logo
24 HAZİRAN 2026

Haftanın Sohbeti, Prof Dr. Haydar Baş: "Türkiye IMF'den kurtulmalı"

10.01.2003 00:00:00
editor: okan egesel

Türkiye bir yol ayrımında bulunmaktadır. Bu yol ayırımı, ya IMF'nin politikaları yahut milli bir politika şeklindedir. Türkiye'nin, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 ilâ 1938 yılları arasında hayata geçirdiği milli politikaya dönmesi şarttır. Bu politikaya dönülmezse işçi de sürünür, memur da sürünür.

Erkekler de sürünür, kadınlar da sürünür, çocuklar da sürünür.55 katrilyon gibi bir faiz yükü getiren politikalar değişmediği müddetçe işçilerimiz, memurlarımız, ne kadar sokakları aşındırsalar istediklerini alamazlar. Mevcut ekonomik sistemin bütününde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir değişiklik tercihi yapması lazımdır. Bu sistemden vazgeçmesi lazımdır. Borçla borcun ödenmesi sistemine Türkiye'nin son vermesi lazımdır. Bu kararı vermediği müddetçe bu zulmü yedisinden yetmişine kadar milletin hepsinin yaşaması zaruridir, mecburidir.Dış borçları döviz veya altınla, ya da onun yerine geçen bir değerle kapatma mecburiyetimiz vardır. Ama iç borçları kapatmada böyle bir mecburiyetimiz yoktur. İç borçları emisyon fazlalığı ile karşılarız. Dış borçları da bizim seçim sath-ı mailinde ifade ettiğimiz şekliyle "nasıl döviz elde edebiliriz?" projeleri vardı; bu kuralları yerine getirerek 6 veya 8 ay içerisinde çok rahatlıkla kapatırız. O zaman devlet olarak biz 55 katrilyon faiz yükünden kurtulmuş oluruz.

Yanlış tercihler sebebiyle kapısına mahkum edildiğimiz IMF politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta ortada. Bu noktanın Türkiye gibi bir ülkeye yakıştığını söylemek ise hiç mümkün değil. IMF ile ilişkilerde adeta zillet hali yaşayan ülkemiz, şimdi de ABD'nin Irak'a savaş oyununa girmeye sürükleniyor. IMF'den, ABD'ye "evet" denilmezse kredi verilmeyeceği şeklinde haberler geliyor. Daha bunlar gündeme gelmezden önce BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş, IMF ile ilişkilerin sonunun hiç de iyi olmayacağını, IMF politikalarına bir an evvel son verilerek milli ekonomik modelin hayata geçirilmesini söylüyordu. Prof. Dr. Haydar Baş, son gelişmeler ışığında kendisi ile yapılan söyleşide yine aynı şeyi söylüyor. IMF ile yola devam edilirse ülkenin başının gailelerden kurtulmayacağını belirtiyor. Prof. Dr. Haydar Baş, çözüm de sunuyor. IMF'den nasıl kurtulunacağının yani iç ve dış borçların tasfiyesinin yollarını gösteriyor. IMF'nin ilişkilendirdiği Irak savaşı ile Kıbrıs konusunda da tespitlerde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş'la İhsan Öztürk'ün yaptığı bu söyleşiyi arkadaşımız Kamil Bayraktar yayına hazırladı.

p Hocam, seçim oldu. Ülkemizde bir tek parti iktidarı oluştu. Ancak görünen o ki yola IMF politikaları ile devam ediliyor. IMF politikaları ile yola devam etmeye mecbur muyuz biz? Bu konudaki görüşünüz nedir?

Prof. Dr. Haydar Baş- Bu iktidarın IMF politikaları ile devam etmesi bir anlaşma meselesidir. Zaten Ak Parti seçim sath-ı mailinde vatandaşlara, "Biz kamçı yemeden IMF politikalarını devam ettireceğiz. IMF politikalarına karşı çıkanların da aklına şaşarım" diye ifadelerde bulunmuşlardı. Dolayısıyla bu arkadaşlarımızın, millete kendilerini gizlediği, takiyye yaptığı söylenemez. Bunu söyleyenler bir defa iftira ediyorlar.

