IMF, ABD ve AB taşeronluğuna azimli bir şekilde devam eden AKP, her geçen gün biraz daha millete yabancılaşıyor, açı yapıyor.Gerçi aziz Türk milleti çok sabırlı bir millettir, başındakilere saygısı çok fazladır, ama bir noktaya kadar.Milletimiz çözüm için bekler, yöneticilerine güvenir, toleranslıdır, ama işin çıkmaza girdiğine kanaat edince de gerekli cevabı verir.AKP yöneticileri, Osmanlı'nın son dönemlerinde Osmanlı'yı borç batağına sokan, Türk milletini Batı'nın oyuncağı haline getiren Batı taşeronu idareciler gibi düşündüler ve milletin hep sessiz kalacağını zannettiler.Tarih yine tekerrür ediyor. Doğru, milletimiz son ana kadar çok sabırlı ve toleranslıdır, ama bir düzelme göremediği zaman da "iş başa düştü" diyerek olaya müdahil olur ve önünü açacak liderlere emaneti teslim eder.İşte bu açıdan da baktığınızda Atatürk, bu aziz milletin bir refleksidir, duasıdır, göz yaşıdır, tepkisidir, çözümüdür.Dilerseniz, yaşadıklarımızdan yola çıkarak bu anlattıklarımızı örneklendirelim.Tarım her açıdan Türkiye için stratejik bir sektördür. Bugün ülkemizdeki tarım nüfusu 25 milyondur, yani nüfusun yüzde 35'i. Milletimizin ekserisi tarım sayesinde karnını doyurmaktadır.Aynı zamanda beslenme kaynağımız da tarım ürünleri olduğu için bu sektör, 72 milyon insanımızı da ilgilendirmektedir.Yerli tarım ürünü daha sağlıklı, güvenli bir beslenme demektir. Bugün genetik biliminde yapılan çalışmalarla tarım, artık bir silah haline getirilmiştir. Dışarıdan ithal edilen ürünlerde neyle karşılaşacağımız belli değildir. Tarım ihracat demektir, gelirin artması, borçların ödenmesi demektir. Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün Osmanlı'dan kalma Duyunu Umumiye borçlarını nasıl ödediğini zannediyorsunuz? Tabii ki tarım sayesinde, özellikle de altını çiziyorum, fındık sayesinde.Şimdi bu kadar önemli olan tarım sektörünün son 4 yıllık çilesine bakalım.AKP, ağırlıklı olarak çiftçilerin ve varoşların oylarıyla iktidara geldi, ama iktidara geldikten sonra en az ilgilendiği, en fazla mağdur olanlar da bu kesimler oldu.Çiftçilerimiz ilk 1-2 yıl sabrettiler, zaman zaman AKP yetkililerine ve Başbakan'a hallerini arzettiler, ama her seferinde azarlandılar, hatta son dönemlerde "Ananı al da git" cevabını alanlar bile oldu.AKP yönetimi kararını vermişti, hem de iktidara gelmeden önce. Ne olursa olsun, uğruna ne feda edilirse edilsin IMF ve AB politikaları harfiyen yerine getirilecekti ve ABD'nin bir dediği iki edilmeyecekti.IMF'nin ve AB'nin talepleri, Türkiye'nin tarım konusunda üreticiden ziyade pazar durumuna gelmesiydi. Bu sebeple destekler kesildi, maliyetler arttırıldı, alımlar sınırlandırıldı, tarım ürünlerine üretim kotaları getirildi, ithalatın önündeki engeller kaldırıldı.Tarım nüfusunun azaltılması bir tarım politikası haline getirildi, yabancılara toprak satışı kararıyla da mağdur olan çiftçinin toprağını satmasının önü açıldı.Netice olarak tarım gibi bir stratejik sektör AB'nin, ABD'nin ve IMF'nin insafına terk edildi.Bu tür bir tarım politikası Atatürk'ün uyguladığı milli politikaların tam tersidir ve sonucu da tam tersi olacaktır.Bir millet birçok noktada bağımlılığı kaldırabilir, ama gıdada bağımlılık o milletin tamamen köleleşmesi demektir.Çiftçimiz bu karanlık geleceği gördüğünden ve de boşluğa düştüğünden dolayı meydanlara koştu. Birçok ilde çiftçi mitingleri yapıldı ve son olarak Ordu'da yapılan Fındık mitingini ekranlarda hepimiz izledik.Fındık deyip geçmeyin. Fındık üreticileri Türkiye'de etkin bir güce sahiptir. Fındık üreticilerinin eşi, dostu, ya da kendisi ülkenin ekonomisinde, siyasetinde, güvenliğinde oldukça söz sahibidir.Yani "Yan bakan fındığa gömülür sandığa" ifadesi boş bir söz değildir.Artık fındık üreticisi şunu sormaktadır: " Başbakan kimden yanasın? Eğer bizden yanasan, fındık üreticisine sahip çık"Ama görünen o ki, AB, IMF politikalarını rota olarak kabullenmiş AKP'nin ne fındığa, ne buğdaya, ne şeker pancarına, ne tütüne, ne narenciyeye, ne de başka bir tarım ürününe sahip çıkması asla mümkün değildir.Çünkü emir büyük(?) yerden.Çözümün ne olduğunu aziz milletimiz çok iyi bilmektedir.Çözüm milli politikalardadır. Zaten bu sebeple mağduriyeti hisseden her Türk vatandaşı, özellikle de tarım kesimi, başta tarım olmak üzere bütün meselelere milli çözümler sunan Milli Ekonomi Modeli tezinin sahibi Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın etrafında kenetleşmektedir. Bu sebeple Sayın Baş bugün, aynen Atatürk gibi, bu aziz milletin refleksidir, duasıdır, göz yaşıdır, tepkisidir, çözümüdür.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Zeytin ağacından insana uzanan devlet terörü / 03.05.2026
- 1 Mayıs ve maden emekçilerinin zaferi / 02.05.2026
- BAE’nin OPEC hamlesi ve dolar sisteminin çatlayan sütunları / 01.05.2026
- ABD ve İsrail’in savunma sistemleri nasıl "çöp" oldu? / 30.04.2026
- Sahadaki başarıdan masadaki itibara / 29.04.2026
- Milli gelir, her hanenin tenceresinde aş, her gencin geleceğinde umut olmalı / 28.04.2026
- Küresel hegemonyanın kanlı bilançosu / 27.04.2026
- ABD’den diplomasi maskeli kuşatma / 26.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026
- 1 Mayıs ve maden emekçilerinin zaferi / 02.05.2026
- BAE’nin OPEC hamlesi ve dolar sisteminin çatlayan sütunları / 01.05.2026
- ABD ve İsrail’in savunma sistemleri nasıl "çöp" oldu? / 30.04.2026
- Sahadaki başarıdan masadaki itibara / 29.04.2026
- Milli gelir, her hanenin tenceresinde aş, her gencin geleceğinde umut olmalı / 28.04.2026
- Küresel hegemonyanın kanlı bilançosu / 27.04.2026
- ABD’den diplomasi maskeli kuşatma / 26.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026


























































