Milli Devlet’te madencilik -1-
Devletler, sınırların kalktığı iddia edilen Yeni Dünya düzeninde, hiçbir menfaatlerinin olmadığı programları küreselleşmeye ayak uydurabilmek için hayata geçirmekte böylece her türlü dış müdahaleye karşı savunmasız, kaynakları elinden alınmış ve kendi topraklarında dilenci konumuna getirilmiş devletler ortaya çıkmaktadır
17.10.2026 02:27:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Devletler, sınırların kalktığı iddia edilen Yeni Dünya düzeninde, hiçbir menfaatlerinin olmadığı programları küreselleşmeye ayak uydurabilmek için hayata geçirmekte böylece her türlü dış müdahaleye karşı savunmasız, kaynakları elinden alınmış ve kendi topraklarında dilenci konumuna getirilmiş devletler ortaya çıkmaktadır.
Dünyanın en fakir ülkesi Sierra Leone, dünyanın elmas madenleri bakımından en zengin ülkesidir. Elmas madenleri global aktör De Beer tarafından sömürülen bu ülke insanı, yıllık yaklaşık 417 dolar gelirle yaşamak zorunda bırakılmıştır.
Nijerya, Yemen, Etiyopya, Tanzanya, Burundi gibi ülkeler de zengin maden yataklarına sahip olmalarına rağmen; bu yatakları global maden firmalarına kaptırdıkları için aynı "yokluğu ve açlığı" yaşamaktadırlar. Bir ülke için en önemli kaynak, parası ile yer altı ve yer üstü zenginlikleridir.
Eğer devletler, yer altı kaynaklarını, yabancılara çıkarttırıyor veya işlenmeden hammadde olarak satıyorsa; bu durum, millete ait servetin yabancılara aktarılması demektir. Çünkü birçok ülke, ihraç ettiği yer altı kaynaklarını işlendikten sonra 100 kat, hatta 1000 kat daha fazla para vererek tekrar geri almaktadır.

Madenlerin işletim hakkının yabancı firmalara devredilmesi ile bu madenlerin devlet tarafından işlenmeden hammadde olarak dışarıya satılması arasında pek bir fark bulunmamaktadır. Global maden firmaları, bir ülkede çıkardıkları madeni, asla o ülke topraklarında kurdukları tesislerde işlemek istemezler.
Gelişmiş kabul edilen ülkelerde kurulan tesislere gönderirler. Sömürülen ülke topraklarından çıkartılan madenler, ihraç edilen ülkedeki yine o maden firmasına ait şirkete dünya fiyatlarının çok altına ihraç edilir. Bu işlemde transfer fiyatı (transfer pricing) denilen fiyat uygulanır. Böylece talan edilen ülkede kurulan şirket nerede ise zarar ediyor gösterilir.
Yine bu madenler, ham cevher olarak ülke dışına çıkarılırken; sanki bu madenin değersiz olduğu ve ticari yönünün fazla olmadığı imajı oluşturulmaya çalışılır. Ham cevherin içindeki saf maden oranları düşük gösterilir.
Madenlerin, ait olduğu ülke menfaatlerine kullanılmasını istemeyen küresel güçler, her türlü hileye başvurmuşlardır. Osmanlı döneminde yabancılar, Bor Minerallerini "Alçıtaşı" olarak işletmiştir. Global şirketlerin bu hilesi, kaynaklarımıza olan bakış açılarını tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.

Yalnız bununla da kalmayan Global şirketler, bizce çok gülünç olan ülkenizde 'kaynak yok' düşüncesini telkin etmiştir.
Dünya bor rezervlerinin %72,1 gibi yüksek bir oranını barındıran ülkemizde bulunan dört bor yatağından biri olan Susurluk/Balıkesir'de yer alan ve İngiliz Borax Consolidated tarafından işletilen Sultançayırı Ocağı'nın 1951 yılında 11.000 ton'a yakın ihracat yapmasına rağmen 1954 yılında bor cevherinin tükendiği ileri sürülerek kapatılması, Global şirketlerin madenlerimiz üzerinde uzun vadeli planlarının olduğunu açıkça göstermektedir.
