'O, kendisine itaat edenlerle beraberdir'
H. 36 yılında İmam Basra'ya doğru hareket ederken Rebeze'de Allah'a hamd ve sena ettikten sonra bu hutbeyi irad etmiştir
28.05.2025 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





H. 36 yılında İmam Basra'ya doğru hareket ederken Rebeze'de Allah'a hamd ve sena ettikten sonra bu hutbeyi irad etmiştir.
"Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah Muhammed'i (s.a.a) gönderdiğinde, Araplar arasında ne bir kitap okuyan, ne nübüvvet iddiasında bulunan, ne de vahiy geldiğini söyleyen vardı.
O, kendisine itaat edenlerle beraber, isyan edenlere karşı savaştı ve onları ölüm gelip çatmadan kurtuluşlarının olduğu yere sevk etti.
Böylece kendilerinden hayır gelmeyip helak olanlar dışında, yorgunları idare etti, düşkünleri himaye etti ve hepsini hedeflerine ulaştırıncaya kadar öylece çalışıp çabaladı, onlara kurtuluş yerlerini gösterdi ve onları uygun yerlerine yerleştirdi.
Sonra değirmen çarkları dönmeye başladı, mızrakları düzeldi. (Hem dini ve iktisadi işleri düzeldi ve hem de askeri açıdan güçlendiler.)
Allah'a andolsun, yenilgiye uğratılıp geri püskürtülünceye kadar da bu ordunun öncüsüydüm, zaafa düşmedim korkup ürkmedim. Ne ihanet ettim, ne de gevşedim. Allah'a yemin olsun, batılın böğrünü deşip oradan hakkı çıkaracağım!"
İslam Peygamberi'nin bazı sıfatlarını beyan etmekte, Ümeyyeoğullarını tehdit etmekte ve halka öğüt vermektedir.
"(Halk dalalet içindeydi.) Derken Allah Muhammed'i (s.a.a) şahit, müjdeleyici ve korkutucu olarak ümmetine gönderdi. Çocukluğunda insanların en hayırlısı, olgunluğunda en seçkini idi. Ahlak bakımından temizlerin en temiz kılınmışıydı. Cömertlik bakımından kendisinden hayır umulanların en cömerdi idi
Dünyayı, ancak yuları sahipsiz, palanı oynayan bir deve gibi elde ettikten sonra, dünyanın lezzetleri tatlı gelmiş, onun memelerinden süt emme imkanına kavuşmuştunuz. Haram dikensiz sedir ağaçlan; helal ise hiç olmayan, uzak bir şeymiş gibi göründü bazılarına.
Allah'a andolsun onu sayılı günlerin sonuna değin bitmez bir gölgelik gibi gördünüz. Yeryüzü sahipsiz, elleriniz her yere uzanıyor ve sahiplerinin elleri çekilmiş durumda. Onların kılıçları kınlarında; sizin kılıçlarınız ise onlara musallat haldedir.
Haberiniz olsun! Her kanın bir isteyeni, her hakkın bir taliplisi vardır. Bizim kanımızı istemek, insanın nefsi hakkında hüküm vermesine benzer. Onu isteyen Allah'tır, istediği O'nu aciz kılmaz, kaçmakla da O'ndan kurtulunamaz.
Ey Ümeyyeoğulları! Allah'a yemin ederim az bir zaman sonra bu devleti başkalarının elinde tanıyacak, düşmanlarınızın yurdunda göreceksiniz. Bilin ki iyi gören göz, hayır işlerin ıslahını gören gözdür. En iyi işiten kulak, öğüdü işitip kabul eden kulaktır.
Ey insanlar! Işığınızı, öğüt veren, öğüdünü tutanın ışığından yakın. Suyu, bulanık olmayan duru kaynaktan alın.
Ey Allah'ın kullan! Cehaletinize dayanmayın, heva ve heveslerinize teslim olmayın. Böyle bir menzile inip konaklayan kimse, selden yıkılmak üzere olan bir uçurumun başında konaklamıştır.
Helak yükünü yüklenerek, süreli gezinmektedir. Zira her zaman bir düşünceden öbürüne sapmakta, yapılması gerekmeyene yapışmakta, yaklaşması gerekmeyene yaklaşmaktadır.
Allah, Allah! Şikâyette bulunmak için sizden kederi ve acıyı gideremeyecek ve sorununuzu halledemeyecek kimselerin yanına gitmeyin. İmama farz olan; ancak Rabbinizin emrini bildirmek, öğüt vermek, nasihat etmek için çabalamak, peygamberin sünnetini ihya etmek, müstahak olanlara hadleri uygulamak, pay sahiplerinin hakkını paylaştırmaktır.
