logo
07 AĞUSTOS 2026

Kapitalist sistemde kadın ve hakları -1-

Kapitalist dünyanın kadına bakışını anlamak için, Kapitalist düşüncenin temellerini yeniden değerlendirmemiz gerekir

07.08.2026 00:45:00
Haber Merkezi
 
Kapitalist sistemde kadın ve hakları -1-
Kapitalist sistemde kadın ve hakları -1-
Kapitalist dünyanın kadına bakışını anlamak için, Kapitalist düşüncenin temellerini yeniden değerlendirmemiz gerekir.

Kaynakları sınırlı gören Kapitalizm, üretime odaklanmıştır. Üretimi arttırmanın yolunun maliyetleri düşürmekten geçtiğine inanan kapitalizm, işçi ücretlerini düşük tutacak uygulamaları desteklemiştir.

Hiçbir zaman tam istihdamın sağlanmadığı bu sistemde, eksik istihdam veya doğal işsizlik oranları, ekonomiler için faydalı algılanmıştır. Emek talebinin yetersiz olması, yani işsizliğin ortaya çıkması, işçi ücretlerini düşürecektir. O yüzden dikkat edilirse kapitalist modellerin uygulandığı ülkelerde işçi ücretleri, asgari geçim sınırında konumlanır.

Liberal–kapitalist modeller, kadının özgürleştirilmesi için onun aile ortamından topluma çekilmesini savunurlar. Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekmemiz gerekir; kapitalizm, kadını toplumun içerisinde olmaya davet ederken, onu çalışma ortamına davet eder.







Liberal anlayışlara göre kadının özgürleşmesi için fabrikalarda çalışması ve üretime katılması gerekir.

Bu yüzden Batı toplumunda birazdan değineceğimiz örneklerde de görüleceği üzere, kadın, sanayide ve üretimde yüzyıllardan beri en ağır şartlarda yer alarak sözde özgürleştirilirken; aynı Batı dünyasında İngiltere, Almanya ve ABD'de, 20.yüzyılın başına kadar Fransa ve İtalya'da daha 50 yıl öncesine kadar kadının siyasi hakları yoktu.

Liberal–kapitalist anlayışlara göre kadının özgürleşmesi demek, onun çalışma ortamına dahil edilmesi demektir. Yoksa bu özgürlükten maksat, kadının siyasi haklar edinmesi, iktisadi olarak kimseye muhtaç olmayacak bir gelire devlet tarafından kavuşturulması veya sosyal faaliyetlerin ve organizasyonların içinde olması değildir.







Kapitalizmin kadının sözde özgürleştirme adı altında üretime katılmasını istemesinin birkaç sebebi vardır.

1– Kadın, daha ucuz ücretle çalıştırılmaktadır. ABD'nin işgücü istatistikleri dikkatle incelendiğinde; kadın, 200 branşta ortalama olarak erkekten %50 daha düşük ücretle çalıştırılmaktadır.  Daha ucuza çalıştırılabilen kadın, maliyetleri aşağı düşürmektedir.

2– Kadının çalışma ortamına yoğunluklu olarak katılması, işgücü oranını arttırmakta; bu da piyasalarda emek fazlası oluşturup ücretleri aşağıya çekmektedir.

3– Bir diğer sebep ise, kapitalizmin ihtiyaçları sınırsız gören yanlış algılamasından kaynaklanmaktadır. Kadının çalıştığı bir aile ortamında çocuk sayısı ister istemez, ya hiç olmayacak ya da çok az sayıda olacaktır.

Kaynakları sınırlı, ihtiyaçları sınırsız gören kapitalizm, nüfusun artmasını büyük bir problem olarak kabul etmektedir. "Anne" olan kadın yerine "fabrikada çalışan" kadın, yani "tüketime değil üretime katkıda bulunan kadın" kapitalist modellerin hedefidir.







AB son dönemlerde Sosyal Güvenlik sistemlerinde yaşanan ciddi problemlerin çözümünü de kadının daha fazla çalışmasında görmektedir. Çünkü, aksi taktirde ülkelerin bütçeleri üzerinde yük oluşturan Sosyal Güvenlik sistemini finanse etmeleri mümkün değildir.

Milli Ekonomi Modeli'nde ise kadının ekonomiye en önemli katkısı onun tüketmesi ile sağlanmaktadır.

Tüketim yanlı bir denge analizi olan Milli Ekonomi Modeli, üretim ile tüketim arasındaki dengenin sağlanmasını, geliri devlet tarafından desteklenen hane halklarının tüketmesi ile temin etmektedir.

Kapitalist dünyada kadının üretime katılma süreci, bir sürü akıl almaz eziyeti de beraberinde getirmiştir.

Batı'da kadın, asıl zulmü, sanayi toplumuna geçiş aşamasında yaşamıştır. Nitekim 17. yüzyılda İngiltere'de ortaya çıkan ve Avrupa'da yayılan sanayi devrimi ile büyüyen bir işçi sınıfı oluştu. Böylece el emeğine dayanan eski üretim mekanizması yıkılmış oldu. Bu süreçte, oluşan işçi sınıfının içinde kadınlar da yer alıyorlardı.







