Müslümanın ölçüsü -1-
Hz. Peygamber Efendimiz bir hadis–i şeriflerinde, “Ameller niyetlere göredir” buyuruyorlar
26.06.2026 00:53:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Hz. Peygamber Efendimiz bir hadis–i şeriflerinde, "Ameller niyetlere göredir" buyuruyorlar.
Hüküm çok açık, net ve kesin. Hiçbir yoruma, tevile gerek yok. Bundan şunu çıkarabiliriz: Söylenen sözün, yapılan işin, ortaya konan tavrın ne mânâya geldiğini, o sözün, işin ve tavrın kendisinde aramak bizi mutlak doğru olan neticeye götürmeyebilir.
Çünkü asıl gerçek o sözün, işin ve tavrın sahibinin niyetinde gizlidir. Bizler iyi ve saf bir niyetle zahire göre bir anlayış yolunu takip edebiliriz. Ama bizim niyetimizin samimiyeti o sözün, işin ve tavrın sahibini temize çıkaramaz.

Aynen bunun gibi; bizim de sözümüzden, işimizden ve tavrımızdan başkalarının çıkardığı mânâ bizi kurtaramaz. Bizi de kurtaracak olan niyetimizin doğruluğu ve temizliğidir.
Nitekim Cenab–ı Hak Şuara Sûresi 88. ve 89. Ayet–i kerimelerinde; "O gün, Allah'a temiz bir kalb ile gelmenin dışında, ne mal, ne de çocuklar fayda verir" diye buyurarak insanın en değer verdiği mal ve çocukların temiz bir kalbe sahip olmadıktan sonra hiçbir mânâ ve faydasının olmayacağını beyan ediyor.
Burada bazılarının zan ve iddia ettikleri gibi kuru ve boş bir niyet elbette kastedilmiyor. Çünkü Allah, Ahzab Sûresi 70. Ayeti kerimesinde; "Ey iman edenler, Allah'tan korkun doğru söz söyleyin", Asr Sûresi'nin 3. Ayet–i kerimesinde; kurtuluşa erenleri sıralarken imandan sonra sâlih amel işleyenleri haber veriyor.

Her iki ayet–i kerime "söz doğru, amel sâlih olacak" diyor. Dolaysıyla niyet, mutlak mânâda doğru söz ve sâlih amelle kendisini ifade etmek zorundadır. Diğer bir mânâda her söz ve her iş mutlaka doğru ve sâlih bir niyetin ifadesi ve tezahürü olmalıdır.
Niyetin, sözün, işin ve tavrın bir başka ölçüsü ve çizgisi de "istikamettir". İstikamet de kulun
kendi iradesi veya tercihi olan yol değil, Allah'ın emrettiği yoldur.
Burası fevkalade hayati önem arzetmektedir. Bu hususta Allah (c.c) Hûd Sûresi 112. ayet–i kerimesinde Peygamberimize ve O'nunla beraber tevbe edenlere hitaben: "O'nun için Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Seninle birlikte tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür" buyuruyor.

Bu cümleden olarak, bazı ilave hatırlatmalarda bulunmak gerekiyor. Şöyle ki, Allah Peygamberimizi alemlere rahmet olarak göndermiştir.
Büyük bir ahlak üzere olduğunu beyanla Allah'a ve ahrete inananlar için O'nda güzel örnekler olduğu da vurgulanarak O'nun örnek alınması, O'na itaat edilmesi, O her neyi emretmiş ise yerine getirilmesi, her neden nehyetmiş ise de mutlaka terk edilmesi gereği de yine Kur'an–ı Kerim'in müteaddit ayet–i kerimelerinde ifade edilmiştir.
İşte bütün bunlara ve daha bir çok misallere rağmen, Allah, seçip gönderdiği Peygamberine,
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" diyor. Bunun üzerine de O Allah'ın Resulü, "Hûd Sûresi Beni kocalttı" buyuruyor. İşte istikamet böyle bir şey.
Peygamber dahi olsa irade ve takdir Allah'ındır. Elbette her konuda olduğu gibi burada da –ayrıca zaten zikrediliyor– Peygamberlerin şahsında bütün müslümanlara kesin bir uyarı yapılmaktadır.
Ve ayrıca yine Cenab–ı Hak istikamette olmamızın yanında, istikameti istememizi emrediyor, hem de istikametin de müşahhas örneklerini önümüze koyuyor. Devam edecek
Hüküm çok açık, net ve kesin. Hiçbir yoruma, tevile gerek yok. Bundan şunu çıkarabiliriz: Söylenen sözün, yapılan işin, ortaya konan tavrın ne mânâya geldiğini, o sözün, işin ve tavrın kendisinde aramak bizi mutlak doğru olan neticeye götürmeyebilir.
Çünkü asıl gerçek o sözün, işin ve tavrın sahibinin niyetinde gizlidir. Bizler iyi ve saf bir niyetle zahire göre bir anlayış yolunu takip edebiliriz. Ama bizim niyetimizin samimiyeti o sözün, işin ve tavrın sahibini temize çıkaramaz.

