logo
22 NİSAN 2026


Hikaye / Öküz

12.05.2009 00:00:00
"Nereden düştüm ben bu lanet yere!" diye haykırdı ıpıssız duvarlara doğru Rüstem Emmi. "Ben buraya düşecek adam mıyım? Ben bu dört duvar arasında kalacak adam mıyım?"

 

Pala bıyıklarını  koparırcasına yolarak ve burnundan derin derin nefesler alıp soluyarak kaba bir küfür savurdu. Kim bilir kaçıncı küfrüydü bu sabahtan beri. Yerinden fırlayacakmış gibi gerdiği gözlerinden ateş çıkarcasına yükselen  öfkesini dindirmek için, küfürler savurmakta buluyordu çareyi.Aslında çok yufka yürekli bir adamdı  Rüstem Emmi. Karıncayı incitmekten çekinen, kimseye zararı olmayan, birisine çok kızdığı zaman en büyük tepkisini "diliyle" gösteren, bu tepkiyi de en kötüsünden küfrederek ortaya saçan bir adamdı. Yani bütün sorunu dilindeydi. Ama bu defa dilinin ötesinde bir belaya hem de püsküllü bir belaya bulaşmış, bütün köye kepaze olmakla kalmamış, iki aydan beri hapishanenin dört duvarı arasına tıkılmıştı. Önceleri yattığı koğuşa, gasptan tutuklu  Seyfullah adında bir adamı vermişler, günlerce birbirini tanımak için mesafeli paslaşmalarla  irtibat kurmaya çalışmışlar, sonra da can ciğer dost olmuşlardı.  Seyfullah'ın başına gelenler Rüstem Emmi'ninkinden  de beterdi. Çarşının orta yerinde bir dükkanı olan, hali vakti yerinde bir esnaftı Seyfullah. Eşe dosta yok demeye yüzü varmazdı. Gücü yettiğince her gelene yardım etmeye çalışırdı. Bu yardımlar bir gün başına hiç ummadığı bir felaket getirmişti. Hemen yanı başında esnaf olan bir arkadaşı, merkezi İstanbul'da bulunan bir şirketin bayiliği için istenen belgelerden birindeki kefil yerine bunun adını yazmış, aceleyle yanına gelip "At şuraya bir imza be Seyfullah!" diye masanın üzerine  koyuvermişti. Seyfullah da okumadan basmıştı imzayı.Sonrası ise tam bir felaket olmuştu. Kefil olduğu esnafın dükkanına birbiri ardına gelen hacizlerden bir sonuç alamayan ve tamtakır olmuş dükkandan alacağını tahsil edemeyen alacaklı şirket, bu defa Seyfullah'a yöneltmişti  hacizleri. Seyfullah neye uğradığına şaşırmıştı. Küçücük ilçenin icra dairesinden birbiri ardına gelen memurlar sert ve gülmeyi unutmuş yüzleriyle Seyfullah'ın dükkanını su yoluna çevirmişlerdi. Komşunun ise hiçbir şey umurunda değildi: "Halledeceğiz be Seyfullahcığım, işleri yoluna koymak üzeriyim be Seyfullahcığım, sen şu hacizcileri biraz daha  idare ediver be Seyfullahçığım" diyerek oyalıyordu kendisini sürekli olarak.  "Ya sabır" diyerek beklediği günlerin birinde, bu defa  iki haciz memuru, üç polis, bir de avukat kapıya dayanınca ve "yahu ben borçlu değilim, asıl borçlu şu karşıdaki adam, gidin onun kapısına dayansanıza" diye yalvarıp yakarması bir sonuç vermeyince, "tamam, hele bir bekleyiverin birkaç dakika, hemen geliveriyorum" deyip,  yanındaki beylik tabancayı çekerek olup biteni dükkanın camekanının arkasından gizlenerek izleyen borçlu Zahit'in yanına hırsla koşmuş, tabancayı alnına dayamış, "ver ulan kasanda ne kadar para varsa itoğlu it!" diyerek uzattığı bütün parayı almış, sonra da elindeki paraya bile bakmadan koşar  adım avukatın yanına gelerek parayı uzatıp "avukat bey şimdilik bu kadar verebiliyorum, sen bu parayı hesaptan düş, gerisini bir dahaki gelmeye tamamlarız inşallah" demeyi de ihmal etmemişti.Bütün polislerin ve haciz memurlarının gözü önünde cereyan eden bu olay sonrasında da  "gasptan" içeri atılmıştı.Rüstem Emmi ile Seyfullah çok iyi dost olmuşlardı.Hapishane bu iki kader mahkumunu öylesine ısındırmıştı ki birbirine, sanki kırk yıllık ahbap gibiydiler. Birbirlerine bütün hayat hikayelerini, tatlı acı hatıralarını, köylerini, tarlalarını, işlerini, çocuklarını, hülasa hayata dair ne varsa her şeylerini anlatmışlardı. Ağustos gecelerinin buram buram sıcak ve ter kokulu atmosferini serinleten yegane güzelliklerdi bu hatıralar.  Rüstem Emmi'nin hapse düşme öyküsü ise tam bir kara mizah örneği idi:Samanbeli Köyü, yüksek tepeleri aşınca bir anda ortaya çıkan yemyeşil bir köydü. Her tarafı geniş ormanlarla çevriliydi. Kayın ağaçları, ladinler, sarıçamlar birbiri ardına sıralanıp alabildiğince yeşil bir kuşağı ferahlatan güzelliğini sunardı çevre köylere. Orman, köylülerin  her şeyi idi. İneklerini, koyunlarını otlattıkları çayırlar, kışın ısınmak için orman idaresinin izniyle aldıkları  yakacak odunlar, evlerini tamir için kullandıkları  ağaç malzemeler, orman mahsulünün kesilmesi ve taşınması için aylar süren zahmetli çalışmalardan  sonra aldıkları üç beş kuruş,  onlar için hayatlarını devam ettirecek en önemli şeylerdi. Asırlardır bu topraklarda dededen, babadan kalma bildikleri tek geçim kaynağı idi bu ormanlar. Hayat kaynağı idi. Gölgesinde serinlenir, dalıyla ısınır, yaprağıyla hayvanlarını beslerlerdi.Rüstem Emmi çoğu günler, ahırındaki hayvanları otlatmak için köyün hemen yanı başından itibaren  ormanın başladığı,  ladinlerin kıvrım kıvrım yayıldığı  Okbeli Mezrası'na gelirdi. Buranın çayırı güzeldi, boldu. Sabahın erken vaktinden öğle ezanına kadar iki ineği ile bir öküzünü iyice otlatır, onların keyifli keyifli karınlarını doyurmasını ladinlerin  gölgeliğinde seyre dalardı. Ormanı, ormanın yeşilini, çayırını, yaprağını, dalını, toprağını hülasa her şeyini aşk derecesinde severdi. Dışardan bakıldığında o sert gibi gözüken mizacında gizlenen bu derin sevginin varlığını çoğu kişi fark etmezdi bile.Hayatını allak bullak eden o lanet gün de, her zamanki gibi her şey güzel başlamıştı. Hayvanları çayıra salmış,  güneşin ağaçların arasında yaydığı ışıltıların mükemmel raksını seyre dalmıştı. Rahmetli karısı Hatice de bayılırdı bu güneşin kıvrak ışıltılarına. Hafif bir rüzgar, aşağıdan yukarı doğru çayırları adeta yalayarak geliyor, bu ışıltı cümbüşünü daha da doyumsuz hale getiriyordu.Hatice ile buralarda ne günler geçirmişti. Ne tatlı, ne keyifli, ne huzurlu günlerdi onlar. Bırakıp gitmişti onu bu koca dünyada tek başına. Okbeli Mezrası'na, hayvanlarını önüne katıp çıktığında; yukarıdan köyü seyre dalarken ve güneşin ışık cümbüşü dalların arasından süzülürken Haticesi, o biricik hayat yoldaşı sanki oracıklarda dolaşıveriyormuş gibi gelirdi  Rüstem Emmi'ye.Etrafta kağıt parçalarının, naylon kırıntılarının biriktiğini fark etti bir anda. Kim gelmiş kim atmışsa, eski gazete parçalarını , parçalanmış  mukavva kutuları uluorta çayırların üzerine saçmıştı. "Köyün veletleridir" diye mırıldandı. "Bunları böyle bırakıp gitmem olmaz."Kağıtları, naylonları, karton kapakları bir bir topladı. Bir biri üzerine yığdı. "Bir yandan da "Ulan veletler! Niye temizlemezsiniz pisliğinizi?" diye söyleniyordu öfkeyle.