logo
24 TEMMUZ 2026

Komünist anlayışta insan

Kapitalizme bir tepki olarak doğan komünizmde de insanın ele alınışı, kapitalizmden farklı olmamıştır

24.07.2026 00:39:00
Haber Merkezi
 
Komünist anlayışta insan
Komünist anlayışta insan
Kapitalizme bir tepki olarak doğan komünizmde de insanın ele alınışı, kapitalizmden farklı olmamıştır.

Marksist düşünce, maddenin ezeli ve ebedi olduğu iddiası ile yola çıkmış her şeyin müsebbibi olarak maddeyi görmüştür. Materyalist diyalektik ilerlemeyi zıtların sürtüşmesinde tez, antitez, sentez sürecinde, yani sınıflar arasındaki kavgada görmüştür.

İnsanı üretim faktörlerindeki değişim şekillendirdiği bir varlık olarak görecek kadar insanı tanımaktan aciz Marksist düşünce hakim olduğu toplumlara kavgadan başka bir şey getirmemiştir. Marx'a göre işin özü şudur:







"Benim diyalektik yöntemim, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam süreci, yani düşünme süreci gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir"in dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir." 

Varoluş ve insan gerçeği hiç de böyle değildir. Zira insan, ilk yaratıldığı günden beri aynı insandır. Belki kullandığı araçlar değişmiştir. Oturduğu evin şekli de değişmiş olabilir. Ancak insanoğlunun ne ihtirasları, ne umutları, ne de iç dünyasında O'nu O yapan duyguları değişmiştir.

'Tarih tekerrürden ibarettir' derler. Tarihin tekerrür etmesi, hakikatte her dönemde tarihe konu olan insanın aynı duygulara sahip olduğunun göstergesidir. İç dünyasında eğitilmemiş insanın, dün tarih sahnesinde yaptığı barbarlıkların, bugün olanlardan farkı nedir? Dün haksız yere insanları kılıçtan geçirenler, bugün gökyüzünden bomba yağdırıyorlar.







Darwin biyolojik sahada, Marx ise sosyal sahada mücadelenin, gelişimin sebebi olduğunu iddia etmişlerdir.

Aynı dönemde yaşayan bu insanlar olaylara aynı bakış açısı ile bakmışlardır. Kapitalizmin fikir babası olan Adam Smith de benzer bir bakış açısı ile, görünmez elin ekonomileri ileriye taşıyacağını iddia etmekteydi. Darwin modifikasyon, doğal seleksiyon ve mutasyon sürecine dikkat çekerken; Marx, tez, anti tez, sentez diyor, A. Smith ise görünmez elin varlığına işaret ediyordu. Başka bir ifade ile serbest bırakılan sistemlerin kendi içlerinde devinim göstereceklerine inanıyorlardı. Halbuki, böyle bir şeyin olması hiç mümkün değildir.

Bütün tabiat kuralları içerisinde, bu kuralların anayasası kabul edilen kanun "Entropi"dir. Yani madde, her zaman kendisinin üzerindeki potansiyel enerjiyi azaltacak yönde hareket eder. Örneğin, dağlar sivri uçları üzerinde durmazlar.







Uzay sürekli soğumakta ve sıfır Kelvin sıcaklığına doğru ilerlemektedir. Herhangi bir kimyasal reaksiyona müdahale ettiğinizde; reaksiyon bu etkiyi azaltacak yönde kendini ayarlar. Vücuttaki hormonsal salgılar, hep bu yönde hareket eder. Merkez–kaç kuvveti, ivmeli hareket vb… bütün tabiat kurallarında hep bu mantık hakimdir.

Eğer siz ekonomiye müdahale etmezseniz; kendi kendine ne dengeye gelir ne de ilerleme kaydeder. Bir güç olmadan, hiçbir maddi olay kendi kendine ilerleme kaydedemez.

Bir diğer konu da, Marksist düşüncenin, mülkiyet hakkını insanın kendine yabancılaşması olarak görmesi meselesidir. Bu realite ile taban tabana zıttır. Nitekim, yeni doğan bir bebekte bile ortaya çıkan ilk duygu sahiplenme duygusudur.