İlim ürünü kurumadan ilim elde etmeye çalışın. Nefsinizin derdine düşmeden önce ehlinden ilim isteyin, onlara danışın. İnsanları kötülükten men edip kendiniz de kötülükten uzak durun. Çünkü siz önce bizzat kötülük etmemekle, sonra kötülükten nehyetmekle emrolundunuz." Nehc'ul Belaga 104-105 Hutbe
"Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah Muhammed'i (s.a.a) gönderdiğinde, Araplar arasında ne bir kitap okuyan, ne nübüvvet iddiasında bulunan, ne de vahiy geldiğini söyleyen vardı.
O, kendisine itaat edenlerle beraber, isyan edenlere karşı savaştı ve onları ölüm gelip çatmadan kurtuluşlarının olduğu yere sevk etti.
Böylece kendilerinden hayır gelmeyip helak olanlar dışında, yorgunları idare etti, düşkünleri himaye etti ve hepsini hedeflerine ulaştırıncaya kadar öylece çalışıp çabaladı, onlara kurtuluş yerlerini gösterdi ve onları uygun yerlerine yerleştirdi.
Sonra değirmen çarkları dönmeye başladı, mızrakları düzeldi. (Hem dini ve iktisadi işleri düzeldi ve hem de askeri açıdan güçlendiler.)
Allah'a andolsun, yenilgiye uğratılıp geri püskürtülünceye kadar da bu ordunun öncüsüydüm, zaafa düşmedim korkup ürkmedim. Ne ihanet ettim, ne de gevşedim. Allah'a yemin olsun, batılın böğrünü deşip oradan hakkı çıkaracağım!"
İslam Peygamberi'nin bazı sıfatlarını beyan etmekte, Ümeyyeoğullarını tehdit etmekte ve halka öğüt vermektedir.
"(Halk dalalet içindeydi.) Derken Allah Muhammed'i (s.a.a) şahit, müjdeleyici ve korkutucu olarak ümmetine gönderdi. Çocukluğunda insanların en hayırlısı, olgunluğunda en seçkini idi. Ahlak bakımından temizlerin en temiz kılınmışıydı. Cömertlik bakımından kendisinden hayır umulanların en cömerdi idi
Dünyayı, ancak yuları sahipsiz, palanı oynayan bir deve gibi elde ettikten sonra, dünyanın lezzetleri tatlı gelmiş, onun memelerinden süt emme imkanına kavuşmuştunuz. Haram dikensiz sedir ağaçlan; helal ise hiç olmayan, uzak bir şeymiş gibi göründü bazılarına.
Allah'a andolsun onu sayılı günlerin sonuna değin bitmez bir gölgelik gibi gördünüz. Yeryüzü sahipsiz, elleriniz her yere uzanıyor ve sahiplerinin elleri çekilmiş durumda. Onların kılıçları kınlarında; sizin kılıçlarınız ise onlara musallat haldedir.
Haberiniz olsun! Her kanın bir isteyeni, her hakkın bir taliplisi vardır. Bizim kanımızı istemek, insanın nefsi hakkında hüküm vermesine benzer. Onu isteyen Allah'tır, istediği O'nu aciz kılmaz, kaçmakla da O'ndan kurtulunamaz.
Ey Ümeyyeoğulları! Allah'a yemin ederim az bir zaman sonra bu devleti başkalarının elinde tanıyacak, düşmanlarınızın yurdunda göreceksiniz. Bilin ki iyi gören göz, hayır işlerin ıslahını gören gözdür. En iyi işiten kulak, öğüdü işitip kabul eden kulaktır.
Ey insanlar! Işığınızı, öğüt veren, öğüdünü tutanın ışığından yakın. Suyu, bulanık olmayan duru kaynaktan alın.
Ey Allah'ın kullan! Cehaletinize dayanmayın, heva ve heveslerinize teslim olmayın. Böyle bir menzile inip konaklayan kimse, selden yıkılmak üzere olan bir uçurumun başında konaklamıştır.
Helak yükünü yüklenerek, süreli gezinmektedir. Zira her zaman bir düşünceden öbürüne sapmakta, yapılması gerekmeyene yapışmakta, yaklaşması gerekmeyene yaklaşmaktadır.
Allah, Allah! Şikâyette bulunmak için sizden kederi ve acıyı gideremeyecek ve sorununuzu halledemeyecek kimselerin yanına gitmeyin. İmama farz olan; ancak Rabbinizin emrini bildirmek, öğüt vermek, nasihat etmek için çabalamak, peygamberin sünnetini ihya etmek, müstahak olanlara hadleri uygulamak, pay sahiplerinin hakkını paylaştırmaktır.
İlim ürünü kurumadan ilim elde etmeye çalışın. Nefsinizin derdine düşmeden önce ehlinden ilim isteyin, onlara danışın. İnsanları kötülükten men edip kendiniz de kötülükten uzak durun. Çünkü siz önce bizzat kötülük etmemekle, sonra kötülükten nehyetmekle emrolundunuz." Nehc'ul Belaga 104-105 Hutbe
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.


























































