Çakmağını çıkarıp kağıtları tutuşturdu. "Birkaç dakikada yanıp giderler" dedi."Buraya bu kağıtları atanları bulmazsam  bana da Rüstem demesinler."Bu arada ineklerinden birinin hayli uzaklaştığını fark etti. Kaşla göz arasında mezranın  dik yamacına doğru yaklaşmış, boylu boyunca yere uzanmış, kuyruğuyla üzerindeki sinekleri kovalamaya çalışıyordu.  Rüstem Emmi hızla o tarafa yöneldi.  Alacalı bulacalı renklerle süslü ineciği ormanın içine bir daldı mı bulması epey zor olurdu. Daha önce başına geldiydi de saatlerce arayıp zor bulmuştu alaca danasını. Koşarak gitti. Alaca ineği, diğerlerinin olduğu tarafa doğru çevirdi.İşte o an dünyanın başına yıkıldığı andı:Kağıtları tutuşturduğu yerdeki alevler, gittikçe artan rüzgarın etkisiyle yer yer kurumuş çayırların arasından ormana yönelmiş, küçük ladin fidelerinden başlamak üzere cayır cayır  kükreyen bir alev  topu meydana getirmişti. Alevler öylesine hızlı yayılıyordu ki, Rüstem Emmi'nin "Vay babam!" diyerek alevlere doğru koşması, söndürmeye çalışması, koparttığı ağaç dallarıyla ateş toplarının üzerine vurması boşa çabaydı.Ateş, rüzgarın da etkisiyle büyük ağaçları sarmış, kocaman gövdeler çıra gibi yanmaya başlamış, dumanlar kesif ve kapkara bir şekilde etrafa yayılmıştı.Rüstem Emmi çığlık çığlığa bağırıyor, bir  o yana bir bu yana koşuyor, "komşular yetişin!" diye haykırıyor, deliye dönmüş bir halde   yanan alevlerin arasında koşuşuyordu. Başı boş bir şekilde kaçışan ineklerini ve koca öküzünü çoktan unutmuştu.Köylüler yangını görüp gelinceye kadar alev topları daha da içerilere yayılmıştı. Kazmalarla küreklerle yayılan ateşin önünü kesmeye çalışmışlar, köyden kovalarla su taşımaya gayret etmişler, ardından orman işletmesine ait görevliler gelmiş ama ancak hava kararmaya yakın yangın söndürülebilmişti.Beş dönüme yakın orman alanı kül olmuştu. Rüstem Emmi, sadece ormanın değil yüreğinin de kül olduğunu hissetmişti. Yanan her bir ağaçla kendi bedeni de yanmıştı. Gövdesi kömüre dönmüş bir ağacın dibine çöküp hüngür hüngür ağlamıştı uzun süre.Sonuçta olayın sorumlusuydu. Gelen jandarmaya olup biteni aynen anlattı. Jandarmalar Rüstem Emmi'yi cipe bindirip götürdüklerinde köylüler büyük bir üzüntüye kapılmıştı.  Hatta bazıları için için ağlıyordu. Rüstem Emmi soğuk adamdı, arada küfür ederdi ama köylüler çok severdi kendisini.  Aylardan beri bu dört duvar arasında mahkemeye çıkacağı günü bekliyordu. Günler geceler boyu hep buradan çıkacağı günün hayalini kurmuştu. Akla gelmez bir hata onu bu duruma düşürmüştü. Çok zor günler geçirmişti. Bu zor günlerinde Seyfullah'ın arkadaşlığı onu çok sevindirmişti. Bitmek tükenmek bilmeyen  zamanın soğuk girdabında boğulur gibi olduğu anlarda Seyfullah'ın sohbetleri onu kendine getirirdi.Ama şimdi o da yoktu.İlk mahkemesinde tahliye edilmişti. Ortada şikayetçi yoktu ve kefil olduğu esnaf "bana silah filan çekmedi" deyip davadan feragat etmişti. Mahkeme de tutuksuz yargılanmasına karar vermişti.Şimdi yapayalnızdı. Yine ıssız yine karanlık yine ürkütücü gecelerin yalnızlığında boğuluyordu. Kendi kendine duvara karşı konuştuğu çok günler olmuştu. "Ellerim kırılaydı da yakmayaydım o ateşi" diye sızım sızım sızlanıyordu.Bu nasıl kanundu, bu nasıl hukuktu anlamazdı gayri. Bir yangın çıkardı diye aylarca hapsolunmak da neyin nesiydi? Tamam hatalıydı, yaptığı yanlıştı, ama hatasını telafi ederdi elbet. Bütün o yanan kayınları, ladinleri teker teker elceğezleriyle dikmeye ahdetmişti zaten. Adam vurmamıştı, kimseyi darbetmemişti..Ama Seyfullah söylediydi kendisine. "Rüstem Emmi" demişti. "Hükümet orman yangını çıkaranlara çok büyük cezalar getirdi. Bizim köyde  muhtarın büyük oğlu da  böyle bir yangın çıkardıydı da cezasını paraya çevirip paçasını zor sıyırdıydı. Sen de mahkemeye çıkınca çok pişman olduğunu söyleyiver. Para cezasını nasıl ödeyeceğini düşün gayri."  Eh, iş para cezasına kalırsa bir şekilde ödeyiverirdi herhalde. Yangında inekleri de   öküzü de zarar görmemişti. Çok şükür onları kurtarmıştı. Büyük ağabeyi Şaban, cezaevinden çıkana dek onlara  bakmaya söz vermişti. İyi de para cezası keserseler ne ile ödeyecekti. Kendisinin birikmiş beş kuruşu yoktu. Zaten kıt kanaat geçiniyordu. İhtilal yeni olmuştu. Neyin ne olacağı belli değildi.  Her yanda öylesine yokluk ve fakirlik vardı ki köyde herkesin açlıktan ağzı kokuyordu neredeyse. Kimseden para isteyemezdi. Ağabeyi Şaban'ın  durumu kendisinden de beterdi. Daha hapse düşmeden bir hafta evvel  evinde bir okka unu bile yoktu da kendisinden istemişti ezile büzüle. Geriye kala kala inecikleri kalıyordu. Evet, tek çare ineklerini satmaktı. "İkisini satmaya  gerek yok, bir tanesini sattım mı parayı toparlarım evelallah" diye mırıldandı: " Köyden alan çıkmaz belki. Kimsenin o kadar parası yoktur. Ama kasabadaki kasaplardan mutlaka alan çıkar. Hem de seve seve alırlar. Alaca danamı satarım. Öbürü bana yeter. Öküzüm zaten evimin direği."Evet, evet. Rahat yüz lira verirlerdi alaca danasına. Eh, hükümetin yargıcı da  daha fazla ceza kesmezdi herhalde. Yok canım niye kessindi ki. Yüz lira büyük paraydı. Ama ya daha fazla ceza keserse. Ya daha fazla para ödemek zorunda kalırsa. O zaman ne yapacaktı. Oflayıp pufladı Rüstem Emmi. Bir okkalı küfür daha savurdu duvara doğru. Bir daha. Bir daha.Başka çaresi, tutunacak dalı yoktu: "Gerekirse öbür ineği de satarım.  Allah güç vermiş, azim vermiş, çalışır, kazanır yeniden alırım." Gözleri dolu dolu oldu. Kolay mıydı yıllarca ailenin bir ferdi gibi bakıp büyüttüğü, gözü gibi değer verdiği hayvanlarından ayrılmak. İçi cız etti bir an. Vücudundan bir et parçasının koptuğunu hissetti. Ama başka çaresi yoktu. Mecburdu. Bu dört duvar arasından çıkmak için satmalıydı onları.Ya öküzü? Ya kocaman bünyesiyle yerleri sallandırırcasına yürüyen koca öküzü?     "Tövbe! Onu satmam! Onu mümkün değil satmam!"Koca öküzü başkaydı. Ormanın kesim zamanı işaretlenmiş tomrukları taşımak için can dostu öküzüydü. Öküze bağladığı tomrukları derelerden, tepelerden, yokuşlardan aşırıp saatler süren yolculuktan sonra düz alanlara taşırdı. O dik yokuşlarda, o engebeli arazilerde bazen tomrukları aşağıya doğru yuvarlar, daha sonra koca öküzü ile oraya ulaşır, tomrukları öküzün arkasına sıkıca bağlar yola çıkardı.Koca öküzü olmazsa bu kadar zor işleri tek başına yapmasının imkanı yoktu. "Bütün dünya başıma yıkılsa koca öküzümü satmam!" diye bağırdı kendi kendine: "Satmam, satmam!" Tamam satmazdı satmasına ama bu melun yerde durmak daha mı iyiydi. Öküzünü kurtarmak uğruna burada yatmaya devam mı edecekti? Yo, ilk mahkemede çıkmalıydı buradan. Bir dakika bile duramazdı burada. Feyzullah, kendi köylüsünün oldukça yüklü bir ceza ödediğini söylemişti. Köyden birkaç dönüm tarla satmıştı en bereketlisinden, parayı ödemek için."Millet tarlasını satıp kurtuluyorsa biz de hayvanlarımızı satıp kurtulacağız gayri. Başka çaremiz yok."O gece sabaha kadar ağladı Rüstem Emmi. Gözüne hiç uyku girmedi. Cezaevindeki sert döşeğin üzerinde bir sağa döndü bir sola. Kara kara bulutlar, devasa dumanlar, cayır cayır yanan ağaçlar, can hırış bağıran inekler gözlerinin önünden bir bir kayıp geçti.Ertesi gün Şaban Ağabeyi geldi ziyaretine. Uykusuzluktan gözleri torba torba çıktı karşısına." Duruşma günü haftaya Çarşambaya" dedi  elindeki torbayı uzatırken. "Bunun içinde yeni kıyafetler var. Mahkemeye güzel bir şekilde çık. Üzülme be karındaş. Allah böyle takdir etmiş. İlk mahkemede kurtulursun inşallah."Şaban Abisine düşüncesini anlattı. Eğer mahkemede para cezası verirlerse ahırdaki bütün hayvanları satacaktı. Hatta bugünden tezi yok  müşteri aramaya başlamasını söyledi. Abisi "öyle şey mi olur be kardaşlık, biz ne güne duruyoruz" demeye kalktı, ama konuşturmadı onu. "Ben senin ne çulsuz olduğunu  bilmiyor muyum" diyemedi  yüzüne karşı."Sen benim dediğimi yap hele. Öküze de ineklere de müşteri bul."Birbirlerine sarılıp ayrıldılar.Mahkeme gününe kadar her gün bir asırmış gibi geldi kendisine. Günler geceler geçmek bilmedi. Hakimin onu daha fazla hapiste tutma ihtimali aklına geldikçe hafakanlar bastı. Yok,bu lanet yerde bir gün bile duramazdı. Hadi ineklerden geçti, koca öküzünü bile gözden çıkarmıştı.  Hepsinin toplamı nereden baksan dört yüz lira ederdi. "Bu paraya, bu yokluk zamanında değil Rüstem Emmi, bütün hapishane mahkumları tahliye edilir gayri!" diye çok söylendi kendi kendine.Mahkeme günü en güzel kıyafetlerini giyindi. Beyaz gömleğinin üzerine, gardiyana  zor bela bağlattığı lacivert kravatını taktı. Hayatında ilk defa kravat takıyordu. Siyah ceketinin düğmelerini bir güzel bağladı.  Heyecanlıydı. Mahkeme salonunda hakimin gelmesini beklerken yüreği kıpır kıpır çarpıyordu. Salonda bir çok akrabasını gördü, ama adeta hayalet gibiydi. Ne bir kelime konuştu, ne kucaklaştı. Bir an önce  serbest kalacağı  saate odaklanmıştı. Gerisi hikayeydi. Hakim, bir anda içeri girdi.Uzun boylu, sert bakışlı, omuzları yerinden çıkmışçasına öne doğru fırlamış  bir adamdı. Herkes ayağa kalktı. Sert bakışlı hakim dosyayı aldı, karıştırdı. Daktilonun başında saçını düzeltmeye çalışan katibe bir şeyler söyledi. Rüstem Emmi'nin kalbi duracak gibiydi. Söz sırası kendisine gelinceye kadar neler oldu, kim ne konuştu, hangi şahit ne anlattı farkında bile değildi. Bir yandan ineklerini, öbür yandan koca öküzünü düşünüyordu. Öküzü olmadan ne yapardı? Nasıl taşırdı o dev gövdeli ağaçları? Nasıl aşardı dağlardan, tepelerden?"Anlat bakalım Rüstem Çakır, olay nasıl oldu" diye seslendiğini duydu sert bakışlı hakimin. "Nasıl yaktın ormanı?""Vallahi isteyerek olmadı hakim bey" diye haykırdı, "isteyerek yakar mıyım ormanı.""Sakin sakin, bağırmadan anlat bakalım nasıl oldu. Burası mahkeme salonu. Bağırmadan konuş."Her şeyi anlattı Rüstem Emmi. Gerçi jandarmaya da anlattıydı her şeyi dostoğruca. Demek ki devletin jandarmasına da hakimine de ayrı ayrı anlatmak gerekiyordu. Olsun, on defa sorsunlar yine anlatırdı. Hayvanları otlatmak için ormanın kenarına geldiğini, ortalıktaki çöpleri toplayıp yakmak istediğini, daha sonra da başına bu felaketin geldiğini bir bir anlattı.  Hakim dinledi, başını kaşıdı, notlar aldı, sert bakışlarıyla   anlamsız anlamsız Rüstem Emmi'yi süzdü. Yorulduğu belliydi. Mahkeme salonunda bulunanlar merakla olup biteni izliyordu.Sonunda katibe doğru yöneldi. "Yaz oğlum" dedi.Bundan sonrasını pek anlayamadı Rüstem Emmi. Bir sürü şeyler yazdırmıştı hakim.  Filan kanunun filan maddesi, filan fıkra, filan bilmem ne?Ama son cümlesi mızrak gibi saplanmıştı böğrüne:"?.Bin lira kefaletle serbest bırakılmasına?"Bin lira!Şaşırdı. Şok oldu. Hazırlıklıydı gerçi her sonuca ama, bu kadar para cezası da aklının köşesinden geçmiyordu. Böyle para cezası mı olurdu? Neticede birkaç ağacı yakmıştı, bir şehri mi ateşe vermişti sanki? Hafifçe  tebessüm etti. Önce iki ineğini sonra koca öküzünü bile gözden çıkarmıştı. Hele koca öküzünü gözden çıkarması çok dokunmuştu ona. Yılların emektar hayvanını satmaya bile  karar vermişti. Ama artık gerek kalmamıştı. "Bin lira kefaletle serbest bırakılmasına?"  cümlesi mahkeme salonunda çınlarken, Rüstem Emmi yüksek sesle gülmeye başlamıştı. Bu kadar parayı denkleştirmesinin imkanı yoktu. "Çok şükür!" diye  mırıldandı, "çok şükür öküzü de kurtardık!"Aniden hakime döndü ve bağıra bağıra konuşmaya başladı:"Hakim Bey! Sen devletin hakimisin, bir karara vardın, iyi kötü. Demek ki bu işin kitabı, kanunu böyle yazıyor.Ama hakim bey, yok gayri. Ben bu parayı mümkünü yok ödeyemem. Bir haftadan beri iki ineği satmaya karar verdim hapishane damının soğuk yüzünden kurtulmak için. Yetmedi koca öküzü bile satmayı kafaya koydum. Bizim köyün baldırı çıplakları için sen öküz nedir bilmezsin. Bizim köyün fakir fukarası için öküz nasıl bir nimettir bilmezsin.  Ama sen bize dersin ki ey devletin hakimi, seni inekler de öküz de kurtarmaz. O zaman sana çok teşekkür ederim. Koca öküzümü bana bağışladın! Yatarım cezamı gayri arslanlar gibi. Aysa ay, yılsa yıl.Gözünü sevdiğimin hakimi! Benim ödeyecek kuruşum yoktur bu saatten sonra. Öküzümü kurtardım çok şükür, bu bana yeter. Kes gayri cezamız neyse çekelim."Rüstem Emmi mahkeme salonunda estirdiği buz gibi havanın ve herkesin şaşkın bakışlarının ardından ağabeyi Şaban'a seslendi:"Eyi bak benim koca öküze karındaş, eyi bak. Kurtardım onu satılmaktan da kesilmekten de?"