Oysa Türkiye yüzölçümünün sadece %0,85'i büyüklüğünde olan Gümüşhane ilimizde bile, 151 adet arama ve 75 adet işletme ruhsatı olmak üzere toplamda 226 adet maden ruhsatı verilmiştir.
Bu durum sadece Gümüşhane için böyle değil, tüm ülkemiz için aynıdır. Ülkemizde neredeyse maden olmayan bir bölge bulunmamaktadır. 2002-2015 yılları arasında 64.085 adet arama ve 18.626 adet işletme olmak üzere toplamda 82.711 adet maden ruhsatı verilmiş olması, ülkemizin nasıl bir talanla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu örnek olanları daha iyi anlamamıza imkan tanıyacaktır… 1950'li yıllarda Bor madenlerimizin işletim hakkı Rio Tinto'ya ait Borax Consolidated şirketindeydi. "1958–1961 yılları arasında NATO'nun Bor'u stratejik hammadde ilan etmesinin ardından Türkiye'de Bor sahalarının millileştirilmesi tartışmaları gündeme gelmiş, Borax Consolidated Ltd. hazırladığı raporda aşağıdaki görüşlere vurgu yapmıştır. Şirkete göre 1963 yılı itibariyle;
– Türkiye'de bor mineralleri tükenmiştir.
– Türkiye'nin en çok 20 bin ton satış şansı vardır.
– Türkiye'de ancak 3 firma 60 bin ton üretim yapabilir.
– Türkiye Avrupa piyasasına yalnız borik asit üretimi için Bor cevheri verebilir.
– Avrupa piyasasının borik asit üretimi, 45 bin ton cevhere karşılık gelen "30 bin ton bor cevheri" ile sabittir.
– Türkiye ancak zararına Bor endüstrisi kurabilir, 3 bin tonluk rafineri ancak sübvansiyonla yaşar.
– Türkiye'nin Bor rezervlerine Borax Consolidated Ltd. ortak edilirse Bor endüstrisi kurulacaktır.
– Avrupa endüstrisinde Türk cevheri kullananlar, fiyat rekabeti ile Amerikan cevherine dönerlerse, Türkiye bu sahayı kaybeder.
– Türkiye Amerikan rekabetini üstüne çekmemelidir.
– Amerikan Bor cevherleri sodyumludur, Türk Bor cevherleri kalsiyumludur, bu da Türkiye'nin rekabet imkanını ortadan kaldırır. Şirketin kehanetlerinin (!) hepsinin yanlış çıkmış olması ilgi Çekicidir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Dünyanın en fakir ülkesi Sierra Leone, dünyanın elmas madenleri bakımından en zengin ülkesidir. Elmas madenleri global aktör De Beer tarafından sömürülen bu ülke insanı, yıllık yaklaşık 417 dolar gelirle yaşamak zorunda bırakılmıştır.
Nijerya, Yemen, Etiyopya, Tanzanya, Burundi gibi ülkeler de zengin maden yataklarına sahip olmalarına rağmen; bu yatakları global maden firmalarına kaptırdıkları için aynı "yokluğu ve açlığı" yaşamaktadırlar. Bir ülke için en önemli kaynak, parası ile yer altı ve yer üstü zenginlikleridir.
Eğer devletler, yer altı kaynaklarını, yabancılara çıkarttırıyor veya işlenmeden hammadde olarak satıyorsa; bu durum, millete ait servetin yabancılara aktarılması demektir. Çünkü birçok ülke, ihraç ettiği yer altı kaynaklarını işlendikten sonra 100 kat, hatta 1000 kat daha fazla para vererek tekrar geri almaktadır.

Madenlerin işletim hakkının yabancı firmalara devredilmesi ile bu madenlerin devlet tarafından işlenmeden hammadde olarak dışarıya satılması arasında pek bir fark bulunmamaktadır. Global maden firmaları, bir ülkede çıkardıkları madeni, asla o ülke topraklarında kurdukları tesislerde işlemek istemezler.
Gelişmiş kabul edilen ülkelerde kurulan tesislere gönderirler. Sömürülen ülke topraklarından çıkartılan madenler, ihraç edilen ülkedeki yine o maden firmasına ait şirkete dünya fiyatlarının çok altına ihraç edilir. Bu işlemde transfer fiyatı (transfer pricing) denilen fiyat uygulanır. Böylece talan edilen ülkede kurulan şirket nerede ise zarar ediyor gösterilir.
