logo
28 EYLÜL 2026

Özgür Özel, Lütfü Savaş kararını böyle savundu: Örgütümüzün talebi

CHP Lideri Özel, "Daha iyi bir aday bulursak değiştiririz" dediği Lütfü Savaş'ın yeniden Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı olarak gösterilmesini anketler ve örgüt talebi ile açıkladı.

20.02.2024 17:09:00
Haber Merkezi
 
Özgür Özel, Lütfü Savaş kararını böyle savundu: Örgütümüzün talebi
Özgür Özel, Lütfü Savaş kararını böyle savundu: Örgütümüzün talebi
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Hatay'ı ele geçirip demografisini değiştirmek isteyen ve Hatay'ı Hatay olmaktan çıkaracak olanlara karşı, örgütümüzün talebi, inancı ve seyre baktığımızda Hatay'da yola Lütfü Savaş ile devam etmeye karar verdik" dedi. 

TBMM Grup Toplantısında konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan'ın sosyal medya üzerinden CHP seçmenine seslenmesine tepki gösterdi. Genel Başkan Özgür Özel, "Ey Erdoğan, sen değil miydin Hatay'da 'Belediye başkanı benden olmazsa hizmet gelmez, mahzun kalırsınız, bakın Hatay mahzun kalmadı mı?' diyen. Bu taş kalplinin kalbindeki taşın yumuşadığına inanacak enayi var mı karşında? Ordu'ya, 'Tayyip Erdoğan varsa doğalgaz var, yoksa doğalgaz yok' diyen şantajcıya prim verecek birisini görüyor musun karşında? CHP'ye ayna tuttuğunda o aynayı sana çevirirler" dedi. İYİ Parti Genel Başkanı Akşener'in açıklamalarına yanıt vermeyeceğini tekrar eden Özel, "Muhalefete muhalefet etmek yerine iktidara muhalefet etmeye devam edeceğiz" ifadesini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, grup toplantısında konuştu. Genel Başkan Özgür Özel, gündemdeki konulara ilişkin önemli mesajlar verdiği konuşmasında, "Erzincan İliç'teki altın madeninde 9 emekçimizin toprak altında kalmasının üzerinden tam 1 hafta geçti. CHP olarak başta Erzincan Milletvekilimiz Sayın Sarıgül olmak üzere bölgeye derhal 2 genel başkan yardımcımız ve 3 milletvekilimizden oluşan bir heyet görevlendirdik. İlk andan beri oradaydılar, bir ön rapor yazdılar. Ardından raporlarını olgunlaştırdılar. Şu anda da genel başkan yardımcımız ve 2 milletvekilimiz bölgeyi takip ediyor. Tabii televizyonlarda, gazetelerde haberi bir toprak kayması, bir heyelan, kaçınılmayacak felaket gibi göstermeye çalışan iktidar medyası var. Orada yaşanan bir heyelan ya da toprak kayması değildir. Orada yaşanan, işlenen madenden arta kalan yığınların liç halinde üst üste konmasından oluşan yapay bir dağın hesapsızca oluşturulmuş yapay bir dağın çökmesi, kaymaya başlaması, önüne kattığı her şeyi altına alarak 9 canı ölüme sürüklemesidir. Orada üst üste parayı istifleyenlerin insan hayatını hiçe sayarak maden atıklarını bir yerde dağ şeklinde istiflemesinin sonucudur. Bir yanda birileri para kazanırken zenginliğine zenginlik katarken 9 vatan evladı şu anda durdurulan arama ve kurtarma çalışmaları ile ümitlerin neredeyse tükendiği noktada bu para kazanma hırsının kurbanı olmuşlardır" dedi.

"BU DAĞ BİR GÜN BAŞIMIZA BELA OLACAK"

