyor. İspanya'ya gidin bakın, 800 sene süren bir medeniyetin izlerini görürsünüz. Kurtuba'ya gidiyorsunuz, bir medeniyet görüyorsunuz. Elhamra'ya gidiyorsunuz, bir medeniyet görüyorsunuz. Peki burada bir tane Müslüman yok mudur? Yoktur. Batılılar medeni imiş? Bunu kim demiş?! Orada bir tane Müslüman bırakmadılar. Hatta o dönemde Müslümanlar, Yahudilerden görünür diye adamlar Yahudi tacirlerini, çiftçilerini de hep katlettiler. İşte o tarihte Yahudilerin Osmanlıya sığınması söz konusudur. Bir ittifak neticesinde bu kadar büyük bir katliam var. Bugünküler öyle değilmiş! Bunu kim söylüyor? Peki Bosna nedir? Sırpların bu kadar katliamı ortada iken bu tür sözler nasıl söylenir? Bosna'yı bir tarafa bırakın, Kafkaslarda Çeçenlerin çektiği nedir? Dünyanın adeta gözü kapalı; adeta değil dünya kör olmuş vaziyette. Aşağı geç; Filistin'de aynı şeyler var. Dolayısıyla çok korkunç oyunlar oynanıyor. Aynı oyunların Türkiye üzerinde oynanmayacağını iddia etmek kadar saflık olabilir mi?

AKLIMIZI BAŞIMIZA DEVŞİRMEK İÇİN KIBRIS ÖRNE?İ

Ben 1974 senesini çok iyi hatırlıyorum. Kırbıs'ta Rumlar Türkleri katlediyorlar. Banyolarda boğuyorlar. Ellerine geçirdiklerinin bacağını, kulağını kesiyorlar, öldürüyorlar. Biz, Kıbrıs vatandaşının bu halini dünya kamuoyuna aktardığımız zaman, bir Batılı Allah kulu, "Bu, yanlıştır" demedi. Hepsi, "Doğrusunuz, haklısınız" dedi. Türkiye Cumhuriyeti, garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs'a çıkarma yaptı. Bugünkü sayın Başbakan, o zaman da Başbakandı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin orada böyle bir başarı elde edeceği hesapta yoktu. Hesap, Batılıların düşüncelerinin tamamen dışında cereyan etti. Türk askerinin Beşparmak dağlarını geçmesinin mümkün olamayacağını askeri istihbaratları rapor halinde bildiriyordu. Öyle sığınaklar yapmışlardı ki orada 7-8 aylık herşeyleri vardı. Ama Türk askeri geldi, bir anda vurdu, üç-beş saatte Beş Parmak dağlarını aştı, Girne'ye girdi. Bunun üzerine bütün dünya bize ambargo uyguladı. Almanya, Fransa, İtalya, bilaistisna hepsi ambargo uyguladı. Müttefikimiz olan ABD bile bize ambargo uyguladı. Hiç unutmam. O zaman uçakların tekerlekleri herhalde Türkiye'de imal edilmiyordu. "Bize teker bile vermiyorlar" diye konuşuluyordu. Şimdi bu insanlar, 40 yıllık Yaniler bir anda Kani olmuşlar. Bu kadar saf olmaya gerek yok, bu kadar gaflette olmaya gerek yok. Aklımızı başımıza devşirelim ve bize bizden başkasının da dost olmadığını bilelim.

Bunu derken de hiç kimse ile iktisadi, hukuki, siyasi münasebette bulunmayalım, demiyorum. Bulunalım, olalım, ama, varlığımızla, kimliğimizle olalım. Bu kimliği kaybettiğiniz zaman ezilir, yok olursunuz. Devletiniz, milletiniz yok olur. Türk'ün adı dünya tarihinden silinir.

AVRUPALILARA GÖRE TÜRKLER TARİHSEL DÜŞMANDIR

Mehmet Emin Koç- Yine aynı şekilde 11. Yüzyılda Batılılar, Selçuklulara karşı Haçlı seferi düzenlediler. Bu seferler tam 200 sene sürdü. Bizim milletimiz bu gerçeği yaşadı, gördü. Dolayısıyla bugün AB şemsiyesi altında hedef Türkiye'nin dağıtılmasıdır.

Bu noktada, Tuğgeneral Halil Şimşek Bey'in, Harp Akademileri Komutanlığında verdiği seminerde söylediklerini altını çizerek tekrar etmek istiyorum. Şöyle diyor: "1929 yılında dünya, ekonomik buhranı yaşarken devlet kavramına pek uygun düşmeyen ve bir manga askeri gücü olan Avrupa Hıristiyan kültürünün merkezi Vatikan, 7 Haziran 1929'da bağımsızlığını ilan etmiştir. 1944 yılında 450 tümeni olan Stalin'in, 'Vatikan'ın kaç tümeni var?' diye alaya aldığı bu küçük devlet bugün varlığını sürdürmektedir. Halbuki Stalin'in güce dayalı sistemi çökmüştür. Bu bize tek başına askeri gücün güvenliği sağlamak için yeterli olmadığını, ekonomik güç ile iç yapıyı kuvvetlendiren kültürün önemini kanıtlamıştır. Avrupa, Hıristiyan kültürü dediğimiz zaman Hıristiyan inanç değerlerinden beslenmiş Vatikan'ın gözetimindeki insanların şekillendirdiği yaşam tarzı ve değerler sistemidir." Paşa çok net altını çizmiş ve 1854 yılında bir kardinalin seminerinden alıntı yapmış. Kardinal şöyle diyor: "Türkler, Hıristiyanlığı kabul etmek şöyle dursun Hıristiyanlığı ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Tarih sahnesine çıktıkları 1048 yılından beri Hıristiyan düşmanlığının öncüsü, sözcüsü olmuşlardır. Bu yüzden Türkler Katolik kilisesinin yani Vatikan'ın taa 11. Yüzyıldan itibaren en önemli sorunu, düşmanı olarak görülmüştür. Hatta Papalık devletinin son bin yılı Türklerle savaşarak geçmiştir." Paşa yorumuna devam ediyor: "Avrupalılar için dinimizi değiştirmek mümkün olmadığına göre" yani AB'nin bu tarihsel düşmanlığı bir gerçek olduğuna göre bizim halimiz ne olacak? O halde burası bir Hıristiyan kulübüdür ve bu milletin orada yeri yoktur.