İnsanın özüne aykırı bu Marksist yaklaşım ve talep, sosyalist sistemlerde bireylere ait olan zenginlikleri onların elinden alıp devleti idare eden mutlu azınlığın kontrolüne vermiştir. Sosyalist sistemde halk, devleti idare edenlere çalışmıştır. Kapitalizmde ise halk, devleti kontrol eden global odakların esiridir.

Oysa Milli Devlet'te devlet halk içindir, halka hizmet için vardır. Marksizm ve genel olarak komünizmde de insan tarifi yine sisteme yöneliktir.

Marksizm'e göre insan, üreten ve tüketen bir araçtır. İnsan, yaşamak için üretime katılmaya mecburdur. İnsan üretime katılmıyorsa, ne tüketme, ne de yaşama hakkına sahiptir. Miras hukukunun reddedilmesi de bu sebepledir. "Herkesin zenginliklerden yararlanması için herkes çalışmak zorundadır. Küçük çocuklar, yaşlı ve hastalar dışında çalışabilecek herkes için genel çalışma zorunluluğu sosyalist ekonomide bir mecburiyettir."  

İnsanı, çalışan, üreten ve tüketen bir makine olarak telakki eden ve bunun dışındaki tüm hislerini maddenin tezahürü olarak kabul eden bu anlayış, insana istediğini verebilmiş midir? Elbette hayır… Sistemi ayakta tutmak için bir araç olan insan, sistemi eleştirmek hakkına bile sahip değildir. Nitekim Rusya'da Marksist –Leninist düzeni eleştirdikleri için milyonlarca insanın tutuklandığı ve işkence gördüğü tarihi bir vakıadır.

Öte yandan "sınıflar arası kavga" mantığı ile topluma huzur getirmenin mümkün olmayacağı ortadadır. İşçi ile işveren arasındaki, kavga kapitalist sistemin kendi problemidir. Kapitalist sistemde işçi fakirdir ve ezilmektedir.

Sosyalizm buna cevap olarak, "madem işçi sınıfı eziliyor; öyleyse herkes ezilsin, işveren de fakirleşsin" demiştir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik bir tarafta; diğer tarafta ise fakirlikte eşitlik anlayışı… Her iki şıkta da işçi her zaman fakir kalmıştır, ezilmiştir.

Milli Devlet ise, varlıkta adalet anlayışını getirmektedir. Yani hem işçi zenginleşecek, isterse işveren olabilecek, kimseye muhtaç olmadan hayatını ikame edeceği bir gelire malik olacak; hem de işveren dün kazandığından daha fazla kazanacak.

İşçi ve işveren arasında oluşacak uyum sürekli büyüme için gerekli olan hem tüketim hem de üretim artışını sağlayacaktır. Bir başka önemli nokta ise, Marksist düşüncenin aile kavramına da şiddetle karşı çıkmasıdır.

Gerçek şu ki, milletlerin varlığını sürdürmesi için gerekli olan üç unsurdan biri de, sağlam bir aile yapısına sahip olmasıdır. Ailenin olmadığı yerde, daha büyük bir aile olan milletin olması da beklenemez. Ailenin olmadığı yerde millet değil, sürü haline getirilmiş yığınlar olur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Fethiye'de ekiplerin orman yangını ile ilgili mücadelesi sürüyor

Fethiye Göcek'te dün öğlen çıkan ve yaklaşık 24 saattir devam eden orman yangınını söndürmek için ekiplerin canla başla mücadelesi devam ediyor. Karadan arazözler ve söndürme işçilerinin yanı sıra gönüllü vatandaşlar ve kurumların mücadele verdiği yangında hava araçları da adeta zamanla yarışarak sortilerini sürdürdü. Hava araçlarının mücadelesi ve yanan alanlar dronla görüntülendi

23.07.2026 12:32:00 / Güncelleme: 23.07.2026 12:36:30
İHA
 
Fethiye'de ekiplerin orman yangını ile ilgili mücadelesi sürüyor
Fethiye'de ekiplerin orman yangını ile ilgili mücadelesi sürüyor
Fethiye'nin Göcek Mahallesi'nde öğle saatlerinde çıkan ve şiddetli rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyüyerek İnlice Mahallesi'ne kadar ulaşan orman yangınına havadan ve karadan yoğun müdahale gerçekleştiriliyor. Yerleşim yerlerini de tehdit eden yangının enerjisi ekiplerin çalışmaları sonucunda büyük oranda düşürülürken, şu ana kadar ekseriya ormanlık alan olmak üzere yaklaşık 3 bin 200 dönüm civarında alanın yandığı öğrenildi.






