HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 17 MAYIS 2021, PAZARTESİ

Mehmed Akif kürsüde-II

22.05.2001 00:00:00
Mehmet Akif Ersoy'un halka seslenişine devam ediyoruz:

... Bunların bütün insanlara, bilhassa müslümanlara karşı öyle kinleri, öyle husumetleri vardır ki, hiçbir surette teskin edilmek imkanı yoktur. Süreta dinsiz geçinirler. "Hürriyet-i vicdan" diye kainatı aldatıp dururlar. Hele biz müslümanları, biz Şarklıları taassubla itham eder dururlar. Heyhat! Dünyada bir mutaasıb millet varsa, Avrupalılar'dır, Amerikalı'lardır. Taassubdan hiç haberi olmayan bir millet isteseniz o da bizleriz.

Harp esnasında bilirsiniz ki, Almanya İmparatoru İstanbul'a gelmişti. Biz safderun müslümanlar Halife'nin müttefiki sıfatıyla o misafire karşı nasıl hürmette, nasıl ikramda bulunacağımızı şaşırdık. Bu şaşkınlıkta o kadar ileri gittik ki; Darülhilafe'nin yani İstanbul'un minarelerini kandil gecesi imiş gibi kandillerle donattık. Alman dostluk yurdu binası kurulacak denildi, bol keseden bir kaç camimizi heriflere peşkeş çektik. Ha!. Gelelim bizim bu gibi fedakarlıklarımıza karşı gördüğümüz mukabeleye! Düşmanlar "Kudüsü" bizim elimizden gasbettikleri zaman bu felaket, Harbu Umumi üzerine büyük bir tesir ika etmişti. Yani "Filistin Cephesi"nin bozulması muharebe terazisini düşmanlarımızın tarafına epeyce eğdirmişti. Binaenaleyh müttefikimiz olan Almanlar'a yine Alman'dan başka bir şey olmayan Avustralyalılar'ın bu işten bizim kadar müteessir olmaları icab ederdi. Ey cemaati müslimin! İşe bakın ki; Kudüs, velev ki İngilizler'in eline geçmiş olsun, velev ki, bu memleketin düşman eline geçmesi, bu cephenin bozulması yüzünden muharebe bizim hesabımıza kaybolsun, tek Müslümanların elinde Türk'lerin elinde kalmasın, hasmımız da olsa dindaşımız olan İngilizlerin eline geçsin, diyerek Viyanalılar şehrayin şaptılar. Evlerini donattılar. Bu maskaralığı menedip yakılan elektrik fenerlerini söndürünceye kadar Avusturya Hükümeti'nin göbeği çatladı. Artık taassubun hangi tarafta, hürriyet, müsamahakarlığın hangi tarafta olduğunu bu misallerle de anlamazsanız, kıyamete kadar anlayacağınız yoktur!...

Biz müslümanlar, bin tarihinden itibaren çalışmayı bıraktık, adalete, ahlaksızlığa, döküldük. Avrupalılar ise gözlerini açtılar, alabildiğine terakki ettiler. Görüyorsunuz ki denizlerin dibinde gemi yüzdürüyorlar. (...) Ayat-ı kerime var, namütenahi ehadis-i şerif var. Bunlara göre: Müslümanlar'dan biri diğer dindaşlarını kendi öz kardeşi bilmedikçe, onların meserretiyle mesrur, musibetiyle, matemiyle mahzun olmadıkça tam müslüman olamaz. İmanın kemali cemaat-i müslimine sımsıkı sarılmakla kaimdir. "Müslümanların derdini, kendine dert etmeyen müslüman değildir!.." buyuran Resul-i Hakim Sallalahü Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri diğer bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki: "Dünyanın öbür ucundaki bir müslümanın ayağına bir diken batacak olsa ben onun acısını kendimde duyarım. Bütün müslümanlar bir araya gelerek tek bir vücudu meydana getiren muhtelif uzuvlara benzerler, insanın bir uzvuna bir hastalık, bir acı isabet etse, diğer uzuvların kaffesi o hasta uzvun elemine ortak oldukları gibi bir müslüman da diğer dindaşlarının acısına musibetine matemine kabil değil bigane kalamaz. Kalabiliyorsa demek ki; müslüman değil..."

