Kaza ve kadere iman
Nefs, bütün varlığı ile kadere karşıdır. Allah’ın takdiri ile çekişme halindedir, hep kadere karşı çıkar itirazlarda bulunur
18.04.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Nefs, bütün varlığı ile kadere karşıdır. Allah'ın takdiri ile çekişme halindedir, hep kadere karşı çıkar itirazlarda bulunur.
Gelin, Allah'a boyun eğelim. O'nun takdirine, O'nun fiiline boyun eğelim. Kadere rıza gösterelim, muvafakat edelim.
Zira kader, bize Allah'ın gönderdiği elçidir. Gönderenin hakkı için ona ikram edelim, boyun eğelim. Eğer kadere karşı böyle davranırsak, o beraberinde bizi Allah'a götürür.
Kadere kayıtsız-şartsız rıza gösterme noktasına geldiğin ve Allah'ın dostluğuna hak kazandığın zaman, O, sana kendi ilim deryasından içecek, lütuf sofrasından yiyecek verir. Kendisiyle yakınlık verir…
Nefsini kurtar. Onun tembelliğini gider. Şahsi ve kötü arzularını kır. İçinde ve dışında Allah'ın birliğinden gayrisi kalmasın, için tevhid nuru ile dolsun, dışın ibadetle bezensin. Emir ve yasak babında titiz ol.

Senin daimi âdetin bu minval üzere devam etsin. Anlayışın, davranışın ilahi emirlerle olsun. Yürüyüşün ve duruşun ona göre ayarlansın. Gecen, gündüzün böyle geçsin.
Darlığını ve genişliğini buna göre ayarla. Hastalığına bu yolda şifa ara; sağlığını bu yolda devam ettir.
İşte kader yoluna böyle gir. Burada kader seni kucaklar. Varlığın hiç bir tesiri olmaz. Kuvvetin bir iş göremez olur. Ortada yalnız kader hüküm sürer.
Kalem ne yazdı ise sana gelir. İlahi bilgi seni kuşatır. Emniyet ve muhafaza altında bulunursun. Hak seni her kötülükten esirger.
Allah bir kulunun duasına icabet edip isteğini ona verdiğinde, O'nun iradesi kesilmiş olmaz. Kalem kurumuş, ilim de onu bildirmiş değildir. Bu Allah'ın takdiri dışında olmuş da değildir.
Ancak kulun muradı, Celle ve Âlâ'nın muradına vaktinde muvafakat ederse; icabet hâsıl olur ve ehl-i ilmin buyurduğu gibi; daha önce kaderin belirlediği vakitte takdir olunduğu şekilde ihtiyati tahakkuk eder.
Azze ve Celle buyurdu: "O her an ayrı bir şe'n üzeredir."

Yani kaderlerini, vakitlerine sevk eder. Sadece istiyor diye, bir kimseye dünyadayken istediği şeyi vermez. Aynı şekilde sırf dua ediyor diye; bir şeyi (belâ) def etmez.
"Allah sana bir zarar dokunduracaksa bunu kendisinden başka açan olmaz. Şayet, sana bir hayır murad etmiş ise, O'nun fazlını kimse geri çeviremez. Bu fazlını kullarından dilediğine ulaştırır."
Zeyd b. Vehb yolu ile gelen rivayette, Abdullah b. Mes'ud, Resullullah Efendimizin (s.a.v.) kendisine şöyle buyurduğunu anlatmıştır:
"Her birinizin ana karnında yaratılışı şöyle olmaktadır:
a) Kırk günde (gecede) meni (sperma) halinde kalır.
b) Kırk gün sonra kan pıhtısı halini alır.
c) Kırk gün sonra, et parçası halini alır.
Bundan sonra, dört cümle ile ona bir melek gelir:
a) Nasıl yaratılacağı.
b) Rızkının tayini.
c) İşleyeceği ameli.
d) İyi veya kötü kişilerden olacağı.
Bir kimse, cehennem ehli işini işlemeye başlar; cehennem ile arasın- da bir kulaçlık mesafe kalır. Amma, hakkında yazılan yazı ona yetişir.
Bu kere cennet ehli amelini işler ve cennete girer. Bir başka kimse, cennet ehli amelleri işlemeye devam eder. O kadar ki, cennetle arasında bir kulaç mesafe kalır. Bu kere, yazılan yazı gelir; cehennem ehli amelini işler; cehenneme girer."

