Kalkınan ülkeler nasıl kalkınmışlar? Hangi yol ve yöntemi takip etmişler ? Bu soruların cevabını Türkiye'deki politikacıların çok iyi bilmesi gerekir. Politikacıları bırakalım, sıradan vatandaşlar bile bu gerçeği çok iyi bilirler. Kalkınan her ülke, kendi milli ve manevi değerlerine uygun kalkınma modeli benimsemiştir. Bunun dışındaki bütün arayış ve denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Kalkınan ülkelerin birbaşka ortak noktası daha var. O da kalkınan ülkelerin milli kaynaklarını harekete geçirmesidir. Daha doğrusu hiç bir ülke dış ülkelerden ve finans kuruluşlarından borç alarak kalkınmamıştır.
Tarih böyle bir örnek kaydetmiyor.
Türkiye kalkınma konusunda tam bir laboratuvardır. Zira her iki yol da Türkiye'de denenmiştir. Mesale, Cumhuriyetin ilk yıllarında yani 1923-1938 yılları arasında Türkiye milli bir kalkınma modelini hayata geçirmiştir. Türkiye, bu model sayesinde dünyada en hızlı kalkınan üç ülke arasına girmeyi başarmıştır.
Ne olmuşsa olmuş, Atatürk'ün ölümünden sonra milli politikalar terk edilmiş, adım adım bağımlılık artmıştır. Bir yazarımızın dediği gibi, "Atatürk'ten sonra Türkiye idare edilmemiş. Yabancılara pazarlanmıştır."
İşte o günden bugüne kadar habire çırpınıp duruyoruz. Ufak tefek arayışlar oluyor. Fakat bunların hiçbirisi sadre şifa vermiyor. En son çıkan "Yatırım ve İstihkamı Tevşik Yasası" gibi.
4325 sayılı yasanın yerini alacak olan bu yasaya göre, kişi başına milli geliri 1500 doların altında olan 36 ilde yatırımcılara vergi, sigorta primi tevşikleri, enerji desteği ve bedelsiz arsa sağlanacak ve söz konusu teşvikler 2008 yılına kadar devam edecektir.
Görüldüğü gibi yasa, yanlışlık ve haksızlıklarla dolu. En büyük yanlış, gayri safi milli hasıla (GSMH) oranının ölçü alınmasıdır. Bir ilin GSMH'sının düşük olması o ilin geri kaldığını gösterir, ama o ile yatırım teşvikini gerekli kılmaz. Öyle iller vardır ki, ne kadar teşvik sağlarsanız sağlayın hiçbir yatırımcı oraya yatırım yapmaz. Çünkü kar getirmez. Yatrımcının gitmeyeceği belli olan illere teşvik yasası çıkarmak abesle iştigaldir.
Yatırım ve İstihdamı Teşvik Yasa'sı ile ilgili insanın aklına birçok soru geliyor. Bunlardan biri de şudur: Neden GSMH'sı 1000 dolar, 1400 dolar değil de 1500 dolar olan iller teşvik kapsamına alınıyor? 1500 doların altındakilere teşvik verip 1501 doların üstünde kalanlara teşvik vermemenin mantığı nedir? Halbuki kademeli teşvik uygulansaydı, daha adeletli olurdu. Bir başka anlaşmazlıkta yasanın sürecinde. Yasaya göre, 5 yıl sonra bütün teşvikler kalkacaktır. Şimdi oturup düşünelim. Diyelim ki, bir yatırımcı teşvikten yararlanmak için yatırım yapacak. Yatırımcının yer seçmesi, inşaatını tamamlaması ve üretime geçmesi en az 1 yılı bulur. Acaba hangi yatırımcı geri kalan 3 yıllık teşvikten yararlanmak için böyle bir riski göze alabilir ?
Bir başka tartışma konusu da, devlet istatistik enstitüsü'nün (DİE) açıkladığı kalkınmışlık rakamlarıdır. Bu rakamlar da enflasyon oranları gibi tartışmalı. Yalnızca GSMH'nin ölçü alınması çok yanıltıcıdır. Yanıltıcı olduğunu gösteren en iyi delil, Tunceli'nin teşvik kapsamının dışında kalmasıdır. Aslında yapılması gereken bütün ülkeyi kademeli bir şekilde de teşvik kapsamına almaktı. Daha mükemmeli, milli bir kalkınma modelini zaman geçirmeden uygulamaktır.
Anlaşılan o ki, "Yatırım ve İstihdamı Teşvik Yasası' ölü doğmuş bir yasadır. Çünkü hayatın gerçeklerine uymuyor. Tecrübeler şunu gösterir. Hayatın gerçeklerine uymayan yasaları, hayat kendi gerçeklerine uydurur.