Kadınlar, erkeklerle aynı şartlarda, hatta yer yer daha ağır şartlarda ve ancak erkeğin yarısı kadar ücretle çalışıyorlardı.

Kadınların 19. yüzyılda ev sektöründen sonra en yoğun çalıştıkları alan tekstil sanayii idi. Madenlerde çalışan kadınların vücutlarında ciddi deformasyonlar görüldü. Mide ve akciğer rahatsızlıklarına yakalandılar. Nihayet, 1842'de B. Britanya'daki madenlerde kadınların çalışması yasaklandı. 1847'de ise kadınların çalışmaları 10 saatle sınırlandı.

19. yüzyılda kadınlar, tekstilin dışında hemen her işte çalışıyorlardı. 20. yüzyılda ise kadının çalışması daha farklı bir boyut kazandı.

2. Dünya Savaşı sırasında kadınlar, tehlikeli koşullarda ve erkeklerin yarısı kadar ücret alarak çalışmaya teşvik edildiler.

İşverenler, kadın işçilerden büyük kârlar elde ederlerken, kadınlara erkeklerden daha az ücret ödüyordu. 19. yüzyıl sonlarında İngiltere'de işçi grevlerinin yoğun göründüğü dönemdir.

Kibritçi kızlar Fast End'deki fabrikalarda çok ağır koşullarda çalışıyorlardı. Beyaz fosfor maddesiyle çalışmanın bir sonucu olarak çene kemikleri çürümüştü.

Avrupa'da kadınla erkeğe eşit ücret verilmesi ancak 1936'da gündeme geldi." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

Amasya'da vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

05.08.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
 
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'nın Taşova ilçesinde vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor. Yukarı Baraklı ve Özbaraklı köylüleri, yıllardır büyükşehirlere göç veren bölgedeki durumun baraj sayesinde tersine döneceğine inanıyor.






Baraklı Şelalesi'nin de bulunduğu bölgede inşa edilecek barajın 20 yıldır gündemde olduğunu hatırlatan Yukarı Baraklı Köyü Muhtarı Osman Yıldız, "Yetkililer bize 2006 yılında baraj yapılacağını söylemişti. Tüm aşamalar geçildi. ÇED raporu hazırlandı. Fakat henüz faaliyete geçip kazmayı vuramadık. Baraj olmadığından dolayı suyumuz boşa gitmektedir" dedi. Önceden belde olan iki komşu köyün toplam arazisinin 8 bin dönüm olduğunu anlatan Yıldız, "Çevremizde de su ihtiyacı olan komşu köyler var. Eğer baraj yapılsaydı komşu köylerin içme suyu ihtiyacı da karşılanabilir" diye konuştu.








"Baraj yapıldığı an köye geri dönüşler başlayacak"

Birçok arkadaşının büyükşehirlerden köye dönüş planı yaptığına değinen Özbaraklı köyünden Hasan Ünkan, "Büyük şehirlerde yaşamak çok sıkıntılı hale geldi. Nüfus yoğunluğu var. Köylerde ise hayvancılık artıyor. Sulama sıkıntısından dolayı köyümüze geri dönüş yapamıyoruz. Baraj yapıldığı an geri dönüşler başlayacak. Köyler canlanacak" dedi. Köylerinin etrafında geniş ormanlar bulunduğunu vurgulayan Ünkan, "Orman yangınlarının arttığı günümüzde burada baraj olması muhtemel yangın tedbirleri açısından çok önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı.







Yıllardır barajın inşa edilmesini beklediklerini söyleyen Yukarı Baraklı Derneği Başkanı Ömer Evci ise, dereye yakın arazilerde elektrik pompaları kullanılarak sulama yapılan sebze ve meyve üretiminde barajın etkisiyle artış olacağına inandığını belirtti.








Ev hanımı Nevin Ünkan ile kahveci İsmail Kılıç da yetkililerden baraj konusunda destek beklediklerini söyledi.

Ağustos ayı zaferlerle dolu

Ağustos ayı, Türk tarihinde yüzyıllardır "Zaferler Ayı" olarak anılır; ancak bu ayın en kritik ve kader tayin edici dönüm noktaları Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanmıştır

31.07.2026 15:59:00
Hasan Gündoğdu
 
Ağustos ayı zaferlerle dolu
Ağustos ayı zaferlerle dolu
Millî Mücadele'nin hem savunma stratejisinden taarruza geçiş hazırlıkları hem de düşman ordusunun tamamen imha edildiği nihai askeri başarılar tam da bu ayın günlerine sığdırılmıştır.






Türk Tarihinde Ağustos'un Stratejik ve Psikolojik Önemi

Ağustos ayını Kurtuluş Savaşı açısından eşsiz kılan temel unsur, milletin var olma mücadelesinin en kritik dönemeçlerinin bu 31 gün içinde gerçekleşmiş olmasıdır. 1921 ve 1922 yıllarının Ağustos ayları, Türk ordusunun kaderini "savunma" çizgisinden "zafere" taşıyan iki büyük askeri ve toplumsal hamleye ev sahipliği yapmıştır.

