Umre yolculuğumuzun ilk menzili Medine oldu. Medine'ye varmak, bir şehre ulaşmaktan çok daha fazlasıdır; insanın iç dünyasında yeni bir hâlin başlamasıdır. Mekân değişir ama asıl değişen kalptir. Çünkü Medine, aceleyi susturan; kalbi yavaşlatan, insana durmayı, dinlemeyi ve edeple yönelmeyi öğreten müstesna bir beldedir.
Bu şehir, Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ahlâkıyla yoğrulmuştur. Medine'de hissedilen dinginlik, tabiatın ya da mimarinin değil; nübüvvet terbiyesinin yaşayan mirasıdır. Burada insan farkında olmadan sesini kısar, adımlarını ağırlaştırır. Kalabalıklar içinde bile içsel bir yalnızlık değil; derin bir huzur hâli yaşanır.
Medine'nin kalbi Mescid-i Nebevi'dir. Yirmi dört saat açık olan bu mübarek mekân, günün her anı ibadet ve ilimle doludur. Namaz vakitleri dışında da mescid boşalmaz; Kur'ân tilaveti hiç kesilmez. Sütunların altında toplanan ilim halkalarında, elifbâdan hıfz-ı Kur'ân'a kadar her seviyede eğitim sürer. Yaşlısı, genci, dünyanın dört bir yanından gelmiş Müslümanlar; sessizce dinler, tekrar eder, öğrenir. Medine, ilmin gösterişten uzak; vakarla icra edildiği bir mekteptir.
Efendimiz'in (s.a.v.) huzuruna yaklaşmak, Medine'de başlı başına bir ahlâk dersidir. Selâm vermek bile ölçülüdür; ses yükselmez, adımlar hızlanmaz. Burada insan, edebin ibadetin ayrılmaz bir parçası olduğunu fiilen öğrenir. Kalabalıklar içinde bile incitmemeye dair güçlü bir hassasiyet hissedilir.
Sabah namazının ardından yapılan Cennetü'l-Bakî ziyareti, Medine'nin ruhunu en derinden hissettiren duraklardan biridir. Gün henüz aydınlanırken, sessizlik içinde girilen bu mübarek mekânda tarih, dua ile birleşir. Burada Hz. Fâtıma (r.a.), İmam Hasan, İmam Zeynelâbidîn, İmam Muhammed Bakır, İmam Cafer-i Sâdık başta olmak üzere Ehl-i Beyt'ten ve sahabeden pek çok mümtaz isim metfundur. Bakî'de insan, ölümü bir son değil; emanetin aslına dönüşü olarak idrak eder. Bu yüzden burada yapılan dualar korku değil, teslimiyet taşır.
Medine, duayı da yeniden öğretir. Dua burada yalnızca istemek değildir; yakınlık kurmaktır. İnsan, talep ederken haddini bilir; dili kadar kalbini de kontrol eder. Yüksek sesli yakarışlardan ziyade, içten yükselen niyetler hâkimdir. Efendimiz'in (s.a.v.) şehrinde dua, bir sekînet hâlidir. Sözler azalır, anlam derinleşir.
Medine'de ziyaret edilecek önemli beldeler vardır. Kuba Mescidi, İslâm tarihinde inşa edilen ilk mescid olma vasfıyla, sadeliğin ve samimiyetin sembolüdür. Burada kılınan iki rekât namaz, niyetin ve istikametin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır.
Mescid-i Kıbleteyn ise yönelişin değiştiği, emre mutlak teslimiyetin tarihe kazındığı mekândır. Kıblenin Kudüs'ten Kâbe'ye çevrildiği bu mescit, kulluğun tartışmasız itaate dayandığını sessizce öğretir.
Medine'nin hemen dışında yükselen Uhud Dağı, canlı bir ders gibidir. Uhud, sebep–sonuç ilişkisinin; emre itaat ile netice arasındaki bağın ibretli bir şahididir. Burada insan, başarı kadar sabrın ve sadakatin de imtihan olduğunu anlar.
Bu mübarek şehirde dikkat çeken bir başka husus da ümmet bilincinin canlılığıdır. Farklı diller, renkler ve kültürler aynı safta buluşur. Kimlikler silinmez; fakat hepsi kulluk paydasında anlam kazanır. Medine, "birlik" kavramının slogan değil, yaşanan bir hâl olduğunu gösterir.
Burada insan şunu fark eder: İbadet sadece namazdan, oruçtan ibaret değildir. İbadet; yürüyüşte vakar, bakışta edep, sözde ölçüdür. Medine, kalbi eğiten bir şehirdir. Sabır burada öğretilir; tevazu burada içselleştirilir, teslimiyet burada olgunlaşır.
Aylarca hazırlığını yaptığımız bu yolculukta, Efendimiz'in (s.a.v.) huzurunda bulunmak; milyonlarca Müslüman kardeşimizle aynı mescitte, aynı safta namaz kılmak nasip oldu. Medine'de anladık ki; insanı büyüten şey kalabalıklar değil, ahlâkla yoğrulmuş bir vakardır.
Bu şehirden ayrılırken, insan ardında bir mekân değil; kalbine emanet edilmiş bir hâl bırakır. Medine, gidilen bir yer değil; taşınan bir edep olarak yolculuğa dâhil olur.
- Yeni dünya düzeninde güvenlik satılık mı? / 24.01.2026
- Ulus devlet olmadan güvenlik olmaz / 23.01.2026
- Atatürk’ün devlet aklı bugün ne söyler? / 11.01.2026
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026




























































