İbrahim Berk- Halil Şimşek Paşamızın da ifade ettiği gibi AB içerisinde bugün bir teokratik devlet vardır. "Laik Avrupa" diyoruz. Ama Vatikan, "Papalık Devleti" diyor. Papalığın hem siyasi, dünyevi boyutu var, hem dini boyutu var. Her iki otoriteyi aynı anda elinde tutuyor. AB sürecinde bu hep atlanıyor, gözlerden saklanıyor. Sadece Anayasa'daki bu değişiklikler söz konusu değildir. Fener Patrikhanesi'nin İstanbul suriçinde hem dini hem dünyevi otoritesini elinde tutan bir din devleti haline getirilmesi dayatılıyor. Bunun için ABD Başkanı mektup yazıyor. AB elçilikler tahsis ediyor. Aslında en büyük tehlikelerden bir tanesi bu olmakla birlikte pek fazla dikkat çekmiyor, gözden kaçırılıyor. Bu boyutu da hatırlatmakta fayda vardır.

MİSYONERLİ?İN İKİ YÜZLÜ STRATEJİSİ

Hocam, ABD'li misyonerlere ABD'li ünlü misyoner örgütünün talimat mektubundan bahisle, "Bu mukaddes ve vadedilmiş topraklar silahsız bir haçlı seferiyle geri alınacaktır" dediniz.

Prof. Dr. Haydar Baş- Ben, onu Ali Rıza Bey'den okudum. Sağolsun, çok ciddi bir araştırma idi. Onun için bu tür gerçekleri onun dilinden dinlemekte fayda var.

Ali Rıza Bayzan- Aslında Hıristiyanlık, adı sonradan türetilmiş bir dindir. Orijinali, Kur'an'da geçtiği gibi Nasranilikti. Bir Tevhid dini idi. Ama daha sonra Pavlus isimli oldukça sıradışı bir isim tarafından Hıristiyanlığa dönüştürüldü. Aslında Pavlus'un dünyası Hıristiyanlığın ve bugünkü misyonerliğin temelini oluşturuyor. Bu konuda çok kısa bilgi vermek gerekirse, Pavlus, bir Roma vatandaşıdır. Tarsus doğumludur. Kendisi Helenistik kültürden geliyor ve aynı zamanda da Yahudidir. Aslında bugünkü Hıristiyanlık da bu üç karakteri bünyesinde taşıyor. Bugünkü Hıristiyanlık propagandasının temelinde de yine Pavlus'un, Korintlilere yazdığı bir mektup var. Bu mektubu Hıristiyanların kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes'ten aktarayım. Sahife 175'de Pavlus şöyle diyor: "Çünkü herkes özgürken daha çok adam kazanayım diye kendimi herkese köle ettim. Yahudileri kazanayım diye Yahudilere Yahudi gibi davrandım. Kendim şeriat altında olmadığım halde şeriat altında olanlara şeriat altında gibi davrandım...." Yani Pavlus, "Hıristiyanlaştırmak için putperestlere putperest gibi, Yahudilere Yahudi gibi davrandım" diyor. İşte Hıristiyanlık propagandasının üstadımızın da ısrarla dikkat çektiği nokta bu noktadır. Burada İslam'daki din tebliğinin çok dışında, doğrudan ikiyüzlü bir strateji söz konusudur. Dolayısıyla bizim burada misyonerlik karşısında çok uyanık olmamız çok doğal ve gereklidir. Misyonerliğin teolojik temeli budur. Tarihteki uygulamalara baktığımız zaman yine bunlarla karşılaşıyoruz.

Yalnız burada şunu söylememiz gerekiyor ki Pavlus'un yaşadığı zamanda gerçek İseviler de, Hz. İsa'nın bağlıları da var. İlginçtir ki Pavlus'u Kudüs'e çağırıyorlar ve hesaba çekiyorlar. "Sen ne yapıyorsun? Sünneti kaldırıyorsun. Şarabı helal kılıyorsun. Domuzu helal kılıyorsun. Bu bizim dinimize aykırıdır. Allah'ın dininde böyle bir şey yoktur" diyorlar. Pavlus, "Ben bunları geçici olarak yapıyorum. Bu insanlar başka türlü hizaya gelmez" diyor. Bir an ona inanır gibi oluyorlar. Ama o yine devam ediyor. Bunun üzerine tekrar geri çağrılıyor. Sigaya çekiliyor. Kitab-ı Mukaddes'de, Resullerin İşleri diye bir bölüm var. 22. Bölümde geçiyor. Onun bir sapkın olduğu ilan ediliyor. Hatta gerçek Nasraniler ayaklanıyor, Pavlus'u linç etmek istiyorlar. Tam bu esnada Romalı askerlere sığınıyor. Bu anlattıklarım da Kitab-ı Mukaddes'te geçiyor. Pavlus'un misyonerliği iki yüzlü bir strateji olarak dayatması Hıristiyanlığın tarihinde de ciddi bir çatallanmaya yol açmıştır.

MİSYONER OKULLARINA KARŞI ATATÜRK'ÜN NET TAVRI

Tarihteki uygulamalara değinmek istiyorum. Mesela Osmanlı'da Vatikan merkezli Katolikler, Amerikalı Protestan karakterli Board teşkilatı bütün bir Osmanlı ülkesi baştan sona misyoner okullarıyla donatıldı. Bu misyoner okulları cumhuriyetin öncü fikirlerinden birisi Celal Nuri'nin deyimiyle cumhuriyet Türkiyesinde bile hala bir düşman karargahı gibi duruyor. Bunlardan birisi Robert Koleji olup, kurucusu Hamlin'dir. Bu kolejin kurulmuş olduğu yer de çok kayda değer bir yerdir. Hamlin, "İslam ve Türkler İstanbul'a nereden girdi? Rumeli Hisarından. Öyle ise ben de oradan girmeliyim" dedi. Boğaziçi Üniversitesinin orijinal binası Hamlin'in binasıdır.

Enteresandır, Robert Kolej, birinci turda Bulgarları çoğunlukla okula alıyor. Bulgarlar büyük ölçüde Türk ve İslam karakteri ile bezenmişken birden bire yoktan bir Bulgar ulusu ortaya çıkıyor. Ayaklanıyorlar. Silah yardımı da Ruslar tarafından yapılıyor. Sonuçta bir Bulgar devleti ortaya çıkıyor. İkinci turda alınan öğrencilerin büyük bir çoğunluğu Ermeniler oluyor. Bunların hepsinin arşiv kayıtları vardır. Böylece bildiğimiz Ermeni meselesi ortaya çıkıyor ve bugünkü hale geliyor. Dikkat edilirse Hıristiyan propagandasının en temel noktalarından bir tanesi sadece insanları Hıristiyanlaştırmak değildir. Bunun ötesinde bir toprak meselesi haline getirmektir.

