Salât ve selâm Peygamber Efendimize ve onun pâk Ehl-i Beyt'ine olsun.
Bir kutlu yolculuk ki, anlatılmaz yaşanır misali… Rabbim nasip etti; o mübarek yola revan olduk elhamdulillah.
Yapılmak istenilen bir işin gerek Allah nazarında, gerekse kul nazarında kabul görmesinin ve hayırlı bir neticeye ulaşmasının yolu, öncelikle samimiyetten geçer.
Eğer bir işte samimiyet ve gönül önde gelirse; yol uzun olur, kısa olur ama neticesi mutlaka hayırlı ve mübarek olur.
Bu yolun sonu da Gönüllerin Sultanı'na, İslam'ın kapısına idi.
Cenab-ı Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Ameller niyetlere göredir."
Öyleyse kimin hicreti Allah'a, Resûlüne ve Ehl-i Beyt'ine ise onun hicreti Allah'a, Resûlüne ve Ehl-i Beyt'inedir.
Bu niyet ve niyazla önce muhterem üstadım, baştacımız Prof. Dr. Haydar Baş hocamı ebedî istirahatgâhında, Şehitlik Tepesi'nde ziyaret edip mânevî huzurunda feyiz alıp desturunu aldım.
Muhterem Hocam Prof. Dr. Haydar Baş ömrü hayatı boyunca bizlere Ehl-i Beyt'i anlatmakla, onlara aşkla ve muhabbetle bağlanmakla kurtuluşa ereceğimizi yıllarca dile getirmiş; Ehl-i Beyt ve 12 İmam üzerine kitaplar yazmış, yüzlerce Ehl-i Beyt sempozyumu düzenlemiştir.
Rabbim bu vesile ile bizleri Muhterem Hocamın şefaatine ve himmetine nail eylesin.
Bağdat'a indikten sonra ilk ziyaretgâhımız Kazımeyn şehrinde medfun bulunan yedinci imamımız İmam Musa Kâzım ve dokuzuncu imamımız İmam Muhammed Takî (Cevâd) oldu.
Seher vaktinde ziyaretimizi gerçekleştirip iki rekât ziyaret namazı kılıp, sabah namazımızı da huzurlarında edâ ederek şefaat ve himmet dileyip ikinci rotamız Samarra'ya doğru yola koyulduk.
Samarra'da onuncu imam Ali Naki (Hâdî), on birinci imam Hasan el-Askerî, sahibi zaman İmam Muhammed Mehdi'nin makamı ve gaybete çekildiği Serdab'ı ziyaret etme şerefine nail olduk elhamdulillah.
Lanetli güruh IŞİD/DEAŞ, Samarra'yı en çok tahrip eden oluşum olmuş; türbelere çok ciddi zarar vermiş, minareleri bombalamış ve buraları adeta enkaza çevirmiştir.
Şükürler olsun ki Şii hükümeti burayı titizlikle ele almış ve mükemmel bir şekilde onarmış; hâlâ da restorasyon çalışmaları devam etmektedir.
O dönemlerde Şii–Sünni ayrışması baş gösterirken, Muhterem Hocam Prof. Dr. Haydar Baş "Şii–Sünni kardeştir; ayrılmaz bir bütündür, bir bedenin iki koludur" diyerek bu fitnenin önünü kesmiş; düzenlediği yüzlerce Ehl-i Beyt sempozyumu ile milletimizi ayıktırmış, Şii ve Sünni dünyasını yeniden birbirine kenetlemiş ve bu tohumun filizlenmesine vesile olmuştur.
Bu kutlu yolun bayrağını teslim alan ve bu düstur ile yola çıkan Sayın Genel Başkanım Av. Hüseyin Baş'a bin selam olsun.
Onunla bu kutlu yolda, kutlu kaderlerin arkasında yürümek bizler için bir şereftir.
Onunla attığımız her adımda Ehl-i Beyt'in şefaatine mazhar olmak ve Haydar Hocamın rızasını alabilmek en büyük duamızdır.
