Türkiye'de siyaset uzun süredir sadece parti rekabeti üzerinden okunuyor. Oysa mesele artık bundan çok daha büyüktür. Çünkü Türkiye yalnızca ekonomik kriz yaşamıyor. Aynı zamanda güven krizi yaşıyor. Temsil krizi yaşıyor. Devlet ile toplum arasındaki bağ da ciddi biçimde aşınıyor. Böylesine sert bir dönemde siyasetin yeniden güven üretmesi gerekiyor. Toplumun önüne yeni bir istikamet koyması gerekiyor. Bugün özellikle CHP üzerinden yürüyen tartışmalar da bu çerçevede okunmalıdır. Elbette demokratik sistemlerde muhalefetin denetlenmesi doğaldır. Ancak Türkiye'de yaşanan süreç artık sadece hukuki veya siyasi rekabet meselesi olmaktan çıkmıştır. Tartışma doğrudan rejim tartışmalarının parçası hâline gelmiştir.
Burada temel soru şudur: Türkiye'de muhalefet yalnızca iktidara tepki gösteren bir yapı mı olacak? Yoksa devlet ciddiyeti taşıyan yeni bir milli merkez mi inşa edecek? Çünkü Türkiye'de artık tek başına seçim kazanmak neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte siyaset matematiği değişmiştir. Yüzde 50+1 gerçeği partileri ittifaka zorlamaktadır. Bu nedenle seçim kazanmanın şartı artık sadece yüksek oy almak değildir. Asıl mesele, toplumu ortak ilkelerde buluşturabilecek bir güven zemini kurabilmektir.
Tam da bu noktada muhalefetin önünde tarihi bir sorumluluk bulunmaktadır. Türkiye'de milli egemenlik çizgisinde, ulus devlet ekseninde, tek bayrak, tek devlet ve tek millet anlayışında geniş bir toplumsal mutabakat kurulmadan kalıcı bir siyasal dönüşüm üretmek mümkün değildir. Çünkü bu millet devletinin zayıflatılmasını değil, güçlendirilmesini ister. Ancak aynı zamanda devletin vatandaşını ezen değil koruyan bir sosyal devlet olmasını da bekler.
Dolayısıyla yeni dönemde ihtiyaç duyulan şey; milli devlet refleksini koruyan, sosyal adaleti merkeze alan yeni bir siyasal hattır. Bu yalnızca CHP'nin değil, bütün muhalefetin önündeki temel sınavdır. Çünkü toplum artık ideolojik sloganlardan yorulmuştur. İnsanlar güven veren devlet aklı görmek istemektedir. Ancak burada çok kritik başka bir mesele daha vardır: Siyasette ahlaki çürüme meselesi. Türkiye'de toplumun siyasete güveninin azalmasının en büyük sebeplerinden biri, kirlenmiş siyasi figürlerin yıllarca sistem içerisinde varlığını sürdürebilmesidir.
İnsanlar artık yalnızca ekonomik krizden değil, siyaset kurumunun güven kaybetmesinden de rahatsızdır. Bu nedenle yeni dönemde siyaset kurumu kendi içindeki çürümeyi temizlemek zorundadır. Bu mesele sadece bir parti meselesi değildir. Ancak CHP bugün muhalefetin en büyük merkezi olduğu için burada öncü rol üstlenmek zorundadır. Eğer gerçekten yeni bir toplumsal güven zemini kurulmak isteniyorsa; şaibelerle anılan, toplum vicdanında karşılık bulmayan, siyaseti şahsi çıkar alanına dönüştüren isimlerle net biçimde mesafe kurulmalıdır.
