Biz eskiden çok güzel bir ülkeydik. Birbirimize karşı saygımız vardı, utanmamız vardı, ayıp diye bir kavram vardı. Komşuluk vardı, güzel dostluklar vardı, düşenin elinden tutardık, aç insanı doyururduk. Komşumuzda cenaze mi var, televizyonu açmazdık aman ses gidecek diye, annelerimiz kap kap yemek yapar götürürdü. Bir birlikteliğimiz vardı.
Kapımıza gelen dilenciyi boş gönderirsek vicdanımız sızlardı. Sokaktaki hayvana merhametimiz vardı. Geleneklerimiz, örflerimiz vardı, kıyafetlerimiz bile kendimize özgüydü. Adalet vardı, eğitim vardı. Bir asgari ücretli kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyordu, bir memur ev alabiliyordu. Orta sınıf bir baba 2 evladını üniversitede okutturabiliyordu.
Şimdi ne hale geldik? Hangisi kaldı? Asgari ücretli perişan, mümkün değil bir baba bu maaşla evini geçindirebilsin bunu ben söylemiyorum, açlık sınırının altında olduğunu devlet söylüyor. O açıklıyor bu rakamı. Orta sınıf diye bir aile kalmadı zaten. Memur ev alacak öyle mi, ömür boyu kredi ödemeye mahkûm demektir.
Eğitim? Parası olana... Gerçekten parası olana, arada istisnalar olabiliyor. Özel üniversiteye gitmek istersin para, dershaneye kursa gitmek istersin para, deneme sınavına girmek istersin para, kitapların çok para... Bu çocuğun yeteneği var mı onu bile bilemiyorsun. Biliyorsan o da para.
Adalet, peki ya adalet...
Ölmüş de ruhuna Fatiha okuyan yok. Ahmet Minguzzi, Atlas Çağlayan, Hakan Çakır, Alperen Toprak ve daha niceleri...
Karşılığında yeterli yaptırımlar cezalar var mı? Caydırıcılık var mı? Pişmanlık duyuyorlar mı? Cezaevleri gerçekten ıslah evi oluyor mu onlar için? Yasalar kanunlar adaleti sağlayabiliyor mu? Hakimler, savcılar (herkesi bir tutmuyorum) gereken cezaları veriyorlar mı? Hayır. Sadece bu konuda değil ki, 6 Şubat depreminde hayatını kaybedenlerin yakınlarının açmış olduğu davalarda bile beraat kararı veriliyor müteahhide, kolonları kesen dükkân sahibine. Ki daha duymadığımız nice adaletsizlikler var.
Bu nasıl bir sosyal çürüme böyle!
Tek suçlusu yönetim mi peki? İnsanlar her zaman layık oldukları yönetim tarzıyla yönetilirler. Nasıl yaşıyorsan öyle yönetilirsin derler.
Eğer ki biz bu sisteme daha fazla susarsak ve değişmek ve değiştirmek için bir gayret içine girmezsek bu adaletsizlikler de son bulmaz bu kötü gidişatta. Suçu sadece yönetime atmayacaksın kendine de bakacaksın. Ben kime oy verdim, kimi başıma seçtim, vazifesini yapıyor mu? Yapmıyor mu sesini çıkartacaksın. Bir diğer seçimde tercihini değiştireceksin. Futbol takımı tutar gibi parti tutmayacaksın.
Türkiye olarak bizim temelden bir çözüme ihtiyacımız var. Sistemi komple değiştirmeye ihtiyacımız var. Peki, yerine neyi getireceğiz? Kendi içimizden çıkmış bir mücevheri Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayacağız. Kitabı alıp okuyun, objektif bir şekilde. Ya da Uluslararası MEM Kongreleri yapıldı, internetten izleyin. Gerçekten çözüm mü diye. Kararı siz verin. Çürümüş yozlaşmış Kapitalist sistemle mi devam edelim yoksa Milli Ekonomi Modeli ile mi?
Bir hatırlatma da yapmak istiyorum, 7 Şubat'ta Viyana'da Uluslararası Milli Ekonomi Modeli konferansı olacak BTP Hüseyin Baş tarafından. Onlarca bilim adamı katılacak neredeyse dünyanın her yerinden. Dünya sahip çıkmaya çalışıyor, uygulamaya çalışıyor artık MEM'i.
Peki biz? Eğitimsizlikle, adaletsizlikle, susarak, görmeyerek, borçlarla mı devam edeceğiz hayatımıza.
Hayır, ben kabul etmiyorum bu sistemi. Ben susmuyorum. Ben BTP'yi destekleyerek, Milli Ekonomi Modeli'nin ülkemde uygulanmasını istiyorum.
Dilerim tüm Türkiye bu gerçeği görür ve bu gidişat artık bir son bulur.
Kapımıza gelen dilenciyi boş gönderirsek vicdanımız sızlardı. Sokaktaki hayvana merhametimiz vardı. Geleneklerimiz, örflerimiz vardı, kıyafetlerimiz bile kendimize özgüydü. Adalet vardı, eğitim vardı. Bir asgari ücretli kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyordu, bir memur ev alabiliyordu. Orta sınıf bir baba 2 evladını üniversitede okutturabiliyordu.