Samarra'da imamlarımızın şefaatini niyaz ederek hüznün şehri Kerbelâ'ya doğru yola çıktık.
Hüznün Şehri Kerbelâ topraklarına akşam vakti vardık.
Dünya sahnesinde gelmiş geçmiş en büyük vahşetin yaşandığı Kerbelâ toprakları; çoluk çocuk, genç yaşlı herkesin tek gaye ile İmam Hüseyin Efendimizin şefaatine nail olabilmek için türbeye akın ettiği, adeta mahşerî bir kalabalıkla doludur.
İlk olarak can Celâl Abbas Ebul Fazl Hz. (İmam Hüseyin'in kardeşi) ziyaret edildi.
Rabbimin işaret ettiği Beynel-Harameyn'den (Cennet Bahçesi) yürüyerek İmam Hüseyin Efendimize ve 72 kutlu şehide kavuşma heyecanı ve şerefine nail olduk elhamdulillah.
24 saat boyunca türbenin dolup taştığı bu mübarek mekânda, İmam Hüseyin Efendimiz adeta bizi kucaklıyor; iliklerimize kadar hissettiğimiz yoğun duygu ve manevi atmosfer yaşanıyor.
Gönüllerde tek dua: "Rabbim bu dünyada da âhirette de bizi bir ve beraber eylesin; şefaatine nail eylesin."
Burada tam 4 gün, İmam Hüseyin Efendimizin dizinin dibinde bir çocuk gibi, onun maneviyatını, hüznünü ve kokusunu ruhumuzda ve gönlümüzde doruk noktada yaşayıp, onun huzurundan ayrılarak kelimelerle tarif edilemeyen bir duygu ile Necef'e, Velayetin Şahı'na, Haydar-ı Kerrar'a, İmam Ali Efendimize doğru yola çıktık.
İlk olarak Kufe'ye gidip İmam Ali Efendimizin evini, şehit edildiği Kufe Mescidi'ni; içinde metfun bulunan Müslim bin Akil, Muhtar es-Sekafî, Hani bin Urve ve İmam Ali Efendimizin yakın dostlarından Meysem-i Temmâr'ı ziyaret edip destur aldık.
Akşam namazı vaktinde Necef'e geçerek İmam Ali Efendimize kavuşma şerefine nail olduk.
Burada İslam'ın kapısı, insanlığın büyük sırrı, Zülfikâr'ın sahibi, Haydar-ı Kerrar yatıyor.
Necef'te genç yaşlı herkesin attığı her adımda dua ve aşk yankılanıyor.
Bu şehir adeta İmam Ali Efendimizin ruhaniyetiyle nefes alıyor ve tüm Müslümanlar bundan pay alıyor.
Onu anlatmak ne haddimize… Onun aşkını ve muhabbetini gönlümüzde, ruhumuzda, bedenimizde yaşayabilmeyi Rabbim son nefesimize kadar nasip eylesin.
İmam Ali Efendimizi ve 12 İmamımızı aşk ile anıp; onları ziyaret etmek isteyenlere Rabbim tez zamanda gitmeyi, topraklarına, türbelerine yüz sürmeyi nasip eylesin.
"Ehl-i Beyt'i sevmek, onların yolundan gitmek her Müslümanın üzerine farzdır." (Şûrâ Suresi, 23. Ayet)
Bu vesile ile ayetlerle sabit tertemiz olan Ehl-i Beyt ve 12 İmamımızı, onların makamından anlatıp gönüllere bir nebze de olsa Ehlibeyt aşkı serpebildiysem ne büyük şeref ve nasip…
Rabbim tekrar tekrar bu kutlu yola yolcu eylesin.
Başta İmam Ali Efendimize, İmam Hüseyin Efendimize ve 12 İmamımıza kavuşmayı nasip eylesin. Âmin.
Bin selam olsun Ehl-i Beyt neferlerine…



















































