"5 uçak 14 helikopter, 126 araç ve 417 personel mücadele veriyor"

Yangının başlamasının ardından İl Afet ve Acil Müdahale Planı kapsamında Kriz Koordinasyon Merkezi'nin yönetimi toplanarak planlı bir şekilde söndürme çalışmaları başlatıldı. Olumsuz hava şartları ve arazinin sarp olması nedeniyle hava araçları yangını söndürmek için zamanla yarışıyor. Orman Bölge Müdürlüğü başta olmak üzere AFAD, Jandarma, Emniyet, Büyükşehir Belediyesi, Devlet Su İşleri, MUSKİ ve diğer kurumlarla koordineli şekilde müdahalelerini sürdürüyor.








5 uçak 14 helikopter, 126 araç ve iş makinesi 53 arazöz, 16 su tankeri, 5 ilk müdahale aracı, 18 iş makinesi, 6 TOMA ile söndürme çalışmalarının devam ettiği yangının boyutu gün ağarınca ortaya çıktı.




















Ünlü yönetmen ve kardeşi Bursa'da uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındı

Bursa'nın İnegöl ilçesinde İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerince düzenlenen uyuşturucu operasyonunda, yönetmen Ezel Akay ile müzisyen kardeşi Eren Kazım Akay gözaltına alındı

23.07.2026 08:00:00
İHA
 
Ünlü yönetmen ve kardeşi Bursa'da uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındı
Ünlü yönetmen ve kardeşi Bursa'da uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındı
Bursa İl Jandarma komutanlığı Narkotik Şube Müdürlüğü ekipleri, Ezel Akay'ın ikametinde kenevir yetiştirildiği yönündeki bilgi üzerine çalışma başlattı. Cumhuriyet Savcılığı koordinesinde adrese operasyon düzenleyen ekipler, evde yaptıkları aramada özel düzenekle yetiştirildiği değerlendirilen kenevir bitkileri ile çok miktarda kubar esrar ele geçirdi. Ele geçirilen uyuşturucu maddelere incelenmek üzere el konuldu.








Operasyon kapsamında Ezel Akay ile kardeşi Eren Kazım Akay gözaltına alınarak ifadeleri alınmak üzere jandarma karakoluna götürüldü.









Şüpheliler, işlemlerinin ardından uyuşturucu madde kullanıp kullanmadıklarının belirlenmesi amacıyla kan ve saç kılı numunesi alınmak üzere İnegöl Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Hastane girişinde basın mensuplarının görüntü almasına tepki gösteren Ezel Akay, "Niye fotoğraf çekiyorlar'" ifadelerini kullandı.
 







Olayla ilgili soruşturma İlçe Jandarma Komutanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde sürüyor.

Ülkemizde istismar edilen konular

Milli devlet anlayışında millet ile devlet ‘birbiri ile çatışan’ iki unsur değildir. Aksine millet-devlet beraberliği bütün sorunların çözümünde ve devletin bekasında temel kabul edilmektedir

19.07.2026 00:54:00
Haber Merkezi
 
Ülkemizde istismar edilen konular
Ülkemizde istismar edilen konular
"Milli devlet anlayışında millet ile devlet 'birbiri ile çatışan' iki unsur değildir. Aksine millet-devlet beraberliği bütün sorunların çözümünde ve devletin bekasında temel kabul edilmektedir…" (Prof. Dr. Haydar Baş Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:23)

"Cumhuriyetin kabulünün ilk döneminde, Cumhuriyetimizin kurucusu M. Kemal, saltanat yerine yeni bir yönetim biçimi olan cumhuriyeti getirirken; saltanatı din biçiminde algılayanlar yeni yönetimi yani cumhuriyeti, saltanat karşıtı algılamak yerine, din karşıtı olarak algıladılar. Milli devlet bu yanılgıyı düzeltmektedir…