IMF misyonunun

gereğini yapıyor

Peki IMF politikaları ile ülkenin imkanlarının vatandaşlar açısından genişlemesi mümkün mü, diye bir soru sorarsak elbette ki mümkün değildir. IMF politikalarında alınan borcun tekrar alınacak borç ile kapatılması söz konusudur. Sadece alınan borcun borçla kapatılması da değil. Yurt içinde söz sahibi bankalar sendikasyon yoluyla krediler almışlardır. Bu sendikasyon kredilerinin getirdiği yüklerin faizleri de kabul etsek de etmesek de devlete yüklenmektedir. Bilhassa bu son dönemde, Ecevit hükümeti döneminde, bunların da faiz yükünü, borç yükünü, IMF, hükümete kabul ettirdi. Yani devlet tarafından ödenme mecburiyeti getirildi. Şimdi böyle bir manzaranın içerisindeyiz. Ekonomide meseleleri önümüze koyduğumuz zaman iç ve dış borçlara, 2003 yılının bütçesine göre verilecek olan faiz miktarı 55 katrilyondur. Haklı olarak IMF diyor ki, "Senin bu parayı verebilmen için memura % 5'in üzerinde zam veremezsin. İşçiye % 6'nın üzerinde zam veremezsin. Emekliye yüzde şunun üzerinde zam veremezsin. Sen bir defa borcun kendisini değil faizini bile ödeyemiyorsun. Nasıl olur da benim paramla sen kendi memuruna, işçine zam vereceksin." Haklı olarak IMF kendi çıkarlarını düşünerek bunları önlerine koyuyor, mevcut iktidarlar da bunların dışına çıkma imkanı bulamıyorlar. Siz IMF'nin programları ile maliyenizi devam ettirdiğiniz müddetçe bunun dışına çıkmanız zor ve de imkansızdır. İki çarpı iki eşittir ne eder? Dört eder. Sen, "on eder" diyorsun. Eğer bunun dışında farklı bir şey diyorsan yalan konuşuyorsun.

Borcu borçla ödemek

sistemine son vermek şart

Bizim iç ve dış borçlarımızın 260 milyar dolar civarında olduğu ifade ediliyor. Bu borçların da getirdiği yıllık 55 katrilyon faiz tutarı var. Türkiye'nin yıllık geliri ise 115 katrilyon. 115 katrilyon toparlıyorsunuz, alıyorsunuz, bir tarafa koyuyorsunuz, 55 katrilyonu aldığınız borçların faizine veriyorsunuz. Bundan sonra sen nasıl olur da işçiye, memura maaş zammı verebilirsin? O bakımdan bu politikalar değişmediği müddetçe işçilerimiz, memurlarımız, ne kadar sokakları aşındırsalar - geçmişte Cumhurbaşkanlarımızdan birinin söylediği sözdür; sokaklar yürümekle aşınmaz- bu işin farklı bir kulvarı yoktur. Veremezler. O halde ekonomik sistemin bütününde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir değişiklik tercihi yapması lazımdır. Bu sistemden vazgeçmesi lazımdır. Borçla borcun ödenmesi sistemine Türkiye'nin son vermesi lazımdır. Bu kararı vermediği müddetçe bu zulmü yedisinden yetmişine kadar milletin hepsinin yaşaması zaruridir, mecburidir, bu bir kuraldır, kanundur, hiç kimse de bunun dışına çıkamaz. Bu iktidar da dese ki, "Hayır! Ben üç ay sonra bunu şöyle düzelteceğim. Beş ay sonra düzelteceğim", o da yalan konuşur.

p Bu politikalar sonuç olarak bunu getirir değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş- Kesinlikle bunu getirir. Sen yolunu çevirmiş, Rize'ye gidiyorsun, "İstanbul'a gidiyorum" diyorsun. Bu ruh hastalığıdır. Bunu söylemek ne derece yanlışlıksa bu ekonomik modelle "Ben işçiye ve memura rahatlık temin ederim. İstediği parayı veririm" demek de o derece mantık dışı bir olaydır.

