logo
03 MAYIS 2026

Hedef Türk milletidir

21.10.2005 00:00:00
Ramazan ayında gündeme getirilen kafa karıştırıcı İslamî yorumları değerlendiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, hedefin Türk milleti, vatanı ve devleti olduğunu belirterek bu tür faaliyetlerin Türk milletinin birliğini, dirliğini bozarak bu hedefe ulaşma stratejisinin ürünleri olduğunu söyledi

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu haftaki "Haftanın Sohbeti"nde, Türkiye'de özellikle Ramazan ayında gündeme getirilen kafa karıştırıcı İslami yorumları ve AB sürecini değerlendirdi. Ruhi Sarı, Muharrem Bayraktar ve Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi'nin sorularını cevaplandıran Prof. Dr. Haydar Baş, bu tür yorumların yeni olmayıp kökleri eskilere dayanan bir stratejinin gereği olarak gündeme getirildiğini ve Müslüman Türk milletinin birliğini, dirliğini, vatanını hedeflediğini belirtti. 

Muhterem Hocam, mübarek Ramazan ayındayız. Her yıl olduğu gibi bu yıl da bilinçli olarak birbirinden farklı İslami yorumlar gündeme geldi, getirildi. Bu değerlendirme farklılığı sizce nereden kaynaklanıyor? Özellikle Ramazan ayındaki bu farklı yorumlar sizce nasıl yorumlanmalı?Prof. Dr. Haydar Baş- İslam'ın bu manada ele alınıp bir takım düşünceler üretilmesi ve bundan hareketle insanları Allah'ın yüce dininden koparma harekâtı yeni değildir. Malumunuz Ortadoğu coğrafyasında hakim olan  irade Müslüman Türk'ün iradesiydi. O dönemde bütün İslam coğrafyasında hüküm süren ve de birliğini, beraberliğini elinde tutan siyasi irade Türk milleti idi. Bilhassa motorun icadıyla, Ortadoğu bölgesinde mevcut olan petrolün varoluşu Batı dünyasını harekete geçirmiş, bir manada o bölge insanının Müslüman Türk kimliğinden, siyasi tasarrufundan kurtarılmasının ve de bugünkü neticeye varılmasının hesapları yapılmaktaydı. Bu, ciddi şekilde gündeme geldi. Binlerce, hatta onbinlerce misyoner ajan, İngilizler tarafından yetiştirildi. Gariptir, bunların yetiştiği bölgeler de tamamen İslam coğrafyasıdır, bilhassa İstanbul'dur, Bursa'dır. Bunlar, bu bölgelerde yetiştiler ve Ortadoğu Hicaz bölgesine giderek vazifelerini ifa ettiler. Maksat, Müslüman Arapları, Müslüman Türk kimliğinden uzaklaştırmaktı.İngilizlerin fitne tohumuÇok basit dedikodularla yola çıktılar. Halife kim olabilir, sorusu soruldu. Güya ilim adı altında cevaplar aranmaya başlandı. "Halife, Peygamberin soyundan ve mutlaka Arap olması gerekir" cevabı ile yola çıkıldı. O gün aslında tartışmaya açılan "Halife kimdir? Kimden olur?" düşüncesi Müslümanların meselesi değildi. Arap İslam aleminde gözü olan İngilizlerin meselesiydi. Yani onlar, o bölgede böyle bir meseleyi ortaya çıkartacaklar, bu bahane ile o toplulukları Türk milletinden kopartacaklardı. Hesap buydu ve tuttu. Şimdi aynı hesap içerisinde o günlerde başlayan işte Hadislerin senetleri, metinleri hakkındaki dedikodular vardı. Her ne kadar bunu oryantalist Batılı müsteşrikler yapıyor diye biliyorsak da kaynak yine İngilizlerin Sömürge Bakanlığıdır. Bunlar, bu işi organize ediyorlar. Çeşitli kurum ve kuruluşlara talimatlar veriyorlar. Biri Hadis senedini, metnini ele alıyor. Biri de halife kimdir, nedir, nasıl olmalıdır, bunu ele alıyor. Tabii Araplara "Halife kimdir?" sorusu sorulduğunda verilen cevap "elbette ki Peygamberin sülalesinden olması gereken siyasi bir irade olması lazım"dır. "Güzel de zamanın halifesi madem ki bilhassa Resulullahın soyundan olması gerekiyor, bu Türkler, İslam dünyasının başında Peygamberi temsil eden halifedir. Peygamberin sülalesini bırak, Arap bile olmayan bu insanlar nasıl oluyor da Peygamberi temsil edebilirler?" İlk tohumu  böyle atıyorlar. Bu fitne tohumu Hicaz bölgesinde dal budak salıyor. Bunun üzerine ikinci bir atağa geçiliyor.

