İster Adam Smith'in başını çektiği klasik iktisatçılar mektebi, isterse Keynes'in başını çektiği Keynesyen iktisat ekolü olsun, Kapitalizm'de para, borcun karşılığında doğarak ekonomiye dahil olur. Sadece bireyler ve şirketler değil devletler de borçlanarak paraya sahip olabilirler.
Paranın borç olarak doğduğu Kapitalist sistemde, paranın yönünü ve kaderini belirleyen, piyasaları yöneten, yönlendiren faiz, döviz ve borsa üçgenidir.
Bu üç unsur içerisinde paranın elde edilmesinde en etkilisi ve belirleyicisi faizdir.
Elde edilen paranın piyasa mekanizmaları, son tahlilde paranın tekelleşmesine, paranın reel sektör dışına kaçmasına, gelir dağılımında adaletsizliğin ve yoksulluğun doğmasına, işsizliğin patlamasına neden olur. Sonuç olarak başta bireyler olmak üzere daha sonra şirketler, sonunda da devletler borçlanarak batma noktasına gelirler. Buna hem biz hem de tarih şahitlik yapmaktadır.
Milli Ekonomi Model'inde ise milli-ulusal paralar, yerli emek ve üretim karşılığında maliyetsiz olarak ekonomiye dahil olur. Bireyler, şirketler ve yeni müteşebbisler "milli para" ya maliyetsiz olarak sahip olabilirler, devletler ise senyoraj gelirleriyle borçlanmadan kendilerine gerekli olan finansmanı üretebilirler.
Kapitalizm'de para elde edilir, MEM'de ise "para kazanılır", paranın kazanılmasında belirleyici unsur emek ve üretimdir. Emek ve üretimin belirleyici olduğu Milli Ekonomi Modeli'nde paranın tekelleşeceği mekanizmalar yoktur. Para piyasalarda daha özgürce dolaşır. Milli Para, arz ve talebin dışında kârlılığı sıfır limitinde olduğu için, reel ekonominin büyümesinde aktif rol alır. Sosyal devlet projeleriyle gelir dağılımındaki adalet sağlanır. Herkes üretimin ve/veya tüketimin bir parçası haline gelerek, işsizlik ve yoksulluğun ortadan kalkmasına vesile olur.
Tüm iktisat ekollerinde olduğu gibi Keynesyencilerde de birey, sisteme kurban edilmiştir, belirleyici olan birey değil sistemdir ve insan sistemin hizmetçisidir.
MEM'de ise ekonominin merkezinde insan vardır, devlet ve sistem bireye hizmet eder. Sistem bireyin ekonomik bağımsızlığını sağlamak için inşa edilmiştir. Yani belirleyici ana unsur insandır ve bireyin ekonomik bağımsızlığıdır.
Kapitalizmin temel felsefesini oluşturan "Gizli El" prensibi 1929'daki büyük buhranda iflas etmiştir. Bir günde işsizlik rakamları yüzde 25'lere fırladı. Borsalar çöktü, şirketler battı. Batan şirketler bir günde elde değiştirdi.
Keynes böyle bir krizin arkasından çözüm olarak palyatif, sürekliliği olmayan, borca dayalı olarak devletlerin, ekonomiye doğrudan müdahalesinin gerekli olduğunu ifade etti. Devletlerin borçlanarak, devlet yatırımlarını artırması, ekonomide aktif rol alması bir anlık rahatlama sağladı ise de uzun vadede borçlanmanın getirdiği kronik sorunların baş göstermesine neden olmuştur.
Keynesyen yaklaşımın bir neticesi olarak devletlerin sürdürülemez borç batağına saplandığını görüyoruz. Fisher'ın "gizli el teorisi" gibi, Keynesyen yaklaşımın devlete yüklediği ekonomik fonksiyon da iflas etmiştir.
Onun için İktisatçıların ortak görüşü, Keynesçilik yeni bir sistem önermediği, zaman zaman çöken Kapitalist sistemi o an için kurtarmaya yönelik bir operasyon oluğu şeklindedir.
Paranın doğuşundan, piyasalardaki dolaşımına, paraya yüklenen misyondan, bireylerin, şirketlerin ve devletlerin maliyetsiz paraya ulaşma özgürlüğüne, ekonominin insana hizmet etmesinden, bireyin ekonomik bağımsızlığına, ekonominin dengeye ulaşmasındaki devletin rolünden, paranın piyasalara nasıl ve hangi yöntemlerle gireceğine, üretimin pazarı olacak en büyük kaynağın tüketim olduğu gerçeğinden, tüketim eksenli analizle sürekli büyümeyi sağlayacak üretime, sosyal devlet projeleriyle gelir dağılımındaki adaletin sağlanmasından, işsizlik ve yoksulluğun nasıl ortadan kaldırılacağına dair fikirlerle taban tabana zıt olan Kapitalizm'le, özellikle de Keynes'in fikirleriyle benzeştiğini söylemek veya benzeştirmek, Model'in sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'a yapılan çok büyük haksızlık olur. Keynes'e de iftira atmış oluruz.
Bugüne kadar en az 35 ülkeden 500 civarında iktisat âlimiyle yapılan 10 uluslararası iktisat kongresinde bilimsel sunumlar yapan âlimlerin de hakkına girmiş oluruz.
Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği olarak, Bonn üniversitesi, Viyana Üniversitesi, Azerbaycan İktisat Üniversitesi ve diğer kurum ve kuruluşlarla beraber organize ettiğimiz uluslararası kongrelerde sunulan sonuç bildirgelerinde MEM'in hiçbir iktisat modeline benzemediği, tamamıyla orijinal olduğu katılan tüm iktisat âlimleri tarafından ifade edilmiştir.
Gelin geceyi gündüze karıştırmayalım, içimizden çıkan bir dâhiye, insanlığa miras olarak bıraktığı eserleriyle dünyayı değiştirecek ve daha yaşanılır kılacak Prof. Dr. Haydar Baş'a hakkını teslim edelim. Hayatta iken yapamadığımızı millet olarak bugün BTP Genel Başkanı Hukukçu Hüseyin Baş'a sahip çıkarak yerine getirelim. Aslında ona sahip çıkmak, bırakılan mirasa ve geleceğimize sahip çıkmaktır.
(Harun Kayacı, Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Teşkilatı Genel Sekreteri)
- BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, start verdi / 14.09.2025
- ‘Temel vatandaşlık geliri’ ya da MEM / 10.09.2025
- Siyasetin turnusolu, Hüseyin Baş / 07.09.2025
- Başka kapıdan besleniyorlar / 24.08.2025
- Değerli kardeşim… / 11.08.2025
- Komisyondakiler Türk milletine kulak vermeli / 10.08.2025
- Kim adına, ne karşılığında böyle bir yazı yazdınız? / 07.08.2025
- Kürt halkı azınlık değildir / 18.07.2025
- Prof. Dr. Haydar Baş’ı anlamak, devlete sahip çıkmaktır / 16.07.2025
























































