IMF politikaları yerine milli polikita zarureti

Peki ne yapmak gerekir ki biz, işçimizin de memurumuzun da istediği nispette zammı kendilerine verebilelim? Burada bir yol vardır. Kabul etsek de etmesek de yapılacak olan bir yol ayrımıdır bu. Bu yol ayrımı nedir? Bu yol ayırımı, ya IMF'nin politikaları yahut milli bir politikadır. Milli politika 1923 ila 1938 yılları arasında Mustafa Kemal Atatürk'ün hayata geçirdiği politikadır. Bu politikaya Türkiye'nin dönmesi şarttır. Dönmedi; işçi de sürünür, memur da sürünür. Erkekler de sürünür, kadınlar da sürünür, çocuklar da sürünür. Nispi bir rahatlık olmaz mı? Boğulmakta olan bir vatandaş bir tahta parçası bulur, ona sarılır, ne kadar ayakta kalabilirse, bu kadar bir rahatlık söz konusu olabilir. Ben, 55 katrilyon faiz borcundan bahsediyorum. Döviz kurları münasebetiyle yıl sonuna kadar bu, 70 katrilyona çıkacak. O zaman senin bütçenin yüzde 50'si borç faizlerine gidecek. Bu adam sihirbaz değil ki işi düzeltebilsin. Peki milli politikadaki kural nedir? Milli politika ile ne yapılması gerekiyor? Bir defa devletin bu iç ve dış borçlardan kesinlikle kurtulması lazımdır. Bunlardan kurtulmadığımız müddetçe bu borç batağı ailelerimizi de, memurlarımızı da, işçilerimizi de çeker, mahveder gider. Girdap gibi yok eder. Biz, bu iç ve dış borçlarımızı kapatacağız. Bu faiz yükünden devleti bir defa kurtarmamız lazımdır.

İç ve dış borçları

ödemenin yolu

Bize misal veriyorlar. "ABD'de bu böyledir", diyorlar. Amerika böyle de Amerika'nın durumu iyi mi? Amerika'nın ekonomisi batmak üzere. Amerika Afganistan'a çıkmışsa, Irak'a çıkmak istiyorsa, keyfinden mi bu işleri yapıyor. Batan bir ekonomi var. Onu kurtarmak için bu yollara sapıyor. Başkaları yanlış yapıyor diye aynı yanlışı senin yapman gerekir mi? "Filan filan namaz kılmıyor. Ben de kılmıyorum" demek ne kadar mantıksızlıksa bu da o kadar mantıksızlıktır. Bu yanlışı bir çok devlet de hayata geçirebilir. Bunlar bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren kendi şartlarımızda olayı nasıl elimize alacağız ve bu sıkıntıyı nasıl aşacağızdır. O zaman takip edilmesi gereken bir yol vardır. Merhum Mustafa Kemal Atatürk bunu yaptı. Osmanlıdan kalan borçları ödedi ve devleti faiz sarmalından kurtardı. Şimdi de bizim yapacağımız iş, iç ve dış borçları bir an evvel ödemektir.

Dış borçlarda şöyle bir özellik vardır. Bu borçları döviz veya altınla, ya da onun yerine geçen bir değerle kapatma mecburiyetimiz vardır. Ama iç borçları kapatmada böyle bir mecburiyetimiz yoktur. O zaman ne yaparız? İç borçları emisyon fazlalığı ile karşılarız. Dış borçları da bizim seçim sath-ı mailinde ifade ettiğimiz şekliyle "nasıl döviz elde edebiliriz?" projeleri vardı; bu kuralları yerine getirerek 6 veya 8 ay içerisinde çok rahatlıkla kapatırız. O zaman devlet olarak biz 55 katrilyon faiz yükünden kurtulmuş oluruz. Şu anda bu 55 katrilyonu siz havaya veriyorsunuz. Borçları ödedikten sonra bu para elimizde kalıyor. Bununla neler yapmak mümkün olur, varın onu siz söyleyin.

Kendine özgü bir vergi sistemi

p Hocam, siz parti programında 100 milyarın altında geliri olandan vergi almayacağınızı belirttiniz. Öyle veya böyle Türkiye'nin borçları, faizleri toplanan vergilerle ödeniyor. Siz 100 milyarın altında geliri olandan vergi almadığınız zaman devlet nasıl yatırım yapacak, işçinin-memurun maaşını nasıl verecek?