Aynen bunun gibi; bizim de sözümüzden, işimizden ve tavrımızdan başkalarının çıkardığı mânâ bizi kurtaramaz. Bizi de kurtaracak olan niyetimizin doğruluğu ve temizliğidir.
Nitekim Cenab–ı Hak Şuara Sûresi 88. ve 89. Ayet–i kerimelerinde; "O gün, Allah'a temiz bir kalb ile gelmenin dışında, ne mal, ne de çocuklar fayda verir" diye buyurarak insanın en değer verdiği mal ve çocukların temiz bir kalbe sahip olmadıktan sonra hiçbir mânâ ve faydasının olmayacağını beyan ediyor.
Burada bazılarının zan ve iddia ettikleri gibi kuru ve boş bir niyet elbette kastedilmiyor. Çünkü Allah, Ahzab Sûresi 70. Ayeti kerimesinde; "Ey iman edenler, Allah'tan korkun doğru söz söyleyin", Asr Sûresi'nin 3. Ayet–i kerimesinde; kurtuluşa erenleri sıralarken imandan sonra sâlih amel işleyenleri haber veriyor.

Her iki ayet–i kerime "söz doğru, amel sâlih olacak" diyor. Dolaysıyla niyet, mutlak mânâda doğru söz ve sâlih amelle kendisini ifade etmek zorundadır. Diğer bir mânâda her söz ve her iş mutlaka doğru ve sâlih bir niyetin ifadesi ve tezahürü olmalıdır.
Niyetin, sözün, işin ve tavrın bir başka ölçüsü ve çizgisi de "istikamettir". İstikamet de kulun
kendi iradesi veya tercihi olan yol değil, Allah'ın emrettiği yoldur.
Burası fevkalade hayati önem arzetmektedir. Bu hususta Allah (c.c) Hûd Sûresi 112. ayet–i kerimesinde Peygamberimize ve O'nunla beraber tevbe edenlere hitaben: "O'nun için Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Seninle birlikte tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür" buyuruyor.

Bu cümleden olarak, bazı ilave hatırlatmalarda bulunmak gerekiyor. Şöyle ki, Allah Peygamberimizi alemlere rahmet olarak göndermiştir.
Büyük bir ahlak üzere olduğunu beyanla Allah'a ve ahrete inananlar için O'nda güzel örnekler olduğu da vurgulanarak O'nun örnek alınması, O'na itaat edilmesi, O her neyi emretmiş ise yerine getirilmesi, her neden nehyetmiş ise de mutlaka terk edilmesi gereği de yine Kur'an–ı Kerim'in müteaddit ayet–i kerimelerinde ifade edilmiştir.
İşte bütün bunlara ve daha bir çok misallere rağmen, Allah, seçip gönderdiği Peygamberine,
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" diyor. Bunun üzerine de O Allah'ın Resulü, "Hûd Sûresi Beni kocalttı" buyuruyor. İşte istikamet böyle bir şey.
Peygamber dahi olsa irade ve takdir Allah'ındır. Elbette her konuda olduğu gibi burada da –ayrıca zaten zikrediliyor– Peygamberlerin şahsında bütün müslümanlara kesin bir uyarı yapılmaktadır.
Ve ayrıca yine Cenab–ı Hak istikamette olmamızın yanında, istikameti istememizi emrediyor, hem de istikametin de müşahhas örneklerini önümüze koyuyor. Devam edecek




























































