logo
26 EYLÜL 2026

Öğrencilerin çilesi kira

Türkiye'de yaşanan kiralık ev sorunu üniversite kayıtlarının başlamasıyla birlikte daha da arttı. Astronomik oranda kira artışları sadece İstanbul'da değil tüm şehirlerde uygulanıyor. Bazı şehirlerde ise kiralık ev bulmak bile imkânsız. Hal böyle olunca özellikle dar gelirli aileler kara kara düşünüyor

28.08.2023 16:05:00
Haber Merkezi
 
Öğrencilerin çilesi kira
Öğrencilerin çilesi kira

EYÜP KABİL / DETAY HABER

Üniversite kayıtlarının başlamasıyla birlikte gündemden hiç düşmeyen barınma sorunu tekrar gündeme geldi. Yurt fiyatlarının aşırı yükselmesi ve kira fiyatlarının el yakıyor olması özellikle dar gelirli ailereri kara kara düşündürüyor.

Emlak Uzmanı Mustafa Hakan Özelmacıklı, ''Kayıtların 28 Ağustos'ta başlamasıyla gerek yurt gerekse de kiralık daire ihtiyacı hat safhaya çıktı. Yeterli arzın olmadığı şehirlerimizde aileler için en büyük yük kira olacak" dedi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altın Emlak Genel Müdürü Mustafa Hakan Özelmacıklı, "2023 Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarına göre adayların yükseköğretim programlarına yerleştirme işlemleri tamamlandı.

Örgün yükseköğretim programlarının lisans ve ön lisansa yerleşen aday sayılarını incelediğimizde, toplamda 898 bin 24 adayın yerleştiğini görüyoruz. Mevcut sayılara baktığımızda ise Türkiye'deki 208 yükseköğretim kurumunda 6 milyon 950 bin 142 öğrenci bulunuyor.

Kayıtların başlaması ile gerek yurt gerekse de kiralık daire ihtiyacı hat safhaya çıktı. Yeterli arzın olmadığı İstanbul'da aileler için en büyük yük kira" dedi.


Yurt kapasiteleri yetersiz


Yurt kapasitesine de değinen Özelmacıklı, "Geçen yılki rakamlara göre ülkemizde 800 yurtta, 850 bin öğrenci barınıyor. Lakin deprem sonrasında da kullanılan yurtların bazılarında depremzede vatandaşlarımız barınmaya devam ediyor. Ayrıca özel öğrenci yurtlarının sayısı ise 4 bin 692 olup, yaklaşık 463 bin 365 yatak kapasitesine sahip.

Bu rakamlara göre yetersiz yurt kapasitesi nedeniyle öğrencilerin bir bölümü ev kiralamak durumunda kalıyor" şeklinde konuştu. Özelmacıklı, "Konut arzının yetersizliği, deprem, kentsel dönüşüm, evlenme ve boşanma sayılarındaki artışlar ile kiralık daire zaten bulunamaz durumda.

Bu nedenle kendi şehirleri dışında öğrenim görecek birçok öğrenci için barınma en önemli sorun haline geldi" dedi.


Buca'da kiralar 10-15 bin lira arasında


İzmir'deki kira fiyatlarını değerlendiren İzmir Emlakçılar Odası Başkanı Mesut Güleroğlu ise "Bugün öğrencilerimiz özellikle Buca bölgesine geldiklerinde, 10 ile 15 bin lira arasında ful eşyalı kiralık daireler olduğunu görecekler.

8 bin lira ile 10 bin lira arasında da kiralık daireler var. Öğrenciler acilen kiralık arayışına girdiği için tabii ki panikliyorlar. Öğrencilerin yoğun olduğu bölgelerde boş daireler bulunamayınca fiyatlar tabii ki yükseliyor" şeklinde konuştu.


'Kiralar ayrı bir boyutta'


Elektrik Elektronik Mühendisliği son sınıf öğrencisi 25 yaşındaki Nedim Batuhan Kayabaş da kira fiyatlarından şikayetçi. Batuhan, "Kiralık daireler çok pahalı ve bu yüzden en az 2-3 kişi kiraya çıkman gerekiyor.

Menderes ilçesinde 3+1 dairenin 18 bin liraya dahi kiraya verildiğini gördüm. Bu rakam bir üniversite öğrencisinin karşılayabileceği bir rakam değil. Bu durum böyle devam eder diye düşünüyorum.

Yurtlarda kalmak da ayrı bir sıkıntı, oralarda kalan arkadaşlara da başarılar diliyorum. Eskiden yazın çalıştığım parayla bir dönem iki dönem kalabiliyordum. Şimdi o mümkün değil. Kiralar ayrı bir boyutta. Yaşanmayacak düzeye geldi" ifadelerini kullandı. 


Edirne'de 'kiralık daire' kalmadı  


Nüfusunun dörtte birini üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Edirne'de de öğrencilerin kiralık daire telaşı başladı. 1+1 dairelerin neredeyse tükendiğini ifade eden emlakçılar, kiralık daire bulmakta sorun yaşandığını ifade etti.

Edirne'de emlakçılık yapan Mehmet Can Altuğ, kiralık daire bulmakta sorun yaşandığını anlattı. Öğrencilerin istedikleri konumda daire bulamadığını ifade eden Altuğ, mevcut kiracıların başka eve taşınmaması nedeniyle daire sorunu yaşandığını söyledi. Edirne'de sürekli 1+1 daire yapıldığının altını çizen Altuğ, ancak bu dairelerin sayısının yetersiz olduğunu belirtti.


Konut fiyatlarının en çok arttığı ülke Türkiye


Kira fiyatlarındaki artış ile konut fiyatlarındaki artış birbiriyle bağlantılı. Türkiye'de yeterli konut üretilememesi kira fiyatlarının da yükselmesine neden oluyor.

İngiltere merkezli Uluslararası Emlak Danışmanlığı firması Knight Frank'in, 56 ülke ve bölgeyi incelediği Küresel Konut Fiyat Endeksi'ne göre 2023 yılının ilk çeyreğinde, konut fiyatları en çok Türkiye'de artış gösterdi. Türkiye'de fiyatlar, 2023 yılının ill çeyreğinde, 2022 yılının aynı dönemine göre yüzde 132,8 arttı. Türkiye'yi yüzde 18,8'lik artışla Kuzey Makedonya takip etti. Üçüncü sırrada ise yüzde 16,6'lık artışla Hırvatistan yer aldı.

Bu ülkeyi ise yüzde 15,3'lük artışla Litvanya izledi. Endeks'e göre şehirlerdeki fiyat değişimlerinde listenin zirvesinde, Türkiye'nin üç büyük şehri yer aldı. Ankara'daki artış yüzde 135,3 olarak belirlendi. Ankara'yı yüzde 133 ile İzmir, yüzde 127,3 ile İstanbul izledi.

Karaman'da jandarmanın yakaladığı 31 şahıstan 11'i tutuklandı

Karaman'da jandarma ekiplerinin son bir haftada gerçekleştirdiği asayiş, narkotik ve trafik denetimlerinde çeşitli suçlardan aranan 31 şahıs yakalanırken,11'i tutuklandı

26.09.2026 11:32:00 / Güncelleme: 26.09.2026 11:36:03
İHA
 
Karaman'da jandarmanın yakaladığı 31 şahıstan 11'i tutuklandı
Karaman'da jandarmanın yakaladığı 31 şahıstan 11'i tutuklandı
Edinilen bilgiye göre, İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, 18-26 Eylül 2026 tarihleri arasında suçların önlenmesi, aranan şahısların yakalanması ve kentte huzur ve güven ortamının sağlanmasına yönelik denetim ve uygulamalar gerçekleştirdi.