Bunları son gelişmelerle bağlantılandıralım. Mesela bir gazetemiz şöyle diyor: "Papa'da Haçlı kafası. Ermeni soykırımı şu korkunç olayların başlangıcı olmuştur. İki dünya savaşı, sayısız bölgesel çatışmalar, milyonlarca inananın hayatına mal olan planlı imha kampanyaları." Halbuki 1. Dünya Savaşı 1914'te başlamıştır. 2. Dünya Savaşına Türkiye katılmamıştır. Dikkat ederseniz Papa, stratejik bir taktikle herşeyden bizi sorumlu tutuyor.

Bugün, cumhuriyet Türkiye'sinde de Hıristiyanlık propagandası devam ediyor. Ben burada Atatürk'ün almış olduğu tavırla bitirmek istiyorum. Bursa'da Amerikan Kız Kolejinde, üç kızın Hıristiyan olduğu duyulunca, Atatürk, bizzat olaya el koyuyor. Konu araştırılıyor. Sonunda Atatürk, "Burası cumhuriyet Türkiye'sidir. Burada Hıristiyanlık propagandası yapılamaz. Bu okul kapatılacak" diyor. Yani Atatürk'ün bu konudaki tavrı açık ve seçiktir.

TÜRKİYE'DE CİRİT ATAN HIRİSTİYAN TARİKATLAR

İbrahim Berk- Patrikhane için de, "fesat ocağı" ifadesini kullanıyor.

Ali Rıza Bayzan- Burada tarihi arka plandan hareketle gelinecek nokta, AB zemini ile üstümüze gelirlerken çok enteresandır, Tanzimat Fermanı ile bir yandan azınlıklara, Bulgarlara, Rumlara hürriyet verin, eşitlik verin dayatması yapıyorlardı. Bir yandan da misyonerlik yuvası kolejler o insanlara milli kimlik, dini kimlik kazandırıyordu. Buradan da çıkan netice o ki milli kimliğin oluşmasında kiliselerin katkısının birinci dereceden rol oynadığını görüyoruz. Hocamızın konferanslarında ifade ettiği bir cümle var. Türkiye'de misyonerlik faaliyetleri ile hedeflenen şey insanların Hıristiyanlaştırılması değil, "aslınıza, kimliğinize dönün" operasyonudur. Yine hocamızın ısrarlı olduğu bir nokta var. Bu, dini ve milli bütünlüğümüzdür. Bunlardan birinin yok olması diğerinin ortadan kalkması anlamına geliyor. Mesela Almanya'nın Müslüman Türkler hakkında iki projesi var. Bunlardan biri ya Müslüman Türkleri Hıristiyanlaştırmak. Bunu yapıyor. Bunu yapmak için kurduğu özel örgütler de var. İkincisi, Hıristiyanlaştırılamıyorsa Türklüklerinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Alman İslam'ı projesiyle, "Türk bayrağı bulundurmayacaksınız. Türkçe'yi değil Almanca'yı kullanacaksınız. O zaman size din hürriyeti konusunda bir sıkıntı çıkartmayacağız" diyorlar.

Bir de Yahova Şahitleri var. Hocam ısrarla bayrağa, dine, millete, askerliğe bağlılıktan bahsediyor. Ama Yahova Şahitleri, askerliğe karşılar. Bayrağa selam dahi durmayı putperestlik olarak algılıyorlar. Hukuk düzenine karşı olup teokratik devlet düzeninden yanalar. Ama bakıyorsunuz hepsi burada faaliyet gösteriyor. Türkiye'de Hıristiyan tarikatları cirit atıyor. Cizvit, Fransisken, Dominiken tarikatları okul kurmuş ve misyonerlik faaliyetleri yapıyorlar. Bunu Osmanlı ile karşılaştırdığınız zaman misyonerler, Türkiye'de Kürt kökenli vatandaşlara Kürt misyonerler, Laz kökenlilere Laz misyonerler, Alevilere Alevi kökenli misyonerler göndererek onları kendi hesaplarına ama toprakla beraber elde etmek istiyorlar.

TÜRKİYE'Yİ İDARE EDENLER DİKKATLİ OLMALI!

Hocam, Avrupa'nın egemenliğin devri konusunda niçin ısrarlı olduğu galiba bu fotoğrafla ortaya çıktı. Hukuki yönden devir niçin bu kadar önemli?

Prof. Dr. Haydar Baş- Tabii hukuk burada yapılacak olan işlerin önünde en büyük engeldir. Müeyyide olması bakımından adam geliyor kafasını "tak" diye oraya vuruyor ve geri dönüyor. Hiçbir engel tanımak istemiyor. Engellerin aşılması için de bu hukuki müeyyidelerin tamamen kalkmasını istiyor. O bakımdan dikkat ederseniz hep üzerinde durdukları hususlar da bunlardır. IMF'nin de AB'nin de üzerinde durduğu konu budur.

Ben burada bizi idare eden siyasilere şahsen şunu ifade etmek istiyorum. Evet, "AB'ye girelim" düşüncelerinde çok samimi, çok da saf olabilirler. Ama unutmasınlar ki değirmene giderken eldeki bulgurdan oluyorlar. Olacaklar değil oluyorlar. Bir defa bizim onlarla çok ciddi bir medeniyet farkımız var. Hayata bakış tarzımız çok farklıdır. Biz, Tevhid akidesinin ürünüyüz, onlar teslisin ürünüdür. Benim acizane tanıdığım Müslüman olmuş Hıristiyanlar var. Zaman zaman boşluğa düşüyorlar. Adam Hıristiyanlığı yaşamıyordu. Yaşadığı da yoktu. Bu boşluktan dolayı da Müslüman olmuştu. Ama bir korkulu rüya gibi zaman zaman bu, Tevhidi yaşamasına rağmen önüne çıkıyor. Bütün bunlar ortada iken, bu hakikatleri biz yaşarken, geçmişimizde çok ciddi emsalleri varken, egemenliğin devri konusunda, AB'ye girme hususunda, sorumluluğun hesabı belki de azim bir netice doğuracaktır. Onun için böyle bir yanlış yolun tercih edilmesini şahsen ben tavsiye etmem. Onun için aklımızı başımıza alalım, hayatımızı yaşayalım, milletimizi yönlendirelim, diyorum.