... Ey cemaat-i müslimin! Milletler topla, tüfekle, zırhlı ordularla, tayyarelerle yıkılmıyor ve yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatini temin etmek sevdasına düştüğünde yıkılıdr.

Atalarımızın "kale içinden alınır..." sözü kadar büyük söz söylenmemiştir. Evet dünyada bu kadar sağlam, bu kadar şaşmaz bir düstur yoktur. İslam tarihini şöyle bir gözümüzden geçirecek olursak, cenupta, şarkta, şimalde, garpta yetişen ne kadar, müslüman hükümetleri varsa hepsinin tefrika yüzünde aralarında hadis olan fitneler, fesadlar, nifaklar yüzünden istiklallerine veda ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini görüyoruz. Emeviler, Abbasiler, Endülüslüler, Moğollar, Selçuklular, Mağribiler, Faslılar, Tunuslular, Cezayirliler... hep bu ayrılık gayrılık hislerine kapıldıkları için saltanatlarını kaybettiler. Biz Türkiye müslümanları Dünyanın üç büyük kıt'asına hakimdik. Koca Akdeniz, koca Karadeniz hükmümüz altında bulunan cesim cesim memleketlerin ortasında birer göl gibi kalmıştı. Ordularımız Viyana önlerinde gezerdi. Donanmalarımız Hind Okyanuslar'ında yüzerdi. Müslümanlık rabıtası ırkı, iklimi, lisanı, adatı, ahlakı büsbütün başka olan bir çok milletleri yekdiğerine sımsıkı bağlamıştı. "Boşnak" İslavlığını "Arnavut" Latinliğini, "Pomak" Bulgarlığını, elhasıl her kavim kendi kavmiyetini bir tarafa atarak "İslam Camiası" etrafında toplanmış, Kelimetullahı i'la için canını, bütün varını güle güle, koşa koşa feda etmişti. Fakat sonraları aramıza Avrupalılar tarafından türlü türlü şekiller, türlü türlü isimler altında ekilen fitne, tefrika tohumları bizim haberimiz olmadan filizlenmeğe, dallanmağa, budaklanmağa başladı. O demin söylediğim rabıta gevşedi. Artık eski kuvveti, eski tesiri kalmadı. Kalemizin içinden sarsılmaya yüz tutuğunu gören düşmanlar kendi aralarında birleşerek, yani biz müslümanların memur olduğumuz vahdeti onlar vücuda getirerek birer hücumda yurdumuzun birer büyük parçasını elimizden alıverdiler. Bugün bizi Asya'nın bir ufak parçasında bile yaşayamayacak hale getirdiler...

..Ey Cemaat-i müslimin! Gözünüzü açınız, ibret alınız. Bizim hani senelerden beri kanımızı, iliğimizi kurutan dahili meseler yok mu, hepsi düşman parmağıyla çıkarılmış meselelerdir. Artık kime hizmet ettiğimizi, kimin hesabına birbirimizin gırtlağına sarıldığımızı anlamak zamanı zannediyorum ki, gelmiştir. Allah rızası için olsun aklımızı başımıza toplayalım. Çünkü böyle düşman hesabına çalışarak elimizde kalan bir avuç toprağı da verecek olursak, çekilip gitmek için arka tarafta bir karış yerimiz yoktur. Şimdiye kadar düşmana kaptırdığımız koca koca memleketin halkı hicret edecek yer bulabilmişlerdi. Neuzübillah biz öyle bir akıbete mahkum olursak başımızı sokacak bir delik bulamayız...
 
Aziz Karaca / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.