Bu yasasının kaderi de böyle olacaktır. Yani yatırımlar yapılacaksa, yine belli bölgelere yapılacaktır.
Kalkınan ülkelerin birbaşka ortak noktası daha var. O da kalkınan ülkelerin milli kaynaklarını harekete geçirmesidir. Daha doğrusu hiç bir ülke dış ülkelerden ve finans kuruluşlarından borç alarak kalkınmamıştır.
Tarih böyle bir örnek kaydetmiyor.
Türkiye kalkınma konusunda tam bir laboratuvardır. Zira her iki yol da Türkiye'de denenmiştir. Mesale, Cumhuriyetin ilk yıllarında yani 1923-1938 yılları arasında Türkiye milli bir kalkınma modelini hayata geçirmiştir. Türkiye, bu model sayesinde dünyada en hızlı kalkınan üç ülke arasına girmeyi başarmıştır.
Ne olmuşsa olmuş, Atatürk'ün ölümünden sonra milli politikalar terk edilmiş, adım adım bağımlılık artmıştır. Bir yazarımızın dediği gibi, "Atatürk'ten sonra Türkiye idare edilmemiş. Yabancılara pazarlanmıştır."
İşte o günden bugüne kadar habire çırpınıp duruyoruz. Ufak tefek arayışlar oluyor. Fakat bunların hiçbirisi sadre şifa vermiyor. En son çıkan "Yatırım ve İstihkamı Tevşik Yasası" gibi.
4325 sayılı yasanın yerini alacak olan bu yasaya göre, kişi başına milli geliri 1500 doların altında olan 36 ilde yatırımcılara vergi, sigorta primi tevşikleri, enerji desteği ve bedelsiz arsa sağlanacak ve söz konusu teşvikler 2008 yılına kadar devam edecektir.
Görüldüğü gibi yasa, yanlışlık ve haksızlıklarla dolu. En büyük yanlış, gayri safi milli hasıla (GSMH) oranının ölçü alınmasıdır. Bir ilin GSMH'sının düşük olması o ilin geri kaldığını gösterir, ama o ile yatırım teşvikini gerekli kılmaz. Öyle iller vardır ki, ne kadar teşvik sağlarsanız sağlayın hiçbir yatırımcı oraya yatırım yapmaz. Çünkü kar getirmez. Yatrımcının gitmeyeceği belli olan illere teşvik yasası çıkarmak abesle iştigaldir.
Yatırım ve İstihdamı Teşvik Yasa'sı ile ilgili insanın aklına birçok soru geliyor. Bunlardan biri de şudur: Neden GSMH'sı 1000 dolar, 1400 dolar değil de 1500 dolar olan iller teşvik kapsamına alınıyor? 1500 doların altındakilere teşvik verip 1501 doların üstünde kalanlara teşvik vermemenin mantığı nedir? Halbuki kademeli teşvik uygulansaydı, daha adeletli olurdu. Bir başka anlaşmazlıkta yasanın sürecinde. Yasaya göre, 5 yıl sonra bütün teşvikler kalkacaktır. Şimdi oturup düşünelim. Diyelim ki, bir yatırımcı teşvikten yararlanmak için yatırım yapacak. Yatırımcının yer seçmesi, inşaatını tamamlaması ve üretime geçmesi en az 1 yılı bulur. Acaba hangi yatırımcı geri kalan 3 yıllık teşvikten yararlanmak için böyle bir riski göze alabilir ?
Bir başka tartışma konusu da, devlet istatistik enstitüsü'nün (DİE) açıkladığı kalkınmışlık rakamlarıdır. Bu rakamlar da enflasyon oranları gibi tartışmalı. Yalnızca GSMH'nin ölçü alınması çok yanıltıcıdır. Yanıltıcı olduğunu gösteren en iyi delil, Tunceli'nin teşvik kapsamının dışında kalmasıdır. Aslında yapılması gereken bütün ülkeyi kademeli bir şekilde de teşvik kapsamına almaktı. Daha mükemmeli, milli bir kalkınma modelini zaman geçirmeden uygulamaktır.
Anlaşılan o ki, "Yatırım ve İstihdamı Teşvik Yasası' ölü doğmuş bir yasadır. Çünkü hayatın gerçeklerine uymuyor. Tecrübeler şunu gösterir. Hayatın gerçeklerine uymayan yasaları, hayat kendi gerçeklerine uydurur.
Bu yasasının kaderi de böyle olacaktır. Yani yatırımlar yapılacaksa, yine belli bölgelere yapılacaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018

























































