İliç'te arama ve kurtarma çalışmalarını dikkatle takip ettiklerini kaydeden Cumhuriyet Halk Patisi Genel Başkanı Özgür Özel, "Arama ve kurtarma çalışmalarını dikkatle takip ettik. Hem etkisizliği, hem çaresizliği gözlerimizle gördük. Ben milletvekili arkadaşlarımızın ulaştırdığı ön raporu okuduğumda geçmişte yaşadığım bir felaketin travması ile bir kere daha tanışmış oldum. Soma'da 301 madencimizi kaybettiğimizde 4 gün boyunca maden ocağının ağzında acılı anneler, eşler, çocuklar, babalarla birlikte beklerken hep ağlamaların arasında, ağıtların arasında Allah'a yakarışların arasında şunları duyuyorduk, 'Söylüyordu, söylüyordu. Maden çok sıcak diyordu. Çizmelerim yarıya kadar ter doluyor, 4-5 saatte bir boşaltıyorum, yoksa yürüyemiyorum, ayağım kayıyor diyordu. Akşam geliyordu, uyku uyuyordu ama uykusunu alamıyordu. Başının ağrısı hiç geçmiyordu. Hep bu maden bir gün başımıza bela olacak diyordu.' Sözleri hala kulağımdayken ön raporu açtık. Son günlerde basına konuşmasının, sivil toplum örgütlerine konuşmalarının, büyük şehirlerden dayanışma için gitmiş sosyal hizmet görevlilerini, psikologların bile ziyaretine, temasa engel olunan ailelerin ön raporda söyledikleri, 'Bu dağ bir gün başımız bela olacak. Yığın, yığın, yığın nereye kadar. Çatlaklar oluştu, vallahi bir kayarsa hepimizi önüne katar, altına alır, burada kimse kalmaz. Burada hiçbirimiz kalmayız.' Bunları görünce ve o alanda zaman zaman 600-700 kişinin birden çalıştığı düşünüldüğünde, 9 kayıp çok büyük, yüreğimizdeki acı çok büyük ama nasıl bir büyük felaketin daha kenarından geçtiğimizin, bu sefer belki 2 Soma faciasını bir anda yaşayabileceğimiz bir felaketten son anda belki kurtulduğumuzun da hepimizin bilincinde olması lazım" ifadelerini kullandı.

"HAKSIZ ŞEKİLDE GÜNDEMİ DEĞİŞTİRİYORLAR"

"Bu mesele İliç meselesi aslında, normal şartlarda herhangi bir demokraside turnusol kağıdı gibidir" diyen Özel ayrıca şunları söyledi:

"Bu yaşandığında iktidarın öyle özeleştiri yapması, yapmıyorlar ama özeleştiri yapması da onları kurtaramaz. Dilemiyorlar ama özür de onları kurtaramaz. Değil bir bakan, başka bir ülkede olsa Başbakan, Cumhurbaşkanı istifa etse ancak yeridir. Çünkü bu İliç'i ilk kez duymuyoruz. Bu İliç, Erzincan İliç'teki altın madeni yılların çevre mücadelesinin, yılların demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin ve CHP'nin bizzat çevreden sorumlu genel başkan yardımcılarımızın geçmişte gidip orada açıklamalar yaptığı, tehlikelere dikkat çektiği bir yerdir. Siyaset, haklı çıkanın söylediği, doğru olanın karşılığını gördüğü, haksız çıkanın da hesabını verdiği bir müessesedir esasen.  Ama öyle bir medya düzeni, öyle susturulmuş sesler, öyle bastırılmış sesler ve öyle haksız şekilde gündemin değiştirilmesiyle karşı karşıyayız ki grup kürsümüzün hemen tüm televizyonların yayında olduğu ilk dakikalarında bunları ifade etmeyi çok önemli görüyorum."

"AFFEDİLEN VERGİ 222 MİLYON LİRA"

"Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, MHP'nin değerli seçmenleri yıllarca 'hain' dedikleri, 'provokatif' dedikleri, 'Marjinal gruplara CHP destek veriyor' dedikleri, o Çevre Mühendisleri Odası, akademik odalar, çevreciler, CHP'liler hep tehlikeye dikkat çekti. Bundan 3 yıl kadar önce orada siyanür sızıntısı oldu. Buna karşılık ortalık ayağa kalktı, göstermelik 3 aylığına durdurdular madeni. O günkü durdurma, kapatmaya dönüşse bu felaket oluşmayacaktı. O madeni durdurdular, incelediler, suçlu buldular, o madene tam 16 milyon 440 bin lira ceza kestiler. İlk duyunca büyük para, caydırıcı diye düşünüyorsun. Bu ceza 16 milyon 440 bin lira kesildi sadece aylar sonra bu Meclis'te Plan ve Bütçe Komisyonu'nda bazı şirketlere vergi affı getirdiklerinde bu şirket de yararlandı. Bu şirkete kesilen ceza 16 milyon küsur, affedilen vergisi 222 milyon lira. İliç'i zehirlemenin, siyanürü sızdırmanın, insanların canına kastetmenin cezası 16 milyon lira, birkaç ay sonra burada kendilerine yapılan kıyak 222 milyon lira. Yani bütün vatandaşlarımız duymalıdır, bilmelidir ki Recep Tayyip Erdoğan onun haberi olmadan 222 milyon lira değil 2 milyon lira Türkiye'de el değiştiremez. 222 milyon lira bunların cebine para konulan maden, İliç ve Erzincan'ın zehirleyen madenlerdir. Bu madenler önce izin alıyorlar, almış, ÇED raporu düzenlenmiş, küçük bir izni sonra büyütüyorlar. 4-5 kat büyümek için başvurduğunda bir Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlanmış. O raporun altında bir imza var. Bakan Murat Kurum. Biz Murat Kurum'a bu sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Murat Kurum hiç üstüne alınmıyor. Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan hiç bu konulara girmiyor."