Muharrem BAYRAKTAR

CH-47 ağır nakliye helikopterimiz kaza kırıma uğradı

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kara Havacılık Komutanlığına ait CH-47 ağır nakliye helikopterinin eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğradığını, helikopterde bulunan personelde herhangi olumsuz bir durumun olmadığını açıkladı

22.04.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
CH-47 ağır nakliye helikopterimiz kaza kırıma uğradı
CH-47 ağır nakliye helikopterimiz kaza kırıma uğradı
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kara Havacılık Komutanlığına ait CH-47 ağır nakliye helikopterinin eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğradığını, helikopterde bulunan personelde herhangi olumsuz bir durumun olmadığını açıkladı.



Jandarma Genel Komutanlığından yapılan açıklamada, "Kara Havacılık Komutanlığımıza ait bir CH-47 Ağır Nakliye Helikopterimiz, eğitim uçuşu icra ettiği Ankara/Temelli bölgesinde henüz bilinmeyen bir nedenle kaza kırıma uğramıştır. Personelimizde herhangi bir olumsuz durum yoktur. Kaza kırım nedeni yapılacak detaylı inceleme sonucunda belirlenecektir" denildi.

Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklandı

Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Elazığ'da gözaltına alınan ve Erzurum'a getirilen eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel, savcılık sorgusu sonrası çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı

22.04.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklandı
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklandı
Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Elazığ'da gözaltına alınan ve Erzurum'a getirilen eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel, savcılık sorgusu sonrası çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alınan daha sonra karayoluyla Erzurum'a getirilen Tuncay Sonel, Erzurum Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi'nde yapılan 3 günlük sorgusu sonrası Erzurum Adliyesi'ne getirildi. Adliyeye geniş güvenlik önlemleri arasında getirilen Tuncay Sonel'e Gülistan Doku soruşturması ile ilgili hakkındaki iddialar yönetildi.

Savcılık ifadesi



Tuncay Sonel'in Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadeden ilginç detaylar ortaya çıktı. Soruşturmanın en dikkat çeken detaylarından biri olan Gülistan Doku'ya ait sim kartın neden adli birimlere teslim edilmediği sorusuna Sonel, "hız kazanmak" savunmasıyla cevap verdi.

Sonel, ifadesinde, "Valilik binasından çıkarken Aygül Doku'yu ağlarken gördüm. Bana 'Sayın Valim bir sim kart var, savcıya ulaşamıyorum, almıyorlar' dedi. Ben de insani mülahazalarla aldım. Arama kurtarma yoğun devam ettiği için konum bilgisine hızlıca bakılması amacıyla, Ankara'da teknik bilgisine güvendiğim Gökhan komisere gönderdim" dedi.

Bilirkişi raporlarında olay günü viyadüğü gören kameraların aktif olduğunu ancak emniyet görevlilerinin "kameralar çalışmıyordu" şeklinde tutanak tuttuğuyla ilgili sorusuna ise Sonel, şöyle cevap verdi:

"Bu kamera kayıtlarının silinerek delillerin yok edilmesi talimatını ben vermedim. Üniversite bünyesinde teknik bir konu varsa oraya sorulmalıdır. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Tunceli Emniyeti'nin 'arıza yoktu' şeklindeki cevaplarından haberim yoktur. Muhatabı İl Emniyet Müdürüdür."

