Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın İran'a yapılan saldırıları değerlendiren televizyon konuşmasından bir tespit üzerinde daha duralım istedik.
"Mezhep kavgası İslam dünyasının içerisindeki en büyük fitne." Bu cümle, bugün yaşanan birçok krizin özünü tek başına özetleyecek kadar çarpıcıdır. Zira mesele artık sadece bir yorum farklılığı değil, bilinçli şekilde derinleştirilen bir ayrışma problemidir. Hüseyin Baş'ın dikkat çektiği üzere, özellikle son dönemde yaşanan savaşlar üzerinden Türkiye'de de yapay bir mezhepçilik hikâyesi inşa edilmeye çalışılmaktadır.
Bu yaklaşımın ahlaki bir zemini yoktur. Çünkü temel bir hakikat vardır: Müslümana mezhebi, mazluma dini sorulmaz. Zulüm karşısında saf tutmak, mezhebi aidiyetlerle sınırlandırılamaz. Ancak ne yazık ki bugün bazı çevreler, yaşanan acıları bile mezhepsel kimlikler üzerinden okumayı tercih ederek hem hakikati çarpıtmakta hem de toplumsal vicdanı zedelemektedir.
Aslında bu mesele yeni de değildir. Peygamber Efendimizin ahirete irtihalinden sonra başlayan ayrışmalar, zamanla mezhebi farklılıklar üzerinden derinleşmiş ve asırlar boyunca Müslümanların kanayan bir yarası haline gelmiştir. Tarih bize göstermektedir ki, İslam dünyası ne zaman kendi iç ihtilaflarına gömülmüşse, o zaman dış müdahalelere açık hale gelmiştir. Daha da önemlisi, İslam karşıtı odaklar da bu yarayı sürekli kaşıyarak, mezhep farklılıklarını bir çatışma unsuru haline getirmekten geri durmamıştır.
Bu kirli oyunun fark edilmesi ve bozulması noktasında ise önemli fikri müdahaleler de ortaya konmuştur. Nitekim Prof. Dr. Haydar Baş, mezhep kavgaları üzerinden kurgulanmak istenen bu ayrıştırıcı zemini "Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt" anlayışıyla ele alarak, İslam dünyasını ortak bir paydada buluşturmayı hedefleyen bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, mezhepler üzerinden yürütülen çatışma senaryolarını boşa çıkarma iddiası taşıması bakımından dikkat çekicidir.
Daha da ötesi, hiçbir mezhebin ortak kabulüne girmeyen bazı tarihsel şahsiyetlerin, adeta "büyük din önderleri" gibi sunulması dikkat çekici bir başka sapmadır. Bu durum, doğal bir dini gelişimin değil; dışarıdan ithal edilen, yerli ve sahih birikimle örtüşmeyen ideolojik müdahalelerin sonucudur. Tarih boyunca emperyal güçlerin en etkili yöntemlerinden biri, toplumların iç farklılıklarını kaşıyarak onları birbirine düşürmek olmuştur. Mezhep gerilimi de bugün bu stratejinin en işlevsel araçlarından biri haline getirilmiştir.
Tam da bu noktada, mezhep kavgasının neden "en büyük fitne" olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü bu kavga, dışarıdan gelen bir tehditten ziyade içeriden çökerten bir etki üretir. İnancı, kimliği ve ortak geçmişi paylaşan toplumları ayrıştırarak onları zayıflatır. Bu nedenle bu fitnenin önüne geçmek, sadece siyasi bir tercih değil; aynı zamanda ahlaki ve tarihi bir sorumluluktur.
Bu sorumluluk hem bireylere hem de devlete düşmektedir. Toplumsal düzeyde daha kuşatıcı, daha adil ve daha sahici bir dil inşa edilmeden bu sorun aşılmaz. Bu çerçevede, devlet yetkililerinin mezhep ayrımcılığını reddeden ve birleştirici bir dil benimseyen söylemlerini de doğru bir istikamette atılmış adımlar olarak görmek gerekir. Çünkü bu meselede kullanılan dil, doğrudan toplumsal yönelimi belirlemektedir.
Sonuç olarak, mezhep farklılıklarını bir çatışma unsuru haline getirmek değil, onları bir zenginlik olarak okuyabilmek zorundayız. Aksi halde, dışarıdan müdahaleye bile gerek kalmadan, kendi içimizde ürettiğimiz fay hatlarıyla sarsılmaya devam ederiz. Ve bu da en çok, zaten yaralı olan İslam dünyasına zarar verir. Allah muhafaza…
"Mezhep kavgası İslam dünyasının içerisindeki en büyük fitne." Bu cümle, bugün yaşanan birçok krizin özünü tek başına özetleyecek kadar çarpıcıdır. Zira mesele artık sadece bir yorum farklılığı değil, bilinçli şekilde derinleştirilen bir ayrışma problemidir. Hüseyin Baş'ın dikkat çektiği üzere, özellikle son dönemde yaşanan savaşlar üzerinden Türkiye'de de yapay bir mezhepçilik hikâyesi inşa edilmeye çalışılmaktadır.