Çalışmalar kapsamında 14 bin 372 şahıs ile 6 bin 695 araç sorgulandı. Jandarma Dedektifleri (JASAT) ve asayiş ekiplerinin koordineli çalışmaları sonucunda çeşitli suçlardan arandığı belirlenen 31 şahıs yakalandı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 11'i tutuklanarak cezaevine gönderildi.



Denetimlerde yapılan aramalarda ise 49 litre etil alkol, 31 litre bandrolsüz kaçak içki, 24 adet alkol aroması kiti, 11 adet sikke ve kenevir bitkisi ele geçirildi.

İl Jandarma Komutanlığından yapılan açıklamada, Karaman'da huzur ve güven ortamının devamının sağlanması amacıyla denetim ve uygulamaların aralıksız sürdürüleceği bildirildi.

Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi

Hatay'da 269 kişinin hayatını kaybettiği Antiş Yapı Rönesans Rezidans'a ilişkin yargılama, 11'inci duruşmasıyla Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde gerçekleşti. 11 saat süren duruşmanın ardından tutuklu sanıkların tutukluluğuna karar verildi. Bir dahaki duruşma 26 Ekim tarihine ertelendi

26.09.2026 08:00:00
İHA
 
Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi
Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi
Asrın felaketinde Antakya ilçesi Ekinciler Mahallesi'nde bulunan ve Antis Yapı tarafından inşa edilerek 'cennet bir köşe' vaadiyle satılan Rönesans Rezidans yıkılmıştı. 269 vatandaşın hayatını kaybettiği ve 13 kişinin de yaralandığı 250 daireden oluşan rezidans, deprem anında saniyeler içinde yerle bir olmuştu. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosu tarafından başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Rezidans ile ilgili yargı süreci 2024 yılının Nisan ayında başlamış ve ilk duruşma gerçekleştirilmişti. Rönesans Rezidans davasının 11'inci duruşması Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 25 Eylül'de başladı. Duruşmaya; rezidansın tutuklu olarak yargılanan müteahhidi Mehmet Yaşar Coşkun, yapı denetim şirketinin tutuklu yetkilileri Mehmet Haşim Eraslan ve Bülent Seküçoğlu cezaevinden SEGBİS üzerinden, tutuksuz olarak yargılanan proje müdürü İ.D. duruşmaya katılmazken şantiye şefi B.M. salon hazır bulundu. Tutuksuz olarak yargılanan yapı denetim şirketi yetkilisi Ayhan Karan SEGBİS üzerinden katıldı.

Duruşmaya, Rönesans Rezidans'ta yakınlarını kaybeden vatandaşlar da katıldı. Mahkeme heyeti; 11 saat süren duruşmanın ardından 25 Eylül tarihinde akşam saat 21.00'da ara kararını açıklayarak, sanıkların mevcut hallerinin devamına ve eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 26 Ekim'e erteledi.


"Kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını ve bu yönde bir karar çıkmasını istiyorum"



Rönesans davasında suçluların kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını beklediklerini söyleyen Cemile İncili, "İnşallah olumlu bir karar bekliyorum. Artık kasıtlı ölümden yargılanmalarını istiyoruz. Zaten son bilirkişi raporunda da hepsi asli kusurlu sayıldı. Bugün itibarıyla 3 yıl, 7 ay 19'uncu gündeyiz. İnşallah doğru bir karar çıkar. Bizden sonra da sevdiklerimizi bulamıyoruz, geri getiremiyoruz. Ama en azından bizim çektiğimiz acıyı bizden sonra başkaları çekmesin diye, doğru bir yargılamayla kusurlu oldukları için gereken cezayı almalarını istiyoruz. Kayıplarımızla ilgili çalışmalar devam ediyor. Tek istediğimiz adaletin yerini bulması. Gereken en ağır cezayı alsınlar ki bizden sonra kimse kardeşini, eşini, ailesini kaybetmesin. Emsal karar bekliyoruz. 300 kişinin vefatına neden olan bir müteahhidin 3-5 yılla çıkmasını beklemiyoruz. Bu bizim için ayrı bir ceza olur. Gereken şekilde kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını ve bu yönde bir karar çıkmasını istiyorum. İstediğimiz tek şey adaletin yerini bulması" ifadelerini kullandı.

Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri


 
Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor. 
 

26.09.2026 07:28:00
Murat Çorbacı
 
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, menopozun yalnızca hormonların değiştiği bir dönem olmadığına işaret ederek, "Kadının bedenini yeniden tanıdığı, ihtiyaçlarını yeniden keşfettiği ve gelecekte nasıl yaş almak istediğine bugünden karar verdiği yeni bir yaşam evresidir. Bu dönemde hedef; sadece sıcak basmalarını azaltmak, uyku problemlerini çözmek veya kilo kontrolünü sağlamakla sınırlı kalmamalı. Asıl hedef; kaslarımızı, kemiklerimizi, kalbimizi, beynimizi ve ruhsal iyilik halimizi birlikte koruyarak sağlıklı, güçlü, hareketli ve kaliteli bir yaşam sürmek olmalı" dedi. Dr. Seyidova menopozda fit ve zinde olmanın basit ama etkili 7 yolunu anlattı; bu süreci 'ikinci bahar'a çevirmek için mutlaka cevaplanması gereken kritik soruyu açıkladı.

Kaslarınıza yatırım yapın

Menopoz döneminde en önemli konulardan biri kas sağlığıdır. Yaşla ve hormonal değişimlerle birlikte kas kütlesinde ve gücünde azalma görülebilir. Oysa kaslarımız yalnızca bedenimizi şekillendirmez; metabolik sağlığımızı, insülin duyarlılığımızı, dengemizi, kemiklerimizi ve ileri yaşlardaki bağımsızlığımızı da destekler. Bu nedenle yürüyüş çok kıymetli olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Haftalık yaşam düzeninize mutlaka kuvvet ve direnç egzersizlerini ekleyin. Güçlü ve zinde olmak, tartıdaki rakamdan çok daha önemli.

Kemiklerinizi geleceğiniz gibi koruyun

Menopoz sonrası östrojen seviyelerinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanabilir. Bu nedenle kemik sağlığını menopozun ilk yıllarından itibaren korumak çok değerlidir. Ağırlık taşıyan egzersizler, direnç çalışmaları, yeterli protein ve dengeli beslenme temel yaklaşımımız olmalı. Kalsiyum ve D vitamini gereksinimi ise her kadının bireysel özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz açısından kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü güçlü kemikler, ileri yaşlarda özgürce hareket edebilmenin temelidir.

Metabolizmanızı aç bırakmayın, doğru besleyin

Menopoz döneminde vücut kompozisyonu değişebilir ve özellikle karın çevresinde yağlanma eğilimi artabilir. Burada çözüm sürekli daha az yemek değildir. Benim yaklaşımım; bedeni aç bırakmak yerine doğru beslemektir. Yeterli ve kaliteli protein, rengarenk sebzeler, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar günlük beslenmenin temelini oluşturmalıdır. Beslenme planı yalnızca kilo vermeyi değil; kasları, bağırsak mikrobiyotasını, kan şekeri dengesini, kalp-damar sağlığını ve enerjiyi desteklemelidir. Amaç, "diyet yapmak" değil, bedeni uzun ve sağlıklı bir yaşama hazırlamaktır.

Uykunuzu lüks değil, tedavinin bir parçası olarak görün

Menopoz döneminde uykuya dalmakta güçlük, gece uyanmaları veya sıcak basmalarına bağlı uyku bölünmeleri sık görülebilir. Oysa kaliteli uyku; sağlıklı yaş alma ve zinde, uzun yaşam için vazgeçilmez bir unsurdur. Çünkü bedenin kendini yenilediği en kıymetli zamanlardan biri uykudur. Hormonal ve metabolik dengeden iştah kontrolüne, bağışıklık sisteminden zihinsel performansa kadar birçok süreci etkiler. Düzenli uyku saatleri, akşam ışığının azaltılması, geç saatlerde ağır yemek ve aşırı kafeinden kaçınmak gibi küçük değişiklikler bile önemlidir.