"BAHÇELİ DİKKATİNE, TÜRKİYE'NİN VİCDANINA SUNUYORUM"

"En nihayetinde bugün Devlet Bahçeli gelmiş diyor ki 'Murat Kurum görevini layığı ile yapmıştır. Oradaki hata verilen raporu düzenleyenlerde, altına izin için imza atanlardadır. Murat Kurum'un konuyla alakası yoktur.' İstanbul'u yönetmeye talip Cumhur İttifakı'nın adayı Murat Kurum söz konusu olunca Sayın Bahçeli, 'Kurum'un konuyla alakası yok' dedi. Bunu basın aracılığı ile Sayın Bahçeli'nin dikkatlerine ve tüm Türkiye'nin vicdanına sunuyorum. Bu, oradaki madenin 5 kat büyümesine izin veren, bugünkü felakete onay veren rapor. Burada yazıyor. Altında Devlet Beyin dediği gibi Mehrali Ecer, ÇED Değerlendirme İzin ve Denetim Genel Müdürünün izin ve imzası var. Bakın bu kırmızı ile kare içine aldığımız yerde ne yazıyor? İmzayı bakan adına Genel Müdür atıyor. Ey Devlet Bey, siz devleti bilen, devlet geleneğini, işleyişini bilen bir partinin genel başkan olarak bakanın benim adıma, kalem benim, mürekkep benim, yetki benim, izin benim, benim yerime imzayı sen at dediği genel müdürün imzasından Bakan Murat Kurum'un sorumlu olmadığını söylüyorsun. Oysa belge imzanın Murat Kurum adına atıldığını, buradaki meselenin tek sorumlusunun Murat Kurum olduğunu söylüyor. Ben vatandaşlarımıza söylüyorum, eğer bakan adına atılan bu imza ile İliç'te bunlar yaşandıysa, hala bu bakan bundan sorumlu değil diyorsa ben bunu sizlerin vicdanınıza havale ediyorum."

"DEVLETİN PAYINI DÜŞÜRDÜLER"

Ekonomideki göstergeler ve iktidarın vatandaş üzerinden kazandığı tutarlara da değinen Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, "Şimdi gelelim işin Tayyip Beyin en sevdiği kısmına. Ekonomi kısmına. Geçtiğimiz günlerde mezarı başında birinci ölüm yıl dönümünde Sayın Baykal'ı andık. 35 yaşında milletvekili, 36 yaşında Maliye Bakanı, 39 yaşında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanıydı. 1978'de Ecevit hükümetinin Enerji, Tabii Kaynaklar Bakanıydı. Yaptığı bir iş, CHP'nin tarihindeki en önemli işlerden bir tanesiydi. Geçmişteki madenlerin talan edilmesi, yağmalanması, verilen bir takım yandaş şirketlere peşkeş çekilmesine Bülent Ecevit hükümetinin 39 yaşındaki bakanı Deniz Baykal 'dur' diyecek, bütün madenleri kamulaştıracaktı. O gün Anayasa'ya uygun bir karar verildi çünkü Anayasa halen 'Madenler devletindir' der. Ama o dönemde bir yolu ile madenler özel sektöre açılmıştı, Baykal durdurdu. 1985 cunta sonrası, 1983'te seçimlerden sonra gelen ANAP hükümetinde madenlerde yavaş yavaş yeniden özel sektöre açılmaya başlarken, Türkiye'de çıkarılacak her madende yüzde 10 devlet hakkıdır diye madde kondu. Yüzde 100'ü devletinken yüzde 10 devlet hakkı hiç yeterli bir şey değil, kökünden itiraz ederiz ama o tarihte yüzde 10. 2004 yılına kadar böyle devam etti. 2004 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi devlet hakkını yüzde 2'ye indirdi. 100 birim maden çıkarıyorsan, 98'i senin olsun 2'sini bırak yeter. 2010 yılında yüzde 2'lik devlet hakkı yüzde 4'e çıkarıldı, aynı aşamada yüzde 50 yabancı şirketlere teşvik verilir diyerek yüzde 2'ye indirildi. 2019'da ise bir çizelgeye bağlandı ve devletin yapabileceği indirim de yüzde 75'e kadar çıkarıldı. Yani altın fiyatına göre devlet hakkı yüzde 1 de olabiliyor, yüzde 12 de olabiliyor ama yüzde 75 indirim yapmak suretiyle yüzde 1'i yüzde 0,25'a dahi indirebiliyorlar. Çünkü bu hesaba göre nasıl oluyor? Eğer altının fiyatı dünyada düşüyorsa, 'Türkiye'de ne oluyor' dersiniz ki hakkımızı korumak için devlet hakkı artıyor. Altının fiyatı düşüyorsa Türkiye'de devlet hakkı da düşüyor. Çıkaran şirket 100 lirasının 98 lirasıyla gidip de para kazanırken altın fiyatları düşüşteyse 'Aman sana 98 yetmez, benim yüzde 2'den, yüzde 1'den sana daha fazlasını vereyim' diyerek çizelgeye göre payımızı düşürüyorlar. Böyle taksimatı kuzuya karşı kurt yapmaz. Bu yüzden halkın uzun vadeli çıkarları yerine ayrıcalıklı grupların kısa vadeli çıkarlarını üstün tutanların, hukuki denetim mekanizmalarını ortadan kaldıranların, ülkeye ve ekonomiye değer katmak yerine birilerine rant yaratanların nasıl hem ekonomimizin canını okuduklarını, hem de 9 canımızı nasıl felakete sürüklediklerini hep birlikte yaşadık. Bunu takip etmeye devam edeceğiz. Ama bu sorunları herhangi bir muhalefet partisi çözemez. Bu sorunları sadece ve sadece 1978'in morali ile 1978'in gücüyle, Bülent Ecevit'in cesareti, Deniz Baykal'ın kararlılığı ile CHP çözer. Üretimi ve toplumsal refahı değil de rantın peşine düşülen, aklın ve bilimin değil küçük çıkar gruplarının faydalarının gözetildiği bir ekonomi düzeni içinde yaşıyoruz. Gelinen aşamada artık ekonominin başındakiler de gerçekleri saklayamaz hale geldiler" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmayı şöyle sürdürdü:

