Şubat ayından bu yana ABD, İsrail ve İran hattında tırmanan askeri gerilim, Orta Doğu'da dengeleri sarsmaya devam ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu marjında diplomasi trafiği hız kazanırken, basına yansıyan son iddialar ve sahada yaşanan gelişmeler, krizin boyutunun ne denli derin olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Washington yönetimi barış söylemlerinin arkasına saklanarak çatışmayı körükleyen bir yaklaşım sergilerken; Tahran yönetimi, ağır kayıplara ve doğrudan saldırılara rağmen diplomasi masasını açık tutmaya çalışan taraf olarak öne çıkıyor.
Bölgenin geleceği, ABD ve İsrail'in yürüttüğü agresif politikalar ile bölgesel aktörlerin sergileyeceği basiret arasındaki ince çizgide şekilleniyor.
Washington'ın ateşkes çıkmazı ve Tahran'ın diplomasi hamlesi
Wall Street Journal'ın (WSJ) ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, ABD Başkanı Trump, İran'ın Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine açılmasını da kapsayan 7 günlük kesin ateşkes teklifini reddetti.
İddialar, Trump'ın kasım ayındaki ara seçimlerin ardından İran'a yönelik askeri operasyonları yeniden başlatmayı değerlendirdiği yönünde.
Haberde, Trump'ın mevcut durumda büyük savaş operasyonlarına girmekten imtina etmesinin temel sebebinin, ABD'nin azalan mühimmat stoklarını olası diğer küresel kriz durumlarına saklama isteği olduğu öne sürülüyor.
Ateşkes teklifinin bizzat İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi tarafından arabulucular kanalıyla Washington'a iletildiği bilinirken, ABD'nin bu uzlaşmacı adımı geri çevirmesi, krizin çözümü konusundaki samimiyetsizliğini gösteriyor.
Buna rağmen İran, diplomatik temaslarını kararlılıkla sürdürüyor.
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, CBS News'e verdiği demeçte, ülkesinin ABD ile imzalanan mutabakat zaptına bağlı kaldığını ve bunu uygulamaya istekli olduğunu vurguladı.
Pezeşkiyan, dini liderliğin nükleer silaha karşı olan net tutumunu yineleyerek, nükleer silah geliştirmenin dini açıdan haram ve yasak olduğunun altını çizdi.
İran yönetimi, bir yandan ABD'nin saldırgan tutumuna karşı hukuki ve diplomatik zeminini korumaya çalışırken, diğer yandan bölgesel güvenliği tesis etmek adına mekik diplomasisi yürütüyor.
Dışişleri Bakanı Erakçi, New York'ta Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi ile kritik görüşmeler gerçekleştirdi.
Bu temaslarda, küresel ticaret ile enerji arzı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliği, geçiş serbestisi ve bölgesel istikrar adımları kapsamlı bir şekilde ele alındı.
İran, komşularıyla işbirliği mesajı vererek ABD ve İsrail'in bölge ülkelerinin topraklarını saldırı üssü olarak kullanmasının önüne geçmeyi hedefliyor.
Masayı deviren taraf kim?
Bölgedeki çatışma dinamiği incelendiğinde, savaşı başlatan ve tırmandıran tarafın ABD-İsrail ikilisi olduğu açıkça görülmektedir.
Müzakere masasında diplomasi arayan İran'ın en üst düzey isimleri hedef alınmış, başta Ali Hamaney olmak üzere birçok yetkili suikastlara kurban gitmiştir.
Sahadaki askeri operasyonlar sırasında Minab'da yaşları en fazla 12 olan kız çocuklarının katledilmesi gibi insanlık dışı trajediler yaşanmıştır.
Pezeşkiyan'ın da ifade ettiği gibi; okulda eğitim gören çocukları, üniversitedeki bilim insanlarını ve devlet kademelerini "terörist" ilan edip suikastlar düzenleyen, ardından dünyaya "Terörizmle savaşıyoruz" mesajı veren hukuksuz bir anlayışla karşı karşıyayız.
Pezeşkiyan, ABD'nin ülke içindeki kışkırtmalarına ve darbe girişimlerine dikkat çekerek, güvenlik güçlerinin katledildiği şiddet olaylarının ardından İran'a 40 günlük bir savaşın dayatıldığını belirtmektedir.