Ruhunuzu da bedeniniz kadar önemseyin

Sağlıklı yaş almak yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret değildir. Bir kadının kendini nasıl hissettiği, hayattan ne kadar keyif aldığı, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve kendisine ayırdığı zaman da iyilik halinin bir parçasıdır. İbadet, dua, nefes çalışmaları, doğada yürüyüş, sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmek, yeni şeyler öğrenmek ve bazen yalnızca kendimizle kalabilmek. Bunların hepsi sağlıklı yaş alma yolculuğunun parçalarıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz.

Menopoz planınız size özel olsun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, her kadının menopoz hikayesinin farklı olduğunu, bu nedenle herkese aynı vitaminleri, aynı beslenme programını veya aynı hormon yaklaşımını uygulamanın doğru olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Menopoz değerlendirmesinde semptomların yanında; kalp-damar ve metabolik riskler, kemik sağlığı, kas kütlesi ve gücü, uyku, ruhsal iyilik hali, cinsel sağlık ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Uygun kadınlarda menopoz hormon tedavisi de yaş, menopozdan geçen süre, belirtiler, kişisel ve ailesel riskler dikkate alınarak hekimle birlikte bireysel olarak değerlendirilmelidir."

Bu soruyu mutlaka sorun: 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz?

Menopozu ikinci bahara çevirmek için her kadının mutlaka kendine sorması gereken tek bir soru olduğunu vurguyan Dr. Seyidova, bu soruyu şöyle açıkladı: "10–20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz? Güçlü mü? Enerjik mi? Hareketli mi? Bağımsız mı? Hayatın içinde ve kendisiyle barışık mı? İşte ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı ve zinde olmak, sağlıklı yaş almak tam olarak burada başlıyor."

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 2 şüpheli tutuklandı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan 8 şüpheliden 2'si tutuklandı

26.09.2026 00:10:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 2 şüpheli tutuklandı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 2 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan 8 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Şüpheliler sağlık kontrolünün ardından Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne getirildi.

Savcılıkta ifade veren şüphelilerden Enis Bulut, Burak Gökçe, Ethem Bulut Beytorun, Gürkan Parlakaç, Özdemir Uçar ve Mustafa Dedik tutuklama, Kadir Boy ile Ecem Tuğçe Akçay adli kontrol istemiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik Enis Bulut ve Burak Gökçe'nin tutuklanmasına karar verdi.

Diğer şüphelilerin hakimlikteki işlemleri sürüyor.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti.

Dün, soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüphelinin tutuklanmasına, 2 zanlı hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 45'e ulaşmıştı.

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 6 şüpheli daha gözaltına alınmıştı. 

Ülke uyuşturucu pazarı haline geldi

Kocaeli'de düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında 1 kilo 37 gram kubar esrar, bin 12 uyuşturucu hap, bonzai, metamfetamin, sentetik ecza ve 4 kök kenevir ele geçirildi. Operasyonda 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı

25.09.2026 22:55:00
Haber Merkezi
 
Ülke uyuşturucu pazarı haline geldi
Ülke uyuşturucu pazarı haline geldi
Kocaeli'de düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında 1 kilo 37 gram kubar esrar, bin 12 uyuşturucu hap, bonzai, metamfetamin, sentetik ecza ve 4 kök kenevir ele geçirildi. Operasyonda 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

Kocaeli İl Jandarma Komutanlığınca uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarıyla mücadele kapsamında çalışma gerçekleştirildi. Bu çerçevede 21-23 Eylül tarihleri arasında Kartepe ve Gölcük ilçelerinde belirlenen 3 adrese operasyon düzenlendi.

Adreslerde yapılan aramalarda 1 kilo 37 gram kubar esrar, bin 12 adet uyuşturucu hap, 12 gram bonzai, 20 gram metamfetamin, 5 adet sentetik ecza ve 4 kök kenevir bitkisi ele geçirildi. Uyuşturucuyla ilgili 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

ÜLKE UYUŞTURUCU PAZARI HALİNE GELDİ

1 Ocak–31 Ağustos 2026 İçişleri Bakanlığı kaynaklarının AA'ya verdiği verilere göre:

12,6 ton skunk
9,9 ton esrar
9,1 ton metamfetamin
1,3 ton kokain
1,1 ton eroin
939 kg bonzai
48 kg afyon sakızı

Toplam: yaklaşık 35 ton uyuşturucu madde.

Ayrıca:

77,6 milyon sentetik ecza
8 milyon captagon
1,5 milyon ecstasy

Toplam: 87,1 milyon uyuşturucu hap

19 milyon kök kenevir ve skunk

Bu rakamlar 1 Ocak–31 Ağustos 2026 dönemini kapsıyor.

Eylül ayında ayrıca açıklanan büyük operasyonlar

Örneğin 7 Eylül'de İçişleri Bakanlığı, 71 ildeki son 10 günlük operasyonlarda 2 ton 367 kilo 634 gram uyuşturucu ve 4 milyon 34 bin 459 hap ele geçirildiğini açıkladı. Ancak bu operasyonların Ağustos günlerini de kapsaması nedeniyle 2,367 tonu 35 tona doğrudan eklemek doğru değil.

8 Eylül'deki 28 il operasyonunda ise 548 kg uyuşturucu ve 2 milyon 788 bin hap ele geçirildi.

22 Eylül'de İstanbul'da ayrıca 224 kg sıvı sentetik uyuşturucu ele geçirildiği bildirildi.

Ancak her operasyonun ardından aynı soru yeniden soruluyor: Yakalanan uyuşturucu, Türkiye'ye giren veya Türkiye içinde dolaşıma sokulan uyuşturucunun ne kadarını oluşturuyor?

Yakalananlar var, peki yakalanamayanlar?

Sokakta uyuşturucuya erişimin kolaylaştığı yönündeki şikâyetler, özellikle gençler ve aileler açısından ciddi bir toplumsal sorun oluşturuyor. Güvenlik güçleri kilogramlarca uyuşturucu ele geçiriyor, çok sayıda operasyon düzenliyor ve şüpheliler hakkında adli işlem başlatıyor.

Fakat operasyonların yalnızca sokaktaki dağıtıcıları yakalaması, uyuşturucu zincirinin tamamının ortaya çıkarıldığı anlamına gelmiyor.

Çünkü asıl soru yalnızca "Kim yakalandı?" değil: Uyuşturucu nereden geliyor? Kim getiriyor? Kim finanse ediyor? Kim dağıtıyor? Paranın trafiği kimlere uzanıyor?

ASIL BARONLAR NEREDE?

Türkiye'de uyuşturucuyla mücadelede operasyon sayısının ve ele geçirilen maddelerin miktarının açıklanması kadar, organize suç ağlarının üst kademelerine ulaşılıp ulaşılmadığı da önem taşıyor.

Sokakta uyuşturucu satan birkaç kişinin yakalanması kolay olabilir. Ancak uluslararası tedarik zincirini yöneten, para trafiğini kontrol eden ve büyük miktardaki uyuşturucunun sevkiyatını organize eden yapıların ortaya çıkarılması çok daha kapsamlı soruşturmalar gerektiriyor.

Bu nedenle Kocaeli operasyonu sonrasında kamuoyunun sorması gereken soru yalnızca "Kaç kilo uyuşturucu yakalandı?" değil:

9 ayda Türkiye'de toplam ne kadar uyuşturucu ele geçirildi?