Prof. Dr. Haydar Baş- Türkiye'de toplanan vergi 55-60 katrilyon civarında bir vergidir. Şu andaki iktidar bunu belki 60 veya 70 yapar. Bizim vergi almayacağımız sınıfın vergisi 9-10 katrilyon tutuyor. Biz toplumu ikiye ayırıyoruz. Bir, üreten sınıf; iki, tüketen sınıf. Kapitalist sistemlerde ya arz yahut da taleple neticeye gidilmek istenmektedir. Her ikisi bir anda olmaz. Bu sistemin tabiatında bu yoktur. Biz bunun üzerine çok ciddi bir ve milli dünyamızla alakası olan, geçmişimizle alakası olan yeni bir sistem koyuyoruz. Diyoruz ki, bizim yaşayacağımız ekonomik hayatta üreten de var tüketen de var. Yani arz da var talep de var. Her ikisini bir toplumun içinde, hatta bir mahallenin içinde, hatta bir kabilenin içerisinde, belki de bir evin içerisinde toplamak mümkündür. Peki bu nedir? Tüketen sınıfın imkanlarını çoğalttığınız zaman tüketme imkanları çoğalıyor. Faraza sizin cebinizde 1 milyar TL varsa, pazara gittiğiniz zaman tavrınız farklıdır, on milyar varsa farklıdır, 100 milyar varsa daha farklıdır. Alacağınız mamullere müşteri olma tavrınızdan bahsediyorum. Bir de cebinizde 20 milyon TL paranız var. Aynı pazara gidiyorsunuz. Gittiğiniz pazarda yiyecek var, giyecek var, içecek var, hepsi var. Siz o pazara ne kadar katkıda bulunabilirsiniz? En fazla 20 milyonluk bir katkıda bulunabilirsiniz. Ama cebinizde, cüzdanınızda, bankamatiğinizde 50 milyarlık, 20 milyarlık hesabınız varsa ne kadar katkıda bulunabilirsiniz? Kendi ideallerinizin, ufkunuzun, bütçenizin genişliği kadarıyla; zevkinizin, ihtiyacınızın tatmin olduğu kadarıyla katkıda bulunabilirsiniz. Olaya bugünkü şartlarda bakarsak, 20 milyar da bir pazar için her halde az bir para değildir. İşte biz diyoruz ki, bu tüketen sınıfın cebindeki para 20 milyon olmasın. En azından 1-2 milyar olsun.

Vergiyi kimden

almak gerekiyor

Bunu onun cebine nasıl koyacaksınız? Kazancından vergi almayacaksınız. Kazancından vergi almadığınız zaman bu insanın geliri % 35-40 nispetinde arttı demektir. Bir de buna getiri sağlayan gelirler var. Bu gelirlerden de vergi almadığınız için onun karşılığında emisyonu genişleteceksiniz, proje mukabili olmak üzere kendisine istediği kadar imkan tanıyacaksınız. Yani kredi vereceksiniz. Bu kredinin de bir kuruş faizi olmayacak. O zaman ne oluyor? Bu insanın geliri bire üç, bire on artıyor mu? Artıyor. Sıkıntıdan kurtuluyor mu? Kurtuluyor. Talip olma şansı çoğalıyor mu? Çoğalıyor. Çoğalınca da pazarda arz edilen mamule talip olan vatandaş istediğini alabilme imkanına malik oluyor. Bir yıl evvel gittiğin pazardan bir çift ayakkabı, bir gömlek, bir çift çorap alırken, artık talep imkanların fazla olduğu için yılda bir kaç kez gidiyorsun, üç-beş çift ayakkabı alıyorsun, beş-on çift çorap alıyorsun, beş-on tane gömlek alıyorsun. Peki aldığınız bu mamuller pazarda bir hareket getiriyor mu? Getiriyor. Üretimi arttırıyor mu? Arttırıyor. Kârı arttırıyor mu? Arttırıyor. Peki üretimi yapan insanın o zaman bir yıl evvelki kârı ile bu yılki kârı eşit olur mu? Mümkün değil, olmaz. Talip olan şahsın talep ettiği nispette bu kâr çoğalıyor. Çünkü bir yıl evvel bir tane olan talep on taneye çıktı. Bir yıl evvel üreten ve pazarlayan bir tane üretiyor, pazarlıyordu, şimdi on tane pazarlıyor. Bir yıl evvel faraza bir milyar vergi veriyordu, şimdi on milyara çıktı. Kazancı artınca ona mukabil de vergisi artıyor. Siz bu alt tabandan daha evvelki senelerde aldığınız 9 katrilyonu üst tabandan onun adına en az 30 katrilyon olmak üzere alıyorsunuz. % 300 çoğalıyor. Peki bu vergiler kime gidiyor? Devlete gidiyor. O halde biz, vergi almamak değil, vergiyi en mükemmel şekilde, adaletli olsun diye vermesi gerekenden aldığımız için çok daha fazlasını alıyor ve devletin imkanlarını çok daha fazlasıyla çoğaltmış oluyoruz. Yani biz vergiyi tam alıyoruz.

Tüketici tüketmekle

vazifesini ifa ediyor

p İlk bakışta belki vergi hiç alınmayacakmış gibi görünüyor ama daha sonra herkesin katılımıyla çok daha fazla girdi sağlanıyor.