Demek ki birlik halifenin etrafında olması gerekmiyor. Çünkü bunlar Peygamber sülalesinden değil. Kimin etrafında olması gerekiyor? Müslüman Arapların etrafında olması gerekir tezi gündem ediliyor. Tabii o günün şarlarında bir birlik oluşturuyorlar. Hilafetin karşısına İttihad-ı İslam adı altında bir cemiyetle çıkıyorlar. Yani İttihad-ı İslam cemiyetinin kuruluşunun tek maksadı hilafetin ilgası, kalkması, dağılması, bu düşüncenin yok olmasıdır. Enteresandır; onu da Arap'a kurdurmuyorlar. Afganlı Cemalettin denilen bir şahsa yaptırıyorlar. O da İslam dünyasından kendi bozuk ideolojisine kim yakınsa onu buluyor. Onlarla beraber bir birlik, ittihad oluşturuyorlar. Enteresandır, Anadolu'dan da temsilci buluyorlar. Anadolu'dan buldukları temsilci, mason olan Cemalettin Efgani'nin kurduğu İttihad-ı İslam'a üye oluyor. Kurucular arasında yer alıyor. Bilahare de bu insan İslam birliği için ortaya çıkıyor. Yani fiilen mevcut olan Halifeye destek olmuyor, fitne çıkartıp İslam alemini darmadağın etmek, adeta posasını çıkartmak isteyen karşı tarafta yer alıyor. Bunu da güya İslam adına yapıyorlar. Kimin emri ile yapıyorlar? İngilizlerin emri ile yapıyorlar. Allah nasip ederse ileride inşaallah şu anda ismini vermediğimiz insanların ismini de belki vererek konuşmalarını, bu konudaki düşüncelerini milletimize takdim etmemiz da lazım.