Ne kadarı piyasaya girmeden yakalandı?

Ya yakalanamayan miktar ne kadar?

Ve en önemlisi: Uyuşturucu ticaretinin asıl organizatörleri nerede?

Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir" değerlendirmesinde bulundu

25.09.2026 18:30:00
AA
 
Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı
Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'de yayın yapan Newsweek dergisinin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na ilişkin başlıca hedefleri sorulan Erdoğan, dünyanın ciddi kırılmalardan geçtiğini belirtti.

Türkiye'nin kuzeyinde Rusya-Ukrayna Savaşı'nın devam ettiğini, güneyinde ve doğusunda da çatışmalar yaşandığını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Çatışmalar bölgemizin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkiliyor. Böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmek uluslararası toplumun müşterek mesuliyetidir. Türkiye olarak Genel Kurul'daki önceliğimiz, çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılmasını önlemek, diplomatik kanalları açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere zemininde buluşmasına katkı sağlamaktır. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Orta Doğu'daki gerilimlere kadar ihtilafların bütün taraflarıyla temas kurabilen ve barış için inisiyatif alabilen bir ülkedir."

Dünyanın ağırlık merkezinin değiştiğini belirten Erdoğan, "Yeni güç merkezleri yükselirken, daha fazla ülke küresel karar alma süreçlerinde hak ettiği yeri talep ediyor. Birleşmiş Milletler, bu değişimin gerisinde kalmamalıdır. Güvenlik Konseyi'nin daha temsili, daha etkin ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Genel Kurul'un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı, sorumluluğun daha adil paylaşıldığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez." ifadelerini kullandı.

Türkiye ile doğrudan sınırı bulunan İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş konusunda büyük bir belirsizlik söz konusu olduğu ifade edilerek, "ABD- İran ihtilafında her iki tarafa da barış yolunu izleme çağrısında bulundunuz. Ancak gerilim tırmanmaya devam ederken, mevcut küresel istikrarsızlığın çözümü için hangi adımları atmayı öngörüyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, gerilimi büyütecek adımlardan kaçınmak ve tarafları müzakere zemininde buluşturmak gerektiğini vurguladı.

Kalıcı çözümün ancak bu yolla mümkün olabileceğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"ABD, NATO'daki müttefikimizdir. İran, bizim komşumuzdur. Sayın (Donald) Trump'la son görüşmemizde de İran ile ABD arasındaki gerilimde diplomasiden azami ölçüde istifade edilmesi gerektiğini ifade ettim. İranlı muhataplarımızla da temas kanallarımız açıktır. Türkiye'nin önemli bir imkanı ihtilaf yaşayan taraflarla konuşabilmesidir. Bu imkanımızı da gerilimi düşürmek için kullanıyoruz. Bu temasların netice vermesi, bölgemizin güvenliği kadar küresel ekonomi açısından da önem taşıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkiliyor. Önceliğimiz çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları yeniden müzakere masasına döndürmektir."

"Bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın "ABD'nin güvenlik garantilerinden bağımsız olarak hem İran'a hem de İsrail'e karşı bölgesel caydırıcılığı tahkim etmeye yönelik bir adım" olarak değerlendirildiği belirtilerek yöneltilen, "Bu anlaşmanın verdiği mesaj ve stratejik önemi nedir? Ayrıca anlaşma, İran'ın veya Irak ve Yemen'deki müttefiklerinin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları karşısında Türkiye'nin müdahalede bulunması ihtimalini de beraberinde getiriyor mu?" sorusuna da yanıt verdi.

Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir." görüşünü paylaştı.

Uzun zamandır bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi gerektiğini söylediklerini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı'nın 51'inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak'ta, Yemen'de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz."

"Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, "ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisinden sık sık övgüyle söz ettiği ve Türkiye'nin İran çatışmasına müdahil olmamasını da takdir ettiği, buna karşılık diğer NATO üyelerini yeterince müdahil olmadıkları gerekçesiyle eleştirdiği" belirtilerek, "Aranızdaki bu ilişki, Türkiye-ABD ilişkilerini daha ileriye taşımak açısından ne tür fırsatlar sunabilir? Örneğin, Beyaz Saray'ın İran'ın ticaret ortaklarına yönelik yaptırım tehditlerini hayata geçirmesi halinde mevcut tablonun değişebileceği konusunda herhangi bir endişe duyuyor musunuz?" sorusu yöneltildi.

Trump ile doğrudan ve açık konuşabildiği bir ilişkisi olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bunun Türkiye-Amerika ilişkileri ve hatta bölgemizdeki gelişmeler bakımından önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Son görüşmede İran meselesinden bölgesel güvenliğe, Gazze'den ikili ilişkilere kadar geniş bir gündemi doğrudan ele aldıklarını bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir işbirliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryoları üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran'la ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump'la samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder."

Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de yakın bir ilişkisi bulunduğu anımsatılarak, "Bazı İsrailli yetkililerin Türkiye'yi İran'ın ardından 'sıradaki tehdit' olarak nitelendirmeye başladığı bir dönemde, İsrail'in ABD yönetimi üzerindeki etkisi konusunda endişe duyuyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington'daki muhatabımız Amerika Birleşik Devletleri yönetimidir. Sayın Trump'la konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz." yanıtını verdi.

İsrail yönetimiyle birçok konuda ciddi görüş ayrılıklarının olduğunun bilindiğini aktaran Erdoğan, "Son dönemde İsrail'de Türkiye'yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail'deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye'nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlaradır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsrail'in son dönemde Suriye'ye yönelik saldırıları ve İsrail'in Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşması gibi meseleler, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran başlıklar olarak öne çıktı. Bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini öngörüyor musunuz? Böyle bir durum NATO açısından ne anlama gelir?" sorusunu da yanıtladı.

"Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz." ifadelerini kullanan Erdoğan, Suriye konusunda yaklaşımlarının net olduğunu belirtti.

"Suriye'nin bütünlüğü" vurgusunu yapan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, bütün bölgemizin menfaatinedir. İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Şu nettir ki İsrail'in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye'nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın tesisini güçleştiriyor. Halbuki Suriye'nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır."

Türkiye'nin NATO içinde güçlü bir konumda olduğunu kaydeden Erdoğan, Yunanistan'ın veya başka bir ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelmiş bir tehdit şeklinde okumaz. Bununla birlikte milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak bakımından hangi sonuçları doğuracağını bugünden tartışmak yerine böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasını önleyecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olur. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi düşüren, caydırıcılığı tahkim eden, karşılıklı kuşatma anlayışını aşan ve uluslararası hukuku esas alan 360 derece güvenlik anlayışı temelinde şekillendirilmiş müttefiklik ilişkileri ve bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçiyor."

"Terörsüz Türkiye stratejik bir hedef"

"Suriye'deki gerilimlere rağmen PKK'nın feshedilmesi de dahil olmak üzere Türkiye'nin çıkarları açısından bu alanda bir dizi olumlu gelişmeye tanıklık ettik. Bu gelişme, Türkiye'nin milli güvenliği açısından ne anlam ifade ediyor? Ayrıca, ABD veya İsrail'in Kuzey Irak'ta, bazıları PKK ile tarihi bağlara sahip İranlı Kürt muhalif hareketleri desteklemeye yönelik olası girişimleri konusunda endişe duyuyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Terörsüz Türkiye"nin ülke için takvim meselesinden öte stratejik bir hedef olduğunun altını çizdi.