Prof. Dr. Haydar Baş- Zaten tüketen sınıf çok iyi bir tüketici olduğu için üretimi destekleyen sınıf oluyor, vazifesini ifa etmiş oluyor. O da bu yolla, tüketmesi münasebetiyle vergiye katkıda bulunuyor. O tüketmese üretici bu kadar pazarlayamayacak, o derece vergi veremeyecek. Yani biz toplumu iki sınıfa ayırıyoruz. Bir, üreten sınıf; iki, tüketen sınıf. Vergi vermeyen sınıf, veren sınıf. 100 milyar rakamı o günkü şartlarda söylenmiş bir rakamdır. Öyle olur ki bu 50 milyara düşer, öyle olur ki 200 milyara çıkar. O günün şartlarında toplumun geçim standartları neyi gerektiriyorsa ona göre bir ölçü konulabilir. Amma vatandaşın en az % 60-70'i de vergiden muaf olur. Rahat olur. Diğer % 30-40'ı da vergi verir, ama seve seve verir. Kazandığı için, rahat olduğu, sıkıntı çekmediği için vergisini verir.

p Hocam, mesela SSK giderleri çok yüksek olduğu için çalıştırdıkları işçinin çok azını SSK'lı gösteriyorlar. Ama SSK vergisi düşük olursa bütün çalışanlar SSK'lı gösterilecek ve bu sahada da daha fazla girdi sağlanacak değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş- Tabii. Bunu her sahaya teşmil edebilirsiniz. Adam çok kazanacak, çok verecektir. Çok kazandığı için rahatlıkla verecektir. Kazanmayan adam neyi nasıl versin? Şimdi adam zararına iş yapıyor, Demokles'in kılıcı gibi kafasına dikiliyorsun, "vergi ver" diyorsun. Adam bir şey kazanmıyor ki vergi versin.

p Hocam, ülkemizde çok büyük oranda işsizlik var. Bu da tüketim kesiminin cebinde parası olmadığı için tüketimi çok az yapıyor, ondan kaynaklanıyor. Cebinde para olsa çok talep edecek. Üreten de çok üretecek.

Prof. Dr. Haydar Baş- Fabrikada 100 kişi çalıştırıyorsa 300 kişi çalıştıracak. Bir mağazada iki tane tezgahtar varsa beş taneye çıkacak. Bir kıraathanede iki tane çalışan arkadaş varsa on taneye çıkacak. Oteli, bakkalı, fabrikası dahil her tarafta bir yeşerme, bir hareket olacak. Bütün hayata bir renk gelecek. Çünkü daha evvel senin vücuduna 5 kg kan lazımdı. Sen 2 kg ile idare ediyordun. Ölümle her an burun buruna geliyordun. Şimdi ise 5 kg kanı aldın, atmaca gibi dolanıyorsun. Bu, buna benziyor.

Devam edecek...

Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı

Yapay zekadan fiziksel dünyaya geçiş hızlanırken, bu yılın parlayan yıldızları kanser aşıları, kuantum simülasyonları ve sıfır elektrikle soğutma sağlayan malzemeler oldu

24.06.2026 16:00:00
Eyüp Kabil
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), her yıl merakla beklenen ve geleceği şekillendirecek olan "Top 10 Emerging Technologies" (2026'nın En Önemli 10 Gelişen Teknolojisi) raporunu yayımladı. Frontiers iş birliğiyle yapay zeka analizleri kullanılarak hazırlanan rapor, teknoloji yarışının artık sadece yazılım ve sohbet botlarından ibaret olmadığını; doğrudan sağlık, enerji, altyapı ve gıda gibi fiziksel alanlara kaydığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

2026 yılı, laboratuvarda geliştirilen teorik buluşların küresel ölçekte ticari ve kitlesel üretime geçtiği kritik bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçiyor.


Sağlıkta devrim: Kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşıları


Raporda en çok dikkat çeken unsurların başında sağlık sektöründeki dönüşüm geliyor. Tek tip kanser tedavisi dönemi, yerini hastanın kendi tümör hücrelerine göre tasarlanan kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşılarına bırakıyor.

Çalışma Prensibi: Hastanın tümör dokusu dizilenerek benzersiz mutasyonlar ve proteinler tespit ediliyor.

Bağışıklık Eğitimi: Tespit edilen bu işaretlere özel üretilen mRNA aşısı, hastanın kendi bağışıklık sistemine kanserli hücreleri bulup yok etmeyi öğretiyor.

Klinik Başarı: Güney Karolina'da gerçekleştirilen güncel bir melanom (cilt kanseri) klinik denemesinde, bu kişiselleştirilmiş aşıyı immünoterapi ile birlikte alan hastaların ölüm veya hastalığın nüksetme riskinde yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalma gözlendi.