Çünkü öyle oldu ki zaman içerisinde bunlar gittiler canavarla ortaklaşa parçaladılar, yuttular, sonra geldiler, seninle, benimle ağladılar. Biz bu eşkıya sürüsünü şimdi karşımızda büyük bir din adamı olarak görüyoruz. Ne alakası var? Hiç ilgisi yok. İngiliz bununla da yetinmiyor. Kalkıyor, Anadolu'dakine "Biz burada Halifenin temsil ettiği teze karşı bu görüşü ortaya koyduk ama dağılanlar kimin etrafında toplanacak? Anadolu'da kiminle beraber olacak? O zaman sen Kürt Teali Cemiyetini kurman lazım" diyerek ona da Kürt Teali Cemiyetini kurduruyorlar. Olay bu kadar açık. Yani  her iki emir de İngiliz'den geliyor. Her iki şahıs da İngiliz'in talimatı ile iş yapıyor. Ramazan'da dinî pencere açık olduğu için...Sorunuzun cevabı işte buradan başlıyor. İslam, bir ideoloji olarak takdim ediliyor. İslam'ın siyasallaşması diyorlar ya işte İngilizlerin talimatıyla o dönem başlıyor. Bu sefer yaşanması gereken din, herkesin masa başında oturup dedi kodu mevzuu haline getiriliyor. İşte "şu devleti, bu devleti" o dönemden sonra başlar. Bir zamanlar İslam aleminden tercüme furyası vardı. İşte onlar da o akımın devamıdır. Bu furya o gün var da bugün yok değil. Aynı düşünce zıt bir hareket içerisinde olmasına rağmen moda şeklinde bizim aydınımızın kafasını maalesef meşgul etmiş durumda. Onlar da bu anlayışın kurbanı olduğu için ibadet yapıp taat ile, zikirle, sabırla, kanaat ile, tezekkürle, iffetle, yani İslami sıfatlara kavuşarak Allah'a kavuşmak gerekirken bütün bunlar terk ediliyor, işin avukatlığına soyunmak gayet kolay oluyor. Bu düşüncenin etki sahasına girenler İslam'ı bu tarzda, ideolojik tarzda yorumlamaya başlıyorlar. Ramazan'da da herkesin dini pencereleri açıktır. Dinlemeye müsaittir. Ve o yanlış adımlar bugün de atılmaya devam ediliyor. Olayın aslı budur.Türk milletinin İslam telakkisiPeki olması gereken nedir? Olması gereken, Peygamber Efendimiz'in (sav) ve aile efradının hayatı boyunca yaşadığı İslam'dır, dindir. Telakki budur. Türklerin hayatına baktığımız zaman Ehl-i Beyt çizgisinde bir İslam idraki içerisinde bulunduğunu, hayatlarına bunu geçirdiğini, tamamen kulluk ekseni etrafında dini yaşadıklarını mülahaza, müşahede edersiniz. İşte bu anlayış o günden bu tarafa maalesef hayli miktarda zayıflamıştır. Yapılması gereken kaybettiğimiz değerlere dönüş, Allah'la kulluk arasındaki münasebetleri genişletmektir. Bir başka ifade ile Allah'la dost olmak, arkadaş olmak, Allah'ın dostları ile dost olmaktır. Sevgili Peygamber Efendimiz (sav), Cenab-ı Allah'ın en çok sevdiği, sadece insan değil varlık aleminin gözdesidir. "Seni yaratmasaydım ben hiç bir varlığı yaratmazdım" buyuruyor, Cenab-ı Hak. Yani "varlığın sebeb-i hikmeti sensin" buyuruyor. Dolayısıyla Allah adına yeryüzünde sevilmesi gereken tek insan, model budur. İnsanın hayatında taklit etmesi, yaptığı işlerde onu örnek alması Allah'a vasıl olması için kaçınılmazdır. Onu hatırlatacak ne varsa bu yoldan gitmesi hele bir Müslümanın boynuna farzdır. Bir bakıyorsunuz ki Peygamber bu şekilde algılanıp, örnek alınmıyor. Türklerin İslam'a yaptıkları hizmet hiç bir şeyle ölçülemez. Bakıyorsunuz, Peygamberin giydiği hırkadır; ona sonsuz bir saygıyla, edeple, irfanla bakılıyor. Bilhassa bu mevsimde, Ramazan'da ziyaret eder. Mübarek sakal-ı şerifi ziyaret eder. Eğer imkan varsa umresini yapar, kabr-i saadetlerini, Ravzasını ziyaret eder. Yani Türklerin Peygambere, İslam'a karşı tavrı çok farklıdır. Şimdi bu, elimizden alınmaya çalışılıyor. Bu, alınırsa o zaman kulluk da gidecek, din de gidecek. Ramazan'da insanların bu açık penceresinden girerek kimi bilerek, kimi de bilmeyerek ifsad kampanyalarında yerlerini alıyorlar. Allah onları da ayıktırsın diyoruz.Hıristiyanlık rıhtımına demirlenen gemilerHocam, Batı, Avrupa, Türkiye'yi karıştırırken din faktörünü çok iyi kullanıyor. 1850'lerde siz ismini vermediniz, biz de vermeyelim, İsrail'in Hayfa şehrinde kurdurmuşlar. Öbür taraftan Lawrence'i Osmanlı topraklarına salmışlar. Böyle birçok ters mezhebi Batının kurduğunu görüyoruz. Bugüne bakıyoruz bir ilahiyatçı profesör Moon tarikatının merkezinde iki yol kalıyor, maaş alıyor, Türkiye'ye dönüyor, bir anda başka bir İslam anlatmaya başlıyor. Öbür din adamı gidiyor Vatikan'da görüşmeler yapıyor.Prof. Dr. Haydar Baş - O İslam'ı anlatmıyor. Kendi dinini anlatıyor. Adına İslam diyor ama başka bir şey anlatıyor: Öbürü de gidiyor, Sünnete karşı çıktığı için Almanya'nın popüler gazetelerinden biri tarafından örnek din adamı ödülüne layık görülüyor. Bu ödülü Almanlar veriyor. Bunlar, dün de oluyor, bugün de oluyor, bundan sonra da olacak. Siz de çıkıyorsunuz "Dün bu oyunları oynadılar. Osmanlıyı yıktılar" diyorsunuz. Bugün bir uyarı mahiyetinde Türk milletine neler söyleyeceksiniz?Prof. Dr. Haydar Baş- Hedef Türk milletidir, onun yaşadığı vatan topraklarıdır, onun devletidir. Zaman içerisinde şunlara çok şahit oldunuz. "İşte İslam devleti, müslüman devlet, devletimiz müslüman değil" sözlerini çok duydunuz. Bütün bunların temelinde de yatan, bu fitnenin temelinde de yatan ideoloji dini ideolojik olarak algılayıp milleti dinden soğutma furyasıdır. Aynı düşünce hatırlarsanız bundan 20 küsur sene önce İslamcılık adına yola çıktığında bunlara "işte şöyle böyle İslamcı" diyenler, bugün öyle bir noktaya geldiler ki hıristiyanlık rıhtımına gemilerini demirlediler. Dün "İslamcıyım" diyen insan bugün buna bakıp da "Yahu siz ne yapıyorsunuz? Sizi terbiyesizler. Müslümanlıkla yola çıktınız. Milleti hıristiyan ediyorsunuz. Böyle şey mi olur?" demesi gerekirken "canım ne yapalım. Burası işte şudur" diyor. Kısaca o kulluk şuuru da kayboldu. Bu itikad da kayboldu. Neye inandığı meçhul olan adeta bir duruma insan maalesef sevk edildi. Burada yapılmak istenen şey bütün Türk milletini aynı noktaya teşmil etmek, aynı havayı, aynı duyguyu, aynı düşünceyi yaşatmaktır. Yani gaye Türk milletinin birliğini, beraberliğini dağıtmak ve yok etmektir.

HANİ AVRUPA'DA HÜRRİYET VARDI?