Kahramanmaraş'taki okul saldırısına ilişkin iddianame hazırlandı

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, 15 Nisan'da düzenlenen silahlı okul saldırısına ilişkin soruşturmanın tamamlandığını ve hazırlanan iddianamenin mahkemece kabul edildiğini bildirdi

21.07.2026 20:30:00
Anadolu Ajansı
 
Kahramanmaraş'taki okul saldırısına ilişkin iddianame hazırlandı
Kahramanmaraş'taki okul saldırısına ilişkin iddianame hazırlandı

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, Ayser Çalık Ortaokulu'na 15 Nisan'da düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin yürütülen soruşturmanın tamamlandığını, hazırlanan iddianamenin mahkemece kabul edilerek yargılama sürecinin başladığını bildirdi.

Başsavcılıktan yapılan yazılı açıklamada, Onikişubat ilçesi Haydarbey Mahallesi'nde bulunan Ayser Çalık Ortaokulu'na 15 Nisan'da düzenlenen silahlı saldırıda 9 öğrenci ve 1 öğretmenin hayatını kaybettiği, 15 öğrencinin ise yaralandığı anımsatıldı.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

"Silahlı saldırı olayına ilişkin Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma 20.07.2026 tarihi itibarıyla tamamlanarak, dosya kapsamında şüpheli Uğur Mersinli hakkında 'olası kastla öldürme ve 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet' suçlarından, diğer şüpheli Peyman Pınar Mersinli hakkında ise 'bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma' suçundan iddianame tanzim edilmiştir. Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesince iddianame kabul edilerek yargılama süreci başlamıştır."

1 öğretmen ile 9 öğrenci yaşamını yitirmişti

Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'na 15 Nisan'da bir öğrenci tarafından düzenlenen silahlı saldırıda 1 öğretmen ve 9 öğrenci hayatını kaybetmiş, 15 öğrenci yaralanmıştı. Olayın ardından okulda eğitime ara verilmiş, öğrencilerin eğitimlerine başka okullarda devam etmesi kararlaştırılmıştı. 

Gülistan Doku soruşturmasında sınıf arkadaşının ifadesine ulaşıldı: "Çok üzgün, bitkin ve çaresiz görünüyordu"

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmada tanık olarak dinlenen G.İ'nin savcılık ifadesine ulaşıldı

21.07.2026 18:20:00 / Güncelleme: 21.07.2026 20:50:32
AA
 
Gülistan Doku soruşturmasında sınıf arkadaşının ifadesine ulaşıldı: "Çok üzgün, bitkin ve çaresiz görünüyordu"
Gülistan Doku soruşturmasında sınıf arkadaşının ifadesine ulaşıldı: "Çok üzgün, bitkin ve çaresiz görünüyordu"

Doku'nun sınıf arkadaşı G.İ, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadesinde, Gülistan Doku ile 2018 yılında Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü'nde öğrenim görmeye başladıklarını anlattı.

Doku ile Atatürk Mahallesi'nde bulunan farklı binalardaki yurtlarda kaldığını belirten G.İ, "Gülistan Doku adaletli, merhametli, neşeli çok iyi bir kızdı. Siyasetle ilgisi yoktu. Okuluna gelip giderdi. Son dönemlerde KPSS'ye hazırlanıyordu. Bunun için kitaplar almıştı. Hedefleri ve hayalleri vardı. Asla intihar edecek bir kız değildi. Okul dışındaki zamanlarda kafelerde, restoranlarda garson olarak çalışırdı." beyanında bulundu.

G.İ, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov'un kıskançlık nedeniyle genç kızı kısıtladığını iddia ederek, şunları kaydetti:

"Mesela Gülistan'la biz stajdan çıktıktan sonra bir yere gitmek istediğimizde Zeinal'a sorardı. Ancak Zeinal gitmesine izin vermezdi. Hiçbir yere gitmesine izin vermiyordu. Tartışmaları da genellikle bu sebeple oluyordu. Çok ayrılıp barışıyorlardı ancak Gülistan Doku kaybolmadan bir gün önce yani 4 Ocak 2020 günü Zeinal'ın evine neden gitti ben de anlam veremedim. Çünkü o tarihe kadar ilk defa çok uzun süredir ayrılardı. Hatırladığım kadarıyla Aralık 2019 ortalarından itibaren hiç irtibatları olmadı. Ancak Zeinal ile Gülistan'ın kaybından sonra görüştüğümde bana 'ne yaptıysa o kendisine bunu yaptı, her şey onun yüzünden oldu, annemle babam da kavga etti' demişti. O dönem Gülistan'ın derdine düştüğümüz için Zeinal'a kendisine ne yaptığını, neden her şeyin onun yüzünden olduğunu sormak aklıma gelmedi. Sonrasında da herkes Zeinal'dan şüphelendiği için onunla bir daha diyaloğa girmedim."

Doku'yu hastaneye götürmüş

Şüpheli Mustafa Türkay Sonal ve Umut Altaş'ı tanımadığını savunan G.İ, şunları söyledi:

"Gülistan kaybolmadan önceki haftalarda çok üzgün, bitkin, solgun ve çaresiz görünüyordu. Çok zayıflamıştı. Hatta tarihini hatırlamıyorum ancak 2019 aralık ayında bir gün Gülistan çok hastaydı, ayakta duramıyordu ve çok mide bulantısı vardı. Bana kendisini hastaneye götürüp götüremeyeceğimi sordu. Ben kendisini hastaneye götürdüm. Hastaneye giderken de 'kusacağım' diyordu, kendini zor tutuyordu. Karın ağrısı da vardı. Ancak doktorun odasına beni almadılar, kendisi girdi. Gülistan yatış istedi ancak doktor bunu kabul etmemiş. Neyi olduğunu sorduğumda bana hiçbir şey söylemedi. Başı dönüyordu, midesi bulanıyordu, karnı ağrıyordu ve çok solgun görünüyordu. Ben Gülistan'a neyin var diye sorduğumda cevap vermedi. O günden birkaç gün sonra Gülistan tekrar hastaneye gittiyse bundan benim haberim yoktur. Ondan sonraki günler hatırladığım kadarıyla biraz daha iyi görünüyordu. Ancak bitkinlik, solgunluk hali devam ediyordu ve yemekhanede yemek yediğimiz zamanlar 'yediğim şeyler kokuyor gibi midemi bulandırıyor' diyordu. İştahsızdı. Çok az yiyip bırakıyordu."

Gebelik testi yaptırdığından haberi olmamış

Gülistan Doku'nun gebelik testi yaptırdığından haberi olmadığını öne süren G.İ, "Hamile olup olmadığından da şüphelenmedim. Ancak 2019'un kış ayında mide bulantısı, karın ağrısı, kusma ve baş dönmesi yaşayıp onu hastaneye götürdüğümde Zeinal ile uzun süredir ayrı olduklarını bildiğim için hamile olacağına dair ihtimal vermedim." bilgilerini verdi.

