Milli Devlet’te eğitim -2-
İnsan meselesinde de değindiğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tek bir etnik unsurdan vücut bulmamıştır
04.08.2026 00:16:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İnsan meselesinde de değindiğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tek bir etnik unsurdan vücut bulmamıştır. İçinde pek çok farklı unsurları barındıran bir bünye söz konusudur. Bu durum haliyle etnik çatışmalara potansiyel bir zemin hazırlamaktadır.
Halbuki yetiştirilen insanın, kendi ülkesinin içinde bulunduğu hassasiyetleri dikkate alarak hareket edebilmesi gerekir. Bu bağlamda, tarihimizin ve medeniyetimizin mirasıyla şekillenmiş Türk Milleti kimliğini örselemeden, tüm halkları kucaklayacak, devlet–millet birliğine zarar getirmeyecek bir çoğulculuğa açık olması, birlik ve kardeşliğin devamı için zorunluluktur.

Böyle bir etnik çeşitliliğin olduğu yerde paylaşımcılık esastır, esas olmalıdır. Bugün verilen eğitim, yukarıdaki çerçevesini çizdiğimiz insan tipinden çok uzaktır. Yetiştirilen insan için model, kapitalizmin egoist insan modelidir.
Yani, bencil, yalnızca kendi ihtiyaçları ve ihtiraslarının tatminine uğraşan bir malûl kimliktir. Hal böyle olunca, bu insanın devlet kademesinde yer aldığı bir yapılanmada birlik ve bütünlüğün temini de imkansız olmaktadır.
Oysa içinde bulunduğumuz süreçte en çok ihtiyacımız olan şey, birlik ve beraberliği temin edecek fertler ve bu fertlerin idaresidir.
Milli Devletin eğitim anlayışında, öncelikle bu birlik ve beraberliği içine sindirmiş, hoşgörülü, adil, kuşatıcı, Türk kimliğini onurla temsil edecek bireylerin yetiştirilmesi olacaktır. Milli–manevi değerlerimize, gelenek ve göreneklerimize uygun olarak çağdaş standartlarda bir eğitim verilmesi kaçınılmazdır.
Milletleri ayakta tutan milli kültürü gençliğe vermek, Milli Devletin en önemli eğitim politikalarındandır. Milli kültür deyince, bir milletin inancı, örf ve ananeleri, aidiyet ve mesuliyet duygusu, tarih şuuru vb. değerleri anlaşılmaktadır.

Dünyanın en eski ve gelişmiş medeniyetlerinden biri olan Türk kültürü, maalesef yapılan yozlaştırma ve inkültürasyon faaliyetleri ile milletimizin gözündeki değerini yitirmiştir.
Globalizmin kültürümüz üzerindeki etkileri sonucunda tarih boyu başka milletlere kaynak ve örnek olmuş değerlerimiz örselenmiş; dışarıdan taklit davranışlar ve kültür transferleri, adeta vazgeçilemez hayat telakkimiz haline getirilmiştir.
Milli değerlerin muhafazası, Milli Devlet'in devamında hayati önemdedir. Küreselleşme bombardımanları karşısında dik durabilmek için, kendi değerlerimize sarılmamız ve gençliğimize bu değerlerimizi öğretmemiz mecburidir. Bu gerekçelerle milli kültürle gençliği doyurmak, aslında onu kendine döndürmek olacaktır.

Milli kültür içinde tarih şuurunun ayrı bir önemi vardır. Çünkü, tarih, bir milletin hafızasıdır. Gençliğin yabancı kültürlerin tesirinde kalmaması, kendi tarihine olan sadakatine ve inancına bağlıdır.
Eğitim politikamızda, gençliğimize baştanbaşa övünülecek ve iftihar edilecek medeniyet tablolarıyla dolu tarihimiz öğretilecektir. Din eğitimi ve öğretimi, Anayasamızın bir gereği olarak milli eğitimin bir parçası ve tamamlayıcısıdır. Özetle eğitimde gaye; hedeflenen kimliğe sahip nesillerin oluşmasını sağlamaktır. Bu eğitimi üç ana dala ayırabiliriz:
– İnsanın kendi özündeki değerlerinin ortaya çıkarılmasını sağlayacak eğitim; yani bireyleri gerçek manada insani değerlerle donatıp özgürleştirecek eğitim.
– Milleti millet yapan ortak değerlere sahip nesillerin yetiştirilmesi, kültür, tarih vb. medeniyet değerlerinin nesillere kazandırılması.
– Hem çağdaş bilgileri bilen, hem de bilimi daha ileriye taşıyacak bir donanıma sahip olan nesillerin yetiştirilmesi.
Yukarıdaki temel ilkelerle şekillenen milli eğitim anlayışımızda, böyle bir eğitimin verilmesine katkı sağlayacak dört ana ocak veya kurum bulunmaktadır. Bunlar sırası ile aile, toplum, askerlik ocağı ile eğitim ve öğretim kurumlarıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Halbuki yetiştirilen insanın, kendi ülkesinin içinde bulunduğu hassasiyetleri dikkate alarak hareket edebilmesi gerekir. Bu bağlamda, tarihimizin ve medeniyetimizin mirasıyla şekillenmiş Türk Milleti kimliğini örselemeden, tüm halkları kucaklayacak, devlet–millet birliğine zarar getirmeyecek bir çoğulculuğa açık olması, birlik ve kardeşliğin devamı için zorunluluktur.