Almanya'ya, Fransa'ya gidiyorsunuz. "Burada İslam serbest" diyorlar. Neresi serbest! Camisine, herhangi bir sohbet yerine gidiyorsunuz, konuşulan şey İslam değil. Konuşulan şey Türkiye'nin durumudur, Türk milletinin halidir. Yani orada Türkiye'ye edersen sana hürriyet vardır. Taat ve ibadette, bir kulluk kulvarında yürümek veya koşmak istersen bu hürriyet yoktur. Bunu nereden mi çıkartıyoruz? Hadi gidelim. Koskocaman Avrupa zemininde bir tek yerde ezan-ı Muhammediyenin minarelerden okunduğuna şahit olamazsın. Hürriyet bu mudur? Hani Avrupa'da hürriyet vardı! Yerin altına gireceksin de kapalı yerde ibadet yapacaksın. Müsaade et de ona da bir şey söylemesinler. Kısaca şunu demek istiyorum. Hedef burada Türk milletinin birliğidir. Çünkü Batı her konuda ve her zaman karşısında büyük Türk milletini bulmuştur. Bizi takip eden kardeşlerimiz şuna çok iyi inanması lazım. Dünyanın en seçkin ve sevilmiş milleti Türk milletidir. İnsanlığa, medeniyete, insan haklarına hizmet eden tek millettir.

Hangi coğrafyaya gitmişse insan haklarını taşımıştır. Can emniyetini, mal emniyetini, namus emniyetini, din ve vicdan emniyetini bütün insanlığa doya doya Türk milleti yaşatmıştır. Bunda kimsenin tereddütü olmasın. Açsınlar, baksınlar. Ermeni soykırımı vs bunların hepsi hikayedir. Türk milleti böyle bir şey yapmaz. O döneme de bir cümle koymak istiyorum. Benim rahmetli dedem, ninem, annem, babam anlatırdı. "Bizi burada, Karadeniz bölgesinde Ermeniler, öyle baskı altına aldılar ki her an hayatımız tehlikede idi. Bölgeden hicret etmek mecburiyetinde kaldık. Muhacir çıktık" derlerdi. Benim rahmetli dedem, ninem. Amcalarım muhacir çıktılar. Samsun'da, Bafra'da, Terme'de kaç sene kaldıktan sonra malumunuz 1917'deki komünist ihtilali ile beraber Rus askerlerinin çekilmesiyle Ermenilerin arkasındaki destek kaybolunca bu sefer hiç bir şey yapamaz hale geliyorlar, bizim hicret eden büyüklerimiz de vatanlarına geri dönmek durumunda oluyorlar. Olayın aslı budur. Türk milleti hiç kimseye zulmetmemiştir.

Türkiye'de ilk kez yaşandı


 
Türkiye'de ilk kez dünyaya gelen zürafa yavrusunun ismi "Çınar" oldu. Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nda doğan zürafanın ismi, anket sonucunda "Çınar" olarak kararlaştırıldı.

02.05.2026 12:17:00
AA
Türkiye'de ilk kez yaşandı
Türkiye'de ilk kez yaşandı

Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nda dünyaya gelen zürafa yavrusuna, yapılan anket sonucunda "Çınar" ismi verildi.
Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ikinci, dünyanın ise dördüncü büyük doğal yaşam alanlarından biri olan Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nda dünyaya gelen erkek zürafa yavrusunun isminin belirlenmesi için Büyükşehir Belediyesinin sosyal medya hesaplarından anket yapıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, katıldığı bir televizyon programında, zürafa yavrusunun isminin anket sonucunda "Çınar" olarak belirlendiğini kaydetti.

Ziyaretçilerin ilgisini çekiyor

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Doğal Hayatı Koruma Dairesi Başkanı Celal Özsöyler, Kasım 2024'te dişi zürafa Selvi'nin hamile kaldığını belirterek "Hamileliği 15 ay kadar sürüyor. Bu sürede erkek zürafamız Şakir, fizyolojik ömrü dolduğu için vefat etti. Geçtiğimiz 14 Şubat Sevgililer Günü'nde Selvi'nin yavrusu oldu. Gece doğum başladı ve 1,5 saat sonra Selvi yavrusunu doğurdu. Sağlıklı bir erkek yavrumuz oldu" diye konuştu.

Türkiye'de doğan ilk zürafa olan "Çınar", Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nı ziyaret edenlerin ilgisini çekiyor.
Okan Araman, Antakya'dan Doğal Yaşam Parkı'nı gezmek için geldiklerini belirterek "Türkiye'de ilk defa zürafanın doğduğunu duyduk. Onu görmeye geldik, ben oğlum kadar küçükken buraya gelmiştim. Şakir'in babasını görmüştüm. Şimdi de yavrusunu gördüğümüz için heyecan duyduk" dedi.

İstanbul'da 1 Mayıs'ta gözaltına alınanlarla ilgili son karar


 
İstanbul'da, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde tedbir kararlarına uymadığı için gözaltına alınan 580 kişi serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlar savcılığa sevkedilmedi. 