Doku soruşturması kapsamında bugün Tunceli ve Erzurum cumhuriyet başsavcılıklarının talimatları doğrultusunda Elazığ, Malatya, Ankara, İstanbul ve Tunceli'de eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiş, aralarında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in eşi Handan Sonel ile Doku'nun telefonuna müdahale ettiği değerlendirilen bilişim şirketinin sahibi, 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş personeli, 1 iş insanı ve 2 güvenlik korucusu gözaltına alınmıştı.

12 zanlı tutuklanmıştı

Üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 17 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Zanlılardan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. ile hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen B.Y. ve Y.E, haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, kırmızı bültenle aranan firari şüpheli Umut Altaş ise ABD'de gözaltına alınmıştı.

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrılmıştı. 

DABİS artık İŞKUR Mobil'de

Öğrenciler ve veliler tercihlerini artık iş gücü piyasası verileriyle destekleyebilecek

21.07.2026 14:20:00
Haber Merkezi
 
DABİS artık İŞKUR Mobil'de
DABİS artık İŞKUR Mobil'de
Lise ve üniversite tercih döneminde gençlerin eğitim ve kariyerlerine ilişkin daha bilinçli kararlar verebilmelerini desteklemek amacıyla Danışman Bilgi Sistemi (DABİS), İŞKUR Mobil uygulaması üzerinden öğrenci ve velilerin erişimine açıldı.

LGS'ye giren yaklaşık 1 milyon ve YKS'ye giren yaklaşık 2.5 milyon olmak üzere toplamda 3.5 milyon genci ilgilendiren süreçte, veriye dayalı kariyer rehberliği hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması hedefleniyor. DABİS'in İŞKUR Mobil uygulamasına taşınmasıyla birlikte öğrenciler, veliler ve mezunlar mesleki alanlar ile üniversite bölümlerine ilişkin iş gücü piyasası göstergelerine doğrudan erişebilecek.

DABİS tercih döneminde öğrencilerin okul ve bölüm seçimine katkı sunuyor

İŞKUR İş ve Meslek Danışmanları ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı rehber öğretmenler aracılığıyla sunulan DABİS sayesinde kullanıcılar, mesleki alanlar ve üniversite bölümleri hakkında kapsamlı bilgi edinebilecek. Sistem, eğitim tercihlerini yalnızca mevcut eğitim seçenekleri üzerinden değil, mezuniyet sonrasında karşılaşılabilecek iş gücü piyasası koşulları dikkate alınarak değerlendirmeye imkân sağlayan güvenilir bir kariyer rehberliği altyapısı sunuyor. DABİS'in İŞKUR Mobil uygulaması üzerinden erişime açılmasıyla veriye dayalı kariyer rehberliği hizmetleri daha kapsayıcı ve erişilebilir hâle getirildi.

Mesleki alanlar ile ön lisans ve lisans programlarından mezun olan kişilerin eğitimden çalışma hayatına geçiş süreçlerini farklı yönleriyle ortaya koyan DABİS, kapsamlı bir kariyer bilgi sistemi niteliği taşıyor.

Sistemde;

• İş bulma süresi,

• Ücret dağılımı,

• Ortalama çalışılan işyeri sayısı,

• İstihdam oranı,

• Girişimcilik oranı,

• Girişim yaşam süresi,

• Akademide çalışma oranı,

• Sektör bazında dağılım

gibi mesleki alanı tercih edecekler için 14 gösterge, üniversite bölümü tercih edecekler için 15 gösterge yer alıyor. 

Kullanıcılar sistem üzerinden farklı mesleki alanları, üniversiteleri ve bölümleri karşılaştırabiliyor; böylece tercih etmeyi düşündükleri alanlara ilişkin istihdam, ücret, iş bulma, kariyerde ilerleme ve girişimcilik görünümünü bütüncül biçimde inceleyebiliyor.

DABİS'te yer alan farklı birçok gösterge, mesleki alanları ve bölümleri tanıma fırsatı sunuyor

DABİS'te sunulan göstergeler; Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) ve Millî Eğitim Bakanlığından (MEB) alınan lise ve üniversite mezun bilgileri ile Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) alınan 2010-2024 yılları arasındaki çalışan bilgilerinin anonimleştirilerek eşleştirilmesiyle oluşturulan mikro veri setlerinin analizine dayanıyor. Bu kapsamda farklı kurumlardan elde edilen eğitim, sosyal güvenlik ve istihdam verileri belirli metodolojik kurallar çerçevesinde bir araya getirilerek iş gücü piyasası göstergeleri oluşturuluyor.

Meslek lisesi ve yükseköğretim mezunlarına ilişkin göstergeler, mezunların yalnızca bir işe girip girmediğini değil, çalışma hayatındaki devamlılıklarını ve mesleki hareketliliklerini de ortaya koyuyor. Mesleki alan ve üniversite bölüm bazında hesaplanan istihdam oranı göstergesiyle mezunların güncel yıl içerisindeki istihdam oranları görülebilirken, mesleki alan bazındaki bölgesel istihdam oranı göstergesiyle de mezunların eğitim aldıkları ilde istihdam edilme durumları incelenebiliyor.

İlk iş bulma süresi de tercih sürecinde gençlerin en fazla merak ettiği başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. DABİS'te mezunların ilk işlerine ne kadar sürede yerleştikleri ayrıntılı biçimde gösteriliyor. Bu kapsamda, mezuniyetten önceki altı ay içinde çalışmaya başlayanlar ile mezuniyet sonrasındaki ilk altı ayda, altı-on iki ay arasında ve on iki aydan daha uzun sürede iş bulanlar ayrı ayrı değerlendiriliyor. Böylece öğrenciler, tercih etmeyi planladıkları mesleki alan veya üniversite bölümünden mezun olan kişilerin çalışma hayatına ne kadar sürede geçiş yaptığını karşılaştırmalı olarak inceleyebiliyor.

Yükseköğretim mezunlarına ilişkin göstergeler üniversite ve bölüm bazında hesaplanıyor. Sistem, ön lisans ve lisans programlarından mezun olanların iş gücü piyasasındaki durumunu çok boyutlu olarak ortaya koyuyor. Üniversite mezunlarının girişimcilik durumu da sistemde ayrı bir gösterge olarak yer alıyor. Mezuniyetten önceki altı ay ile mezuniyet sonrasındaki çalışma yaşamında kendi girişimini kuran mezunların oranları bölüm ve üniversite bazında hesaplanıyor. Bunun yanı sıra mezunların kariyerleri boyunca kaç farklı iş yerinde çalıştıkları ve girdikleri bir işte ortalama ne kadar süre kaldıkları da kullanıcıların incelemesine sunuluyor.

