Kalp ve nefis
Âdem ve diğer peygamberler beşeri duyguların hepsine sahipti. Onların da kendilerine göre istek duydukları şeyler vardı. Ancak onlar, nefislerine karşı durup, Rablerinin rızasını ararlardı
24.04.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Âdem ve diğer peygamberler beşeri duyguların hepsine sahipti. Onların da kendilerine göre istek duydukları şeyler vardı. Ancak onlar, nefislerine karşı durup, Rablerinin rızasını ararlardı.
Âdem Peygamber cennette bir arzu duydu; orada iken bir hata işledi. Sonra tövbe etti, bir daha ona dönmedi. Onun arzusu övülmeye değer. Çünkü iyi niyeti vardır; Hak civarından ayrılmak istemiyordu.
Peygamberler her zaman nefislerine karşıdırlar; tabi arzu ve şehvetlerini yenerler; hakikat yönünden meleklere katılıncaya kadar çalışırlar. Nefislerini yenmek için çok çabalar ve bu yolda çok gayret sarf ederler…
Allah Resulü (s.a.a.v.) şöyle buyurur: "Şu insanoğlunda bir et parçası vardır ki, o doğru olduğu zaman, onun diğer bütün uzuvları doğru olur. O bozuk olduğu zaman ise onun diğer uzuvları bozuk olur. Haberiniz olsun ki, bu et parçası kalptir."
Bütün deva Hakk'a teslim olmakta, sebeplerle ilişkiyi kesmekte ve kalpten sahte Rableri söküp atmaktadır.
Deva, Allah'ı sadece diliyle değil, kalbiyle de birlemektedir. Tevhid ve zühd, beden ve dilde olmaz.
Tevhid, zühd, takva, marifet, Hak bilgisi, Allah sevgisi, Allah'a yakınlık hepsi kalptedir.

İnsanın dış yapısı dünyadan, kalbi öbür âlemden, sırrı Mevla'dan ayrı olmaz. Bunların biri nerede ve ne ise öbürü de onunla ve odur.
Sır kalbe, kalp itminan derecesine çıkan nefse ve bu dereceyi bulan nefis ise bütün bünyeye yani duygulara hâkimdir…
Allah kalp zeminini, marifet ve ilim karargâhı kıldı. Hak Teâlâ o zemine gece gündüz üç yüz altmış nazar kılar…
Semadan yere yağmur yağar, ondan bitkiler biter. İşte bunun gibi yücelerden inen rahmet tecellisi, temiz kalplere gelir, geldiği yeri güzel kılar.
İlahi rahmetin indiği kalpte, ağaçlar ve meyveler olur. Orada çıplak ovalar, geniş yaylalar vardır. Denizler ve ırmaklar bulunur. İnsan, cin, melek ve bütün ruhların toplanma yeri orasıdır.
Bu anlatılan şeyler akılların ötesine aittir. Yalnız, İlahi İradenin tesiridir. Bunu bilmek ve anlamak, Hakk'ın kulları arasından seçtiği fertler içinde bazı kimselere nasip olur…

Allah hiçbir insan için bir sinede iki kalp yaratmamıştır
Dolayısıyla hem Yaratan'ı, hem de yaratılanı seven bir kalp sıhhat bulamaz. İçinde hem dünyanın hem de ahiretin bulunduğu bir kalp de öyle…
Kalplerin bilgisi arttıkça Efendisine yaklaşır. İçinde dünya sevgisi olan kalpler ise Allah'tan mahrumdur. İçinde ahiret sevgisi taşıyan kalpler de Allah'a yakınlıktan mahrumdur.
Dünyaya ne kadar rağbet edersen ahirete rağbetin (isteğin) o kadar azalır. Ahirete de ne kadar çok rağbet edersen Hakk'a duyduğun sevgi o kadar azalır…
Mü'minin üç gözü vardır. Baş gözüyle dünyaya bakar, kalp gözüyle ahirete, sır gözüyle ise Hakk'a.
Baş gözü dünya ile birlikte fani olur; kalp gözü ahiretle birlikte fani olur; sır gözü ise dünyada ve ahirette Hak nezdinde baki kalır. Çünkü dünyada ve ahirette hep O'na nazırdır.
Bu evsafı taşıyan bir mü'min, halkın içinde hayat sürüyorsa onlar için rahmet vesilesi olur.