Yine bu madenler, ham cevher olarak ülke dışına çıkarılırken; sanki bu madenin değersiz olduğu ve ticari yönünün fazla olmadığı imajı oluşturulmaya çalışılır. Ham cevherin içindeki saf maden oranları düşük gösterilir.
Madenlerin, ait olduğu ülke menfaatlerine kullanılmasını istemeyen küresel güçler, her türlü hileye başvurmuşlardır. Osmanlı döneminde yabancılar, Bor Minerallerini "Alçıtaşı" olarak işletmiştir. Global şirketlerin bu hilesi, kaynaklarımıza olan bakış açılarını tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.

Yalnız bununla da kalmayan Global şirketler, bizce çok gülünç olan ülkenizde 'kaynak yok' düşüncesini telkin etmiştir.
Dünya bor rezervlerinin %72,1 gibi yüksek bir oranını barındıran ülkemizde bulunan dört bor yatağından biri olan Susurluk/Balıkesir'de yer alan ve İngiliz Borax Consolidated tarafından işletilen Sultançayırı Ocağı'nın 1951 yılında 11.000 ton'a yakın ihracat yapmasına rağmen 1954 yılında bor cevherinin tükendiği ileri sürülerek kapatılması, Global şirketlerin madenlerimiz üzerinde uzun vadeli planlarının olduğunu açıkça göstermektedir.
Oysa Türkiye yüzölçümünün sadece %0,85'i büyüklüğünde olan Gümüşhane ilimizde bile, 151 adet arama ve 75 adet işletme ruhsatı olmak üzere toplamda 226 adet maden ruhsatı verilmiştir.
Bu durum sadece Gümüşhane için böyle değil, tüm ülkemiz için aynıdır. Ülkemizde neredeyse maden olmayan bir bölge bulunmamaktadır. 2002-2015 yılları arasında 64.085 adet arama ve 18.626 adet işletme olmak üzere toplamda 82.711 adet maden ruhsatı verilmiş olması, ülkemizin nasıl bir talanla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu örnek olanları daha iyi anlamamıza imkan tanıyacaktır… 1950'li yıllarda Bor madenlerimizin işletim hakkı Rio Tinto'ya ait Borax Consolidated şirketindeydi. "1958–1961 yılları arasında NATO'nun Bor'u stratejik hammadde ilan etmesinin ardından Türkiye'de Bor sahalarının millileştirilmesi tartışmaları gündeme gelmiş, Borax Consolidated Ltd. hazırladığı raporda aşağıdaki görüşlere vurgu yapmıştır. Şirkete göre 1963 yılı itibariyle;
– Türkiye'de bor mineralleri tükenmiştir.
– Türkiye'nin en çok 20 bin ton satış şansı vardır.
– Türkiye'de ancak 3 firma 60 bin ton üretim yapabilir.
– Türkiye Avrupa piyasasına yalnız borik asit üretimi için Bor cevheri verebilir.
– Avrupa piyasasının borik asit üretimi, 45 bin ton cevhere karşılık gelen "30 bin ton bor cevheri" ile sabittir.
– Türkiye ancak zararına Bor endüstrisi kurabilir, 3 bin tonluk rafineri ancak sübvansiyonla yaşar.
– Türkiye'nin Bor rezervlerine Borax Consolidated Ltd. ortak edilirse Bor endüstrisi kurulacaktır.
– Avrupa endüstrisinde Türk cevheri kullananlar, fiyat rekabeti ile Amerikan cevherine dönerlerse, Türkiye bu sahayı kaybeder.
– Türkiye Amerikan rekabetini üstüne çekmemelidir.
– Amerikan Bor cevherleri sodyumludur, Türk Bor cevherleri kalsiyumludur, bu da Türkiye'nin rekabet imkanını ortadan kaldırır. Şirketin kehanetlerinin (!) hepsinin yanlış çıkmış olması ilgi Çekicidir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
































































