DABİS üzerinden üniversite mezunlarının bir işten ayrıldıktan sonra yeni bir işe geçiş süreleri, kurdukları girişimlerin faaliyetlerini ne kadar süre devam ettirdiği, çalıştıkları sektörler ve işletme büyüklükleri de incelenebiliyor. Böylece bir bölümün mezunlarının yalnızca işe girme oranı değil, çalışma hayatında hangi sektörlerde ve hangi ölçeklerdeki işletmelerde yoğunlaştığı da görülebiliyor.

Mezuniyet sonrası çalışma hayatına ilişkin bir öngörü sağlıyor

DABİS, gençlerin yerine tercih yapan bir sistem olma özelliği taşımıyor. Sistemde yer alan göstergeler tek başına kesin bir iş veya ücret garantisi sunmuyor. Geçmiş dönemlerde mezun olan kişilere ait toplulaştırılmış veriler üzerinden genel bir iş gücü piyasası görünümü sunan sistem, ekonomik koşulların, bireysel yetkinliklerin, yabancı dil bilgisinin, iş deneyiminin, yaşanılan bölgenin ve kişisel tercihlerin mezuniyet sonrasındaki kariyer sonuçlarını etkileyebileceği gerçeğini de göz önünde bulunduruyor.

DABİS, öğrencilerin yalnızca "Hangi bölümü kazanabilirim?" sorusuna değil, "Bu alandan mezun olduğumda beni nasıl bir çalışma hayatı bekleyebilir?" sorusuna da cevap bulmalarına katkı sağlıyor. Kullanıcılar, tercih etmeyi düşündükleri mesleki alan veya üniversite bölümüne ilişkin mezunların iş bulma sürelerini, çalışma devamlılıklarını, ücret dağılımlarını, girişimcilik eğilimlerini ve yoğun olarak çalıştıkları sektörleri karşılaştırabiliyor. Böylece eğitim tercihleri daha fazla veriye dayalı ve daha bilinçli şekilde yapılabiliyor.

Dijital hizmetlerin yanı sıra yüz yüze kariyer danışmanlığı hizmetleri de kesintisiz şekilde devam ediyor. İŞKUR İl Müdürlükleri ve Hizmet Merkezlerinde görev yapan İş ve Meslek Danışmanları, tercih döneminde öğrencilere ve velilere bireysel kariyer danışmanlığı hizmeti sunmayı sürdürüyor.

2020 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı koordinasyonunda uygulanan DABİS platformu, 2025 yılı Temmuz ayında İŞKUR'a devredildi. Devir sürecinin ardından sistem, 81 ilde görev yapan İŞKUR İş ve Meslek Danışmanları ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı rehber öğretmenler tarafından aktif olarak kullanılmaya devam ediyor. İŞKUR Mobil uygulamasıyla birlikte bu hizmet artık yalnızca danışmanlar ve rehber öğretmenler aracılığıyla değil, öğrenciler, veliler ve mezunlar tarafından da doğrudan erişilebilir hâle geldi.

DABİS ile veriye dayalı kariyer rehberliği hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması, tercih süreçlerinde doğru ve güvenilir bilgiye erişimin artırılması ve gençlerin eğitim ile çalışma hayatına ilişkin kararlarını iş gücü piyasası verileri ışığında desteklemeleri amaçlanıyor.

Peki, öğrenci ve veliler sisteme nasıl erişebilecek?

Kullanıcıların sisteme erişim için öncelikle IOS ve Android marketlerden İŞKUR Mobil uygulamasını indirmeleri ve profil oluşturduktan sonra Danışman Bilgi Sistemi'ne girerek mesleki alanlar için Ortaöğretim, üniversite bölümleri için Yükseköğretim sekmelerini seçmeleri gerekiyor.

Avcılar'da metrobüste yangın

Avcılar'da metrobüsün motor kısmında yangın çıktı. Yolcular kısa sürede tahliye edilirken, yangın söndürüldü

21.07.2026 10:56:00
İhlas Haber Ajansı
 
Avcılar'da metrobüste yangın
Avcılar'da metrobüste yangın
Avcılar Mustafa Kemalpaşa'da seyir halinde olan metrobüsün motor kısmında yangın çıktı. Yangın nedeniyle metrobüste bulunan yolcular tahliye edildi.

Olay yerine polis ekipleri sevk edildi. Görevlilerin müdahalesi sonrası yangın söndürülerek soğutma çalışması yapıldı. Yangın nedeniyle metrobüs seferlerinde aksamalar yaşandı. Metrobüs, İETT'ye ait çekici ile olay yerinden çekildi.

Boşanma davalarında temizleme oranı yüzde 102'yi aştı

Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2025'te aile mahkemelerinde görülen davaların temizleme oranı yüzde 102,1 olarak gerçekleşti

 

21.07.2026 10:40:00
Anadolu Ajansı
 
Boşanma davalarında temizleme oranı yüzde 102'yi aştı
Boşanma davalarında temizleme oranı yüzde 102'yi aştı

Adalet Bakanlığı, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün boşanma, nafaka, velayet, ayrılık ve evlenmenin iptali davalarına ilişkin 2016 ile 2025 yılları arasındaki istatistik verilerini açıkladı.

Buna göre, 2025'te ilk derece mahkemelerine 309 bin 479 boşanma davası geldi. Boşanma davalarında 2025'te verilen karar sayısı, yıl içinde açılan dosya sayısını geçti. 2016'da yüzde 92,9 olan temizleme oranı, geçen yıllardan devreden davalara ilişkin kararlarla birlikte yüzde 102,1'e ulaştı.

Evlenmenin iptali davalarında ise 2025'te 349 yeni dava açıldı. Dosya temizleme oranı da yüzde 120,1 olarak kayıtlara geçti.

Yıl içinde açılan davadan fazla dosyada karar verildi

Müdürlüğün 10 yıllık verilerine göre, nafaka davalarında yüzde 88 olan dosya temizleme oranı, 2025'te yüzde 108,2'ye yükseldi.

Velayet davalarında ise 2016'da yüzde 68,8 olan dosya temizleme oranı, 2025'te 103,3'e çıktı.

Aynı dönemde evlenmenin iptali davalarında temizleme oranı yüzde 112,7'den yüzde 120,1'e, ayrılık davalarında ise yüzde 79,1'den yüzde 106,8'e yükseldi.

