logo
30 EYLÜL 2026

İsrail gölgesinde ABD dış politikası ve Hürmüz’de tırmanan riskler

30.09.2026 00:00:00
 

Orta Doğu'da tırmanan askeri ve ekonomik gerilim, ABD ile İran arasındaki ilişkileri tarihinin en kritik eşiklerinden birine sürüklemiş durumda. 

Bir yanda karşılıklı askeri gözdağı, abluka hamleleri ve sert diplomatik beyanatlar sürerken, diğer yanda New York koridorlarında Katarlı arabulucular üzerinden yürütülen hassas bir diplomasi trafiği göze çarpıyor. 

Ancak gelinen noktada krizin derinleşmesinin, küresel enerji piyasalarının alev almasının ve bölgenin bir belirsizliğe sürüklenmesinin arkasındaki temel dinamik, Washington yönetiminin yapıcı çözüm önerilerini reddeden ve gerilimi tırmandırmayı tercih eden tutumudur.

Söylem savaşı ve kamuoyuna hitap

İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Hüseyin Muhibbi'nin ABD halkına hitaben hazırladıklarını duyurduğu 25 sayfalık mektup, psikolojik savaşın ve söylem üstünlüğü mücadelesinin boyut değiştirdiğini gösteriyor. 

Yıllardır ABD ve İsrail yönetimleri, İran halkının kendi hükümeti tarafından baskı gördüğü argümanı üzerinden bir "özgürleştirme" söylemi inşa etmişti. Tahran yönetimi ise bu mektup hamlesiyle aynı yöntemi ABD'ye karşı kullanıyor. 

Doğrudan Amerikan toplumuna seslenen Muhibbi, Washington'ın devasa savunma bütçesine, İsrail odaklı dış politikasına ve küresel müdahalelerine dikkat çekerek Amerikan halkını kendi yönetimlerinin çelişkilerini sorgulamaya davet ediyor.

Mektupta öne sürülen gerçekler, ABD'nin trilyon dolarlık askeri harcamalarına rağmen kendi ülkesindeki evsizlik ve yoksulluk gibi sosyal sorunları çözemediği, Afganistan ve Irak gibi müdahalelerden arkasında devasa borçlar ve insan kayıpları bırakarak çekildiği yönünde. 

Bu hamle, esasen ABD'nin İran halkına yönelik yürüttüğü algı operasyonlarına verilen stratejik bir yanıttır. 

Washington, askeri müdahalelerini demokrasi ve özgürlük kılıfıyla sunarken, İran yönetimi Amerikan toplumunun hali hazırda mevcut olan iç huzursuzluklarına ve yönetime yönelik tepkilerine odaklanarak ABD iç siyasetine meşruiyet sorgulaması üzerinden yanıt vermektedir.

Sahadaki sert mücadele

Diplomatik arayışların arkasında ise sahadaki askeri ve ekonomik güç gösterisi tüm sertliğiyle devam ediyor. 

ABD'nin İran'a uyguladığı deniz ablukası ve hava koridorlarını kapatma girişimleri, Tahran tarafından bir savaş suçu ve doğrudan askeri tecavüz olarak tanımlanıyor. 

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Hürmüz Boğazı muhafızlarının caydırıcılığı sayesinde düşmanın artık Arap Denizi'nin ötesine geçmeye cesaret edemediğini vurgularken; Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ise ülkesinin ticari damarlarına yapılan baskılara asla boyun eğilmeyeceğini ve her türlü saldırıya "sert, pişman edici ve hızlı" yanıt verileceğini açıkça ifade ediyor.

İran cephesinde bu tavizsiz tutum sergilenirken, ABD Başkanı Trump'ın söylemleri gerilimi yatıştırmaktan uzak bir profil çiziyor. 

Trump'ın "Bu savaşı çok yakında kazanacağız" şeklindeki hamasi açıklamaları ve İran'ın nükleer kapasitesine dair öne sürdüğü iddialar, bölgedeki askeri tırmanışı körüklemektedir. 

Tahran, komşu ülkelerle kurduğu derin ilişkiler ve bölgesel güvenlik anlaşmaları aracılığıyla bu ablukayı kırmayı hedeflerken, Beyaz Saray'ın uzlaşmaz tavrı askeri çatışma riskini her an canlı tutmaktadır.

Hürmüz merkezli gerilimin gerçek sorumlusu kim?

Krizin en somut ve yıkıcı sonuçları ise küresel ekonomi ve enerji piyasalarında hissedilmektedir. 

Tahran yönetimi, krizin aşılması ve Hürmüz Boğazı'nın güvenli bir şekilde seyrüsefere açılması için Katarlı arabulucular üzerinden 7 maddelik somut bir barış ve ateşkes planını New York'taki müzakerelerde masaya koydu. 

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin liderlik ettiği diplomatik temaslar; ABD ablukasının kaldırılması, düşmanca tutumların sona erdirilmesi ve dondurulan varlıkların iadesi şartıyla bölgede kalıcı bir barışın mümkün olduğunu göstermektedir. 

Bu öneriler, daha önce kabul gören ilkelerden (İslamabad Mutabakatı) farklı olmayıp masada makul bir uzlaşı zemini sunmaktadır.

Buna karşın Trump'ın, İran'ın sunduğu bu yapıcı önerileri ve 7 günlük geçici uzlaşı planını reddetmesi, petrol piyasalarını alevlendirmiştir.

Brent petrolün varil fiyatının 100 doları, WTI ham petrolünün ise 93 doları aşması; dünya genelinde akaryakıt fiyatlarının, enflasyonun ve enerji maliyetlerinin tavan yapmasına yol açmıştır. 

Hatta bu gidişle brent petrol fiyatlarının 150 doları bulacağı bizzat ABD'li finans çevrelerince dillendirilmektedir.

Bugün küresel ölçekte yaşanan pahalılığın, enerji krizinin ve ekonomik çalkantıların ana sorumlusu diplomasi kapılarını kapatan ve savaşı körükleyen Washington yönetimidir. 

İran kalıcı bir barış ve Hürmüz Boğazı'nın açılması için yapıcı önerilerle masada yer alırken, Trump yönetimi iç siyasi hesaplar ve gerginlik politikası uğruna dünyayı faturası ağır bir ekonomik krizin eşiğinde tutmaktadır. 

Dünya kamuoyunun ve uluslararası aktörlerin, tırmanan bu krizin ve bozulan küresel dengelerin hesabını barışçıl çözüm yollarını arayan Tahran'a değil; diplomasiyi reddederek savaşı tırmandıran ABD yönetimine sorması gerekmektedir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.