Şimdi ne hale geldik? Hangisi kaldı? Asgari ücretli perişan, mümkün değil bir baba bu maaşla evini geçindirebilsin bunu ben söylemiyorum, açlık sınırının altında olduğunu devlet söylüyor. O açıklıyor bu rakamı. Orta sınıf diye bir aile kalmadı zaten. Memur ev alacak öyle mi, ömür boyu kredi ödemeye mahkûm demektir.
Eğitim? Parası olana... Gerçekten parası olana, arada istisnalar olabiliyor. Özel üniversiteye gitmek istersin para, dershaneye kursa gitmek istersin para, deneme sınavına girmek istersin para, kitapların çok para... Bu çocuğun yeteneği var mı onu bile bilemiyorsun. Biliyorsan o da para.
Adalet, peki ya adalet...
Ölmüş de ruhuna Fatiha okuyan yok. Ahmet Minguzzi, Atlas Çağlayan, Hakan Çakır, Alperen Toprak ve daha niceleri...
Karşılığında yeterli yaptırımlar cezalar var mı? Caydırıcılık var mı? Pişmanlık duyuyorlar mı? Cezaevleri gerçekten ıslah evi oluyor mu onlar için? Yasalar kanunlar adaleti sağlayabiliyor mu? Hakimler, savcılar (herkesi bir tutmuyorum) gereken cezaları veriyorlar mı? Hayır. Sadece bu konuda değil ki, 6 Şubat depreminde hayatını kaybedenlerin yakınlarının açmış olduğu davalarda bile beraat kararı veriliyor müteahhide, kolonları kesen dükkân sahibine. Ki daha duymadığımız nice adaletsizlikler var.
Bu nasıl bir sosyal çürüme böyle!
Tek suçlusu yönetim mi peki? İnsanlar her zaman layık oldukları yönetim tarzıyla yönetilirler. Nasıl yaşıyorsan öyle yönetilirsin derler.
Eğer ki biz bu sisteme daha fazla susarsak ve değişmek ve değiştirmek için bir gayret içine girmezsek bu adaletsizlikler de son bulmaz bu kötü gidişatta. Suçu sadece yönetime atmayacaksın kendine de bakacaksın. Ben kime oy verdim, kimi başıma seçtim, vazifesini yapıyor mu? Yapmıyor mu sesini çıkartacaksın. Bir diğer seçimde tercihini değiştireceksin. Futbol takımı tutar gibi parti tutmayacaksın.
Türkiye olarak bizim temelden bir çözüme ihtiyacımız var. Sistemi komple değiştirmeye ihtiyacımız var. Peki, yerine neyi getireceğiz? Kendi içimizden çıkmış bir mücevheri Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayacağız. Kitabı alıp okuyun, objektif bir şekilde. Ya da Uluslararası MEM Kongreleri yapıldı, internetten izleyin. Gerçekten çözüm mü diye. Kararı siz verin. Çürümüş yozlaşmış Kapitalist sistemle mi devam edelim yoksa Milli Ekonomi Modeli ile mi?
Bir hatırlatma da yapmak istiyorum, 7 Şubat'ta Viyana'da Uluslararası Milli Ekonomi Modeli konferansı olacak BTP Hüseyin Baş tarafından. Onlarca bilim adamı katılacak neredeyse dünyanın her yerinden. Dünya sahip çıkmaya çalışıyor, uygulamaya çalışıyor artık MEM'i.
Peki biz? Eğitimsizlikle, adaletsizlikle, susarak, görmeyerek, borçlarla mı devam edeceğiz hayatımıza.
Hayır, ben kabul etmiyorum bu sistemi. Ben susmuyorum. Ben BTP'yi destekleyerek, Milli Ekonomi Modeli'nin ülkemde uygulanmasını istiyorum.
Dilerim tüm Türkiye bu gerçeği görür ve bu gidişat artık bir son bulur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Nurcan Karakaya / diğer yazıları
- Nerden nereye / 21.01.2026
- Tarih affetmeyecek! / 25.11.2025
- Uyanınca... / 30.05.2025
- Ev kadınlarına emeklilik yakında Meclis'te / 22.05.2025
- Almanya ve Türkiye / 28.02.2025
- Almanya'daki seçimler / 26.02.2025
- Olaylar silsilesi / 23.01.2025
- Ne yazmalıyım? / 26.09.2024
- Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / 20.07.2024
- Avrupa'da BTP / 28.02.2024
- Tarih affetmeyecek! / 25.11.2025
- Uyanınca... / 30.05.2025
- Ev kadınlarına emeklilik yakında Meclis'te / 22.05.2025
- Almanya ve Türkiye / 28.02.2025
- Almanya'daki seçimler / 26.02.2025
- Olaylar silsilesi / 23.01.2025
- Ne yazmalıyım? / 26.09.2024
- Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / 20.07.2024
- Avrupa'da BTP / 28.02.2024






























































