02.05.2026 12:12:00
Haber Merkezi/AA
İstanbul'da 1 Mayıs'ta gözaltına alınanlarla ilgili son karar
İstanbul'da 1 Mayıs'ta gözaltına alınanlarla ilgili son karar

İstanbul'da, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde tedbir kararlarına uymadığı için gözaltına alınan 580 kişi serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlar savcılığa sevkedilmedi.

Kentte, Emek ve Dayanışma Günü'nde eylem ve etkinlik yapılmasına izin verilmeyen alanlarda izinsiz gösteri yapma girişiminde bulunarak, tedbir kararlarına uymadıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 580 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Şüpheliler, işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

Vücudunuz kalp krizi geçirmeden bir ay önce sizi nasıl uyarıyor?


 
İnsanların çoğu, geçirdiği kalp krizinden önce vücutlarının onlara gönderdiği uyarı işaretlerini görmezden geliyor. Gerçi bu işaretleri ayırt etmek de kolay değil... Hatta kalp krizi geçiren doktorlar bile bu belirtileri ayırt etmekte zorlanıyor. Ancak kalp krizi geçiren insanların anlattıkları önci işaretleri kısmen de olsa ortaya koyuyor.

02.05.2026 10:19:00
MURAT ÇORBACI
 Vücudunuz kalp krizi geçirmeden bir ay önce sizi nasıl uyarıyor?
 Vücudunuz kalp krizi geçirmeden bir ay önce sizi nasıl uyarıyor?

İnsanların çoğu, geçirdiği kalp krizinden önce vücutlarının onlara gönderdiği uyarı işaretlerini görmezden geliyor. Gerçi bu işaretleri ayırt etmek de kolay değil... Hatta kalp krizi geçiren doktorlar bile bu belirtileri ayırt etmekte zorlanıyor. Ancak kalp krizi geçiren insanların anlattıkları önci işaretleri kısmen de olsa ortaya koyuyor. İşte o işaretler...

1. Geçmeyen yorgunluk.
2. Çeneye, boyuna, omuza veya kola yayılan ağrı.

3. Antiasitlerin bile geçiremediği hazımsızlık, mide bulantısı ve gastrointestinal problemler.
4. Merdivenleri çıkarken nefes darlığı... Kardiyoloji uzmanları 'eğer iki kat merdiveni rahat çıkamıyorsanız, mutlaka doktora başvurun' diyor.

5. Sıradan işleri yaparken hissedilen nefes darlığı. Bu, 'kalbiniz yeterli oksijen alamıyor' anlamına geliyor.
6. Genellikle mide ekşimesine bağlanan periyodik göğüs ağrısı.

7. Belirgin bir neden olmadan soğuk terleme.
8. Baş dönmesi veya sersemlik hissi.
9. Düzensiz kalp atışları veya çarpıntı. Çoğu insan, gerçek kalp krizinden haftalar önce bu belirtilerden muzdarip olur.

Peki, kalp sağlığını korumak için ne yapmalı?

1. Kan basıncı, şeker ve kolesterol seviyelerini takip etmek.
2. Acil bir durum oluşana kadar beklemek yerine sağlıklı beslenerek kalp sağlığını desteklemek.
3. Egzersiz yapmak.
3. Elbette, vücudunuzun büyük bir olaydan önce her zaman size bir uyarı verdiğini bilmek.

Bacaklarda geçmeyen şişliğe ve ağrıya dikkat!


 
Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor.

02.05.2026 10:09:00
MURAT ÇORBACI
Bacaklarda geçmeyen şişliğe ve ağrıya dikkat!
Bacaklarda geçmeyen şişliğe ve ağrıya dikkat!

Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan, genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor. Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan, "Nasıl olsa geçer, diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır" dedi.

'Kilo aldım' sanılıyor, lakin!..

Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan "Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar" şeklinde konuştu.
Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade etti. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguladı.

Modern tedaviler yüz güldürüyor

Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuştu: "Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor." RECEP BAHAR

Varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etken!

KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan, varis ve lipödeme yol açabilen 8 etkeni şöyle açıkladı:
• Uzun süre hareketsiz kalmak
• Dar kıyafetler ve yanlış ayakkabı seçimi
• Düzenli egzersiz yapmamak
• Fazla kilo
• Dengesiz beslenme
• Aşırı tuz tüketimi
• Bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturmak
• Yetersiz su tüketimi

Sumud Filosu aktivistlerinden Davidson'dan şok açıklama

 
Gazze'ye insani yardım ulaştırmak ve İsrail'in ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'nun aktivistlerinden Katy Davidson, İsrail tarafından alıkonuldukları anlara ilişkin, "Her yer dikenli tellerle çevriliydi, etrafımızda silahlı kişiler vardı ve bize hayvanmışız gibi davrandılar" dedi.