Yetmez. Siyaseti kirleten anlayışın yeniden siyaset üretmesine de izin verilmemelidir. Çünkü toplum artık yalnızca yeni yüzler görmek istemiyor. Yeni bir siyaset ahlakı görmek istiyor. Temiz toplum hedefi olmadan temiz siyaset kurulamaz. Temiz siyaset olmadan da güçlü demokrasi oluşamaz. Aslında mesele tam da Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet fikrinde gizlidir. Cumhuriyet yalnızca seçim yapmak değildir. Cumhuriyet aynı zamanda milli egemenliği millet adına dürüst ve ehil kadrolarla temsil edebilmektir. Devleti şahsi menfaatlerin değil, milletin ortak geleceğinin kurumu hâline getirebilmektir.
Bugün dünya yeniden sert güç mücadelelerine sahne oluyor. Enerji savaşları büyüyor. Küresel bloklar çözülüyor. Ekonomik krizler derinleşiyor. Böylesine kırılgan bir uluslararası ortamda Türkiye'nin en büyük ihtiyacı, sürekli kavga eden değil, ortak milli zeminde buluşabilen bir siyaset kültürüdür. Çünkü Türkiye'nin artık kaybedecek vakti yoktur. Üretim ekonomisini ayağa kaldıran, sosyal devleti güçlendiren, savunma sanayiini geliştiren, gençlerine umut veren ve devlet-millet bağını yeniden kuvvetlendiren yeni bir siyasal anlayış gerekmektedir.
Bunun yolu kutuplaştırıcı kimlik siyasetinden değil; milli egemenlik, sosyal adalet ve temiz siyaset ortak paydasından geçmektedir. Önümüzdeki dönemde ayakta kalacak olanlar yalnızca güçlü devletler olmayacaktır. Aynı zamanda toplumuna güven verebilen siyasi hareketler ayakta kalacaktır. Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak budur:
Güçlü devlet. Temiz siyaset. Milli egemenlik etrafında yeniden birleşebilen güçlü bir toplumsal irade.
Burada temel soru şudur: Türkiye'de muhalefet yalnızca iktidara tepki gösteren bir yapı mı olacak? Yoksa devlet ciddiyeti taşıyan yeni bir milli merkez mi inşa edecek? Çünkü Türkiye'de artık tek başına seçim kazanmak neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte siyaset matematiği değişmiştir. Yüzde 50+1 gerçeği partileri ittifaka zorlamaktadır. Bu nedenle seçim kazanmanın şartı artık sadece yüksek oy almak değildir. Asıl mesele, toplumu ortak ilkelerde buluşturabilecek bir güven zemini kurabilmektir.
Tam da bu noktada muhalefetin önünde tarihi bir sorumluluk bulunmaktadır. Türkiye'de milli egemenlik çizgisinde, ulus devlet ekseninde, tek bayrak, tek devlet ve tek millet anlayışında geniş bir toplumsal mutabakat kurulmadan kalıcı bir siyasal dönüşüm üretmek mümkün değildir. Çünkü bu millet devletinin zayıflatılmasını değil, güçlendirilmesini ister. Ancak aynı zamanda devletin vatandaşını ezen değil koruyan bir sosyal devlet olmasını da bekler.
Dolayısıyla yeni dönemde ihtiyaç duyulan şey; milli devlet refleksini koruyan, sosyal adaleti merkeze alan yeni bir siyasal hattır. Bu yalnızca CHP'nin değil, bütün muhalefetin önündeki temel sınavdır. Çünkü toplum artık ideolojik sloganlardan yorulmuştur. İnsanlar güven veren devlet aklı görmek istemektedir. Ancak burada çok kritik başka bir mesele daha vardır: Siyasette ahlaki çürüme meselesi. Türkiye'de toplumun siyasete güveninin azalmasının en büyük sebeplerinden biri, kirlenmiş siyasi figürlerin yıllarca sistem içerisinde varlığını sürdürebilmesidir.
İnsanlar artık yalnızca ekonomik krizden değil, siyaset kurumunun güven kaybetmesinden de rahatsızdır. Bu nedenle yeni dönemde siyaset kurumu kendi içindeki çürümeyi temizlemek zorundadır. Bu mesele sadece bir parti meselesi değildir. Ancak CHP bugün muhalefetin en büyük merkezi olduğu için burada öncü rol üstlenmek zorundadır. Eğer gerçekten yeni bir toplumsal güven zemini kurulmak isteniyorsa; şaibelerle anılan, toplum vicdanında karşılık bulmayan, siyaseti şahsi çıkar alanına dönüştüren isimlerle net biçimde mesafe kurulmalıdır.