İlaç keşif süreçlerinde ise Kuantum Simülasyonları devreye giriyor. Klinik denemelere giren her 10 ilaçtan 9'unun başarısız olduğu ilaç sektöründe, kuantum bilgisayarlar moleküllerin atomik seviyedeki davranışlarını simüle ederek milyarlarca kombinasyonu önceden test edebiliyor. IBM ve Moderna ortaklığında yürütülen protein katlanması simülasyonları, yeni ilaçların laboratuvar süreçlerini yıllardan günlere indirmeyi başardı.


İklim ve enerji: Elektriksiz soğutma ve çevre temizliği


2026 yılı küresel sıcaklık rekorlarıyla mücadele ederken, teknoloji dünyası enerji tüketmeyen alternatif çözümlere odaklanıyor. Pasif radyatif soğutma malzemeleri, üzerlerine gelen güneş ışığını doğrudan atmosferin dışına, uzay boşluğuna geri yansıtarak binaların hiç elektrik harcamadan serin kalmasını sağlıyor.

Enerji ve çevre başlıklarında öne çıkan diğer kritik teknolojiler ise şu şekilde devrim yaratıyor:

Doğrudan Lityum Çıkarımı (DLE): Geleneksel buharlaştırma havuzları yerine, tuz düzlüklerinden birkaç saat içinde batarya kalitesinde lityum üreterek elektrikli araç devrimini hızlandırıyor.

PFAS İmhası: Doğada asla yok olmadığı için "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen PFAS maddelerini zararsız bileşenlere ayırarak içme sularını temizliyor.

Hassas Fermentasyon: Genetik olarak programlanmış mikroplar yardımıyla, hayvancılığa ihtiyaç duymadan tanklarda gıda bileşenleri ve ilaç ham maddeleri üretiyor.


Siber güvenlikte yeni çağ: Kafes Tabanlı Kriptografi


Yapay zeka ve kuantum bilgisayarların işlem gücü arttıkça, mevcut internet şifreleme yöntemlerinin siber korsanlar tarafından kırılma riski de büyüyor. WEF raporu, gelecekteki kuantum saldırılarına karşı dijital dünyayı koruyacak olan Kafes Tabanlı Kriptografi (Lattice-based cryptography) teknolojisini yılın en stratejik güvenlik hamlesi olarak ilan etti.

Verileri karmakarışık geometrik kafes yapıları içine gizleyen ve sistemin içine yapay "gürültüler" ekleyen bu yeni nesil matematiksel şifreleme, hem klasik hem de kuantum bilgisayarlarla yapılacak siber saldırıları imkansız hale getiriyor. Teknoloji halihazırda Apple'ın iMessage gibi küresel platformlarında aktif olarak kullanılmaya başlanmış durumda.


"Yazılımdan fiziksel dünyaya geçiş"


Frontiers Baş Editörü Frederick Fenter, bu yılki listeyi değerlendirirken yapay zekanın itici güç olmaya devam ettiğini ancak en büyük etkinin artık yazılım dünyasından fiziksel dünyaya (fabrikalara, hastanelere ve enerji şebekelerine) geçtiğini vurguluyor. 2026 yılı, insanlığın gıda güvensizliği, iklim değişikliği ve tedavisi olmayan hastalıklar karşısında teknolojiyi en somut şekilde sahaya sürdüğü yıl olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.

Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet

Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

24.06.2026 13:50:00
AA
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Bayraktar KIZILELMA'nın gerçekleştirdiği test atışlarında, hedefleme ve işaretleme milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN tarafından yapıldı.

ASELSAN'ın LGK-82 ve ROKETSAN'ın TEBER-82 güdüm kitleriyle sabit kara hedefine yönelik gerçekleştirilen test atışı başarıyla tamamlandı.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bayraktar KIZILELMA'nın keskin gözünün ASELSAN TOYGUN olduğunu belirterek, "Düşük görünürlük avantajını koruyarak hedefleme ve işaretleme, LGK ve TEBER ile vuruş. Bu başarı, milli mühendisliğimizin geldiği seviyenin ve güçlü işbirliğimizin somut bir göstergesidir. Emeği geçen tüm ekiplerimizi yürekten kutluyorum." ifadesini kullandı.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de KIZILELMA'dan yapılan test atışında TEBER-82 Güdüm Kiti'nin hedefi başarıyla vurduğunu aktararak, "Birlikte geliştirdiğimiz milli teknolojilerimizle gücümüze güç katmaya devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi

24.06.2026 13:27:00
AA
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır" dedi
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, 81 ilin yanı sıra, Avrupa'da ve dünyanın farklı yerlerinde milleti başarıyla temsil eden bütün vatandaşlara selamlarını gönderdi.

