Bazı anlaşmalar vardır; adı insana güven verir, içeriği ise dikkatle okunmayı gerektirir. "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" da işte böyle bir anlaşmadır.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalanan anlaşma, üç ülkenin güvenliğini ve savunma iş birliğini güçlendirme amacı taşıyor. Anlaşmanın en dikkat çekici hükmü ise şu: Üç ülkeden herhangi birine yapılacak silahlı saldırı, üçüne birden yapılmış sayılacak.
İlk bakışta kulağa hoş geliyor.
İslam dünyasının üç önemli ülkesi bir araya geliyor, ortak savunmadan söz ediyor, bölgesel güvenlik ve dayanışma vurgulanıyor.
Peki, gerçekten Türkiye ne kazanıyor? İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Çünkü Türkiye'nin zaten güçlü bir ordusu, NATO üyeliği ve geniş savunma imkânları vardır. O hâlde Türkiye'yi başka iki ülkenin uğrayabileceği herhangi bir silahlı saldırıyı kendi saldırısı kabul etmeye götüren bu anlaşmanın Türkiye açısından karşılığı nedir?
Daha açık soralım:
Türkiye kendi güvenliğini mi güçlendiriyor, yoksa başkalarının güvenlik sorunlarını da kendi güvenlik sorunu hâline mi getiriyor?
Tarihin bize öğrettiği acı tecrübeler burada hatırlanmalıdır.
Sıffın Savaşı'nda Hz. Ali'nin ordusu üstünlüğü ele geçirmek üzereyken, Muaviye tarafı Kur'an sayfalarını mızrakların ucuna takarak "Allah'ın kitabı aramızda hakem olsun" çağrısında bulunmuştu. Bu çağrı, savaşın seyrini değiştirmiş; Hz. Ali'nin ordusundaki askerler arasında büyük bir tereddüt meydana gelmişti.
Burada tarihî olayı bugünkü anlaşmayla birebir özdeşleştirmek elbette doğru değildir.
Fakat Sıffin'in verdiği ders bugün için de önemlidir:
Bir şeyin adı ve görüntüsü kadar, arkasında doğuracağı sonuçlara da bakmak gerekir.
Kur'an sayfalarının mızrakların ucuna takılması, Kur'an'ın kendisine değil, onun kutsallığının siyasî bir amaç için kullanılmasına yönelik bir tartışma doğurmuştu. Bugün de "Mekke", "İslam kardeşliği", "ortak savunma" ve "barış" gibi herkesin gönlünü hoş eden kavramların arkasındaki siyasi ve stratejik sonuçları sorgulamak zorundayız.
Biz anlaşmanın kötü niyetle yapıldığını iddia etmiyoruz.
Biz Türkiye'nin millî menfaatlerini sorguluyoruz.
Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı, adı ne kadar güzel olursa olsun, kendisini başkalarının savaşlarına ortak edebilecek yükümlülükler değil; kendi kararını kendi veren, kendi savunmasını kendi gücüyle sağlayan ve dostlarıyla iş birliği yaparken millî iradesinden taviz vermeyen bir Türkiye'dir.
Asıl mesele budur.
Mekke'nin adı bizi düşünmekten alıkoymamalıdır.
Çünkü devletler arasında dostluk başka şeydir, devletin güvenliğini başkasının güvenliğiyle otomatik olarak birleştirmek başka şeydir.
Ve tarih bize şunu öğretmiştir:
Her mızrağın ucundakine değil, o mızrağın nereye yöneldiğine bakmak gerekir. Vesselam…
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalanan anlaşma, üç ülkenin güvenliğini ve savunma iş birliğini güçlendirme amacı taşıyor. Anlaşmanın en dikkat çekici hükmü ise şu: Üç ülkeden herhangi birine yapılacak silahlı saldırı, üçüne birden yapılmış sayılacak.
İlk bakışta kulağa hoş geliyor.
İslam dünyasının üç önemli ülkesi bir araya geliyor, ortak savunmadan söz ediyor, bölgesel güvenlik ve dayanışma vurgulanıyor.
Peki, gerçekten Türkiye ne kazanıyor? İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Çünkü Türkiye'nin zaten güçlü bir ordusu, NATO üyeliği ve geniş savunma imkânları vardır. O hâlde Türkiye'yi başka iki ülkenin uğrayabileceği herhangi bir silahlı saldırıyı kendi saldırısı kabul etmeye götüren bu anlaşmanın Türkiye açısından karşılığı nedir?