Yaklaşık 8 saat süren savcılık sorgusu tamamlanan Sonel, Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (TCK 281/1), Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme (TCK 244/2), Özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK 134/1), Kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme (TCK 136) ve Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek (TCK 205) suçlarından tutuklanması istemiyle 1. Sulh Ceza Mahkemesine sevk edildi.

Yapılan duruşma sonrası mahkeme heyeti, Tuncay Sonel'in tutuklanmasına karar verdi. Tuncay Sonel daha sonra Erzurum Dumlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderildi.

Niksar'da "Okulu tarayacağım" diyen çocuk gözaltına alındı

Tokat'ın Niksar ilçesinde bir öğrenci, arkadaşlarına attığı, "Okula gelmeyin, tarayacağım" mesajı üzerine gözaltına alındı

22.04.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
Niksar'da "Okulu tarayacağım" diyen çocuk gözaltına alındı
Niksar'da "Okulu tarayacağım" diyen çocuk gözaltına alındı
Tokat'ın Niksar ilçesinde bir öğrenci, arkadaşlarına attığı, "Okula gelmeyin, tarayacağım" mesajı üzerine gözaltına alındı.

Edinilen bilgilere göre, 20 Nisan 2026 günü saat 15.30 sıralarında Kaya İsmet Özden Ortaokulu'nda 7'nci sınıf öğrencisi Y.K.'nın aynı sınıfta öğrenim gören arkadaşlarına, "Okula gelmeyin, okulu tarayacağım" şeklinde tehditte bulunduğu öğrenildi.



İhbar üzerine harekete geçen ekipler, olayla ilgili çalışma başlattı. Yapılan incelemeler sonucunda ikameti belirlenen 14 yaşındaki çocuk, Niksar İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheli çocuk emniyetteki işlemlerinin ardından Niksar Adliyesi'ne sevk edildi.

Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

Siirt'te sel bilançosu: 200 dekarlık alanda toprak kayması yaşand

Siirt'te etkili olan sağanak yağışların ardından meydana gelen sel felaketinin bilançosu ortaya çıkmaya başladı. Kent genelinde birçok noktada ciddi hasar meydana gelirken, tarım arazileri ve hayvancılık büyük zarar gördü

21.04.2026 14:11:00 / Güncelleme: 21.04.2026 14:13:55
İHA
Siirt'te sel bilançosu: 200 dekarlık alanda toprak kayması yaşand
Siirt'te sel bilançosu: 200 dekarlık alanda toprak kayması yaşand
Edinilen bilgilere göre, kent merkezinde yaklaşık 300 dekar tarım arazisinde toprak kayması yaşandı. Şirvan ilçesinde sel sularına kapılan 90 arılı kovan ile birlikte 80-90 küçükbaş hayvan telef oldu. Bölgede köy yollarının kapanması nedeniyle ulaşımda da aksaklıklar yaşandı. Kurtalan ilçesinde sel nedeniyle yaklaşık 10-15 ton buğday zarar görürken, 340 kanatlı hayvan ile 45-50 küçükbaş hayvanın telef olduğu bildirildi.



Tillo ilçesinde ise bir fıstık işleme tesisi tamamen hasar görürken, tarım arazilerinde kaymalar meydana geldiği ve bazı köy yollarının ulaşıma kapandığı öğrenildi.

Yetkililer, selden etkilenen bölgelerde hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü, vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi için ekiplerin sahadaki çalışmalarına aralıksız devam ettiğini belirtti.

Uykunuzu yediklerinizle sabote etmeyin!


 
Gece saat 2’de uyanıyor ve yeniden uykuya geçmekte zorlanıyor musunuz? Sizce bu yaşadığınız sadece tesadüf mü yoksa tabağınızın bir yansıması mı? Gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan yanlış beslenme tercihleri sirkadiyen ritmi bozarak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabiliyor.
 

21.04.2026 11:24:00
MURAT ÇORBACI
Uykunuzu yediklerinizle sabote etmeyin!
Uykunuzu yediklerinizle sabote etmeyin!

Uyku kalitesinin beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, uyku kalitesini düşüren en önemli ancak çoğu zaman fark edilmeyen 5 temel beslenme hatasını paylaştı. Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Ardal, "Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir" dedi.

Uykuyu iyileştiren hayatını iyileştiriyor!

Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini belirten Ardal, "Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor" ifadelerini kullandı.

Uyku kalitesini bozan hatalar

"Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı, uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:
1. Geç saatlerde kafein tüketmek: Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir.
2. Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek.
3. Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek: Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.
4. Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak: Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.
5. Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları: Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.


Uyku kaynağı besinler

Melatonin ve serotonin kaynakları: Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir.
Vitamin kaynakları: Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden Ardal, "Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır" dedi.
Amino asit kaynakları: Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Ardal, "Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir. Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir" dedi.

Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak


 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma Dekanı Prof. Dr. Sercan Karav, iklim değişikliği ve artan sıcaklıkların tarımsal üretim üzerinde etkiler oluşturduğunu belirterek, yerli ve ata tohumlara yönelik çalışmaların önem kazandığını söyledi.

21.04.2026 11:14:00
AA
Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak
Türkiye'yi iklim krizinden Ata tohumları kurtaracak

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma Dekanı Prof. Dr. Sercan  Karav, "5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi" için geldiği Antalya'da, değişen iklim koşulları nedeniyle yerli genetik kaynakların korunması ve geliştirilmesine yönelik adımların öne çıktığını ifade etti. Artan sıcaklık ve su stresinin ürünlerin yetişme koşullarını doğrudan etkilediğine dikkati çeken Karav, "Bir ürünün geliştirilmesi sırasındaki optimum değerlerin de değiştiğini görüyoruz. Bir bölgede bir ürünü yetiştirebilirken artık o bölge o ürün için optimum bir bölge olmaktan çıkabiliyor. Bu da farklı ürünlere yönelimi beraberinde getiriyor" dedi. Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkan Yardımcısı da olan Karav, bu değişimin üreticileri daha dayanıklı türlere yönelttiğini, özellikle suya daha dirençli ürünlerin tercih edildiğini vurguladı.



Yerli tohum projeleri çok kıymetli

İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerine karşı yürütülen çalışmalara değinen Karav, Türkiye'nin sahip olduğu yerli ve ata tohum varlığının bu süreçte önemli potansiyel oluşturduğunu dile getirdi. Geleceğin koşulları dikkate alınarak üretim planlaması yapılmasının önemine işaret eden Karav, "Özellikle yerli tohum ve ata tohum projelerimiz çok kıymetli. Bu alanda kendi teknolojimizle geleceği dikkate alarak ürünlerimizi yönlendirmemiz gerekiyor" diye konuştu. Protein kaynaklarının da değişmeye başladığını belirten Karav, bilim insanlarının artık alternatif protein kaynakları aramak zorunda olduğunu ifade etti. Karav, üretim süreçlerinden elde edilen atıklardan protein izole edilerek gıda zincirine kazandırılması gerektiğini vurgulayarak, daha önce protein kaynağı olarak düşünülmeyen yosun kökenli ve farklı bitkisel proteinler üzerine bilim camiasında yoğun çalışmalar yürütüldüğünü, bunların klasik ürünlere entegrasyonuna yönelik araştırmaların sürdüğünü sözlerine ekledi.