Dün krallık sistemi ile demokrasinin yeryüzünde yaşanmasına imkân tanımayan düşünce sistemi, şimdi de dünya krallığı kurma adına devletlerin iç işlerine karışarak, dünya çapında firmalar adeta yeni krallar olarak karşımıza çıkmaktadırlar…

Mutlu bir azınlığın ihtiras ve zevklerine cevap vermek üzere değil, milletin haklarına ve ihtiyaçlarına odaklanmış olan Milli Devlet, kapitalist anlayışlarda olduğu gibi başkalarının elindekini sömürerek büyüyen değil, aksine vererek, hizmet ve ikram ederek büyüyen bir devlet anlayışını hayata geçirmektir…" (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:24-25)







Etnik farklılıklar

"Devletin parçalanması için istismar edilen değerlerden biride etnik farklılıklardır. İnsan hakları adı altında –azınlık hakları- kavramı gündem edilerek, etnik farklılıkların kavga unsuru olarak algılanmasına çalışılmaktadır…

Etnik farklılıkların bir kavga sebebi olarak öne sürüldüğü günümüzde, hedef tahtasına konmuş devletlerin iç bünyelerindeki birlik ve beraberlikleri zayıflatılmakta, iç çatışmalara zemin hazırlan-maktadır. Hatta güçlü devletler zayıflatılıp, parçalanarak küçük ve zayıf devletçikler haline getirilmek istenmektedir…"   
                                                               
Dini, dili, tarihi, kültürü vs. medeniyeti aynı olan bu etnik grupların vücuda getirdiği millet –Türk Milleti- olup, bu grupların birinin, diğerinden farkı yoktur. Çünkü hepsi aynı kaynaktan beslenip, zaman içinde aynı maya ile yoğrulup gelmişlerdir…" (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:33–34)







Müslümanlar, İslam'ı yaşayamıyor

"Özellikle Müslüman ülkelerde dindarların, kendi topraklarında –inançlarını yaşayamadıkları- iddiası ile kitleler önce kendi devleti ile kavgalı hale getirilmiş ancak AB ve ABD gibi sözde uygar toplumlarda yaşanacağı yalanları ile devletten koparılan kitleler emperyal devletlerin istismarına açık hale getirilmiştir.

Bunu izleyen bu sürecin hemen ardından da –dinler arası diyalog- adı altında, kendi kültüründen ve toprağından koparılan kitlelerin dinleri değiştirilerek topraklarının ve kaynaklarının global odaklar tarafından sömürülmesine tepkisiz hale getirilmek istenmektedir…

İşin ilginç tarafı, dün güya din adına kendi devletleri ile kavga edenler, bugün kendi inançları ile taban tabana zıt olmasına rağmen yabancı devletlerle kol kola vaziyettedirler.







CIA ajanı diyor ki;

Eski CIA ajanı Philip Agee diyor ki;-"Liberal demokrasi ve çoğulculuk denen şey sonuçta bu amaçlarımız için bir araçtı. Özgür seçimler demek, gerçekte bizim desteklediğimiz adaylara gizliden para ödeyerek müdahale etmemiz demektir. Hür sendikalar demek, bizim kendimize bağlı sendikalar kurma hürriyetimiz demektir. Basın özgürlüğü demek, bizim hazırladığımız materyalleri kendisi yazmış gibi yayınlanan gazetecilere ödeme yapma özgürlüğümüz demekti." (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:105–06)







İslam coğrafyası üzerine yapılan planlar

"Büyük Ortadoğu projesi (BOP) Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkaslarda yer alan 22 Müslüman ülkenin rejimlerini, sınırlarını, kimyasını değiştirmek, kaynaklarını sömürmek, bütün bunları gerçekleştirebilmek içinde bu ülkeleri misyonerlik faaliyetleri ile kendi inançlarından kopararak, işgale karşı tepkisiz, ılımlı hale getirmektir. Misyonerlik ile maksatta içi boşaltılmış, dejenere edilmiş bir İslam anlayışını bu ülkelere hâkim kılabilmektir…" (Sosyal Devlet-Milli Devlet sh:342)