Böyle bir etnik çeşitliliğin olduğu yerde paylaşımcılık esastır, esas olmalıdır. Bugün verilen eğitim, yukarıdaki çerçevesini çizdiğimiz insan tipinden çok uzaktır. Yetiştirilen insan için model, kapitalizmin egoist insan modelidir.
Yani, bencil, yalnızca kendi ihtiyaçları ve ihtiraslarının tatminine uğraşan bir malûl kimliktir. Hal böyle olunca, bu insanın devlet kademesinde yer aldığı bir yapılanmada birlik ve bütünlüğün temini de imkansız olmaktadır.
Oysa içinde bulunduğumuz süreçte en çok ihtiyacımız olan şey, birlik ve beraberliği temin edecek fertler ve bu fertlerin idaresidir.
Milli Devletin eğitim anlayışında, öncelikle bu birlik ve beraberliği içine sindirmiş, hoşgörülü, adil, kuşatıcı, Türk kimliğini onurla temsil edecek bireylerin yetiştirilmesi olacaktır. Milli–manevi değerlerimize, gelenek ve göreneklerimize uygun olarak çağdaş standartlarda bir eğitim verilmesi kaçınılmazdır.
Milletleri ayakta tutan milli kültürü gençliğe vermek, Milli Devletin en önemli eğitim politikalarındandır. Milli kültür deyince, bir milletin inancı, örf ve ananeleri, aidiyet ve mesuliyet duygusu, tarih şuuru vb. değerleri anlaşılmaktadır.

Dünyanın en eski ve gelişmiş medeniyetlerinden biri olan Türk kültürü, maalesef yapılan yozlaştırma ve inkültürasyon faaliyetleri ile milletimizin gözündeki değerini yitirmiştir.
Globalizmin kültürümüz üzerindeki etkileri sonucunda tarih boyu başka milletlere kaynak ve örnek olmuş değerlerimiz örselenmiş; dışarıdan taklit davranışlar ve kültür transferleri, adeta vazgeçilemez hayat telakkimiz haline getirilmiştir.
Milli değerlerin muhafazası, Milli Devlet'in devamında hayati önemdedir. Küreselleşme bombardımanları karşısında dik durabilmek için, kendi değerlerimize sarılmamız ve gençliğimize bu değerlerimizi öğretmemiz mecburidir. Bu gerekçelerle milli kültürle gençliği doyurmak, aslında onu kendine döndürmek olacaktır.

Milli kültür içinde tarih şuurunun ayrı bir önemi vardır. Çünkü, tarih, bir milletin hafızasıdır. Gençliğin yabancı kültürlerin tesirinde kalmaması, kendi tarihine olan sadakatine ve inancına bağlıdır.
Eğitim politikamızda, gençliğimize baştanbaşa övünülecek ve iftihar edilecek medeniyet tablolarıyla dolu tarihimiz öğretilecektir. Din eğitimi ve öğretimi, Anayasamızın bir gereği olarak milli eğitimin bir parçası ve tamamlayıcısıdır. Özetle eğitimde gaye; hedeflenen kimliğe sahip nesillerin oluşmasını sağlamaktır. Bu eğitimi üç ana dala ayırabiliriz:
– İnsanın kendi özündeki değerlerinin ortaya çıkarılmasını sağlayacak eğitim; yani bireyleri gerçek manada insani değerlerle donatıp özgürleştirecek eğitim.
– Milleti millet yapan ortak değerlere sahip nesillerin yetiştirilmesi, kültür, tarih vb. medeniyet değerlerinin nesillere kazandırılması.
– Hem çağdaş bilgileri bilen, hem de bilimi daha ileriye taşıyacak bir donanıma sahip olan nesillerin yetiştirilmesi.
Yukarıdaki temel ilkelerle şekillenen milli eğitim anlayışımızda, böyle bir eğitimin verilmesine katkı sağlayacak dört ana ocak veya kurum bulunmaktadır. Bunlar sırası ile aile, toplum, askerlik ocağı ile eğitim ve öğretim kurumlarıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)












































































































