Ehl-i Beyt’i karartmak adına Ehl-i Beyti sevmeği sermaye edinmiş insanlar hakkında ne denmedi ki
* Kestikleri yenmez, dendi
* Mum söndü yaparlar, dendi
* Alevinin temizlenmesi için önce Yahudi olması sonra Hıristiyan olması lazım ancak daha sonra Müslüman olabilir, dendi. Daha neler dendi neler...
Yıllar önce değişik vesilelerle iş ilişkilerimiz olan Alevi kardeşlerimize karşı mesafeli davranmış, bunlar Peygamber Efendimizi kabul etmezler diye düşünmüştük. Allah günahlarımızı affetsin.
Hocamızın külliyatından sonra artık bu insanlara da muhabbetle bakmaya başladık. Bu insanlar da biz Sünnilere aynı duygularla bakmaya başladılar. Bu sene hac farizamızı ifa için Arafat’tan Müzdelife’ye giderken Caferi kardeşlerimizin otobüsünde kendimizi bulmuştuk. Çok kalabalık idi, arabada adım atacak yer kalmamıştı. Yolcular bundan rahatsız olup söylenmeye başladıklarında imam, ‘yerlerimizin genişlemesi için bir salavat getirelim’ dediğinde hep bir ağızdan getirilen “Allahümme Salli Ala Muhammed ve Al-i Muhammed” salavattan sonra herkes rahatlamıştı.
Gelelim Alevilere... Yine tanıdığımız bir isimden hareket edelim. Arap Alevilerinden Hüseyin Bayram Dede, Allah’a imanıyla, peygamberimize bağlılığıyla, İmam Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e sevdasıyla tam bir Müslüman. Cem ibadetini de yapıyor, namazını da kılıyor. Aynı zamanda mahallesinin camisini de kendisi yaptırmış bir insan. Bu insanları tanıdıkça toplum üzerinde oynanan oyunları daha iyi anlamış oluyoruz.
Ülkemizde ve İslam aleminde yeni bir süreç başlamıştır. Kişi planından toplum planına kadar artık Sünni ve Şia arasında ki buzlar erimeye başlamıştır. Kendi gönlümüze baktığımızda ‘Allah, Muhammed, Ali’ diyen Ehl-i Beyt’i rehber kabul eden herkesi artık seviyoruz. Onların da biz Sünnilerle diyalog geliştirdiğine ve bizlere karşı ilgi sevgi duyduklarına şahit oluyoruz. Birlik kervanı yola çıkmıştır. Bu konuda Sayın Haydar Baş hocamıza ne kadar teşekkür etsek, Allah’a ne kadar hamd-ü sena da bulunsak azdır. Sempozyumdan önce ‘Sünni - Şia çatışması planlanıyor. Bir an önce programı yapmamız gerekiyor’ diyen hocamızı gelişen olaylar yine haklı çıkartmıştır.
Hatay’dan hocamızı seven bir arkadaşımız bir Suriyeli Sünni bayanın Şialığı seçtiğini bu konuda bir kitap kaleme aldığını ifade eder. Bu kitabı Türkçeye çevirmek istediğini söylediğinde Sayın Haydar Baş’ın ifadesi çok manidardır. “Toplumun sosyal dokusuyla uğraşmayın. İnsanlar Sünni de olabilirler, Şii de olabilirler. Esas olan Ehl-i Beyt çizgisinde olmalarıdır” demişlerdi. İşte temel espri budur. Birliğin adresi de budur, Ehl-i Beyt çizgisidir. Yani Peygamberimizin mübarek hane-i saadetlerinde yaşanan İslam’dır.
Hatırlanacağı üzere Ehl-i Sünnet kaynaklarında da bulunan “Size iki şey bırakıyorum; onlara sarıldıkça necat bulursunuz: biri Kitabullah / Kur’an, biri Âl-i Beytim.” (Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17) Hadisi şerifte geçen, bu güne kadar karartılan Ehl-i Beyt, Haydar Baş beyin eserleri ve gayretleri ile gündeme gelmiştir.
* Kestikleri yenmez, dendi
* Mum söndü yaparlar, dendi
* Alevinin temizlenmesi için önce Yahudi olması sonra Hıristiyan olması lazım ancak daha sonra Müslüman olabilir, dendi. Daha neler dendi neler...
Yıllar önce değişik vesilelerle iş ilişkilerimiz olan Alevi kardeşlerimize karşı mesafeli davranmış, bunlar Peygamber Efendimizi kabul etmezler diye düşünmüştük. Allah günahlarımızı affetsin.
Hocamızın külliyatından sonra artık bu insanlara da muhabbetle bakmaya başladık. Bu insanlar da biz Sünnilere aynı duygularla bakmaya başladılar. Bu sene hac farizamızı ifa için Arafat’tan Müzdelife’ye giderken Caferi kardeşlerimizin otobüsünde kendimizi bulmuştuk. Çok kalabalık idi, arabada adım atacak yer kalmamıştı. Yolcular bundan rahatsız olup söylenmeye başladıklarında imam, ‘yerlerimizin genişlemesi için bir salavat getirelim’ dediğinde hep bir ağızdan getirilen “Allahümme Salli Ala Muhammed ve Al-i Muhammed” salavattan sonra herkes rahatlamıştı.