"Çeşitli zorlukları göğüsleme pahasına izzetli bir hayatın, haysiyetli bir duruşun mücadelesini veren tüm soydaşlarımıza, gönül coğrafyamızdaki her bir kardeşime aynı şekilde saygılarımı, sevgilerimi yolluyorum." diyen Erdoğan, grup toplantısını her zaman olduğu gibi yine büyük bir coşkuyla, tam bir kardeşlik atmosferi içinde gerçekleştirdiklerini söyledi.

"Partimizi yeni katılımlarla büyütmeye devam edeceğiz"
Kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı içten sevdaları dolayısıyla katılımcılara teşekkür eden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bugün bir kez daha AK Parti'nin millete hizmet davasını omuzlayan tüm yol ve dava arkadaşlarıma, partimize, hareketimize yaptıkları katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyor, Cenabıallah'a şahsıma böyle bir teşkilatla Türkiye'ye hizmet etme bahtiyarlığı bahşettiği için hamdediyorum. Kavganın, bel altı vuruşların, karşılıklı itibar suikastlarının Türk siyasetini zehirlediği bu günlerde, kardeşliği yücelten, tevazuyu büyüten, nezaketi ve vefayı elden bırakmayan AK Parti ailesiyle iftihar ediyorum. Partimizi ve ailemizi inşallah yeni katılımlarla büyütmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz."

Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi

Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi

24.06.2026 11:34:00
Haber Merkezi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi.
AFAD verilerine göre, Düzce'de 3.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Deprem saat 08.46'da meydana gelirken sarsıntı 11,32 kilometre derinlikte gerçekleşti.
Deprem Sakarya ve İstanbul'da da hissedildi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Van'da kahreden kaza: 1 şehit

Van-Erciş kara yolunda meydana gelen trafik kazasında 1 jandarma personeli şehit oldu, 5 kişi yaralandı

23.06.2026 14:00:00 / Güncelleme: 23.06.2026 14:02:45
Haber Merkezi
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'ın Erciş ilçesinde Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğu trafik kazasında 3'ü jandarma personeli 5 kişi yaralandı.

Van-Erciş kara yolunda sürücüsünün ismi öğrenilemeyen 06 DJA 494 plakalı hafif ticari araç, jandarma personelinin bulunduğu araca arkadan çarptı.

Çevredekilerin haber vermesi üzerine kaza yerine 112 Acil Sağlık, polis, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Kazada yaralanan 3 jandarma personeli ile hafif ticari araçta bulunan 2 kişi, ambulanslarla Erciş Şehit Rıdvan Çevik Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Bir süre trafiğe kapanan yol, araçların kaldırılması ve incelemelerin tamamlanmasının ardından geçişlere açıldı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, kazada Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğunu açıkladı.

Şehit olan jandarma personelinin Adana nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

Kendisini ‘Cumhur İttifakı Ocakları Başkanı’ olarak tanıtmış

Sosyal medyada çığ gibi büyüyen tepkilerin ardından adli makamlar hızlıca devreye girdi

22.06.2026 23:10:00
Haber Merkezi
Kendisini ‘Cumhur İttifakı Ocakları Başkanı’ olarak tanıtmış
Kendisini ‘Cumhur İttifakı Ocakları Başkanı’ olarak tanıtmış
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kendisini resmi bir kurum yetkilisi gibi göstererek bir alışveriş merkezinde (AVM) "denetim" adı altında incelemelerde bulunan ve bu anları sosyal medyada paylaşan Ferhat Aydoğan (F.A.) hakkında geniş çaplı bir soruşturma başlattı.

Sosyal medyada çığ gibi büyüyen tepkilerin ardından adli makamlar hızlıca devreye girdi.

Kamu görevini usulsüz üstlenme ve sicil detayı



Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülen tahkikatta, şüphelinin eylemleri Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ilgili maddelerince "kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi" suçu kapsamında değerlendirildi.

Soruşturmanın derinleştirilmesiyle birlikte şüpheli Ferhat Aydoğan hakkında çarpıcı bir detay daha ortaya çıktı: Şahsın geçmiş dönemde "nitelikli dolandırıcılık" suçundan sicil kaydının bulunduğu belirlendi.

Gözaltı, arama ve el koyma talimatı verildi

Herhangi bir resmi ve hukuki dayanağı bulunmayan "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" unvanını kullanarak esnafı ve vatandaşı manipüle etmeye çalışan şahsa yönelik savcılık kararları netleşti:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kolluk kuvvetlerine şüphelinin derhal yakalanması için gözaltı talimatı verdi.