Veriler, 2025'te boşanma ve boşanmayla ilişkili davalarda mahkemelere yıl içinde gelen dosya sayısından daha fazla dosyanın karara bağlandığını ortaya koydu.

Trafik ışıklarında bekleyen araca çarptı: 2 ölü, 2 yaralı

Adana'nın Pozantı ilçesinde, otomobilin trafik ışıklarında bekleyen araca çarpması sonucu 2 kişi öldü, 2 kişi yaralandı

 

21.07.2026 10:36:00
Anadolu Ajansı
 
Trafik ışıklarında bekleyen araca çarptı: 2 ölü, 2 yaralı
Trafik ışıklarında bekleyen araca çarptı: 2 ölü, 2 yaralı

Metehan Sargın (24) idaresindeki 01 BAP 820 plakalı otomobil, D-750 kara yolunda trafik ışıklarında bekleyen Kemal Ege'nin kullandığı 34 VT 6666 plakalı otomobile çarptı.

İhbar üzerine olay yerine polis, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Kazada sürücü Sargın öldü, diğer araçtaki Caner Ege, Kemal Ege ve Emre Çakmakcı yaralandı.

Üç yaralı, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulanslarla 80. Yıl Pozantı Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Sürücü Sargın'ın araçta sıkışan cansız bedeni, itfaiye ekiplerince çıkarılarak hastane morguna kaldırıldı.

Yaralılardan Caner Ege ise sevk edildiği Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

Türkiye'de özel sektör çalışanları tatilde bile çalışıyor!


 
İnsan kaynakları platformu Kolay İK’nın araştırmasına göre, çalışanların yüzde 42’si dönüşte biriken işlerin yarattığı stres nedeniyle tatildeyken bile iş hayatından kopamıyor. Katılımcıların yüzde 23’ü yıllık izin esnasında işlerini kontrol etmeye devam ettiğini söylerken yzde 20’si ise tatile çıkmadan önce iş bitirme telaşı yaşadığını belirtti. Kamuda çalışanların böyle bir derdi yok.

21.07.2026 09:17:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
 
Türkiye'de özel sektör çalışanları tatilde bile çalışıyor!
Türkiye'de özel sektör çalışanları tatilde bile çalışıyor!

Yaz aylarında çalışanların en önemli gündemlerinden biri de yıllık izin kullanımı. Ancak çalışanlar için izin dönemi her zaman kesintisiz bir dinlenme anlamına gelmiyor. İnsan kaynakları platformu Kolay İK, çalışanların yıllık izinde işten uzaklaşmasını zorlaştıran nedenleri belirlemek amacıyla LinkedIn ve kendi uygulaması üzerinden bir araştırma gerçekleştirdi.

Dönüşte iş yükü artıyor

Araştırmada katılımcılara, "Yıllık izinde işten uzaklaşmanızı en çok ne zorlaştırıyor" sorusu yöneltildi. Araştırmaya katılan 263 çalışandan yüzde 42'si bu soruya dönüşte biriken işler cevabını verdi. Tatil esnasında işlerini kontrol etme ihtiyacı duyduğunu belirtenlerin oranı yüzde 23 olurken izin öncesinde iş bitirme telaşı yaşayanların oranı yüzde 20 olarak gerçekleşti. Sonuçlar, çalışanların yüzde 85'inin izin öncesinde, izin sırasında veya işe dönüş düşüncesiyle işle bağını sürdürdüğünü gösterdi. Katılımcıların yalnızca yüzde 15'i yıllık izinde işten rahatça uzaklaşabildiğini ifade etti.

Tatil, tatil olmaktan çıkıyor

Çalışanların en çok dönüşte biriken işleri düşünmesi, konunun yalnızca tatilde e-posta kontrol etmekle sınırlı kalmadığını gösteriyor. İş yerinden fiziksel olarak uzaklaşan çalışan, dönüşte karşılaşacağı yoğunluk nedeniyle zihinsel olarak işten kopmakta zorlanıyor. Bu durum iznin dinlendirici etkisini azaltırken işe uyumu da güçleştiriyor. İzin öncesinde görevlerin devredilmesi, acil durumlarda sorumluluğu üstlenecek kişilerin belirlenmesi ve dönüşteki iş yükünün dengeli biçimde planlanması gerekiyor.

Çalışanlar kısa tatillere yöneliyor

Öte yandan, çalışanların en çok tatile çıktığı ay da yaklaşıyor. İzin kullanım alışkanlıklarına göre 2025 yılında en sık izin kullanılan ay Ağustos olmuştu. Geçtiğimiz yılın verilerine göre Pazartesi ve Perşembe-Cuma günleri alınarak hafta sonu ile birleştirilen izinlerin arttığı ve son yıllarda giderek artış gösteren bu yöntem sayesinde çalışanların uzun tatiller yerine daha kısa ama daha sık izin kullandıkları belirlenmişti.

Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin


 
 
Çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişiminde önemli rol oynayan spor, her yaşta kazanılması gereken en değerli alışkanlıklar arasında yer alıyor.
 

21.07.2026 08:24:00
MURAT ÇORBACI
 
Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin
Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal, çocukların erken yaşta keyif alacakları spor branşlarına yönlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek, "Ancak bazı doğumsal ya da sonradan gelişen kalp hastalıkları, özellikle yoğun fiziksel aktivite sırasında ilk belirtilerini verebilir. Çoğu zaman 'normal yorgunluk', 'kondisyonsuzluk' veya 'büyüme çağının etkisi' olarak düşünülen bazı yakınmalar, aslında önemli bir kalp sorununun erken habercisi olabilir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir" diye konuştu. Doç. Dr. Çilsal, spor yapan çocuklarda ailelerin dikkat etmesi gereken 4 önemli sinyali anlattı.

Koşarken göğüs ağrısı oluyorsa!

Her göğüs ağrısı kalp sebepli değildir ancak egzersizle ortaya çıkan, tekrarlayan ve çocuğun oyunu bırakmasına neden olan ağrılar çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Koşarken, merdiven çıkarken, maç sırasında veya yoğun antrenmanda gelişen göğüs ağrısı; kalp kası hastalıkları, doğumsal koroner damar anomalileri ya da ritim bozukluklarının belirtisi olabilir.

Spor sırasında bayıldıysa! 

Çocuklarda görülen bayılmalar çoğu zaman iyi huylu nedenlere bağlı gelişebilse de spor veya egzersiz sırasında yaşanan bilinç kaybı dikkatle araştırılması gereken önemli bir belirtidir. Özellikle koşarken, yarışırken veya ani efor sırasında gelişen bayılmalar; ciddi ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları veya bazı doğumsal kalp problemleriyle ilişkili olabilir. Açlık, yorgunluk ya da tansiyon düşüklüğü akla gelebilse de spor sırasında gelişen bayılma ileri değerlendirme gerektirir.