Kilo verirken kas kaybetmeyin!


 
Günümüzde kilo verme süreci çoğu zaman estetik kaygılar üzerinden ele alınsa da, bu sürecin kalp sağlığıyla olan doğrudan ilişkisi sıklıkla geri planda kalmakta. Bilinçsiz diyetler, hızlı kilo kaybı hedefleri ve yanlış egzersiz alışkanlıkları, kalp ve damar sistemi üzerinde beklenmedik riskler oluşturabilir.

21.04.2026 11:07:00 / Güncelleme: 21.04.2026 11:11:11
MURAT ÇORBACI
 Kilo verirken kas kaybetmeyin!
 Kilo verirken kas kaybetmeyin!

Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, kilo verme sürecinin kalp sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Altınkaynak, "Kilo verme sürecinde yapılan en yaygın hatalardan biri, hızlı sonuç elde etme isteğiyle uygulanan düşük kalorili ve dengesiz diyetlerdir. Bu tür beslenme modelleri kısa vadede kilo kaybı sağlasa da, uzun vadede kalp ritim bozuklukları, tansiyon dalgalanmaları ve elektrolit dengesizlikleri gibi ciddi sorunlara yol açabilir" dedi.

Dr. Altınkaynak, özellikle ani kilo kaybının kalp kası üzerinde stres oluşturabileceğini belirterek, "Vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerinden mahrum bırakılması, kalp kasının da yeterince beslenememesi anlamına gelir. Bu durum, fark edilmeden ilerleyen ciddi kardiyak problemlere zemin hazırlayabilir" değerlendirmesinde bulundu.


Kalp krizi riski zamanla birikiyor

"Kalp krizi çoğu zaman ani gelişen bir tablo olarak algılansa da arka planda yıllar süren bir süreç yer alır" diyen Dr. Altınkaynak, şunları söyledi: "Bu sürecin temelinde ise damar sertliği, yani arteroskleroz bulunmaktadır. Damar sertliği; damar duvarının iç yüzeyinde başlayan mikroskobik hasarlarla gelişir. Özellikle kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon, damar duvarına her kalp atımıyla birlikte sürekli bir basınç uygular. Bu durum zamanla damar yüzeyinde küçük çatlaklara neden olur. Vücut bu hasarı onarmaya çalışırken kolesterol ve yağ parçacıkları bu alanlara yerleşir ve plak oluşumu başlar.

Zaman içinde bu plaklar büyüyerek damar iç çapını daraltır ve kan akışını zorlaştırır. Bu durumda pıhtı oluşumu hızlanır ve kalp krizi riski yaşanabilir. Bu nedenle damar sertliği, belirti vermeden ilerleyen ancak sonuçları hayati olabilen bir süreçtir. Fazla yağ dokusu, vücutta birçok hormon ve kimyasal sinyal üretir. Bu durum özellikle insülin direncinin gelişmesine zemin hazırlar. İnsülin direnci ise kan şekeri kontrolünü bozarak diyabet riskini artırırken, aynı zamanda damar yapısını da olumsuz etkileyerek kalp hastalıklarına zemin hazırlar. Özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusu, yani visseral yağlanma, kalp-damar hastalıkları açısından en riskli yağlanma türü olarak kabul edilmektedir.

Bu nedenle kilo artışı yalnızca estetik değil, sistemik bir sağlık sorunu olarak ele alınmalıdır. Kilo verme sürecinde en sık göz ardı edilen konulardan biri kas kütlesinin korunmasıdır. İnsan vücudu 30'lu yaşlardan itibaren doğal olarak kas kaybetmeye başlar. Bu sürece yanlış diyetler ve yetersiz fiziksel aktivite eklendiğinde kas kaybı hızlanır. Kas oranı azaldıkça vücudun enerji harcaması düşer ve metabolizma yavaşlar. Bu durum hem kilo vermeyi zorlaştırır hem de verilen kiloların tekrar alınmasına neden olabilir. Kas kaybı arttıkça yağ dokusu oranı yükselir ve bu durum kalbin iş yükünü artırır. Kalp, artan yağ kütlesine kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da uzun vadede kalp-damar sistemi üzerinde ek bir stres oluşturur. Bu nedenle sağlıklı kilo verme sürecinde amaç; kas kütlesini koruyarak yağ oranını azaltmak olmalıdır."

Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'i çocuk

Türkiye'nin geçen yıl sonu itibarıyla 21 milyon 375 bin 930 olarak belirlenen çocuk nüfusu, ülke nüfusunun yüzde 24,8'ini oluşturdu

20.04.2026 10:55:00 / Güncelleme: 20.04.2026 12:16:23
Anadolu Ajansı
Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'i çocuk
Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'i çocuk

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin çocuk istatistiklerini açıkladı.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, 2025 sonu itibarıyla Türkiye nüfusu, 86 milyon 92 bin 168 kişiyken bunun 21 milyon 375 bin 930'unu çocukların oluşturduğu belirlendi.

Çocuk nüfusun yüzde 51,3'ünü erkekler, yüzde 48,7'sini kızlar oluşturdu.

Birleşmiş Milletlerin (BM) tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970'te toplam nüfusun yüzde 48,5'ini oluştururken bu oran 1990'da yüzde 41,8 ve 2025'te yüzde 24,8 oldu.

Nüfus projeksiyonlarına göre, çocuk nüfus oranının 2030'da yüzde 22,1, 2040'ta yüzde 17,9, 2060'ta yüzde 16,9, 2080'de yüzde 15,2 ve 2100'de yüzde 14,5 olacağı öngörüldü.

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülke incelendiğinde, 2025'te çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 17,6 olarak kayıtlara geçti. AB üyeleri arasında en fazla çocuk nüfus oranına sahip ülkeler, sırasıyla yüzde 22,7 ile İrlanda, yüzde 20,4'er ile Fransa ve İsveç olarak kaydedildi.

Çocuk nüfus oranı en düşük ülkeler ise sırasıyla yüzde 14,5 ile Malta, yüzde 14,9 ile İtalya ve yüzde 15,5 ile Portekiz olarak belirlendi.

Türkiye'nin çocuk nüfus oranının yüzde 24,8 ile AB üyesi ülkelerden daha yüksek olduğu görüldü.

En yüksek çocuk nüfusu Şanlıurfa'da

Türkiye'de, geçen yıl en yüksek çocuk nüfus oranına sahip il yüzde 43,3 ile Şanlıurfa, en düşük orana sahip il ise yüzde 15,9 ile Tunceli olarak belirlendi.

Geçen yıl sonu itibarıyla, 21 milyon 375 bin 930 olarak belirlenen çocuk nüfusu, ülke nüfusunun yüzde 24,8'ini oluşturdu.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, geçen yıl en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 43,3 ile Şanlıurfa oldu. Bunu, yüzde 39,2 ile Şırnak, yüzde 36,7 ile Mardin izledi. En düşük olduğu iller ise yüzde 15,9 ile Tunceli, yüzde 16,9 ile Edirne, yüzde 17,7 ile Kırklareli olarak belirlendi.