On yıllardır can alan, kaynakları tüketen, Türkiye'nin ve bölgenin kalkınmasının önünde engel oluşturan terör meselesini kalıcı biçimde gündemden çıkarmak istediklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"PKK'nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye'deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye'nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

İran'daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK'ın ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini de yakından takip ediyoruz. İran'ın iç meseleleri dış müdahalelerden uzak biçimde, İran halkı tarafından çözülmelidir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının harekete geçirilmesi, İran'ı ve bütün bölgemizi uzun süreli bir istikrarsızlığa sürükler. Buna müsaade edilmemelidir."

"Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değil terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kürtler, bizim kardeşlerimiz. Bin yıldır beraber, iç içe yaşıyoruz. Sevincimiz de bir. Her zaman söylüyorum: Kürtler, Araplar ve Türkler olarak etle tırnak gibiyiz. Kürt kardeşlerimizin huzurunu, güvenliğini ve refahını terör örgütlerinin veya dış güçlerin hesaplarından ayrı tutuyoruz. Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir. Bölgemizde hiçbir topluluğun başka ülkelerin vekalet savaşlarında kullanılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına katkı sağlamaya hazırdır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya-Ukrayna Savaşı hatırlatılarak, "NATO'nun en büyük ikinci ordusunun Başkomutanı olmanızın yanı sıra Başkan Putin ile iletişimi sürdüren bir lider olarak, Avrupa'da daha geniş çaplı bir çatışmaya doğru muhtemel bir tırmanıştan endişe duyuyor musunuz? Türkiye'nin barışın tesisi için arabuluculuk konusunda halen oynayabileceği bir rol olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine, bu savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskini göz ardı etmediklerini vurguladı.

Avrupa'da gündeme gelen sabotaj ve hibrit faaliyet iddialarının da mevcut güvenlik ortamının hassasiyetini artırdığını belirten Erdoğan, "Bu süreçte sağduyuyla hareket etmek, iddiaları sağlam deliller üzerinden değerlendirmek ve gerilimi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Türkiye olarak önceliğimiz, savaşın yeni ülkeleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmektir." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki tutumunun 4 yılı aşkın süredir değişmediğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

"İstanbul görüşmeleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve esir takasları, her iki tarafla konuşabilmemizin ortaya çıkardığı somut neticelerdir. Türkiye, NATO'nun güçlü bir müttefikidir. Aynı zamanda Sayın Putin'le ve Ukrayna yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyoruz. Bunda bir çelişki görmüyorum. Arabuluculuk yapabilmek için ihtilafın her iki tarafıyla da konuşabilmeniz gerekir. Sayın Putin'le Bişkek'te yaptığımız son görüşmede de barışın sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açık biçimde ifade ettim.

Bugün üzerinde hassasiyetle durduğumuz meselelerden biri Karadeniz'in güvenliğidir. Sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının savaşın dışında tutulması için taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Savaş uzadıkça insani, ekonomik ve siyasi maliyet büyüyor. Gerekli siyasi irade ortaya konulduğunda Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına ve barışın önünün açılmasına katkı sağlamaya hazırdır."

"Türkiye'ye 'Batı mı, Doğu mu?' şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmuyoruz"

"Jeopolitik eğilimlerin de değişmesiyle birlikte, yeni güç merkezlerinin ortaya çıktığı, giderek daha çok kutuplu hale gelen bir dünyanın doğuşuna tanıklık ediyoruz. Türkiye'yi bu yeni dönemde nasıl yönlendirmeyi, Çin de dahil olmak üzere Batılı ve Doğulu güçlerle ilişkilerde nasıl bir denge gözetmeyi ve ülkenizin bölgede ve ötesinde istikrarlı ve etkili bir konuma sahip olmasını nasıl sağlamayı planlıyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Türkiye'ye 'Batı mı, Doğu mu?' şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmuyoruz." yanıtını verdi.

NATO Ankara Zirvesi'ne ev sahipliği yaptıklarını anımsatan Erdoğan, "NATO'daki güçlü konumumuzu tahkim ederken Türk Devletleri Teşkilatındaki işbirliğimizi derinleştiriyor, İslam İşbirliği Teşkilatında aktif sorumluluk üstleniyor, diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İşbirliği Örgütüyle ilişkilerimizi ilerletiyor, G20, D-8 ve diğer çok taraflı platformlarda da etkinliğimizi artırıyoruz. Nitekim bunun son örneği olarak ASEAN'la işbirliğimizi 'Diyalog Ortaklığı' seviyesine yükselttik." ifadelerini kullandı.

Bunun yanında bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde tesis ettikleri yeni işbirliği mekanizmalarıyla, diğer ülkelerle ilişkileri daha da geliştirerek hem coğrafyada istikrar ve refahı teşvik ettiklerini hem de ortak güvenliği ve caydırıcılık kapasitelerini tahkim ettiklerini belirten Erdoğan, "Hakeza Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölge ülkeleriyle ortaklaşa biçimde hayata geçirmekte olduğumuz bu vizyonumuzun yakın zamandaki en müstesna örneğini teşkil etmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye'nin müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin ile ticareti, yatırımları ve bağlantısallığı geliştirmek istediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu doğrultuda Türkiye, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor'un küresel lojistik ve ticarette daha büyük bir rol üstlenmesini önemsemekte ve TRIPP gibi hem bölge açısından stratejik vizyon sunan hem de Orta Koridoru daha da kuvvetli kılacak girişimleri desteklemektedir. Aynı zamanda Basra Körfezi'ni Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'la birlikte hayata geçirmekte, bir yandan da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'a yeni bir demir yolu ve kara yolu bağlantısallık vizyonunu ortaya koymaktadır.

Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor. Biz, milli menfaatlerimizi, bölgesel istikrarı ve küresel barışı birlikte gözetiyor, köklü ittifaklarımızı muhafaza ederken yeni ortaklıklar kuruyor, gerektiğinde farklı güç merkezlerini aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Türkiye'nin istikameti açıktır: Kendi iradesiyle hareket eden, bölgesinde istikrarı tahkim eden ve küresel meselelerde söz ve sorumluluk sahibi güçlü bir ülke olarak bu çizgiyi kararlılıkla sürdürmek."

Bile bile ölüme göndermişler

30 Ağustos'ta Girne açıklarında alabora olan "Filo Jet" yolcu gemisine ilişkin soruşturma derinleşiyor. Mahkemeye sunulan kanıtlar, geminin sol ön kızağındaki kırığın derme çatma şekilde tamir edilerek yolcuların bile bile ölüme gönderildiğini ortaya koydu. Faciada can kaybı 15'e yükselirken, kayıp 13 kişiyi arama çalışmaları ve adli süreç devam ediyor

25.09.2026 15:30:00
Haber Merkezi
 
Bile bile ölüme göndermişler
Bile bile ölüme göndermişler
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) 30 Ağustos Pazar günü Girne Limanı ile Mersin'in Taşucu Limanı arasında sefer yapan "Filo Jet" katamaran tipi yüksek hızlı yolcu gemisinin batmasıyla ilgili yürütülen soruşturmada kritik bir viraj geride kaldı.

Soruşturma kapsamında aralarında şirket direktörü, gemi kaptanı ve mürettebatın da bulunduğu 9 zanlı bugün 5. kez Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı. Mahkeme, 'tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme' suçlamasıyla yürütülen tahkikatın selameti için tüm şüphelilerin tutukluluk süresini 7 gün daha uzattı.

Şok eden WhatsApp yazışmaları ve hasar fotoğrafları dosyada

Soruşturmanın seyrini değiştiren en çarpıcı detaylar, zanlıların el konulan dijital materyallerinin incelenmesiyle gün yüzüne çıktı. Mahkemede aktarılan bilgilere göre, yardımcı kaptan Merve N. Seraslan'ın 17 Haziran tarihli WhatsApp yazışmalarında ve telefon kayıtlarında, geminin bodoslama kısmındaki (sol ön kızak) kırığın fotoğrafları tespit edildi.