Şahsın ikamet ve gösterdiği adreslerde eş zamanlı olarak arama yapılması ve dijital materyaller dahil delil niteliğindeki unsurlara el konulması kararlaştırıldı.

Olayın geçmişi

Sosyal medya platformlarında paylaşılan video görüntülerinde; Ferhat Aydoğan'ın arkasındaki kalabalık bir grupla AVM'ye girdiği, buradaki esnafları ve işletme yönetimini yetkili bir devlet kurumu müfettişi gibi sorguya çekerek sözde denetim gerçekleştirdiği görülmüştü.

Görüntülerin kurgu bir "denetim tiyatrosu" olduğunun anlaşılması üzerine güvenlik güçleri şahsı adli makamlara sevk etmek üzere işlemleri başlattı.

Şüphelinin emniyetteki ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilerek hakim karşısına çıkarılması bekleniyor.

Kim bu şahıs?

Ferhat Aydoğan, kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtan, medya sektöründe yöneticilik yaptığını iddia eden ve daha önce de benzer suçlamalarla yargılanmış bir isimdir.

Geçmişte "Türkiye Ak Gençlik Ocakları" adını kullanan bu yapı, Mart 2026'da isim değişikliğine giderek "Cumhur İttifakı Ocakları" adını almıştır.

Kendisini gazeteci olarak da tanıtan Aydoğan, Temmuz 2024'te sahte kimlik ve kartlar basarak nüfuz ticareti yaptığı gerekçesiyle "nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs" ve "resmi belgede sahtecilik" suçlarından tutuklanmıştır.

Güncel adli kayıtlarda "nitelikli dolandırıcılık" suçundan sabıkası bulunan şahıs, geçmişte organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı'nın basın danışmanı olduğu iddiasıyla da medyada yer almıştır.

Son olarak Haziran 2026'da bir AVM'de esnafı sorguladığı sahte denetim videolarının ardından "kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi" suçundan hakkında yeniden gözaltı ve arama kararı verilmiştir.

Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara’da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi

22.06.2026 21:30:00
Haber Merkezi
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara'da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi.

15 Haziran'dan bu yana taban maaş, güvenceli çalışma hakları ve mülakatların kaldırılması talebiyle direnen öğretmenler, sağlık sorunlarına ve polis müdahalelerine rağmen eylemlerini kararlılıkla sürdürüyor.

Öğretmenlerin Hayati Mücadelesinde 8. Gün: Sağlık Durumları Kritik, Direniş Sürüyor

Ankara'da Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası genel merkezi önünde nöbet tutan öğretmenlerin açlık grevi eylemi birinci haftasını geride bırakarak 8. gününe ulaştı.

Günlerdir yalnızca su, şeker ve B12 vitaminiyle beslenen eğitimcilerin sağlık durumları giderek kritik bir aşamaya evriliyor. Süreç içerisinde ciddi sağlık sorunları yaşayan bazı öğretmenlerin hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Talepler Net: "Taban Maaş ve Güvenceli Çalışma"



Özel kurumlarda çalışan ve ataması yapılmayan öğretmenler, yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve mesleki onurlarının korunması için şu temel talepleri öne sürüyor:

Özel sektördeki eğitim emekçileri için taban maaş uygulamasının yeniden yasal koruma altına alınması.

Atamalarda adaletsizliğe yol açtığı belirtilen mülakat sisteminin son bulması ve verilen sözlerin tutulması.
Kısa süreli sözleşme dayatmalarına son verilmesi ve eksiksiz sigorta primi yatırılması.

Baskı ve Engellemelere Rağmen Geri Adım Yok

Eylemin başından bu yana öğretmenler pek çok kez emniyet güçlerinin sert müdahaleleriyle karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yapmak isteyen 9 öğretmen gözaltına alınmış ve saatler sonra serbest bırakılmıştı.

Son olarak Ankara Kızılay'daki Madenci Anıtı'na yürümek isteyen eğitimcilerin önü polis barikatlarıyla kesildi ve öğretmenler biber gazlı müdahaleye maruz kaldı. İstanbul Taksim'de TÖZOK önünde destek eylemi yapan öğretmenlere de müdahale edilerek gözaltılar gerçekleştirildi.

Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların ziyaret ederek destek verdiği öğretmenler, "Milli Eğitim Komisyonu Toplansın" çağrısını yineleyerek talepleri karşılanana kadar Ankara'daki nöbet alanını terk etmeyeceklerini vurguluyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.