Ayrıca Malazgirt (26 Ağustos 1071) ve Otlukbeli (11 Ağustos 1473) gibi tarihi zaferlerin de bu aya denk gelmesi, Mustafa Kemal Paşa ve kurmay heyeti için taarruz tarihinin seçiminde sembolik bir motivasyon kaynağı olmuştur.






Kurtuluş Savaşı'nın Ağustos Kronolojisi

Tekâlif-i Milliye Emirleri'nin Yayımlanması - 7-8 Ağustos 1921:
Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrası ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Mustafa Kemal Paşa tarafından yayımlanan topyekûn seferberlik emirleridir. Ülkenin tüm kaynakları ordunun emrine sunulmuş, millet-ordu bütünleşmesi sağlanmıştır.

Sakarya Meydan Muharebesi'nin Başlaması - 23 Ağustos 1921:
Yunan ordusunun Ankara'ya dönük son büyük taarruzuna karşı başlayan ve 22 gün 22 gece süren tarihi savunma savaşıdır. Mustafa Kemal Paşa'nın "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o hat bütün vatandır" stratejisi ilk kez burada uygulanmıştır.

Büyük Taarruz'un Başlaması - 26 Ağustos 1922:
Sabaha karşı saat 05.30'da Kocatepe'den başlayan topçu ateşiyle nihai harekât başlatılmıştır. Türk ordusu gizlilik içinde tahkim ettiği cepheyi yararak Yunan savunma hattını çökertmiştir.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Dumlupınar) - 30 Ağustos 1922:
Dumlupınar'da bizzat Mustafa Kemal Paşa'nın sevk ve idare ettiği muharebede düşman ordusunun ana unsurları kuşatılarak imha edilmiştir. Bu zafer, Milli Mücadele'nin askeri safhasının kesin sonucunu belirlemiştir.






Ağustos Ayında Elde Edilen Başarıların Katkıları

• Savunmadan Taarruza Geçiş: Sakarya Meydan Muharebesi ile 1683 Viyana Kuşatması'ndan beri süregelen Türk gerilemesi son bulmuş, askeri inisiyatif tamamen Türk ordusuna geçmiştir.

• Toplumun Topyekûn Seferber Edilmesi: 1921 Ağustos'undaki Tekâlif-i Milliye Kararları, bir milletin var varını yoğunu ordusuna adamasının dünyadaki en somut örneklerinden biri olmuş; lojistik zafiyet aşılmıştır.

• Diplomatik ve Siyasi Üstünlük: 30 Ağustos Zaferi, Mudanya Mütarekesi ve ardından Lozan Barış Antlaşması'na giden yolu açmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin uluslararası alandaki meşruiyetini tartışmasız biçimde pekiştirmiştir.

Ağustos ayı, yalnızca takvimdeki bir zaman dilimi değil; bir milletin yok oluşun eşiğinden dönerek bağımsızlığını ve egemenliğini yeniden tesis ettiği tarihi bir semboldür.

Mersin'deki orman yangını: Yangın söndürüldü

Mersin'in Aydıncık ilçesinde dün sabah saatlerinde çıkan orman yangını havadan ve karadan ekiplerin 10 saatlik mücadelesiyle söndürülürken, bugün de bölgede soğutma çalışmasına devam ediliyor. Orman işçilerinin soğutma çalışmasına havadan helikopterler de destek veriyor

31.07.2026 12:03:00
İHA
 
Mersin'deki orman yangını: Yangın söndürüldü
Mersin'deki orman yangını: Yangın söndürüldü
Alınan bilgiye göre, dün saat 09.20 sıralarında Aydıncık ilçesi Eskiyürük Mahallesi Karatepe mevkiindeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Orman Genel Müdürlüğü'ne ait İnsansız Hava Aracı (İHA) yangını tespit etti. Bunun üzerine Mersin Orman Bölge Müdürlüğü koordinesinde çok sayıda ekip bölgeye sevk edildi.






2 yangın söndürme uçağı, 3 helikopter, 35 arazöz ve 15 su ikmal aracının da bulunduğu birçok kurumdan toplam 140 araç ile 401 personelin müdahale ettiği yangın 10'uncu saatte kontrol altına alındı. Gece boyunca zaman zaman rüzgarla alevlenen bölgeler ise soğutma çalışması yapan ekipler tarafından zamanında müdahale ile büyümeden söndürüldü.








Sabaha kadar süren çalışmalar gün ağarmasıyla yoğunluk kazandı. Helikopterler havadan, arazözlerle birlikte orman işçileri ise karadan soğutma çalışmasına ara vermeden devam ediyor. Mersin Valiliği, dün yangın nedeniyle bölgede bulunan 145 kişinin yaşadığı 80 haneyi tedbir amaçlı tahliye etmişti.













logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.