Eski Başbakanlardan, bir önceki dönemin küçük koalisyon ortağı ve Türkiye'nin en AB'ci siyasilerinden olan Mesut Yılmaz'ın önceki gün Basın Kulübü'ndeki açıklamalarını büyük bir dikkatle dinledim. Çok garip ama, Mesut Yılmaz gibi AB bayraktarlığıyla nam salmış biriyle ilk defa AB konusunda aynı düzlemde buluştuğumuzun farkına vardım ve Yılmaz'ın AB ve İlerleme Raporu'yla ilgili söylediklerine sonuna kadar katıldım.
3 saati aşkın bir süre televizyon başında bu AB sohbetini dinledikten sonra kendi kendime şöyle dedim: Mesut Yılmaz bile böyle söylüyorsa?
AB'nin bize dayattığı İlerleme Raporu'nun vahametini daha iyi kavrayabilmek için Mesut Yılmaz'ın şu sözlerine kulak verelim:
"AB raporu, 'Türkiye AB'ye üye olmayabilir. Türkiye önemli bir bölgede bulunan önemli bir ülkedir. Türkiye'nin AB'ye ters düşmemesi gerekir. Bizim için Türkiye'nin AB'ye girmesi önemli değildir. Türkiye AB'ye yakın olsun' demektedir. Bu son birkaç gündür yaşananlar tirajikomik bir vakadır!
?
Raporu dikkatlice okunduğunuzda bir kere bir iç ahengi yok. Giriş ve sonuç bölümlerinde bir tutarlılık yok. Rapor açıkça müzakereler sonucunda doğrudan AB üyeliği diye bir şey vermiyor. Maalesef kandırılıyoruz. Kandırıldığımız yetmiyormuş gibi bir de bayram yapıyoruz. Verheugen ve Başbakan Erdoğan raporu kamuoyuna farklı pazarlıyorlar. Sayın Başbakan bize teşekkür etmeyi bıraksın da raporu iyi okusun.
Bir kere 2014'e kadar müzakere yapacağız 2014'ten sonra da bir Güney Kıbrıs bizim üyeliğimizi veto edecek bir konumda düşünebiliyor musunuz. Rapor tam anlamıyla gayri diplomatik bir dille yazılmıştır. Sanki bir sömürge valisi gibi davranıyorlar. Ne yapacağımızı tek tek söylüyorlar. Bu rapor bize tam anlamıyla bir belirsizlik sunuyor. Müzakereler sonucunda büyük bir ihtimalle hiç bir şey çıkmayacak. Bu rapor son derece terbiyesizce bir üslupla yazılmıştır.
Türkiye'yi yönetenler AB'ye demeli ki sen beni içine almazsan ben senin kurumlarına bağlı kalamam. Kendi çıkarlarım doğrultusunda farklı işbirlikleri yapabilirim. Sen beni çantada keklik sanma demeli.
?
Biz bayram yapacağımıza bu rapora karşı çıkmamız gerekir. Bu rapora sayın Başbakan'ın dediği gibi bir Türk gibi bakarsak raporun kabul görmemesi gerekir oysa biz bayram yapmayı yeğliyoruz. Adamlar bu Türklerin akli dengesi yerinde değil diyecekler .
Biz bir eşik atlıyoruz ama bu herkesin atladığı bir eşik değil, tam bir dehlize giriyoruz, nereye gideceğimiz belli değil tam bir belirlisizlik söz konusu. 17 Aralık kararını net bir sonuca bağlanmalı. Bağlanamıyorsa rapor reddedilmeli."
Yılmaz'ın uyarıları ve tespitleri oldukça yerinde. Yılmaz ayrıca, AB'nin son İlerleme Raporu'yla 1999 Helsinki Zirvesi'nde alınan kararların bile gerisine düşüldüğünü ve "eşitlik" ilkesinin tamamen ortadan kalktığını dile getirerek, serbest dolaşım ve tarım destekleme fonlarının olmamasından dolayı halkın AB'ye "evet" demesini sağlayacak tüm unsurların ortadan kalktığının altını çiziyor. Özetle, halk AB'den hiçbir şey beklemesin, aksine tarım nüfusunun yarısının ortadan kaldırılması için tarım kesimine atılacak büyük tırpanın hesabını yapsın!
AB'nin İlerleme Raporu'yla Türkiye'yi tam bir dehlize sürüklediğini ve hepsinden önemlisi müzakereler sonunda üyeliği garanti etmediğini defalarca dile getirmiştik. Bütün bunların yanında üyelik kaderimizin Güney Kıbrıs gibi "minnacık ve etkisiz" bir topluluğun inisiyatifine terk edilişine duyduğumuz öfkeyi de sıkça aktardık. Ama maalesef bu gerçekleri biz dile getirince hakkıyla muamele görmüyor ama Mesut Yılmaz gibi tüm ömrünü AB'ye harcamış bir eski siyasi dile getirince daha etkili oluyor.