Abdurrahman Sülemi, Hazreti Ali'nin (r.a.) şöyle dediğini anlattı:
"Bir ara Resulullah (s.a.v.) Efendimizin yanında idik. Kendisi, başı yere eğik halde bulunuyordu. Bir ara başını kaldırdı ve böyle buyurdu: "Hemen herkesin, cennette veya cehennemde olan yeri bellidir."
Bunun üzerine, sahabe şöyle dedi: "Ya Resulallah, bu duruma güvenmeyelim mi?"
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Amel işlemeye bakınız; herkes, yaratıldığı işin yolunu bulur."
Mukadderatta olan şeyler başa gelmeye başladığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah'a itirazlarda bulunmak; dinin ölmesi, tevhidin ölmesi, tevekkül ve ihlasın ölmesi demektir.
İnanan bir kalp; kader karşısında "niçin?" "neden?" "nasıl?" gibi şeyler bilmez; Allah'ın takdirine karşı itirazlarda bulunan böyle soruları asla sormaz.
Bilakis o mukadderatta olan şeyler vuku buldukça, sadece şöyle der: "Evet, Allah'ın takdiri vuku bulmuştur.

Tövbe edin ve tövbenizde samimi olup, sebat gösterin; yararınıza veya zararınıza, zillette izzette, zenginlikte fakirlikte, hastalıkta sağlıkta, özetle hoşunuza giden veya gitmeyen her konuda kadere boyun eğin.
Ey cemaat! Siz uymayı bilin ki, başkaları da size uysun; siz hizmet etmeyi bilin ki, başkaları da size hizmet etsin. Siz kader ve kazaya boyun eğin ki, başkaları da size boyun eğsin.
"Ne ekersen onu biçersin", "Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz", "Amelleriniz sizin işçilerinizdir" sözleri kulaklarınıza çalınmadı mı?
Allah (c.c.) kullarına haksızlık yapıp da az günaha çok ceza verecek değildir…

Kim hizmet ederse hizmet görür
Kader geldiği zaman kendini karaya veya denize taşımasına, dağa veya tepeye götürmesine, acı veya tatlı yedirmesine rıza gösterir.
Yücelik ve alçaklıkta, zenginlikte ve fakirlikte, sağlıkta ve hastalıkta da rıza gösterir.
Kaderle birlikte yürür. Kader onun yorulduğunu anlayınca sırtından iner ve onu kendi sırtına alır. Artık kadere binen odur.
Kader ona hizmet eder, alçalır. Çünkü artık o, Allah'a yakın ve O'nun katında değerlidir. Bütün bunlar nefsine, hevasına, tabiat ve alışkanlıklarına, şeytanına ve kötü arkadaşlara uymadığı içindir.

