TBMM'de kabul edilerek Resmi Gazete 'de yayımlanan Libya tezkeresiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Libya'daki görev süresi 24 ay daha uzatıldı. Bu karar, tek başına bir askeri süre uzatımı olarak değil; Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki konumlanışını, dış politika tercihlerini ve mevcut ittifak yapısını yansıtan bir gösterge olarak okunmalı.
Burada temel mesele, kararın içeriğinden çok, neyi işaret ettiğidir.
24 ay: Süre değil mesaj
Dış politikada süreler çoğu zaman teknik değil, politiktir. Libya tezkeresinde tercih edilen 24 ay, kısa vadeli bir geçiş döneminden ziyade orta vadeli bir angajmana işaret eder. Bu tercih, Türkiye'nin Libya dosyasını geçici bir kriz alanı olarak değil, stratejik bir başlık olarak ele aldığını gösteriyor.
Libya'daki siyasi parçalanmışlık ve güvenlik belirsizliği dikkate alındığında, daha kısa süreli tezkerelerin sahadaki faaliyetleri ve diplomatik sürekliliği zorlaştıracağı açıktır. Bu yönüyle 24 ay, karar vericilerin "bekle-gör" yaklaşımını aştığını gösteren bir zaman aralığıdır.
Libya dosyasının stratejik arka planı
Libya, Türkiye açısından yalnızca Kuzey Afrika'daki bir ülke değil; Akdeniz'e açılan jeopolitik bir kapıdır. 2019'da imzalanan deniz yetki alanları anlaşması, Libya'yı Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasında merkezi bir aktör haline getirmiştir.
Bu anlaşmanın geleceği, Libya'daki siyasi dengeyle doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla Türkiye'nin sahadaki varlığı, yalnızca Libya iç dinamikleriyle değil, Akdeniz'deki güç dağılımıyla da ilişkilidir. Tezkere bu anlamda, hukuki kazanımların fiili zeminle desteklenmesi ihtiyacının bir yansımasıdır.
Mavi Vatan ve sahadaki gerçeklik
Mavi Vatan yaklaşımı, Türkiye'nin deniz yetki alanlarına dair stratejik çerçevesini ortaya koyuyor. Ancak bu yaklaşımın sürdürülebilirliği, söylemden ziyade uygulamayla ölçülür.
Libya'daki askeri varlık, Mavi Vatan'ın güney hattında bir denge unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Türkiye'nin Akdeniz'de yalnızca diplomatik değil, fiili bir aktör olma tercihinde ısrarcı olduğunu gösteriyor.
Doğu Akdeniz'de ittifak sorunu
Bu noktada dikkat çeken temel meselelerden biri, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin sınırlı sayıda ortakla hareket etmek zorunda kalmasıdır. Mevcut tabloda, Libya ve KKTC dışında Türkiye ile deniz yetki alanları ve enerji başlıklarında örtüşen kalıcı aktör sayısı sınırlıdır.
Bunun nedenleri askeri olmaktan çok diplomatik ve yapısaldır. Bölgedeki birçok ülke, enerji projeleri üzerinden oluşturulan bloklar içinde hareket etmekte; dış aktörlerin yönlendirdiği çok taraflı mekanizmalar öne çıkmaktadır. Türkiye ise bu yapıların büyük bölümünün dışında kalmaktadır.
Bu tablo değişebilir mi?
Doğu Akdeniz'de kalıcı ortaklıklar, askeri varlıkla değil; çıkar uyumu ile inşa edilir. Enerji paylaşımı, ekonomik iş birlikleri ve uzun vadeli karşılıklı bağımlılık, ittifak üretmenin temel araçlarıdır.
Mevcut durumda Türkiye'nin askeri kapasitesi sahada etkili olsa da bu etkinin diplomatik ortaklıklara dönüşmesi sınırlı kalmaktadır. Bu durum, dış politikanın askeri araçlara daha fazla yaslandığı bir döneme işaret etmektedir.
Askeri devamlılık, diplomatik açıklık
Libya tezkeresinin 24 ay uzatılması, süreklilik açısından bir netlik sağlıyor. Ancak bu sürekliliğin diplomatik açılımlarla desteklenmemesi halinde, askeri varlık tek başına yeni denge üretmekte zorlanabilir.
Bu noktada asıl belirleyici unsur, Libya dosyasının yalnızca güvenlik eksenli mi, yoksa çok boyutlu bir dış politika çerçevesinde mi ele alınacağıdır.
Genel bir durum tespiti
Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor:
Türkiye, Doğu Akdeniz'de sahada güçlü, ancak ittifak alanında sınırlı bir pozisyonda bulunuyor. Libya tezkeresi bu gerçeği gizlemiyor; aksine görünür kılıyor.
24 ay, bu tablonun değişip değişmeyeceğini gösterecek bir zaman aralığıdır. Bu sürenin sonunda ortaya çıkacak sonuç, sadece Libya politikasını değil, Türkiye'nin Akdeniz'de nasıl bir aktör olacağını da netleştirecektir.
Asıl soru hala açık duruyor:
Bu süre, askeri varlığın ötesine geçen yeni bir denge üretebilecek mi, yoksa mevcut pozisyonun korunmasıyla mı sınırlı kalacak?
Dış politika açısından bakıldığında, Libya tezkeresi tam olarak bu sorunun içinde duruyor.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Yuan dünya parası olabilir mi? Parayla kurulan güç düzenine Çin'in itirazı / 03.02.2026
- Çin, İran ve sessiz diplomasi: Türkiye açısından çıkış yolu / 31.01.2026
- Ortadoğu'da yeni saflaşma: Siyasi ve ekonomik denge arayışı / 30.01.2026
- İngiltere, Çin ve değişmeyen denge arayışı / 29.01.2026
- Ukrayna'da barış arayışı tıkandı mı? Gözler Balkan deneyimine çevriliyor / 28.01.2026
- Dağlara yönelen penguen, Davos ve gökyüzüne dokunma iddiası / 27.01.2026
- Altın yer değiştirirse sadece kasalar değil, dengeler de değişir / 26.01.2026
- Putin'in gözünden dünya: Kuzey neden ısınıyor? / 24.01.2026
- Grönland dosyası: Buzların altındaki pazarlık, ABD üsleri ve Türkiye'nin sessiz takibi / 23.01.2026
- Büyük güçlerin gölgesinde Suriye: Çıkar, güç ve insan / 22.01.2026
- Çin, İran ve sessiz diplomasi: Türkiye açısından çıkış yolu / 31.01.2026
- Ortadoğu'da yeni saflaşma: Siyasi ve ekonomik denge arayışı / 30.01.2026
- İngiltere, Çin ve değişmeyen denge arayışı / 29.01.2026
- Ukrayna'da barış arayışı tıkandı mı? Gözler Balkan deneyimine çevriliyor / 28.01.2026
- Dağlara yönelen penguen, Davos ve gökyüzüne dokunma iddiası / 27.01.2026
- Altın yer değiştirirse sadece kasalar değil, dengeler de değişir / 26.01.2026
- Putin'in gözünden dünya: Kuzey neden ısınıyor? / 24.01.2026
- Grönland dosyası: Buzların altındaki pazarlık, ABD üsleri ve Türkiye'nin sessiz takibi / 23.01.2026
- Büyük güçlerin gölgesinde Suriye: Çıkar, güç ve insan / 22.01.2026






















