İslam dinine karşı oluşturulan projeler

"Üç büyük din imajıyla Hıristiyanlık da, hak din olan İslam'la beraber anılacak böylece meşruet kazanacaktır. Özellikle İslam dünyasında kökleşmiş kin ve acılar unutulacak, böylece Müslümanların, Hıristiyanlara olan tepkileri azalacak, İslam dünyasının hafızası, Hıristiyan dünyasına karşı tepkisiz ve süt liman hale dönüştürülecektir. Böylece Müslümanlara ve İslam coğrafyasına nüfus etme imkân ve fırsatı kazanılmış olacaktır." (Din Tahripçilerine K.Kerimin Cevabı sh:188)

"Dini bütünlük zaafa uğrarsa, imandan kaynaklanan vatan sevgisi de zaafa uğrar. İşte bu hal milli bütünlüğün, o da toprak bütünlüğünün tehlikeye düşmesine neden olur…"                                                              (Din Tahripçilerine K.Kerimin Cevabı sh:198)

Mutlaka görülmesi gereken nadide güzellik


 
Artvin'in ve Türkiye'nin en görkemli turizm merkezlerinden Borçka Karagöl Tabiat Parkı'nda ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor.

18.07.2026 12:21:00
HABER MERKEZİ/AA
 
Mutlaka görülmesi gereken nadide güzellik
Mutlaka görülmesi gereken nadide güzellik

Borçka ilçe merkezine 27 kilometre uzaklıktaki Borçka Karagöl Tabiat Parkı, yaz döneminde yurt içi ve yurt dışından gelen ziyaretçilerini ağırlıyor.







Günde binlerce turistin ziyaret ettiği 368 hektar alana sahip tabiat parkı, Karagöl'ü, bozulmamış doğası, yaşlı ormanları, zengin bitki örtüsü ve yürüyüş yollarıyla doğa tutkunlarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.







Bahar ve yaz aylarında yeşilin, sonbaharda ise sarı, turuncu, kırmızı ve kahverenginin onlarca tonunu sergileyen tabiat parkı, göl çevresindeki ağaçların gölgelerinin suya yansımasıyla ziyaretçilerine görsel şölen sunuyor.







Göl üzerinde yapılan kayık gezintisi de ziyaretçilerden yoğun talep görüyor.







Bütün güzellikler burada

Çanakkale'den bölgeye gelen ve Karagöl'ü gezen Şükrü Ataç, Karadeniz'in doğal güzelliklerini görmek amacıyla kente geldiklerini ve en çok etkilendikleri yerlerden birinin Karagöl olduğunu söyledi. Bölgenin temiz havası ve eşsiz doğasını çok beğendiklerini dile getiren Ataç, "Karadeniz'in güzelliklerini görmek için geldik. Gerçekten çok mutlu olduk. Cenab-ı Allah tabiatın bütün güzelliklerini buralara vermiş. Çok güzel günler geçiriyoruz" dedi. Ataç, doğal alanların gelecek nesillere aktarılması gerektiğine işaret ederek, "Buraları çok iyi korumalıyız. Dünyanın su sıkıntısı yaşayacağı bir dönemde böyle bir coğrafyaya sahip olmak büyük bir nimet. Karagöl dünyanın cenneti. İnşallah bu güzellikleri korumayı başarırız" ifadelerini kullandı.






Gezi hayatındaki eksik parça tamamlandı

İzmir'den gelen Birol Kutkan da doğal güzelliğine hayran kaldığı Karagöl'ün herkesin rotasında yer alması gerektiğini belirtti. Karagöl'ün beklentilerinin üzerinde bir doğaya sahip olduğunu ifade eden Kutkan, "Buraya gelince sanki gezi hayatımdaki eksik bir parça yerine oturdu. Muhteşem bir manzara, eşsiz bir yeşillik var. Gölün kıyısındaki doğal koylar, balıklarla dolu alanlar insanı adeta büyülüyor" dedi.







Kutkan, uzun yıllar dağcılık ve doğa yürüyüşleri yaptığını, buna rağmen Karagöl'ü daha önce keşfedememiş olmasına şaşırdığını dile getirerek, "Eminim benim gibi burayı henüz bilmeyen çok kişi vardır. Kesinlikle herkesin rotasında olması gereken bir yer" diye konuştu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.