Tüm bu provokasyonlara, doğrudan lider kadrosuna yönelik suikastlara ve sivillerin katledilmesine rağmen İran, uluslararası hukuk çerçevesinde mutabakatlara ve ateşkes şartlarına bağlı kalmaya çalışmaktadır.
Buna karşın, uzlaşı kapılarını kapatan, verilmiş sözleri ve mutabakatları sürekli ihlal eden taraf Washington yönetimidir.
Trump'ın sözde "Savaşı bitireceğiz" söylemleri, barışçıl bir vizyondan ziyade yaklaşan 3 Kasım seçimlerine ve iç siyasete yönelik bir stratejiden ibarettir.
ABD yönetimi, kısa vadeli politik kazanımlar uğruna diplomasiyi reddetmekte ve çatışmanın süresini uzatmaktadır.
Ancak ABD ve İsrail'in asıl hedefinin sadece İran ile sınırlı olmadığı, tüm Orta Doğu coğrafyasını kapsayan geniş çaplı ve yıkıcı bir bölgesel savaşı ateşlemek olduğu da görülmektedir.
Bölgesel tuzaklar ve Türkiye'nin alması gereken tutum
ABD ve İsrail'in bölgesel savaşı yayma iştahı, bölge ülkeleri açısından son derece tehlikeli senaryoları beraberinde getirmektedir.
Bu kapsamda, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke Anlaşması gibi kritik bölgesel ittifakların ve güvenlik mekanizmalarının da Washington ve Tel Aviv tarafından istismar edilmeye çalışılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Çatışmayı derinleştirmek ve diğer bölgesel güçleri bu girdabın içine çekmek adına tırmandırılacak provokasyonlar, çok taraflı anlaşmaları birer savaş aracına dönüştürme riski taşımaktadır.
Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin bu büyük tuzağa karşı son derece uyanık ve basiretli davranması şarttır.
ABD ve İsrail ikilisinin iştahla beklediği bölgesel tırmanma, bölge halklarına ve ülkelerine yıkımdan başka bir şey getirmeyecektir.
Doğrudan bizi ilgilendirmeyen, emperyalist hesaplarla kurgulanmış ve bölgesel kaosu hedefleyen bir savaş ortamının içine sürüklenmek, ülkemize telafisi imkansız acı sonuçlar yaşatabilir.
Gördüğümüz bu hayati tehlikeleri dile getirmek, yaklaşan fırtınaya karşı kamuoyunu ve yetkilileri uyarmak tarihi bir sorumluluktur.
Şüphesiz ki nihai karar, stratejik değerlendirmeler doğrultusunda devlet yetkililerimize ve adımların sorumluluğunu taşıyan iradeye aittir.
Ancak unutulmamalıdır ki, diplomasi masasını yıkanların ve savaşı körükleyenlerin kurduğu tuzakları bozmanın tek yolu; bölgesel dayanışmayı güçlendirmek ve Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışıyla bu kirli çatışma senaryolarının tamamen dışında kalmayı başarmaktır.
- 25 yıllık tam bağımsızlık yürüyüşü: Çözümün adı BTP / 26.09.2026
- BM 81. Genel Kurulu'nda diplomasi maskeleri ve küresel güç dengeleri / 25.09.2026
- Dev vurgun, 10 aylık sessizlik ve 455 bin yatırımcının mağduriyeti / 24.09.2026
- Avrupa'nın jeopolitik sıkışmışlığı ve çok kutuplu dünya arayışı / 23.09.2026
- Refah, adalet ve gelecek kaygısının gölgesinde Türkiye’nin mutsuzluk tablosu / 22.09.2026
- ABD'nin savaş suçları, İran'ın masadaki şartları ve Hürmüz kilidi / 21.09.2026
- Trump’tan söylemde ‘barış’, eylemde ‘savaş’ adımları / 20.09.2026
- Mekke semalarında kirli oyun ve sahte bayrak operasyonları / 19.09.2026
- Trump yönetiminin çöküş senaryosu / 18.09.2026























