02.05.2026 09:42:00
HABER MERKEZİ/AA
 Sumud Filosu aktivistlerinden Davidson'dan şok açıklama
 Sumud Filosu aktivistlerinden Davidson'dan şok açıklama

Gazze'ye insani yardım ulaştırmak ve İsrail'in ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'nun aktivistlerinden Katy Davidson, İsrail tarafından alıkonuldukları anlara ilişkin, "Her yer dikenli tellerle çevriliydi, etrafımızda silahlı kişiler vardı ve bize hayvanmışız gibi davrandılar." dedi.
İngiliz Davidson, İsrail'in uluslararası sularda filoya yönelik saldırısı sonrası yaşadıklarını anlattı.
Küçük bir tekneyle ilerledikleri sırada insansız hava araçları ve yoğun ışıklarla takip edildiklerini belirten Davidson, İsrail ordusuna ait büyük bir savaş gemisinin tekneye yaklaştığını söyledi.

Ateş etmekle tehdit ettiler

Davidson, "Bize teknenin ön kısmına geçmemizi söylediler. Biz barışçıl şekilde oturduk ancak ısrar ettiler. Sonunda, 'Öne geçmezseniz ateş ederiz' diye tehdit ettiler. Halbuki uluslararası sulardaydık ve yasa dışı hiçbir şey yapmıyorduk" dedi.
İsrail askerleince alıkonulduktan sonra "yüzen hapishane" olarak nitelendirdiği bir ortama götürüldüklerini anlatan Davidson, buradan da botlarla alınarak konteynerlerden oluşturulan geçici bir alanda tutulduklarını dile getirdi. Davidson, "Her yer dikenli tellerle çevriliydi, etrafımızda silahlı kişiler (Yunan askerler) vardı ve bize hayvanmışız gibi davrandılar" ifadesini kullandı.

Yatakları da ıslattılar

Gece boyunca ıslak yataklarda uyumaya zorlandıklarını, bazı durumlarda yatakların özellikle ıslatıldığını belirten Davidson, kendilerine sınırlı miktarda yiyecek ve su verildiğini, görevlilerin sert ve tehditkar bir tutum sergilediğini söyledi.
Davidson, kendilerine "Yunanistan'ı terk etmeleri ya da İsrail'de hapse gönderilmeleri" yönünde seçenek sunulduğunu ifade etti.
Uluslararası topluma çağrıda bulunan Davidson, "Herkesin olanlara tepki vermesi gerekiyor, çünkü bu durum Filistin ile sınırlı kalmayacak, dünya geneline yayılacak. Çünkü onlar (İsrail) siyonist ve kendileri dışında kimseyi umursamıyorlar" dedi.

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs bilançosunu açıkladı

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda izinli mitinglerle kutlandığını duyurdu

01.05.2026 20:21:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul Valiliği, 1 Mayıs bilançosunu açıkladı
İstanbul Valiliği, 1 Mayıs bilançosunu açıkladı
İstanbul Valiliği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda izinli mitinglerle kutlandığını duyurdu. Valilik, tedbir kararlarına uymayıp izinsiz gösteri yapan 575 kişinin gözaltına alındığını belirtti.

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutlanmasına ilişkin açıklama yaptı. İzinli mitinglerin Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda coşkuyla kutlandığını belirten Valilik, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, Valiliğimizce verilen izinle Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda düzenlenen mitinglerde coşkuyla kutlandı. Alınan kararlara uyarak bu özel günü hakkıyla - coşkuyla kutlayan tüm sendika, STK ve emekçilere; bununla birlikte, şehrimizin güvenliği, vatandaşlarımızın huzur ve refahı için gece gündüz görev yapan polisimize teşekkür ediyoruz.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün şehrimizde huzur içinde geçirilebilmesi için alınması gereken tedbirler de daha önce kamuoyuyla paylaşılmıştı. Bazı marjinal gruplar alınan tedbir kararlarını hiçe sayarak, her yıl olduğu gibi bu yılki 1 Mayıs'ta da, Emniyet birimlerimizle karşı karşıya gelmiştir. Bu gruplara İstanbul Emniyetimizin ilgili birimlerince gerekli müdahaleler yapılmıştır.

Alınan tedbir kararlarına uymayan bu marjinal gruplara yapılan müdahalelerde saat 18.00 itibariyle 575 kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınan şahısların işlemleri, emniyet birimlerinde devam etmektedir."

İşçi bayramında 2 işçi kamyonetin altında kaldı

Ankara'nın Çankaya ilçesinde kontrolden çıkan kamyonetin altında kalan 2 işçi hayatını kaybetti

01.05.2026 18:10:00 / Güncelleme: 01.05.2026 18:12:02
AA
İşçi bayramında 2 işçi kamyonetin altında kaldı
İşçi bayramında 2 işçi kamyonetin altında kaldı
Kırkkonaklar Mahallesi Şemsettin Günaltay Caddesi'nde seyir halindeki özel su firmasına ait 07 FHF 37 plakalı kamyonet, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıktı.