Gelelim Alevilere... Yine tanıdığımız bir isimden hareket edelim. Arap Alevilerinden Hüseyin Bayram Dede, Allah’a imanıyla, peygamberimize bağlılığıyla, İmam Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e sevdasıyla tam bir Müslüman. Cem ibadetini de yapıyor, namazını da kılıyor. Aynı zamanda mahallesinin camisini de kendisi yaptırmış bir insan. Bu insanları tanıdıkça toplum üzerinde oynanan oyunları daha iyi anlamış oluyoruz.
Ülkemizde ve İslam aleminde yeni bir süreç başlamıştır. Kişi planından toplum planına kadar artık Sünni ve Şia arasında ki buzlar erimeye başlamıştır. Kendi gönlümüze baktığımızda ‘Allah, Muhammed, Ali’ diyen Ehl-i Beyt’i rehber kabul eden herkesi artık seviyoruz. Onların da biz Sünnilerle diyalog geliştirdiğine ve bizlere karşı ilgi sevgi duyduklarına şahit oluyoruz. Birlik kervanı yola çıkmıştır. Bu konuda Sayın Haydar Baş hocamıza ne kadar teşekkür etsek, Allah’a ne kadar hamd-ü sena da bulunsak azdır. Sempozyumdan önce ‘Sünni - Şia çatışması planlanıyor. Bir an önce programı yapmamız gerekiyor’ diyen hocamızı gelişen olaylar yine haklı çıkartmıştır.
Hatay’dan hocamızı seven bir arkadaşımız bir Suriyeli Sünni bayanın Şialığı seçtiğini bu konuda bir kitap kaleme aldığını ifade eder. Bu kitabı Türkçeye çevirmek istediğini söylediğinde Sayın Haydar Baş’ın ifadesi çok manidardır. “Toplumun sosyal dokusuyla uğraşmayın. İnsanlar Sünni de olabilirler, Şii de olabilirler. Esas olan Ehl-i Beyt çizgisinde olmalarıdır” demişlerdi. İşte temel espri budur. Birliğin adresi de budur, Ehl-i Beyt çizgisidir. Yani Peygamberimizin mübarek hane-i saadetlerinde yaşanan İslam’dır.
Hatırlanacağı üzere Ehl-i Sünnet kaynaklarında da bulunan “Size iki şey bırakıyorum; onlara sarıldıkça necat bulursunuz: biri Kitabullah / Kur’an, biri Âl-i Beytim.” (Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17) Hadisi şerifte geçen, bu güne kadar karartılan Ehl-i Beyt, Haydar Baş beyin eserleri ve gayretleri ile gündeme gelmiştir.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” çıkışı ve iç cephe meselesi / 10.03.2026
- Modern savaşın yeni yüzü ve Türkiye’nin bağımsızlık sınavı / 09.03.2026
- Savaş / 08.03.2026
- Konya denince… / 27.02.2026
- Elazığ Ziyaretleri: Yeniden İnşa mı, Yeniden Kalkınma mı? / 26.02.2026
- Malatya: Depremin ardından bir şehrin ruh hâli / 25.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-10 Türkiye İçin Çıkış Yolu: Şimdi Milletin Karar Zamanı / 24.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-9 Dünya Çözüm Arıyor: Yeni Ekonomik Ufuk ve Çözüm Adresi / 23.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-8 İnsan Merkezli Ekonomi: Yeni Dönemin Anahtarı / 22.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-7 Ekonomide Bağımsızlık Arayışı ve Yeni Paradigma / 21.02.2026
- Modern savaşın yeni yüzü ve Türkiye’nin bağımsızlık sınavı / 09.03.2026
- Savaş / 08.03.2026
- Konya denince… / 27.02.2026
- Elazığ Ziyaretleri: Yeniden İnşa mı, Yeniden Kalkınma mı? / 26.02.2026
- Malatya: Depremin ardından bir şehrin ruh hâli / 25.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-10 Türkiye İçin Çıkış Yolu: Şimdi Milletin Karar Zamanı / 24.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-9 Dünya Çözüm Arıyor: Yeni Ekonomik Ufuk ve Çözüm Adresi / 23.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-8 İnsan Merkezli Ekonomi: Yeni Dönemin Anahtarı / 22.02.2026
- Dünya Çözüm Arıyor: Milli Ekonomi Modeli-7 Ekonomide Bağımsızlık Arayışı ve Yeni Paradigma / 21.02.2026



























