Geçen yıl toplam hane halkı sayısı, 26 milyon 977 bin 795 oldu. Hanelerin yüzde 41,9'unda, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hane halkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 27,3 ile Tunceli olduğu tespit edildi.

Hanelerin yüzde 19,1'inde 0-17 yaş grubunda 1 çocuk, yüzde 14,1'inde 2 çocuk, yüzde 5,7'sinde 3 çocuk, yüzde 1,9'unda 4 çocuk, yüzde 1,1'inde ise 5 ve daha fazla çocuk bulunduğu kayıtlarda yer aldı.

Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2020'de çocuk nüfusun yüzde 26,9'unun 0-4 yaş grubunda, yüzde 28,7'sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 28,2'sinin 10-14 yaş grubunda, yüzde 16,2'sinin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken 2025'te ise yüzde 22,7'sinin 0-4 yaş grubunda, yüzde 28,8'inin 5-9 yaş grubunda, yüzde 30,5'inin 10-14 yaş grubunda, yüzde 18'inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı belirlendi.

Doğum İstatistiklerine göre, 2024'te canlı doğan bebek sayısı, 937 bin 559 oldu. Doğan bebeklerin 481 bin 825'inin erkek, 455 bin 734'ünün ise kız olduğu tespit edildi. Canlı doğan bebeklerin yüzde 96,7'sini tekil, yüzde 3,2'sini ikiz, yüzde 0,1'ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, hastanede gerçekleşen doğumların canlı doğumlar içindeki oranı, 2010'da yüzde 91,6 iken 2024'te yüzde 99,4 oldu. Beşli karma aşı (DPT+IPV+Hib) 3 doz ile aşılama oranının 2023'te yüzde 98,8 iken 2024'te yüzde 96 olduğu görüldü.

Hayat Tabloları 2022-2024 sonuçlarına göre, doğuşta beklenen yaşam süresinin Türkiye geneli için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl, kadınlar için 80,7 yıl olduğu kaydedildi. Türkiye'de, 7 yaşına ulaşan bir çocuğun kalan yaşam süresinin ortalama 72,1 yıl, erkek çocuklar için 69,5 yıl ve kız çocuklar için 74,7 yıl olduğu görüldü. Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki çocuklar için bu süre, 64,3 yıl olarak kayıtlara geçti. Erkek çocuklar için bu süre 61,7 yıl iken, kız çocuklar için 66,9 yıl oldu. Bu yaş için kız ve erkek çocuklar arasındaki beklenen yaşam süresi farkının, 5,2 yıl olduğu belirlendi.

En popüler bebek isimleri Alparslan ve Alya

Geçen yıl doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Alparslan, Göktuğ ve Metehan, en popüler kız bebek isimleri ise Alya, Defne ve Gökçe oldu. Doğan erkek bebeklerin 7 bin 527'sine Alparslan, 6 bin 36'sına Göktuğ, 5 bin 393'üne Metehan, kız bebeklerin 8 bin 751'ine Alya, 7 bin 731'ine Defne, 7 bin 603'üne ise Gökçe ismi verildi. Türkiye'de 2025'te 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Ömer, kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Ecrin olduğu görüldü.

Çalışma çağındaki yüz kişiye düşen çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı, 2019'da yüzde 34,1 iken, bu oran 2025'te yüzde 29,7'ye düştü. Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre, çocuk bağımlılık oranının 2030'ta yüzde 25,5, 2040'ta yüzde 22,1, 2060'ta yüzde 23,3, 2080'de yüzde 23,4, 2100'de yüzde 21,5 olacağı öngörüldü.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2024'te ilk kez özel gereksinim raporu alan çocukların sayısı, 96 bin 83 oldu. İlk kez özel gereksinim raporu alan çocukların yüzde 62,6'sını erkek çocuklar, yüzde 37,4'ünü ise kız çocuklar oluşturdu.

5 yaşındaki çocukların net okullaşma oranı yüzde 82,5

Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre, okul öncesi eğitim seviyesinde 5 yaş net okullaşma oranının, 2024-25 öğretim yılında yüzde 82,5 olduğu görüldü. 5 yaş net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklar için yüzde 82,8, kız çocuklar için yüzde 82,3 oldu.

İlkokul seviyesinde net okullaşma oranı, 2024-25 öğretim yılında yüzde 95,4, ortaokul seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 89,1, ortaöğretim seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 82,9 olarak kayıtlara geçti.

Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçlarına göre, eğitim kademesi ve cinsiyete göre okul tamamlama oranları incelendiğinde, ilkokul tamamlama oranının 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,6 olduğu tespit edildi. Ortaokul tamamlama oranı, 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde, yüzde 96,6 oldu. Ortaöğretim tamamlama oranının da yüzde 81,3 olduğu belirlendi. Ortaöğretim okul tamamlama oranı cinsiyete göre incelendiğinde, 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde bu oranın erkek çocuklar için yüzde 79,2, kız çocuklar için yüzde 83,5 olduğu görüldü.

Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre, Türkiye genelinde 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı, 17 milyon 956 bin 523 oldu. Bu öğrencilerin yüzde 51,3'ünü erkek öğrenciler, yüzde 48,7'sini ise kız öğrenciler oluşturdu.

Özel eğitim gerektiren bireylere (işitme, görme, ortopedik ve hafif düzeyde zihinsel engelli) hizmet veren, özel olarak yetiştirilmiş personelin bulunduğu, geliştirilmiş eğitim programlarının uygulandığı özel öğretim kurumlarında örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı 602 bin 729 oldu. Özel eğitim alan öğrenciler, örgün eğitimdeki öğrencilerin yüzde 3,4'ünü oluşturdu. Özel örgün eğitime devam eden öğrencilerin yüzde 62,7'sinin erkek öğrenciler, yüzde 37,3'ünün ise kız öğrenciler olduğu belirlendi.

Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre, geçen yıl toplam nüfusun yüzde 27,9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken, çocuk nüfus için bu oranın yüzde 36,8 olduğu görüldü. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan çocuk nüfus cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklarında yüzde 36, kız çocuklarında ise yüzde 37,8 olarak kayıtlara geçti.

Resmi kız çocuk evlilikleri azaldı

Evlenme İstatistiklerine göre, 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 7,3 iken bu oran 2025'te yüzde 1,5'e düştü. Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 0,5 iken bu oran 2025'te yüzde 0,1 oldu.

ADNKS sonuçlarına göre, geçen yıl 21 milyon 375 bin 930 çocuk nüfusun içinde sadece babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, sadece annesi vefat etmiş çocuk sayısının 79 bin 214, hem annesi hem de babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 4 bin 907 olduğu görüldü.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre, 2025'te Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 15 bin 508 olduğu tespit edildi. Mevcut koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 10 bin 841 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı, geçen yıl 681 olarak kayıtlara geçti.