Uzman mühendislerin "ancak tersanede uzman kişilerce giderilebilir" raporu verdiği bu tehlikeli hasarın, kaptanın bilgisi dahilinde limanda derme çatma bir şekilde "yama yapılarak" onarıldığı ve durumun Liman Başkanlığı'na hiçbir şekilde bildirilmediği belgelendi.

Ayrıca kazadan kısa süre önce kaybolan yolculardan Özgür Gönül'ün ailesine gönderdiği video kaydında da bu kırık bölge ve içerideki panik anları net bir şekilde görülüyor. Tahkikat memuru, birinci kaptanın gemiye gelen suları umursamayarak büyük risk aldığını ve seyri inatla sürdürdüğünü mahkemede beyan etti.

Can kaybı 15'e yükseldi: Gözler kara kutuda

Toplam 267 yolcu ve mürettebatın bulunduğu feci kazadan sonra yürütülen operasyonlarda 239 kişi sağ olarak kurtarılmıştı. Deniz Kuvvetleri'ne bağlı unsurların su altı robotlarıyla yaklaşık 554 metre derinlikteki batıkta yürüttüğü çalışmalarda bugüne kadar 15 kişinin cansız bedenine ulaşıldı.

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, geminin içindeki tüm alanlara ulaşıldığını ancak içeride başka naaş bulunamadığını açıkladı. Halen aralarında çocukların da olduğu kayıp 13 yolcu için deniz yüzeyinde ve çevresinde arama faaliyetleri yürütülüyor. Soruşturma kapsamında 9 şüphelinin tutukluluk hali sürerken, kazanın kesin nedenini aydınlatacak en önemli unsur olan geminin kara kutusuna ise henüz ulaşılamadı.

Mahkeme önünde acılı ailelerin adalet çığlığı

Duruşma öncesinde Girne Kaza Mahkemesi önünde toplanan hayatını kaybedenlerin ve kayıp kişilerin yakınları, ellerinde pankartlar ve fotoğraflarla adalet talebinde bulundu. Aileler adına açıklama yapan Dilek Özbiler, "Taşkınlık değil, sadece cenazelerimize ulaşmak ve sorularımıza cevap almak istiyoruz" diyerek isyan etti.

Sürecin sadece mürettebatla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan acılı aileler; şirket yöneticilerinin, gemiye sahte/yetersiz belge sağlayanların ve denetim görevini yapmayan liman yetkililerinin de yargılanmasını talep ediyor. Türkiye'den de bir ekibin adli incelemeler kapsamında Adana'daki tersane kayıtlarını incelemek üzere görevlendirildiği bildirildi.

KKTC'de Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'nın görevden alınması ve koalisyon hükümetinde çatlaklara yol açan feribot kazasıyla ilgili çok yönlü idari ve adli soruşturma devam ediyor.

Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

25.09.2026 12:19:00 / Güncelleme: 25.09.2026 12:29:15
Haber Merkezi
 
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu.
BTP liderinin açıklamaları şöyle;

"Kötü günler geride kaldı daha kötü günler geliyor"

Eski siyasetçilerimizin bir sözü var ya, tek kelimeyle Türkiye'nin gidişatını değerlendirecek olursak iyi, iki kelimeyle değerlendirecek olursak iyi değil. Ama burada sevindirici haber şu: Kötü günler geride kaldı. Şimdi önümüzde muhtemelen daha kötü günler var. Türkiye'nin gidişatı iyi değil. Baktığımız zaman, ekonomik olarak hiç kimse mutlu değil. Türkiye'de sosyal adaletsizlik her geçen gün artıyor. Okullar yeni açıldı. Hiç hazırlıklı olmadığımız bir eğitim dönemine hazırlıksız bir şekilde başlamış olduk ve okullardaki problemler ortada, eğitimdeki problemler ortada, müfredattaki problemler ortada. Türkiye her açıdan şu anda tarihi krizlerle karşı karşıya, sorunlarla karşı karşıya. Sorunlar birike birike bugüne gelmiş vaziyette ve bugün patlamış vaziyette.

"Fon krizi mağdurları kim?"

Son bir haftadır bir fon krizi sürekli konuşuluyor. 500 bin mağdurdan bahsediliyor. Kim bu insanlar? Geçinemeyen, geçinemediği için borç harç, belki kredi kartını takla attırıp oradan nakit avans çekip bir şekilde, 'Buradan para kazanırım da geçinebilmeye başlarım' diyen insanların yüzde 90'ını oluşturduğu bir fondan bahsediyoruz. Türkiye'deki fon krizinde yüz binlerce dolar veya Türk lirası birikimi olan ve bu birikimi 'Ya, nerede değerlendirsem biraz daha buradan kâr edeyim? Zaten bir geçim derdim yok. Evim de var, arabam da var. Kiramı ödüyorum, mutfak masrafımı karşılıyorum. Çocuğumun okuluyla ilgili, eğitimiyle ilgili bir problemim yok. Artık bu fazla birikimi nerede değerlendireyim?' diyen insanların mağdur olduğundan ziyade, 'Biz geçinemiyoruz. Bir şekilde para kazanmamız lazım. Borsadan da şöyle bir şey duydum. Şöyle bir fon varmış. Bu fon çok kâr ettiriyormuş, eşimden dostumdan borç alayım, annemin bileziklerini bozayım, hanımın küpesini bozdurayım kuyumcuda.... Bu parayı gideyim oraya yatırayım da buradan para kazanayım. Para kazanayım da geçineyim' diyen insanların mağdur olduğu bir ortam var. Tamamı bu şekilde midir? Hayır. Ama yüzde 90'ı, emin olun, yarın isim isim çıksa bir bakarsınız ki bu insanlar kirasını ödeyemeyen, faturasını ödeyemeyen, geçim derdi yaşayan, asgari ücretle geçinmeye çalışan, emekli maaşıyla, memur maaşıyla geçinmeye çalışan insanlar olduğunu gözlemlersiniz.


"Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır"

Dolayısıyla Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır ve bu sistem krizinin patladığına biz şahit oluyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin gidişatı ekonomik açıdan sadece bu perspektiften baksak bile çok kötü bir vaziyette. Bir ülkede 7 yıl kriz olmaz. Bakın, 7 gün olur, 7 hafta olur, 7 ay da olur ama bir ülkede 7 yıl ekonomik kriz olmaz. Bu ülke 7 yıldır ekonomik krizde ve insanlar umutsuzlaşmış. İnsanların yarına dair ümitleri yok olmuş. Bu sefer insanlar ne yapıyor? Umudu da yok, beklentisi de yok. Kısa yoldan para kazanmam lazım. Psikoloji buna dönüşüyor. Kısa yoldan nasıl kazanırım? Türkiye'de sanal bahisin patlaması, o kadar çok yatırım alması, insanların, gençlerin özellikle buralara yönlenmesinin temelinde ne vardı? Çok affedersiniz, gençlerin ahlaksızlığı mı? Gençlerin eğitimsizliği mi? Gençlerin iş bilmezliği mi? Gençlerin ellerinden iş gelmemesi mi? Hayır. 'Benim parayı kazanmam lazım. Gidip bir yerde çalışırsam para kazanamayacağım. Evi geçindiremeyeceğim.' demeleri vardı. Bugün de aynısı. Fon krizinin aslında neden oldu, nasıl oldu? 500 bin mağdur niye oluştu? Niye bu kadar insanlar yüklendi, para verdiler? Kısa yoldan para kazanacağım umuduyla. İnsanlar artık siyasete olan güvenini yitirmiş vaziyette. Bu güven yitirildikçe umutsuzluk var gibi görünüyor. Yoksa Türkiye'de toplum bir şeyleri çok hızlı değiştirebilecek kabiliyete sahip.