Bu yaklaşımın ahlaki bir zemini yoktur. Çünkü temel bir hakikat vardır: Müslümana mezhebi, mazluma dini sorulmaz. Zulüm karşısında saf tutmak, mezhebi aidiyetlerle sınırlandırılamaz. Ancak ne yazık ki bugün bazı çevreler, yaşanan acıları bile mezhepsel kimlikler üzerinden okumayı tercih ederek hem hakikati çarpıtmakta hem de toplumsal vicdanı zedelemektedir.
Aslında bu mesele yeni de değildir. Peygamber Efendimizin ahirete irtihalinden sonra başlayan ayrışmalar, zamanla mezhebi farklılıklar üzerinden derinleşmiş ve asırlar boyunca Müslümanların kanayan bir yarası haline gelmiştir. Tarih bize göstermektedir ki, İslam dünyası ne zaman kendi iç ihtilaflarına gömülmüşse, o zaman dış müdahalelere açık hale gelmiştir. Daha da önemlisi, İslam karşıtı odaklar da bu yarayı sürekli kaşıyarak, mezhep farklılıklarını bir çatışma unsuru haline getirmekten geri durmamıştır.
Bu kirli oyunun fark edilmesi ve bozulması noktasında ise önemli fikri müdahaleler de ortaya konmuştur. Nitekim Prof. Dr. Haydar Baş, mezhep kavgaları üzerinden kurgulanmak istenen bu ayrıştırıcı zemini "Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt" anlayışıyla ele alarak, İslam dünyasını ortak bir paydada buluşturmayı hedefleyen bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, mezhepler üzerinden yürütülen çatışma senaryolarını boşa çıkarma iddiası taşıması bakımından dikkat çekicidir.
Daha da ötesi, hiçbir mezhebin ortak kabulüne girmeyen bazı tarihsel şahsiyetlerin, adeta "büyük din önderleri" gibi sunulması dikkat çekici bir başka sapmadır. Bu durum, doğal bir dini gelişimin değil; dışarıdan ithal edilen, yerli ve sahih birikimle örtüşmeyen ideolojik müdahalelerin sonucudur. Tarih boyunca emperyal güçlerin en etkili yöntemlerinden biri, toplumların iç farklılıklarını kaşıyarak onları birbirine düşürmek olmuştur. Mezhep gerilimi de bugün bu stratejinin en işlevsel araçlarından biri haline getirilmiştir.
Tam da bu noktada, mezhep kavgasının neden "en büyük fitne" olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü bu kavga, dışarıdan gelen bir tehditten ziyade içeriden çökerten bir etki üretir. İnancı, kimliği ve ortak geçmişi paylaşan toplumları ayrıştırarak onları zayıflatır. Bu nedenle bu fitnenin önüne geçmek, sadece siyasi bir tercih değil; aynı zamanda ahlaki ve tarihi bir sorumluluktur.
Bu sorumluluk hem bireylere hem de devlete düşmektedir. Toplumsal düzeyde daha kuşatıcı, daha adil ve daha sahici bir dil inşa edilmeden bu sorun aşılmaz. Bu çerçevede, devlet yetkililerinin mezhep ayrımcılığını reddeden ve birleştirici bir dil benimseyen söylemlerini de doğru bir istikamette atılmış adımlar olarak görmek gerekir. Çünkü bu meselede kullanılan dil, doğrudan toplumsal yönelimi belirlemektedir.
Sonuç olarak, mezhep farklılıklarını bir çatışma unsuru haline getirmek değil, onları bir zenginlik olarak okuyabilmek zorundayız. Aksi halde, dışarıdan müdahaleye bile gerek kalmadan, kendi içimizde ürettiğimiz fay hatlarıyla sarsılmaya devam ederiz. Ve bu da en çok, zaten yaralı olan İslam dünyasına zarar verir. Allah muhafaza…
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Mezhep kavgası: İçeriden çökerten en büyük fitnedir / 02.04.2026
- ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu çökmeye mahkûmdur / 01.04.2026
- Doların gölgesinde savaşlar ve bir uyanış hikâyesi / 31.03.2026
- Bu savaşın kazananı neden İran’dır? / 30.03.2026
- Hüseyin Baş ABD-İsrail-İran savaşını değerlendirdi / 29.03.2026
- Şevval ayında Kurtuluş Namazı ve faziletleri / 28.03.2026
- Şevval ayında oruç ve nafile ibadetlerin önemi / 25.03.2026
- Ramazan ayıyla alakalı yazıların değerlendirilmesi / 23.03.2026
- Ramazan mü’minlerin bayram ayıdır / 20.03.2026
- Ramazan tefekkür ve zikir ayıdır / 19.03.2026
- ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu çökmeye mahkûmdur / 01.04.2026
- Doların gölgesinde savaşlar ve bir uyanış hikâyesi / 31.03.2026
- Bu savaşın kazananı neden İran’dır? / 30.03.2026
- Hüseyin Baş ABD-İsrail-İran savaşını değerlendirdi / 29.03.2026
- Şevval ayında Kurtuluş Namazı ve faziletleri / 28.03.2026
- Şevval ayında oruç ve nafile ibadetlerin önemi / 25.03.2026
- Ramazan ayıyla alakalı yazıların değerlendirilmesi / 23.03.2026
- Ramazan mü’minlerin bayram ayıdır / 20.03.2026
- Ramazan tefekkür ve zikir ayıdır / 19.03.2026

























