Yokuş aşağı hızla ilerleyen aracın sürücüsü, iddiaya göre kamyonet hareket halindeyken araçtan aşağı atladı.

Kamyonet, o sırada kanalizasyon hattında Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) adına çalışma yaptığı belirtilen taşeron firma personeli Bayram Demirhan ve Kadir Ortataş'a çarptı.

İşçileri altına alan kamyonet, park halindeki araçlara çarparak durabildi.

İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, Demirhan ve Ortataş'ın olay yerinde hayatını kaybettiğini belirledi.

Polis, kazayla ilgili inceleme başlatırken, sürücü gözaltına alındı.

Nevzat Bahtiyar'a verilen cezanın gerekçesi açıklandı

Diyarbakır'da 8 yaşındaki Narin Güran'ın öldürülmesine ilişkin yeniden yargılanan komşu Nevzat Bahtiyar'a "nitelikli kasten öldürmeye yardım" suçundan verilen 17 yıl hapis cezasına ilişkin gerekçeli karar hazırlandı

 

01.05.2026 17:23:00
Anadolu Ajansı
Nevzat Bahtiyar'a verilen cezanın gerekçesi açıklandı
Nevzat Bahtiyar'a verilen cezanın gerekçesi açıklandı

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 16 Nisan'daki karar duruşmasında Bahtiyar hakkında verilen hapis cezasına ilişkin 49 sayfadan oluşan gerekçeli karar yazıldı.

Kararda, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, Narin Güran'ın öldürülmesine ilişkin "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan verilen 4 yıl 6 ay hapis cezası kararını, "nitelikli kasten öldürme suçuna yardım" kapsamında değerlendirilmesi gerekçesiyle bozmasının ardından Nevzat Bahtiyar'ın yeniden yargılandığı anımsatıldı.

Kararda, Narin Güran'ın cansız bedenini Eğertutmaz Deresi'ne sakladığını itiraf eden tutuklu sanık Bahtiyar ile Narin'in babası Arif Güran, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ve taraf avukatlarının beyanlarına yer verildi.

Amca Salim Güran ile Nevzat Bahtiyar'ın eskiden beri samimi ve yakın arkadaş oldukları ifade edilen kararda, sanık Güran'ın yeğeninin düğün merasimi hazırlıkları kapsamında kırsal mahalledeki bazı kişilerin alışveriş ve davetiye dağıtımı nedeniyle köyde bulunmadığı kaydedildi.

"Sanıklar Salim, Yüksel ve Enes tarafından Narin'in öldürüldüğü anlaşılmıştır"

Eylem saatinden önce sanıklar amca Salim, ağabey Enes, anne Yüksel Güran ile komşu Nevzat Bahtiyar'ın köyde olduklarının anlaşıldığı belirtilen kararda, şu değerlendirmede bulunuldu:

"Sanıkların olay saatinden önceki zaman diliminde görüşmeye başladıkları anlaşılmıştır. Olaydan önce Nevzat Bahtiyar, Salim Güran'ı 15.08'de arayarak onunla irtibata geçmiştir. Kur'an kursundan çıkan maktul, her zaman kullandığı yol yerine daha kısa olduğu anlaşılan patika yolu kullanarak evine gitmiştir. Olay öncesinde sanıklar Salim ve Nevzat, birbirlerine yakın olarak maktulün her zaman kullandığı yol bölgesinde ve maktulün evi yakınında bulunmuştur. Maktulün ise patika yoldan çıkarak evi ve müştemilatının bulunduğu yere gelmesi üzerine buraya geçen sanık Salim ile evde bulunan diğer sanıklar Yüksel ve Enes tarafından maktul Narin'in öldürüldüğü anlaşılmıştır.

Sanık Salim maktulün cesedini, olay öncesinde birlikte olduğu ve evin dışında bekleyen arkadaşı sanık Nevzat'a gizlemesi veya yok etmesi amacıyla teslim etmiştir. Bu hususu, sanık Nevzat ile sanık Salim'in saat 15.25 ile 15.46 sıralarında artan ortak baz kullanma durumu desteklemiştir."

Kararda, sanık Bahtiyar'ın maktulün cesedini, yapılan aramalar sonucu cansız bedeninin bulunduğu derenin toprak ile birleşen kısmına çuval içinde götürerek bıraktığı ve üzerini taşla örttüğünün anlaşıldığı belirtildi.

