Türkiye, gelir dağılımındaki adaletsizliğin derinleştiği, üretim damarlarının tıkandığı ve vatandaşın en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlandığı tarihi bir ekonomik krizden geçiyor.
Mutfaktaki yangın her geçen gün büyürken, açıklanan resmî ve sivil veriler halkın sırtındaki geçim yükünün taşınamaz boyuta ulaştığını gözler önüne seriyor.
Asgari ücretin 28 bin lira, en düşük emekli maaşının ise yaklaşık 24 bin lira seviyesinde kaldığı mevcut konjonktürde, bu gelirlerle insanca yaşamak bir yana, yalnızca hayatta kalmak dahi imkânsız hale gelmiştir.
Ancak bu karamsar tablo milletimizin kaderi değildir; yanlış iktisat politikalarından dönülüp üretime, emeğe ve insan odaklı çözümlere yönelindiğinde Türkiye'nin önü tamamen açıktır.
Mutfaktaki yangın, istihdamdaki çöküş ve artan geçim zorluğu
Türk-İş'in Eylül 2026 verileri, geçim sıkıntısının boyutlarını sarsıcı biçimde ortaya koymaktadır.
Dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken açlık sınırı 37 bin 801 liraya, barınma, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi tüm temel harcamaların dahil edildiği yoksulluk sınırı ise 123 bin 130 liraya dayanmıştır.
Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin 48 bin 885 liraya ulaştığı bir ortamda, mutfak enflasyonu son bir yılda yüzde 35,14'e yükselmiştir.
Kamu-Ar'ın da açlık sınırını 38 bin 698 lira olarak açıkladığı bu dönemde, çalışan ve emeklilerin ezici çoğunluğu açlık sınırının dahi altında bir gelirle yaşam savaşı vermektedir.
Madalyonun diğer yüzünde ise istihdam piyasasındaki tahribat yer almaktadır.
TÜİK'in açıkladığı dar tanımlı işsizlik oranları suni düşüşler gösterse de, gerçeği yansıtan geniş tanımlı işsizlik, resmi adıyla atıl işgücü oranı yüzde 31'e tırmanmıştır.
Uygulanan daraltıcı ve tüketimi baskılamaya dönük politikalar yeni iş alanları yaratamadığı gibi, yüksek maliyetler altında ezilen firmaların kapanmasına yol açmaktadır.
İstihdam üretemeyen ekonomi, gençlerin geleceğe ve ülkeye olan umudunu da her geçen gün tüketmektedir.
Akaryakıt yükü, dış ticaret açığı ve çiftçinin feryadı
Ekonomideki kriz sadece tüketiciyi değil, doğrudan üretim çarklarını da vurmaktadır.
Ticaret Bakanlığı ve TÜİK verilerine göre, Ağustos ayında ihracat 23,5 milyar dolar olurken, ithalatın 28,7 milyar dolara ulaşmasıyla dış ticaret açığı yüzde 22,3 artarak 5,23 milyar dolara, ilk 8 aylık açık ise 65,79 milyar dolara yükselmiştir.
Dışa bağımlı yapı sürerken, üretimin temel girdilerinden olan akaryakıtta ÖTV dengeleyici Eşel Mobil sisteminin sona erdirilmesi maliyetleri daha da tırmandırmıştır.
Akaryakıttaki ÖTV artışları; sanayiden tarıma, nakliyeden tezgâha kadar her alanda yeni zam dalgalarını tetiklemektedir.
Özellikle tarım sektöründe durum sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Yüksek mazot, gübre ve ilaç maliyetlerine karşılık ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan çiftçi, yeni ekim dönemine ağır borç yüküyle girmektedir.
Tarlada 5 liraya satılan soğan rafta 50 liraya çıkarken, aradaki uçurum hem üreticiyi batırmakta hem de tüketiciyi gıdaya erişemez hale getirmektedir.
Devlete vergisini eksiksiz ödeyen ancak kanuni hakkı olan tarımsal desteği alamayan çiftçimiz, tarlasını satıp üretimden kopma noktasına gelmiştir.
Çözüm var: Milli Ekonomi Modeli ve BTP
Ülkemizin içine sürüklendiği bu karanlık tablo, mevcut ezberlerin ve dışa bağımlı ekonomi modellerinin iflas ettiğinin açık bir belgesidir. Ancak Türkiye çaresiz değildir.
Ülkemizi ve milletimizi bu yoksulluğa, işsizliğe ve üretim çöküşüne mahkum etmek siyasilerin işbilmezliğinden başka bir şey değildir.
Çözüm; ithal reçetelerde değil, milli kaynakları harekete geçiren, emeğin karşılığını veren ve tüketim ile üretimi eşzamanlı destekleyen özgün yaklaşımlardadır.
Bu noktada tek gerçekçi çıkış yolu, Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konan ve insanı merkeze alan Milli Ekonomi Modeli'dir.
Bu eşsiz modeli parti programının merkezine alan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), Türkiye'yi içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkaracak tek adrestir.
Milli Ekonomi Modeli; senaryo gereği dayatılan enflasyon-faiz kıskacını kırarak, devletin emisyon gücünü halkın alım gücünü artırmak için kullanmayı, vatandaşlık maaşı ve projeye dayalı desteklerle tüketim yeteneğini canlandırmayı ve çiftçiden sanayiciye kadar tüm üreticileri faizsiz kredilerle desteklemeyi hedefler.
Milletimiz tercihlerini borçlandırma ve fakirleştirme politikalarından değil; projeden, üretimden ve milli modelden yana kullandığı takdirde, Türkiye bu ekonomik darboğazı hızla geride bırakacak, adil paylaşımın ve sürdürülebilir refahın sağlandığı aydınlık yarınlara kavuşacaktır.
- Çürüyen sistem, sarsılan adalet ve sönen umutlar / 01.10.2026
- İsrail gölgesinde ABD dış politikası ve Hürmüz’de tırmanan riskler / 30.09.2026
- Gazze’den Batı Şeria’ya: İşgalin adı değişiyor, politikası değişmiyor / 29.09.2026
- Sefalet kıskacında bir ülke: Emeklilerin yaşam mücadelesi ve çıkış yolu / 28.09.2026
- Orta Doğu girdabı / 27.09.2026
- 25 yıllık tam bağımsızlık yürüyüşü: Çözümün adı BTP / 26.09.2026
- BM 81. Genel Kurulu'nda diplomasi maskeleri ve küresel güç dengeleri / 25.09.2026
- Dev vurgun, 10 aylık sessizlik ve 455 bin yatırımcının mağduriyeti / 24.09.2026
- Avrupa'nın jeopolitik sıkışmışlığı ve çok kutuplu dünya arayışı / 23.09.2026


























































