Lavantayı, kokusunu rengini -nedendir bilmem, ancak bilinçaltında muhakkak vardır bir nedeni- çok seviyorum. Lavantalı bir köy olur da gidilmez mi? Düşünsenize sadece bir kese ya da bir buket lavanta değil, koca bir köy lavanta! Gençlerin dediği gibi 'süper bi şey' yani.
Düştük yola, giderken de aklımda bir hikâye yazmak var hani şu meşhur kokulu hikâyelerden. Böğürtlen kokulu, papatya kokulu, mandalina, portakal kokulu… hikâyeler, son dönemlerde çok satanlar listesinde. Benimki lavanta kokulu hikâye olacak; realistiz sonuçta, görmeden, gözlem yapmadan yazmak olmaz.
Isparta, Keçiborlu'ya bağlı bu köye giderken modern mihmandar bize eşlik ediyor ve her zamanki gibi kısa yola yönlendiriyor bizi. Biz de tereddütsüz onu takip ediyoruz ve kendimizi Burdur Gölü'nün sularının çekildiği kıraç topraklarda, kayaların yontulmasıyla yapılmış, asfaltı unutulmuş bir duble (!) yolda buluyoruz. Yan tarafımızda da bir yol var ancak yolun bazı kısımları çökmüş, o yüzden arabanın altını vura vura 20km hızla bu yarı çölde yarı duble yola razı olmak zorunda kalıyoruz.
Meşakkatli bir yolculuktan sonra lavanta kokularını almaya başlıyoruz, girişimci köylüler lavanta bahçelerinin yanına derme çatma da olsa kendi küçük işletmelerini kurmuş. Neden köylüler domates, patates, kabak, biber gibi her köyde yetiştirilen bitkiler yerine lavanta yetiştirmeye başlamış?
Bölgenin arazisi kurak ve sulamaya elverişli olmadığı için. Zaten aşırı su kullanımından Burdur Gölü'nün suları çekilmiş ve bir doğa harikası yerini içler acısı bir manzara terk etmiş durumda.
Güzel fikir, sulama yapılamıyorsa suya çok ihtiyaç duymayan bir başka bitki yetiştirilebilir. Düşünen hangi devlet yetkilisiyse 'bravo' diyecekken lavanta fidelerini Fransa'dan getirip köylüye dağıtanın bir iş adamı olduğunu öğreniyoruz.
Köy halkı önceleri sadece evinin bahçesine süs olsun diye ektiği lavantaları sonraları tarlalara ekerek bu işin ticaretini yapmaya başlamış: Lavanta, tohum ve çiçek olarak satılabildiği gibi lavantadan yağ, su, tonik, dondurma, çay, kek, bal, süt de elde edilmekte ve bu ürünler satılmaktadır, ama nerede satılmakta? Köylü kadınların evlerinin önüne koyduğu plastik masalarda!
Ne olmuş yani demeyin, köy halkını küçümsediğimden değil, tam tersi köylü gerçekten elinden geleni yapmış ve yapıyor, bunu çok net görebiliyorsunuz.
Lavanta köyü gerçekten gidilip görülmeli, ancak bu bir turizm yazısı olmadığı için -ki lavanta köyünü görsellerle birlikte anlatan çok güzel internet siteleri ve sosyal medya hesapları var- ben köyü gezerken kendi gördüklerimi ve düşündüklerimi yazmak istedim. O yüzden içimi kemiren sorularıma devam ediyorum.
Bu köy bakanlığın ve bazı kuruluşların projesi dahilinde gelişme gösteriyor. Ancak ben bu desteği köyde göremedim, köylü lavanta hasadını yapıyor ve Keçiborlu'daki sanayicilere veriyor, sonra o ürünü o küçücük köyde derme çatma çardaklarda satmaya çalışıyor. Hani bunun diğer şehirler ayağı? Hani bunun yurt dışı ayağı? Burada kazanan kim? Köylüyse; kedi buradaysa et nerede, et buradaysa kedi nerede?
Harika bir lavanta dondurması yiyoruz, bir topu 5 TL, iyi para, neden bu kadar pahalı? Satıcı bilmiyor, lavanta kendinin ama söz hakkı yok. Bu enfes dondurmayı neden başka şehirlerde yiyemiyoruz?
Gelelim köyün kendisine. Alaçatı, Eski Foça tarzı bir yer hayaliyle gidiyor ve beyaz mor evler bekliyoruz: Hayır, gayet bakımsız evler, yollar ve bahçe duvarlarıyla karşılaşıyoruz. Bakımsız duraklar, çöp konteynırları… Tam bir şok… Mis gibi lavanta kokusunu çekerken şoku atlatmaya çalışıyor ve düşünmeye başlıyorsunuz: Belediye ne yapıyor? İl Özel İdaresi? Bakanlık? Isparta-Burdur milletvekilleri?... Muhakkak iyi şeyler yapmışlardır, ondan şüphem yok. Zira köye gelen turist sayısı oldukça yüksek, -yaşanan hayal kırıklığının oranı da yüksek- bu da yeterli görülüyor zannımca. Lavanta ekimine 1975'te, projeye 1990'larda başlandığı düşünüldüğünde bir arpa boyu yol alındığını görüyorsunuz. El âlem 3 günde aya gidiyor, deniliyor böyle durumlar için.
Ve lavanta kokulu köy gibi hem turizm hem sanayi getirisi oldukça yüksek potansiyele sahip öyle çok köyümüz var ki… Hani diyoruz ya her köşesi cennet vatan diye. Bunu söylemekle de vatan sevgisi olmuyor.
Ben bunların hepsini projesine dâhil etmiş, milletinin, köylüsünün yanında, ülke kaynaklarını en güzel şekilde halkın yararına kullanmayı amaç edinmiş ulusal bir parti biliyorum; "Benim milletvekilim elinde çantası ülke ülke gezip pazar arayacak!" diyen de bir lideri var, yöre halkının bildiğini de biliyorum, ancak bu akıl tutulmasının sebebini hâlâ bilmiyorum.
İlginç bir hikâye oldu değil mi? Lavanta kokusunu aldınız mı? Almadıysanız sebebi belli: Koku, lavantalı pastanın büyük diliminin olduğu yerde! Koku olmadığına göre ne var? Toplumsal gerçekler var! Edebiyat da bir yere kadar!
- Ev okulu/okul gerekli mi? / 29.09.2020
- Okullar açılmadan, ziller çalmadan… / 28.08.2020
- Kendimize uygun mesleği seçmek / 30.07.2020
- Meslek seçiminin ilk adımı / 29.07.2020
- YKS gençliği ne alemde? / 21.07.2020
- Hayatın anlamını yakalamak / 19.07.2020
- LGS sonrası ebeveyn tutumları / 09.07.2020
- YKS öncesi / 26.06.2020
- Üstat ve eğitim-II / 25.06.2020

























