Kararda, "Sanık Nevzat'ın, sanık Salim'in ev içerisinde bulunan bir odaya kendisini götürerek Narin'in yerde yatan cansız bedenini gösterdiği, bu surette sanığın olay yerinde olmadığı şeklindeki beyan ve savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiştir. Sanık Nevzat Bahtiyar'ın maktulün öldürülmesine ilişkin eyleme, sanık Salim Güran'ın yanında bulunarak suçun işlenmesinden önce ve eylem sırasında suç işleme kararını kuvvetlendirme, fiilin işlenmesi sonrasında yardımda bulunmak suretiyle öldürme eylemine yardım eden sıfatı ile katıldığı kanaatine varılmıştır. Sanık hakkında maktule yönelik eylemi nedeniyle Yargıtay ilamı doğrultusunda 'nitelikli kasten öldürme' suçuna yardım etme suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuştur." ifadelerine yer verildi.

Anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran'a verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onanmıştı

Diyarbakır'ın merkez Bağlar ilçesinin Tavşantepe Mahallesi'nde 21 Ağustos 2024'te kaybolan ve 8 Eylül 2024'te Eğertutmaz Deresi'nde cansız bedenine ulaşılan Narin Güran'ın öldürülmesine ilişkin yargılanan tutuklu sanıklar anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran'a "iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Nevzat Bahtiyar'a ise "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verilmiş, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin sanıklara verdiği hükmü hukuka uygun bulmuştu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Narin Güran cinayeti davasında anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran'a verilen ağırlaştırılmış müebbet ile Nevzat Bahtiyar'a verilen 4 yıl 6 ay hapis cezasının onanması istenmişti.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, tutuklu sanıklar Yüksel, Enes ve Salim Güran'a verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onamış, Nevzat Bahtiyar'a verilen 4 yıl 6 ay hapis cezasını ise "nitelikli kasten öldürme suçuna yardım" kapsamında değerlendirilmesi için bozmuştu.

Mahkeme heyeti, 16 Nisan'da yeniden yargılanan komşu Nevzat Bahtiyar'ın "nitelikli kasten öldürmeye yardım" suçundan 17 yıl hapse çarptırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermişti.

Beşiktaş'tan Taksim'e yürümek isteyen gruba müdahale

İstanbul'da 1 Mayıs nedeniyle Beşiktaş'tan Taksim'e çıkmak isteyen grup, polisin tüm uyarılarına rağmen dağılmayınca gözaltına alındı.

01.05.2026 10:12:00
İhlas Haber Ajansı
Beşiktaş'tan Taksim'e yürümek isteyen gruba müdahale
Beşiktaş'tan Taksim'e yürümek isteyen gruba müdahale
İstanbul'da 1 Mayıs nedeniyle Beşiktaş'tan Taksim'e çıkmak isteyen grup, polisin tüm uyarılarına rağmen dağılmayınca gözaltına alındı.



1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle Beşiktaş'ta toplanan bir grup, Taksim'e yürümek istedi. Polis ekipleri, gruba dağılmaları yönünde uyarılarda bulundu.



Dağılmayarak çeşitli sloganlar atan göstericiler, polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınan grup, polis minibüsüne bindirildi.

İstanbul'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü tedbirleri

İstanbul'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasına izin verilmeyen bölgeler ile kutlama alanları başta olmak üzere birçok noktada güvenlik önlemleri uygulanıyor

01.05.2026 10:08:00
AA
İstanbul'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü tedbirleri
İstanbul'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü tedbirleri

İstanbul Emniyet Müdürlüğünce Taksim Meydanı çevresi başta olmak üzere kentte yoğun güvenlik önlemi alındı.

Beyoğlu'nda toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasına izin verilmeyen Taksim Meydanı'na çıkan sokaklar demir bariyerlerle kapatıldı, meydana çıkılan bazı yerlerde kontrol noktaları oluşturuldu.

İstiklal Caddesi'nde yaya ve araç trafiğine izin verilmezken, Tarlabaşı Bulvarı'ndan İstiklal Caddesi'ne çıkan yollarda bölgedeki işletmelerde görev yapan çalışanların kontrollü olarak geçişlerine müsaade ediliyor.

Taksim Meydanı'na sadece Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bırakmak isteyen sendikaların temsilcilerinin girmesine izin veriliyor.

Beşiktaş Meydanı ve Barbaros Bulvarı'nda ise polisler yol kenarında tedbir amaçlı bekleyişini sürdürüyor.

Şişli Mecidiyeköy'de Halaskargazi Caddesi trafiğe kapatılırken, polis ekipleri araçlarla güvenlik önlemi aldı. Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) da çevrede hazır bulunuyor.

Emniyet ekipleri, Kadıköy'e yürüyüş yapacak grupların toplandığı Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde ve çevresinde de yoğun güvenlik önlemi aldı. Grupların, Kadıköy Rıhtım Meydanı'na ineceği yol araç trafiğine kapatıldı.

Kutlama alanı olarak belirlenen Kadıköy Rıhtım Meydanı'na sendikaların gelmesi beklenirken, alanda sahne kuruldu, flamalar asıldı. Bölgede çok sayıda çevik kuvvet ekibi görev yaparken, TOMA'lar da belirlenen noktalarda hazır bekletiliyor.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.