"Her sabah bir operasyonla uyanmamızın sebebi ne?"

Hukuk, adalet diyoruz. Türkiye'nin gidişatı nasıl? Yani Türkiye'de her gün hukuk operasyonları oluyor. Her sabah uyanıyorsunuz, bir operasyon. Yarın uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Akşam uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Bu ne demek? Çok fazla hukuk dışı iş var demek. Şimdi bir ülkede her gün operasyonla uyanıyorsanız, o ülkede hukuken işler bugüne kadar iyi gitmiş demek midir? Yoksa bugüne kadar kötü gitmiş de bugün bir şey yapılmaya çalışılıyor demek midir? Dolayısıyla Türkiye'de 20 küsur yıldır işlemeyen veya aksak işleyen bir hukukun bugün düzgün işlediği iddia ediliyor. Ayrı bir konu. Niye ayrı bir konu söylüyorum? Çünkü hukuk fakültesinde okudum. Ben böyle bir hukuk okumadım. Ama bunların iyi işlediğini bile düşünecek olursak, her sabah bir operasyona uyanıyorsunuz. Demek ki Türkiye'de evet, hukuki bir problem vardı. Çok fazla suçlular türedi ve bunun sonunda bu kadar operasyona ihtiyaç oldu.

"Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti?"

Ben çok örneğini verdim. Hatırlarsanız, daha önceki bakanımız çok söylerdi. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir." Her fırsatta bunu dile getirirdi. Ve ben hep şunu söylemiştim, 'Kuzey Kore de bir hukuk devleti. Rusya da bir hukuk devleti. Gambiya'da, Gana'da, Zambiya'da, adını bilmediğimiz ülkeler de bir hukuk devleti. Yani her yerde bir şekilde bir hukuk var.' Hukuk devleti olmakla 'hukuk devleti' olmak arasında çok ciddi bir fark vardır. Dolayısıyla Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti? Hukukun üstünlüğünün devleti mi, üstünlerin hukukunun devleti mi? Dolayısıyla hukuk dediğiniz zaman da baktığınız takdirde şunu görmeniz gerekiyor: Evrensel hukukun işlediği, insan haklarının işlediği, mağduriyetlerin oluşmadığı bir hukuk sistemi.

"Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı?"

Bana bir dava açıldı. 11 ay adli kontrol uygulandı. 11 ayın sonunda ben yargılamada beraat ettim. Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı? Adli kontrol ne demekti? Kuvvetli suç şüphesi var. Yani bu suç büyük ihtimalle yüzde 99,9 işlenmiş dediğiniz bir şeyde beraat ediliyor. Bunun gibi Türkiye'de nice örnekler var. Ben sadece kendi üzerimden örnek veriyorum. Dolayısıyla hukuk normlarının, mağdurların oluşmadığı, evrensel hukuk ilkelerinin hayata geçtiği bir düzen olursa hukuk oluşur.

"Devletin gelir kapıları satılınca tek çare vergi ve cezalar kaldı"

Türkiye'nin genel olarak baktığınızda bütçesinde gelir kalemlerinin yüzde 90'ının vergi ve cezalardan oluştuğunu görürsünüz. Bir ülke düşünün ki bir şeyler yapabilmesi için vergi alması ve ceza kesmesi gerekiyor. Bunun dışında neredeyse doğru düzgün bir gelir kalemi kalmamış. Neden kalmadı Türkiye'de? Normalde bu ülke, mesela Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine, felsefelerine baktığınız zaman, bir ilkesi devletçilik ilkesiydi. Devletçilik ilkesi dediğimizde devletin piyasada aktör olduğu, devletin yatırımlar yapabildiği, devletin istihdamlar oluşturabildiği bir ilkeden bahsediyoruz. Bu ülke, kurulduğu günün zor koşullarında dahi yüzlerce fabrika, istihdamlar, üretimler, müthiş sanayi kuruluşları ortaya koymuş bir ülke. Aradan yıllar geçiyor ve Türkiye'de 80'li yıllardan itibaren başlayan bir furya ile birlikte bütün her şey elden çıkarılmaya başlanıyor. Mevcut iktidar iktidara geldikten sonra da buna ciddi anlamda hız veriliyor, tabiri caizse gaza basılıyor. Bu sürecin sonunda Türkiye'nin ülke olarak gelir elde edebileceği, istihdam yaratabileceği, vatandaşına doğrudan yardımlarda bulunabileceği veya para verebileceği, maaş ödeyebileceği kapılar, alanlar kapanmaya başlıyor. Kapanınca buralardan gelir de oluşmayınca ne oluyor? Bütün geliri vergi ve cezaya yüklemek durumunda kalıyorsunuz. Bahsettiğim olay özelleştirmeler. Bugünkü ekonomik krizin çıkışı olarak da daha geçenlerde yine hepimiz haberlerde gördük. Köprülerin özelleştirilmesi söz konusu. Yani hiçbir şeyin kalmadığı bir ortamda köprüleri özelleştirerek işte işi birkaç yıl daha erteleyebilir miyiz? Yarın belki de hiç aklımıza gelmeyecek veya kabullenemeyeceğimiz, duygusal olarak da kabullenemeyeceğimiz çok müstesna kurumların özelleştirmeleri gündeme getirilecektir. Bilmiyoruz ama bunlar da mümkündür. Neden bir 5 yıl daha atabilir miyiz? Bir 10 yıl daha günü kurtarabilir miyiz? şeklinde bir ekonomi yürütme ve yönetme mantığı var.

"Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer"

Bu mantık olduğu sürece Türkiye'nin ekonomik olarak düzlüğe çıkması, bir şeyleri düzeltmesi mümkün görünmüyor. O yüzden işler kötü, gidişat kötü. Bu ülkenin kaynağına güvenilir ve bu ülkenin mutlak surette bağımsızlığı hedeflenirse ki Bağımsız Türkiye Partisi'nin yola çıktığı mantık budur. O takdirde çözülemeyecek sorunumuz yoktur. Bunlar öncelenirse Türkiye bu karamsar olunan tablodan çok hızlı bir şekilde çıkar, ayağa kalkar ve yarınlarını inşa eder. Türkiye'de çözülmeyecek hiçbir mesele yok. Türkiye'deki meseleleri çözemeyecek siyasi anlayışlar var. Meselenin çözümsüzlüğü değil problem. Bunu çözme iradesine sahip olmayan iradelerin, siyasetin bunu çözmeye çalışıyor olması. Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye'deki bütün meseleleri çok hızlı bir şekilde çözebileceğine inanan bir kadrodur. Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 8'i tutuklandı

25.09.2026 02:00:00 / Güncelleme: 25.09.2026 11:30:03
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 21 şüphelinin savcılıktaki ifadeleri tamamlandı.

Şüpheliler, Ali Rıza İncekaya, Haldun Saffet İnal, Erhan Kilimci, Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Nilgün Sarıçalı, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya, Sezai Bekgöz, Ahmet Özcan, Mehmet Ziya Gökalp, Sibel Gökalp, Tamer Akbal, Abdullah Yusuf Yarız, Selim Dağbaşı, Özdemir Ataseven, Gökhan Ataseven ve Hamza Kablan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Hakimlik, sevk edilen şüphelilerden Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya ve Ahmet Özcan'ın tutuklanmasına karar verdi.

Nilgün Sarıçalı ve Sezai Bekgöz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Şüphelilerden 11'inin hakimlikteki işlemleri devam ediyor.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Müzekkerede, şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya ise savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da dün adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Dün adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in de tutuklanmasına karar verilmişti. 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmişti.