Ey Allah'ın hükmüne itiraz eden, yazık sana! Saçma sapan işlerle uğraşma. Yazgıyı geri çevirebilecek hiçbir güç yoktur. Kendini kaderin ellerine bırak ki rahat edesin. Şu geceyi ve şu gündüzü geri çevirebilir misin?
Gecenin vakti gelince sen istesen de gelir, istemesen de. Gündüz de böyle. Her ikisi de sana rağmen gelir. İşte Allah'ın kaza ve kaderi böyledir; ama lehine ama aleyhine…
İstemediğin bir şeyin gecesi gelince teslim ol ve istediğin şeyin gündüzünü bırak. Allah'ın kaza ve kaderinden hiçbir şeye karşı çıkma ki; helak olursun, imanın gider, kalbin bulanır ve sırrın ölür.
Kazaya rıza göstermez, sıkıntıya sabretmez ve nimete şükretmezsen Rabb'in yok demektir senin. Kendine başka Rab ara; ama nafile başka Rab de yok ki!" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Gelin, Allah'a boyun eğelim. O'nun takdirine, O'nun fiiline boyun eğelim. Kadere rıza gösterelim, muvafakat edelim.
Zira kader, bize Allah'ın gönderdiği elçidir. Gönderenin hakkı için ona ikram edelim, boyun eğelim. Eğer kadere karşı böyle davranırsak, o beraberinde bizi Allah'a götürür.
Kadere kayıtsız-şartsız rıza gösterme noktasına geldiğin ve Allah'ın dostluğuna hak kazandığın zaman, O, sana kendi ilim deryasından içecek, lütuf sofrasından yiyecek verir. Kendisiyle yakınlık verir…
Nefsini kurtar. Onun tembelliğini gider. Şahsi ve kötü arzularını kır. İçinde ve dışında Allah'ın birliğinden gayrisi kalmasın, için tevhid nuru ile dolsun, dışın ibadetle bezensin. Emir ve yasak babında titiz ol.

Senin daimi âdetin bu minval üzere devam etsin. Anlayışın, davranışın ilahi emirlerle olsun. Yürüyüşün ve duruşun ona göre ayarlansın. Gecen, gündüzün böyle geçsin.
Darlığını ve genişliğini buna göre ayarla. Hastalığına bu yolda şifa ara; sağlığını bu yolda devam ettir.
İşte kader yoluna böyle gir. Burada kader seni kucaklar. Varlığın hiç bir tesiri olmaz. Kuvvetin bir iş göremez olur. Ortada yalnız kader hüküm sürer.
Kalem ne yazdı ise sana gelir. İlahi bilgi seni kuşatır. Emniyet ve muhafaza altında bulunursun. Hak seni her kötülükten esirger.
Allah bir kulunun duasına icabet edip isteğini ona verdiğinde, O'nun iradesi kesilmiş olmaz. Kalem kurumuş, ilim de onu bildirmiş değildir. Bu Allah'ın takdiri dışında olmuş da değildir.
Ancak kulun muradı, Celle ve Âlâ'nın muradına vaktinde muvafakat ederse; icabet hâsıl olur ve ehl-i ilmin buyurduğu gibi; daha önce kaderin belirlediği vakitte takdir olunduğu şekilde ihtiyati tahakkuk eder.
Azze ve Celle buyurdu: "O her an ayrı bir şe'n üzeredir."

Yani kaderlerini, vakitlerine sevk eder. Sadece istiyor diye, bir kimseye dünyadayken istediği şeyi vermez. Aynı şekilde sırf dua ediyor diye; bir şeyi (belâ) def etmez.
"Allah sana bir zarar dokunduracaksa bunu kendisinden başka açan olmaz. Şayet, sana bir hayır murad etmiş ise, O'nun fazlını kimse geri çeviremez. Bu fazlını kullarından dilediğine ulaştırır."
Zeyd b. Vehb yolu ile gelen rivayette, Abdullah b. Mes'ud, Resullullah Efendimizin (s.a.v.) kendisine şöyle buyurduğunu anlatmıştır:
"Her birinizin ana karnında yaratılışı şöyle olmaktadır:
a) Kırk günde (gecede) meni (sperma) halinde kalır.
b) Kırk gün sonra kan pıhtısı halini alır.
c) Kırk gün sonra, et parçası halini alır.
Bundan sonra, dört cümle ile ona bir melek gelir:
a) Nasıl yaratılacağı.
b) Rızkının tayini.
c) İşleyeceği ameli.
d) İyi veya kötü kişilerden olacağı.
Bir kimse, cehennem ehli işini işlemeye başlar; cehennem ile arasın- da bir kulaçlık mesafe kalır. Amma, hakkında yazılan yazı ona yetişir.
Bu kere cennet ehli amelini işler ve cennete girer. Bir başka kimse, cennet ehli amelleri işlemeye devam eder. O kadar ki, cennetle arasında bir kulaç mesafe kalır. Bu kere, yazılan yazı gelir; cehennem ehli amelini işler; cehenneme girer."