Biz veya bir başkası, bu o kadar da önemli değil, önemli olan halkın bu gerçeklerin farkına varması.
3 saati aşkın bir süre televizyon başında bu AB sohbetini dinledikten sonra kendi kendime şöyle dedim: Mesut Yılmaz bile böyle söylüyorsa?
AB'nin bize dayattığı İlerleme Raporu'nun vahametini daha iyi kavrayabilmek için Mesut Yılmaz'ın şu sözlerine kulak verelim:
"AB raporu, 'Türkiye AB'ye üye olmayabilir. Türkiye önemli bir bölgede bulunan önemli bir ülkedir. Türkiye'nin AB'ye ters düşmemesi gerekir. Bizim için Türkiye'nin AB'ye girmesi önemli değildir. Türkiye AB'ye yakın olsun' demektedir. Bu son birkaç gündür yaşananlar tirajikomik bir vakadır!
?
Raporu dikkatlice okunduğunuzda bir kere bir iç ahengi yok. Giriş ve sonuç bölümlerinde bir tutarlılık yok. Rapor açıkça müzakereler sonucunda doğrudan AB üyeliği diye bir şey vermiyor. Maalesef kandırılıyoruz. Kandırıldığımız yetmiyormuş gibi bir de bayram yapıyoruz. Verheugen ve Başbakan Erdoğan raporu kamuoyuna farklı pazarlıyorlar. Sayın Başbakan bize teşekkür etmeyi bıraksın da raporu iyi okusun.
Bir kere 2014'e kadar müzakere yapacağız 2014'ten sonra da bir Güney Kıbrıs bizim üyeliğimizi veto edecek bir konumda düşünebiliyor musunuz. Rapor tam anlamıyla gayri diplomatik bir dille yazılmıştır. Sanki bir sömürge valisi gibi davranıyorlar. Ne yapacağımızı tek tek söylüyorlar. Bu rapor bize tam anlamıyla bir belirsizlik sunuyor. Müzakereler sonucunda büyük bir ihtimalle hiç bir şey çıkmayacak. Bu rapor son derece terbiyesizce bir üslupla yazılmıştır.
Türkiye'yi yönetenler AB'ye demeli ki sen beni içine almazsan ben senin kurumlarına bağlı kalamam. Kendi çıkarlarım doğrultusunda farklı işbirlikleri yapabilirim. Sen beni çantada keklik sanma demeli.
?
Biz bayram yapacağımıza bu rapora karşı çıkmamız gerekir. Bu rapora sayın Başbakan'ın dediği gibi bir Türk gibi bakarsak raporun kabul görmemesi gerekir oysa biz bayram yapmayı yeğliyoruz. Adamlar bu Türklerin akli dengesi yerinde değil diyecekler .
Biz bir eşik atlıyoruz ama bu herkesin atladığı bir eşik değil, tam bir dehlize giriyoruz, nereye gideceğimiz belli değil tam bir belirlisizlik söz konusu. 17 Aralık kararını net bir sonuca bağlanmalı. Bağlanamıyorsa rapor reddedilmeli."
Yılmaz'ın uyarıları ve tespitleri oldukça yerinde. Yılmaz ayrıca, AB'nin son İlerleme Raporu'yla 1999 Helsinki Zirvesi'nde alınan kararların bile gerisine düşüldüğünü ve "eşitlik" ilkesinin tamamen ortadan kalktığını dile getirerek, serbest dolaşım ve tarım destekleme fonlarının olmamasından dolayı halkın AB'ye "evet" demesini sağlayacak tüm unsurların ortadan kalktığının altını çiziyor. Özetle, halk AB'den hiçbir şey beklemesin, aksine tarım nüfusunun yarısının ortadan kaldırılması için tarım kesimine atılacak büyük tırpanın hesabını yapsın!
AB'nin İlerleme Raporu'yla Türkiye'yi tam bir dehlize sürüklediğini ve hepsinden önemlisi müzakereler sonunda üyeliği garanti etmediğini defalarca dile getirmiştik. Bütün bunların yanında üyelik kaderimizin Güney Kıbrıs gibi "minnacık ve etkisiz" bir topluluğun inisiyatifine terk edilişine duyduğumuz öfkeyi de sıkça aktardık. Ama maalesef bu gerçekleri biz dile getirince hakkıyla muamele görmüyor ama Mesut Yılmaz gibi tüm ömrünü AB'ye harcamış bir eski siyasi dile getirince daha etkili oluyor.
Biz veya bir başkası, bu o kadar da önemli değil, önemli olan halkın bu gerçeklerin farkına varması.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012






























































