Böylece, soruşturmada tutuklananların sayısı 26'ya ulaşmıştı. 

Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmalarına ilişkin, "Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır" dedi

24.09.2026 21:00:00
AA
 
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'taki Türkevi'nde değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaretin sonuna geldiğini belirten Erdoğan, 130'dan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edildiği Genel Kurul etkinliklerinin, bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla gerçekleştiğini hatırlattı.

Görüşmelerin ikinci gününde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap ettiğini anımsatan Erdoğan, "Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım." diye konuştu.

Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya, ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine katıldığını anlatan Erdoğan, burada da Orta Doğu'ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerileri ifade ettiklerini söyledi.

Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) 9-20 Kasım'da Antalya'nın ev sahipliği yapacağını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya'da misafir edeceklerini belirterek, Genel Kurul konuşmasında, eşi Emine Erdoğan'ın girişimleriyle başlatılan Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında Türkiye'nin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştığını aktardı.


Yoğun toplantı ve temas trafiği


New York ziyaretinde yine yoğun bir toplantı ve temas trafiği olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu yıl görevi sona erecek olan Genel Sekreter (Antonio) Guterres'e ilave olarak sırasıyla Vietnam, Libya, Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan, Katar, Senegal, Birleşik Krallık, Japonya, Polonya, Bangladeş, Ermenistan, Irak ve Ukrayna'dan muhataplarımla bir araya geldim. Görüşmelerimizde ikili konuların yanı sıra yakın çevremizde süren istikrarsızlık ve çatışmaların önlenmesi için atacağımız adımları ele aldık. New York ziyaretimizde Amerika'nın önde gelen iş çevreleri ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya geldim. Bu toplantılarda ülkemizdeki yatırım ve ticaret fırsatlarını anlattım. Bugün ayrıca Türk-Amerikan Müslüman toplumunun katılımıyla düzenlenen programa iştirak ederek, dost ve kardeşlerimizle kucaklaştık. Biliyorsunuz, gelecek sene Amerika ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yıl dönümü. İki dost ülke arasındaki bu önemli tarihi, hakkını vererek değerlendirmeyi hedefliyoruz. Sayın Trump'ın da bizimle benzer görüşlere sahip olduğunu biliyor, 2027 yılını Türk-Amerikan münasebetleri açısından bir referans haline getirelim istiyoruz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum."


"Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi mümkün değildir"


Bloomberg için kaleme aldığı makalede BM'nin reforma ihtiyaç duyduğunu, bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladığı anımsatarak, "Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir." yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun için diyoruz ki veto mekanizması kaldırılsın. Sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var."


"Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir"


BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadaki "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" sözü hatırlatılarak, Genel Kurul'daki ilk konuşmasından bugünkü konuşmasına kadar olan uzun yolculuğu değerlendirmesi istenen Erdoğan, "Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz." ifadelerini kullandı.

Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananların kendisinin dile getirdiği gerçeği tekrar tekrar gösterdiğini belirten Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temellerinin o yıllarda atıldığını söyledi.

Bölgedeki birçok meselenin o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdüğünü, kıvılcımların adeta yangına döndüğünü dile getiren Erdoğan, "O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi." değerlendirmesinde bulundu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste 2 yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablo olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir." dedi.


"Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır"


Bir gazetecinin "Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Erdoğan, Hürmüz'deki tablonun bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösterdiğini belirtti.

Türkiye'nin bu konudaki tavrını en net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Erdoğan, "Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor." diye konuştu.

Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalmasının, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyduğuna dikkati çeken Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemde olduğunu söyledi.

Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz'ün açılması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır." dedi.

Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Karadeniz'de güvenlik meselesinin hem Türkiye hem de bölge için çok önemli olduğunu belirtti.

Erdoğan, Karadeniz'in bu savaşın bir cephesi olmadığının, asla da olmaması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu."


"Tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz"


Mekke Savunma İttifakı'nın geleceğine ilişkin soru üzerine Erdoğan, Mekke Savunma Anlaşması'nın doğru yolda atılmış güçlü bir adım olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz, tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok." şeklinde konuştu.

Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temellerinin atıldığını aktaran Erdoğan, "Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Gazze'de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu'ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze'de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail'e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece 'Gazze'de savaş dursun' demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze'nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze'deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir."


"KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı üretmek istiyoruz"


Erdoğan, Türkiye'nin F-35 programındaki son duruma ilişkin soru üzerine, ABD Başkanı Donald Trump ile bu konuyu NATO'da da görüştüklerini anımsattı.

"Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz." diyen Erdoğan, bu konuda temasları sürdürdüklerini ve netice alacaklarına inandıklarını söyledi.

Trump ile ikili ilişkilerinin, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"İki ülke arasındaki işbirliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız."

Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamaya ilişkin soru üzerine Erdoğan, Terörsüz Türkiye'nin kendileri için günübirlik bir mesele olmadığını, bunun Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesi olduğunu vurguladı.

Bu konudaki yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğunu anımsatan Erdoğan, ilgili mekanizmaların kurulduğunu, ilgili kurumların sahada gerekli takipleri yaptığınu söyledi.

Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclis'imiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılıkelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız."


"Irak ile yeni döneme iyi başladık"


Bir gazetecinin, Irak'taki yeni hükümetin başbakanı Ali Ez-Zeydi'nin bir süre önce Türkiye'ye ziyaret yaptığı hatırlatılarak, "Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerin seyrindeki bu olumlu hava Türkiye'nin bölgesel istikrar ve belki Türkiye içerisindeki istikrar için de tezahürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum." şeklinde cevapladı.

Erdoğan, Türkevi'nde Zeydi ve arkadaşlarıyla bir görüşme gerçekleştirdiklerini bildirerek, şöyle konuştu:

"Bildiğiniz gibi PKK'nın uzun süredir Irak'ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika'nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor. İyi bir ivme yakaladık. İnşallah neticesi de güzel olacak."


"Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'da seçimler yaklaşırken Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in F-35 satışına ilişkin açıklamalarda bulunduğuna işaret edilerek, "Bu mevcut gidişat, bu yumuşama ortamını, müzakere ortamını riske atar mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Yunanistan'ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan'da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir, bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim, Türkiye Yunanistan'ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz."


"Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz"


Kasım ayında Antalya'da gerçekleşecek COP31'de Türkiye'nin ana önceliklerinin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, iklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları görmezden gelemeyeceklerini vurgulayarak, bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, COP31'de, bu tedbirleri, yol haritalarını ve iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelede neler yapmayı planladıklarını ortaya koyacaklarının altını çizdi.

Birleşmiş Milletler'de ayrıca iklim değişikliğiyle ilgili bir konuşma yaptığını da anımsatan Erdoğan, "Oradaki konuşmamda da bunların üzerinde durdum. Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz. COP31 sadece bir iklim konferansı değil, gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri, beklentilerini ortaya koyabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platformdur." diye konuştu.

Finansman güçlüğü çeken ülkelerin yanında durmanın ve onları desteklemenin de gelişmiş ülkelerin sorumluluğu olduğuna işaret eden Erdoğan, iklim değişikliğiyle mücadelenin artık söz değil, icraat gerektirdiğini kaydetti.

Erdoğan, felaketlerin sınır tanımadığını, yangın, sel ve kuraklığın ülke ayrımı yapmadığına dikkati çekerek, "Biz de bu sorunların çözümü için sınırları kaldırmalıyız. İnanıyorum ki Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31 zirvesi bu uzun yolda önemli bir kavşak olacak." dedi.


"Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır"


Bir gazetecinin, sermaye piyasası soruşturmalarına işaret ederek, "Hem yatırımcılara mesajınız ne olur hem de bundan sonraki yol haritasına ilişkin bize bir perspektif verebilir misiniz?" sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor.

Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.