Yetmez. Siyaseti kirleten anlayışın yeniden siyaset üretmesine de izin verilmemelidir. Çünkü toplum artık yalnızca yeni yüzler görmek istemiyor. Yeni bir siyaset ahlakı görmek istiyor. Temiz toplum hedefi olmadan temiz siyaset kurulamaz. Temiz siyaset olmadan da güçlü demokrasi oluşamaz. Aslında mesele tam da Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet fikrinde gizlidir. Cumhuriyet yalnızca seçim yapmak değildir. Cumhuriyet aynı zamanda milli egemenliği millet adına dürüst ve ehil kadrolarla temsil edebilmektir. Devleti şahsi menfaatlerin değil, milletin ortak geleceğinin kurumu hâline getirebilmektir.
Bugün dünya yeniden sert güç mücadelelerine sahne oluyor. Enerji savaşları büyüyor. Küresel bloklar çözülüyor. Ekonomik krizler derinleşiyor. Böylesine kırılgan bir uluslararası ortamda Türkiye'nin en büyük ihtiyacı, sürekli kavga eden değil, ortak milli zeminde buluşabilen bir siyaset kültürüdür. Çünkü Türkiye'nin artık kaybedecek vakti yoktur. Üretim ekonomisini ayağa kaldıran, sosyal devleti güçlendiren, savunma sanayiini geliştiren, gençlerine umut veren ve devlet-millet bağını yeniden kuvvetlendiren yeni bir siyasal anlayış gerekmektedir.
Bunun yolu kutuplaştırıcı kimlik siyasetinden değil; milli egemenlik, sosyal adalet ve temiz siyaset ortak paydasından geçmektedir. Önümüzdeki dönemde ayakta kalacak olanlar yalnızca güçlü devletler olmayacaktır. Aynı zamanda toplumuna güven verebilen siyasi hareketler ayakta kalacaktır. Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak budur:
Güçlü devlet. Temiz siyaset. Milli egemenlik etrafında yeniden birleşebilen güçlü bir toplumsal irade.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Türkiye yeni bir siyaset arıyor / 15.05.2026
- Atatürk’ün ekseni: Tam bağımsız Türkiye / 14.05.2026
- Milli eğitimde yapboz düzeni çöktü / 10.05.2026
- Ortadoğu yanarken İslam ülkeleri kimin safında? / 09.05.2026
- Muhalefetin gerçek sınavı şimdi başlıyor / 08.05.2026
- Türkiye’de sorun fakirlik değil, adaletsizliktir / 07.05.2026
- Hürmüz kartı, OPEC krizi; petrodoların sonu mu? / 03.05.2026
- Asıl soru şu: İşçi neden hâlâ mağdur? / 02.05.2026
- Bir ağaç meselesi / 01.05.2026
- Devlet şirket olursa / 30.04.2026
- Atatürk’ün ekseni: Tam bağımsız Türkiye / 14.05.2026
- Milli eğitimde yapboz düzeni çöktü / 10.05.2026
- Ortadoğu yanarken İslam ülkeleri kimin safında? / 09.05.2026
- Muhalefetin gerçek sınavı şimdi başlıyor / 08.05.2026
- Türkiye’de sorun fakirlik değil, adaletsizliktir / 07.05.2026
- Hürmüz kartı, OPEC krizi; petrodoların sonu mu? / 03.05.2026
- Asıl soru şu: İşçi neden hâlâ mağdur? / 02.05.2026
- Bir ağaç meselesi / 01.05.2026
- Devlet şirket olursa / 30.04.2026




























