Allah'tan yüz çeviren ve Hakk'ı inkâr eden bir kalp esas şeklini yitirmiştir.
Kulun bedbahtlığının belirtisi katı kalpliliği, elde edemeyeceği arzuların peşinde koşması, elinde olanı vermek konusunda cimrilik etmesi, emir ve yasakları önemsememesi ve başına bir sıkıntı gelince önemsememesidir. Bu sıfatta birini gördüğünüz de bilin ki o bedbahtın tekidir.
Katı kalpli olan, kimseye acımaz. Ne sevinçte ne üzüntüde gözünden bir damla yaş akmaz. Çünkü onun donukluğu kalbinin katılığının belirtisidir.
O boğazına kadar günah ve zelle bataklığına batmış iken, hiç ulaşmayacağı arzuların peşinde koşturup dururken, kısmetinde olmayan şeylerin peşine düşerken ve nimet sahiplerini kıskanırken nasıl kalbi katılaşmasın ki!
Farz olan zekâtı bile vermekte cimrilik ederken, kefaretleri ve adakları ödemezken, akrabalarının halini vaktini soruşturmazken, borçlarını vadesinin gelmesine ve ödeyecek durumu olmasına rağmen ödemeyip inkâr ederken, başkalarına değil ihsanda bulunmak, haklarını bile esirgerken kalbi nasıl katılaşmasın ki! Bütün bunlar katı kalpliliğin belirtileridir.
Allah (c.c.); "Mü'minlerin Allah'ı saygıyla anıp da O'nun katından gelen Kur'an ayetleri karşısında kalplerinin yumuşama zamanı gelmedi mi?" buyurmuştur." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Âdem Peygamber cennette bir arzu duydu; orada iken bir hata işledi. Sonra tövbe etti, bir daha ona dönmedi. Onun arzusu övülmeye değer. Çünkü iyi niyeti vardır; Hak civarından ayrılmak istemiyordu.
Peygamberler her zaman nefislerine karşıdırlar; tabi arzu ve şehvetlerini yenerler; hakikat yönünden meleklere katılıncaya kadar çalışırlar. Nefislerini yenmek için çok çabalar ve bu yolda çok gayret sarf ederler…
Allah Resulü (s.a.a.v.) şöyle buyurur: "Şu insanoğlunda bir et parçası vardır ki, o doğru olduğu zaman, onun diğer bütün uzuvları doğru olur. O bozuk olduğu zaman ise onun diğer uzuvları bozuk olur. Haberiniz olsun ki, bu et parçası kalptir."
Bütün deva Hakk'a teslim olmakta, sebeplerle ilişkiyi kesmekte ve kalpten sahte Rableri söküp atmaktadır.
Deva, Allah'ı sadece diliyle değil, kalbiyle de birlemektedir. Tevhid ve zühd, beden ve dilde olmaz.
Tevhid, zühd, takva, marifet, Hak bilgisi, Allah sevgisi, Allah'a yakınlık hepsi kalptedir.

İnsanın dış yapısı dünyadan, kalbi öbür âlemden, sırrı Mevla'dan ayrı olmaz. Bunların biri nerede ve ne ise öbürü de onunla ve odur.
Sır kalbe, kalp itminan derecesine çıkan nefse ve bu dereceyi bulan nefis ise bütün bünyeye yani duygulara hâkimdir…
Allah kalp zeminini, marifet ve ilim karargâhı kıldı. Hak Teâlâ o zemine gece gündüz üç yüz altmış nazar kılar…
Semadan yere yağmur yağar, ondan bitkiler biter. İşte bunun gibi yücelerden inen rahmet tecellisi, temiz kalplere gelir, geldiği yeri güzel kılar.
İlahi rahmetin indiği kalpte, ağaçlar ve meyveler olur. Orada çıplak ovalar, geniş yaylalar vardır. Denizler ve ırmaklar bulunur. İnsan, cin, melek ve bütün ruhların toplanma yeri orasıdır.
Bu anlatılan şeyler akılların ötesine aittir. Yalnız, İlahi İradenin tesiridir. Bunu bilmek ve anlamak, Hakk'ın kulları arasından seçtiği fertler içinde bazı kimselere nasip olur…

Allah hiçbir insan için bir sinede iki kalp yaratmamıştır
Dolayısıyla hem Yaratan'ı, hem de yaratılanı seven bir kalp sıhhat bulamaz. İçinde hem dünyanın hem de ahiretin bulunduğu bir kalp de öyle…
Kalplerin bilgisi arttıkça Efendisine yaklaşır. İçinde dünya sevgisi olan kalpler ise Allah'tan mahrumdur. İçinde ahiret sevgisi taşıyan kalpler de Allah'a yakınlıktan mahrumdur.
Dünyaya ne kadar rağbet edersen ahirete rağbetin (isteğin) o kadar azalır. Ahirete de ne kadar çok rağbet edersen Hakk'a duyduğun sevgi o kadar azalır…
Mü'minin üç gözü vardır. Baş gözüyle dünyaya bakar, kalp gözüyle ahirete, sır gözüyle ise Hakk'a.
Baş gözü dünya ile birlikte fani olur; kalp gözü ahiretle birlikte fani olur; sır gözü ise dünyada ve ahirette Hak nezdinde baki kalır. Çünkü dünyada ve ahirette hep O'na nazırdır.
Bu evsafı taşıyan bir mü'min, halkın içinde hayat sürüyorsa onlar için rahmet vesilesi olur.

Allah'tan yüz çeviren ve Hakk'ı inkâr eden bir kalp esas şeklini yitirmiştir.
Kulun bedbahtlığının belirtisi katı kalpliliği, elde edemeyeceği arzuların peşinde koşması, elinde olanı vermek konusunda cimrilik etmesi, emir ve yasakları önemsememesi ve başına bir sıkıntı gelince önemsememesidir. Bu sıfatta birini gördüğünüz de bilin ki o bedbahtın tekidir.
Katı kalpli olan, kimseye acımaz. Ne sevinçte ne üzüntüde gözünden bir damla yaş akmaz. Çünkü onun donukluğu kalbinin katılığının belirtisidir.
O boğazına kadar günah ve zelle bataklığına batmış iken, hiç ulaşmayacağı arzuların peşinde koşturup dururken, kısmetinde olmayan şeylerin peşine düşerken ve nimet sahiplerini kıskanırken nasıl kalbi katılaşmasın ki!
Farz olan zekâtı bile vermekte cimrilik ederken, kefaretleri ve adakları ödemezken, akrabalarının halini vaktini soruşturmazken, borçlarını vadesinin gelmesine ve ödeyecek durumu olmasına rağmen ödemeyip inkâr ederken, başkalarına değil ihsanda bulunmak, haklarını bile esirgerken kalbi nasıl katılaşmasın ki! Bütün bunlar katı kalpliliğin belirtileridir.
Allah (c.c.); "Mü'minlerin Allah'ı saygıyla anıp da O'nun katından gelen Kur'an ayetleri karşısında kalplerinin yumuşama zamanı gelmedi mi?" buyurmuştur." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)












































