Yaşıtlarından çabuk yoruluyorsa!

Spor sırasında yaşıtlarına göre belirgin şekilde çabuk yorulan, oyundan erken çıkmak isteyen veya nefes nefese kalan çocuklarda durum yalnızca kondisyon eksikliği olmayabilir. Özellikle düzenli spor yapmasına rağmen performans düşüklüğü yaşayan çocuklarda, bazı doğumsal kalp sorunları ya da kalbin çalışma kapasitesini etkileyen hastalıklar araştırılmalıdır.

Spor esnasında çarpıntı ortaya çıkıyorsa!

Spor sırasında kalp hızının artması doğal bir durumdur. Ancak ani başlayan, çok hızlı hissedilen, düzensiz veya rahatsızlık veren çarpıntılar normal kabul edilmez. Çarpıntıya baş dönmesi, göz kararması, halsizlik veya göğüs rahatsızlığı eşlik ediyorsa ritim bozukluğu açısından ileri inceleme yapılmalıdır. Özellikle egzersiz sırasında başlayan çarpıntılar dikkatle değerlendirilmelidir. 

Ailede genç yaşta ani ölüm varsa kontrol şart!

"Aile öyküsü bazen belirtiden daha değerlidir" diyen Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal şöyle konuştu: "Bazı kalıtsal kalp hastalıkları çocukluk döneminde belirti vermeden ilerleyebilir. Özellikle ailede genç yaşta açıklanamayan ani ölüm, ciddi ritim bozukluğu, kardiyomiyopati veya genetik kalp hastalığı öyküsü varsa çocuk mutlaka detaylı kardiyolojik değerlendirmeden geçirilmelidir. Doğru tarama ile çocuklar güvenle spor yapabilir. Şikayet tarifleyen her çocuğun sporu bırakması gerekmez. Önemli olan, doğru değerlendirme sonrasında güvenli sınırların belirlenmesidir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda bu belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir."

Ahbap Derneği soruşturmasında yeni gelişme: Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 zanlı tutuklandı

"Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı" iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 şüpheli tutuklandı

21.07.2026 05:00:00
AA
 
Ahbap Derneği soruşturmasında yeni gelişme: Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 zanlı tutuklandı
Ahbap Derneği soruşturmasında yeni gelişme: Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 zanlı tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 10 şüphelinin sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlandı.

Sulh ceza hakimliği, şüpheliler Oğuzhan Uğur, Gülgün Öztürk, Suzan Düşküner, Emir Taşar, Emre Kartaloğlu, Hüseyin Küçük, Fatih Eke, Muharrem Karataş ve Ersin Gökgün'ün tutuklanmasına karar verdi.

Hakimlik, şüpheli Özgür Ömer Güner hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmetti.

Operasyon

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "nitelikli dolandırıcılık" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarının önlenmesi ile şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışma yürütülmüştü.

Bu kapsamda, Ahbap Derneği çalışanlarına yönelik hazırlanan MASAK raporları, hesap hareketleri incelemeleri ile teknik ve fiziki takip çalışmaları sonucunda, şüphelilerin mali profilleriyle uyumsuz yüksek tutarlı para hareketlerinin bulunduğu, aralarında yüksek miktarlı para transferleri gerçekleştirildiği, şans oyunları hesaplarına yüksek meblağlarda para aktararak bahis oynadıkları ve bu yolla yüksek miktarlarda para kaybettikleri, ayrıca kısa süre içerisinde aralarında zincirleme şekilde çok sayıda tapu devir işlemi gerçekleştirdikleri tespit edilmişti.

Yürütülen soruşturma kapsamında, Ahbap Derneği üyesi ve dernek çalışanlarıyla bağlantılı olduğu belirlenen, aralarında derneğin kurucusu şarkıcı Haluk Levent'in de yer aldığı 17 şüpheli, 12 Temmuz'da düzenlenen operasyonla gözaltına alınmış, çalışmaların devamında 9 zanlı daha yakalanmıştı.

Şüphelilerden 1'i emniyetteki işlemlerinin ardından bırakılırken, adliyeye sevk edilen 25 şüpheliden aralarında Haluk Levent'in de bulunduğu 14'ü tutuklanmış, 11 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Muğla'da düzenlenen eş zamanlı operasyonda ise 17 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Adliyeye sevk edilen 12 şüpheliden 4'ünün tutuklanmasına, 8'i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti. Böylece soruşturma kapsamında toplam tutuklu sayısı 18'e yükselmişti.

Soruşturma kapsamında, derneğin ve bazı şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştu.

Ayrıca soruşturma kapsamında Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne götürülen 10 şüphelinin savcılıkta ifadeleri alınmıştı.

İfade işlemlerinin ardından şüphelilerden Oğuzhan Uğur, Gülgün Öztürk, Suzan Düşküner, Emir Taşar, Emre Kartaloğlu, Hüseyin Küçük, Fatih Eke, Muharrem Karataş ve Ersin Gökgün "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.

Şüpheli Özgür Ömer Güner ise adli kontrol talebiyle hakimliğe gönderilmişti. AA

Yine kırmızı bülten yine Türkiye

Muğla'nın Bodrum ilçesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve emniyet ekiplerinin ortak operasyonunda, İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan İran uyruklu Kasra Ashrafi gözaltına alındı

20.07.2026 22:18:00
Anadolu Ajansı
 
Yine kırmızı bülten yine Türkiye
Yine kırmızı bülten yine Türkiye

Muğla'nın Bodrum ilçesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve emniyet ekiplerinin ortak operasyonunda, İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan İran uyruklu Kasra Ashrafi gözaltına alındı.

MİT'in yürüttüğü istihbari çalışmalar sonucunda uluslararası düzeyde uyuşturucu ticareti suçlamasıyla aranan Kasra Ashrafi'nin Bodrum'da bulunduğu tespit edildi.

Belirlenen adrese MİT ile emniyet birimlerince operasyon düzenlendi.

Operasyonda Ashrafi, gözaltına alındı.

Adreste yapılan aramada 45 bin avro, bir soğuk kripto cüzdan, altın ziynet eşyaları, iki kol saati ve altı cep telefonu ele geçirildi.

Operasyon sırasında Ashrafi'nin yanında bulunan eşi Fatima Dhahri'nin de "uyuşturucu üretmek ve satmak" suçlarından Türkiye'ye giriş yasağı bulunduğu belirlendi.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Kasra Ashrafi, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.