Abdurrahman Sülemi, Hazreti Ali'nin (r.a.) şöyle dediğini anlattı:
"Bir ara Resulullah (s.a.v.) Efendimizin yanında idik. Kendisi, başı yere eğik halde bulunuyordu. Bir ara başını kaldırdı ve böyle buyurdu: "Hemen herkesin, cennette veya cehennemde olan yeri bellidir."
Bunun üzerine, sahabe şöyle dedi: "Ya Resulallah, bu duruma güvenmeyelim mi?"
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Amel işlemeye bakınız; herkes, yaratıldığı işin yolunu bulur."
Mukadderatta olan şeyler başa gelmeye başladığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah'a itirazlarda bulunmak; dinin ölmesi, tevhidin ölmesi, tevekkül ve ihlasın ölmesi demektir.
İnanan bir kalp; kader karşısında "niçin?" "neden?" "nasıl?" gibi şeyler bilmez; Allah'ın takdirine karşı itirazlarda bulunan böyle soruları asla sormaz.
Bilakis o mukadderatta olan şeyler vuku buldukça, sadece şöyle der: "Evet, Allah'ın takdiri vuku bulmuştur.

Tövbe edin ve tövbenizde samimi olup, sebat gösterin; yararınıza veya zararınıza, zillette izzette, zenginlikte fakirlikte, hastalıkta sağlıkta, özetle hoşunuza giden veya gitmeyen her konuda kadere boyun eğin.
Ey cemaat! Siz uymayı bilin ki, başkaları da size uysun; siz hizmet etmeyi bilin ki, başkaları da size hizmet etsin. Siz kader ve kazaya boyun eğin ki, başkaları da size boyun eğsin.
"Ne ekersen onu biçersin", "Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz", "Amelleriniz sizin işçilerinizdir" sözleri kulaklarınıza çalınmadı mı?
Allah (c.c.) kullarına haksızlık yapıp da az günaha çok ceza verecek değildir…

Kim hizmet ederse hizmet görür
Kader geldiği zaman kendini karaya veya denize taşımasına, dağa veya tepeye götürmesine, acı veya tatlı yedirmesine rıza gösterir.
Yücelik ve alçaklıkta, zenginlikte ve fakirlikte, sağlıkta ve hastalıkta da rıza gösterir.
Kaderle birlikte yürür. Kader onun yorulduğunu anlayınca sırtından iner ve onu kendi sırtına alır. Artık kadere binen odur.
Kader ona hizmet eder, alçalır. Çünkü artık o, Allah'a yakın ve O'nun katında değerlidir. Bütün bunlar nefsine, hevasına, tabiat ve alışkanlıklarına, şeytanına ve kötü arkadaşlara uymadığı içindir.

Ey Allah'ın hükmüne itiraz eden, yazık sana! Saçma sapan işlerle uğraşma. Yazgıyı geri çevirebilecek hiçbir güç yoktur. Kendini kaderin ellerine bırak ki rahat edesin. Şu geceyi ve şu gündüzü geri çevirebilir misin?
Gecenin vakti gelince sen istesen de gelir, istemesen de. Gündüz de böyle. Her ikisi de sana rağmen gelir. İşte Allah'ın kaza ve kaderi böyledir; ama lehine ama aleyhine…
İstemediğin bir şeyin gecesi gelince teslim ol ve istediğin şeyin gündüzünü bırak. Allah'ın kaza ve kaderinden hiçbir şeye karşı çıkma ki; helak olursun, imanın gider, kalbin bulanır ve sırrın ölür.
Kazaya rıza göstermez, sıkıntıya sabretmez ve nimete şükretmezsen Rabb'in yok demektir senin. Kendine başka Rab ara; ama nafile başka Rab de yok ki!" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)





















































