Daha açık soralım:
Türkiye kendi güvenliğini mi güçlendiriyor, yoksa başkalarının güvenlik sorunlarını da kendi güvenlik sorunu hâline mi getiriyor?
Tarihin bize öğrettiği acı tecrübeler burada hatırlanmalıdır.
Sıffın Savaşı'nda Hz. Ali'nin ordusu üstünlüğü ele geçirmek üzereyken, Muaviye tarafı Kur'an sayfalarını mızrakların ucuna takarak "Allah'ın kitabı aramızda hakem olsun" çağrısında bulunmuştu. Bu çağrı, savaşın seyrini değiştirmiş; Hz. Ali'nin ordusundaki askerler arasında büyük bir tereddüt meydana gelmişti.
Burada tarihî olayı bugünkü anlaşmayla birebir özdeşleştirmek elbette doğru değildir.
Fakat Sıffin'in verdiği ders bugün için de önemlidir:
Bir şeyin adı ve görüntüsü kadar, arkasında doğuracağı sonuçlara da bakmak gerekir.
Kur'an sayfalarının mızrakların ucuna takılması, Kur'an'ın kendisine değil, onun kutsallığının siyasî bir amaç için kullanılmasına yönelik bir tartışma doğurmuştu. Bugün de "Mekke", "İslam kardeşliği", "ortak savunma" ve "barış" gibi herkesin gönlünü hoş eden kavramların arkasındaki siyasi ve stratejik sonuçları sorgulamak zorundayız.
Biz anlaşmanın kötü niyetle yapıldığını iddia etmiyoruz.
Biz Türkiye'nin millî menfaatlerini sorguluyoruz.
Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı, adı ne kadar güzel olursa olsun, kendisini başkalarının savaşlarına ortak edebilecek yükümlülükler değil; kendi kararını kendi veren, kendi savunmasını kendi gücüyle sağlayan ve dostlarıyla iş birliği yaparken millî iradesinden taviz vermeyen bir Türkiye'dir.
Asıl mesele budur.
Mekke'nin adı bizi düşünmekten alıkoymamalıdır.
Çünkü devletler arasında dostluk başka şeydir, devletin güvenliğini başkasının güvenliğiyle otomatik olarak birleştirmek başka şeydir.
Ve tarih bize şunu öğretmiştir:
Her mızrağın ucundakine değil, o mızrağın nereye yöneldiğine bakmak gerekir. Vesselam…
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Mekke anlaşması: Görünen başka, gerçek başka mı? / 21.08.2026
- Terörsüz Türkiye için ekonomik bağımsızlık şart / 20.08.2026
- Terörsüz Türkiye mi, yeni bir Türkiye mi? / 19.08.2026
- Terörsüz Türkiye, bağımsız Türkiye / 17.08.2026
- Silahlar sussun, gönüller buluşsun / 16.08.2026
- Terörsüz Türkiye yetmez, nasıl bir Türkiye? / 15.08.2026
- Terörsüz Türkiye için başka bir yol mümkün mü? / 14.08.2026
- Karanlığa değil, nura yürüyen insan / Kötülüğün gölgesinde insan -8- / 13.08.2026
- İyilik, kötülüğün en güçlü cevabıdır / Kötülüğün gölgesinde insan -7- / 12.08.2026
- Nefis: Kötülüğün içimizdeki kapısı / Kötülüğün gölgesinde insan -6- / 11.08.2026
- Terörsüz Türkiye için ekonomik bağımsızlık şart / 20.08.2026
- Terörsüz Türkiye mi, yeni bir Türkiye mi? / 19.08.2026
- Terörsüz Türkiye, bağımsız Türkiye / 17.08.2026
- Silahlar sussun, gönüller buluşsun / 16.08.2026
- Terörsüz Türkiye yetmez, nasıl bir Türkiye? / 15.08.2026
- Terörsüz Türkiye için başka bir yol mümkün mü? / 14.08.2026
- Karanlığa değil, nura yürüyen insan / Kötülüğün gölgesinde insan -8- / 13.08.2026
- İyilik, kötülüğün en güçlü cevabıdır / Kötülüğün gölgesinde insan -7- / 12.08.2026
- Nefis: Kötülüğün içimizdeki kapısı / Kötülüğün gölgesinde insan -6- / 11.08.2026























