Boşanma İstatistiklerine göre, geçen yıl boşanan çiftlerin sayısı 193 bin 793 oldu. Kesinleşen boşanma davaları sonucunda, 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Çocukların velayetinin yüzde 74,6'sının anneye, yüzde 25,4'ünün ise babaya verildiği görüldü.

Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre, 2024'te 1-17 yaş grubunda çocuk ölümleri en fazla dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle gerçekleşti. Söz konusu nedenle hayatını kaybeden 1-17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 2024'te 1538 oldu. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle 765 çocuk, iyi huylu ve kötü huylu tümörler nedeniyle 666 çocuk, dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle 413 çocuk hayatını kaybetti.

Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre, 2009'da bebek ölüm hızı binde 13,9 iken, 2024'te binde 9,0 oldu. Doğumdan sonraki 5 yıl içinde ölme olasılığını ifade eden 5 yaş altı ölüm hızının, 2009'da binde 17,7 iken, 2024'te binde 11,1 olduğu tespit edildi.

'Baron' ismi vermeyen Akın Gürlek: 'Baronların kökünü kazıyacağız"

Panama bandıralı gemiye yapılan operasyonda piyasa değeri yaklaşık 500 milyon Türk lirası olan 106 kilogram kokain ele geçirildi

19.04.2026 08:09:00
İhlas Haber Ajansı
'Baron' ismi vermeyen Akın Gürlek: 'Baronların kökünü kazıyacağız"
'Baron' ismi vermeyen Akın Gürlek: 'Baronların kökünü kazıyacağız"
Panama bandıralı gemiye yapılan operasyonda piyasa değeri yaklaşık 500 milyon Türk lirası olan 106 kilogram kokain ele geçirildi.

Edinilen bilgiye göre, Panama çıkışlı bir gemide uyuşturucu madde bulunduğuna dair istihbari bilgiler üzerine İstanbul MİT Bölge Başkanlığı ve Jandarma birimleri harekete geçti. Söz konusu gemi, Türkiye karasularına giriş yaptıktan sonra Kocaeli açıklarında, İstanbul istikametine seyir halindeyken Sahil Güvenlik unsurları tarafından durduruldu. Sahil Güvenlik botları refakatinde Ambarlı Limanı'na çekilen gemide, narkotik dedektör köpeklerinin de katılımıyla kapsamlı bir adli arama yapıldı. Konteynerler içerisinde gizlenmiş halde bulunan 106 kilogram kokain, güvenlik güçlerince imha edilmek üzere muhafaza altına alındı.

Bakan Gürlek: "Baronların kökünü kazıyacağız"

Operasyona ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, uyuşturucuyla mücadelede "Sıfır Tolerans" vurgusu yaptı. Bakan Gürlek, şu ifadeleri kullandı: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü iradesiyle ortaya koyduğu 'Zehir Tacirlerine Karşı Sıfır Tolerans' ilkemiz doğrultusunda; sokaklarımızı bu illetten temizlemeye, baronların kökünü kazımaya kararlıyız. Bu başarılı operasyonda emeği geçen Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımıza, Sahil Güvenlik Komutanlığımıza, MİT Başkanlığımıza ve tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum. Zehir tacirlerine dünyayı dar edeceğiz!" dedi.

Adli süreç devam ediyor

Uluslararası uyuşturucu imal ve ticaretiyle mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonun ardından, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan adli tahkikatın çok yönlü ve titizlikle sürdürüldüğü bildirildi. Ele geçirilen uyuşturucunun miktarı ve piyasa değeri, son dönemde deniz yoluyla yapılan kaçakçılığa vurulan en büyük darbelerden biri olarak kayıtlara geçti.

Psikoterapiye dair güvenilir rehber


 
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel yönetiminde, alanında uzman 21 ruh sağlığı profesyonelinin katkılarıyla hazırlanan "Psikoterapi: Kendini Tanıma Yolculuğu", psikoterapiye dair merak edilen tüm sorulara sade, anlaşılır ve bilimsel temelli yanıtlar sunuyor.

18.04.2026 21:34:00
MURAT ÇORBACI
   Psikoterapiye dair güvenilir rehber
   Psikoterapiye dair güvenilir rehber

Psikoterapi kavramı günümüzde sıkça konuşulsa da ne olduğu, nasıl işlediği ve kimler için nasıl bir süreç sunduğu hâlâ pek çok kişi için belirsizliğini koruyor. Sosyal medyada, dizilerde ve gündelik söylemlerde sıkça yanlış ya da eksik biçimde temsil edilen psikoterapi; kimi zaman gizemli bir iyileşme vaadi, kimi zaman ise sıradan bir sohbet olarak algılanabiliyor. Bu bilgi kirliliği, terapiye dair gerçekçi beklentiler oluşturmayı zorlaştırırken, ruh sağlığı alanında güvenilir kaynak ihtiyacını da her geçen gün artırıyor.

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel yönetiminde, alanında uzman 21 ruh sağlığı profesyonelinin katkılarıyla hazırlanan "Psikoterapi: Kendini Tanıma Yolculuğu", psikoterapiye dair merak edilen tüm sorulara sade, anlaşılır ve bilimsel temelli yanıtlar sunuyor.

"Psikoterapi: Kendini Tanıma Yolculuğu" belirsizliği gidermek ve doğru bilgiyi güvenilir bir çerçevede sunmak amacıyla hazırlandı. Kitap, terapinin ne gizemli bir sihir ne de sıradan bir sohbet olduğunu; bilimsel temellere dayanan, yapılandırılmış ve etik sınırlar içinde yürütülen bir süreç olduğunu ortaya koyarken, dizilerde, sosyal medyada ve gündelik sohbetlerde yer alan yanlış temsilleri de ele alarak terapiye dair gerçekçi beklentiler oluşturmayı hedefliyor.

En çok sorulan sorulara net ve anlaşılır yanıtlar…

Alanında uzman psikologlar ve ruh sağlığı profesyonelleri tarafından kaleme alınan kitapta şu sorular bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor:
* Psikoterapi nedir, ne değildir?
* Kimler psikoterapisttir?
* Hangi terapi türleri vardır?
* Terapi sürecinde neler beklenmeli, neler beklenmemelidir?
Bunun yanı sıra; safsata terapiler, psikoterapinin etkili olduğu ve olmadığı durumlar, gizlilik ilkesi, psikolojik testlerin terapi sürecindeki yeri, aile, bağımlılık ve ilişkiler gibi başlıklar da kapsamlı biçimde inceleniyor.

Ruh sağlığı okuryazarlığını attırmayı hedefliyor

Toplumda ruh sağlığı okuryazarlığını artırmayı amaçlayan bu eser, psikoterapiyi tüm insani ve bilimsel yönleriyle görünür kılarak okuru kendi kendini tanıma yolculuğuna davet ediyor. Psikoterapi: Kendini Tanıma Yolculuğu, terapiye başlamayı düşünenler için yol gösterici bir kaynak; terapi sürecinde olanlar için yaşadıklarını anlamlandırmaya yardımcı bir rehber; ruh sağlığı alanına ilgi duyan herkes için güvenilir bir başvuru kitabı niteliği taşıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.