"AYRICALIKLI BİR ZÜMRE OLUŞTU"

"Geçmişte büyük ve bilinçli hatalar yapıldı. Şimdiki yönetim irrasyonel dönem diyor. Yani akıl dışı dönem. Şimdi yaptıklarına da sözde rasyonel diyorlar. Elbette geçmiştekiler gibi irrasyonel değil ama şunu unutmamak lazım. Bir takım çıkar grupları, dudak uçuklatan teşviklerle, başka kimseye verilmeyen ucuz kredilerle, hatta teşvik diye aldıkları kredilerle aldıkları gayrimenkullerin onlarca kat değerlenmesiyle, hem üretimi sekteye uğratıp hem bir başka yerden zenginleşen ayrıcalıklı bir zümre oluştu. Bu zümrenin en büyük karlarından bir tanesi bu ülkenin geleceğine inanmayan, Türk parasına inanmayan, Türk parasının değer kaybedeceğini gören, dolara sarılan bunlara şunu söylediler. 'Aman aman siz dolar almayın, biz size kur korumalı mevduat yapalım, siz paranızı TL'de tutun, dolar böyle 10 lirayı geçerse milli felaketti, 18 oldu ve 25'e gitmesin. Ama doların artma ihtimalini de biz size sigorta edelim. Ne yapalım, kur koruması sağlayalım. Faizi verelim, cebinize koyun, eğer dolar beklenin üstüne çıkarsa, faiz gelirinizi aşarsa aradaki farkı da biz verelim' dediler. Verdiler mi, verdiler, farkı aldılar mı, aldılar. 200 milyar liraları aldılar. Peki kim ödedi? Biz ödedik. Ücretliler, garibanlar, emekliler ödedi. Bu ülkenin Hazinesinden ödediler. Bu ülkenin bütçesinden ödediler. Bir grup, elindeki para ile devleti tehdit eden, Türkiye'nin geleceğine ve Türk lirasına güvenmeyenlerin şantajlarına, 'Siz durun oturun yerinizde, bu garibanlardan alır size veririz' dediler. Şimdi onlar keyiflerini çatarken, gelirlerine gelir katarken 1 Nisan sonrası acı reçete konuşuluyor. Bütün dünya piyasaları, bütün ekonomistler, 1 Nisan'dan sonra Türkiye'nin sıkı para politikası uygulayacağını, kemerleri sıkacağını, yoksulun daha yoksullaşacağını, dolaylı vergilerin artacağını, milletin gırtlağına çöküleceğini, acı reçete, ilaç ve şurubun garibana yoksula dayatılacağını, o tarihten sonra Türkiye ekonomisinde yabancı yatırımcılar için yeni fırsatlar çıkacağını konuşuyor. Peki böyle bir felakete doğru gidecek miyiz, yoksa 1 Nisan meselesini 31 Mart akşamı kendi lehimize çevirecek miyiz?"

"GÜCÜNÜZÜ BU HÜKÜMETE GÖSTERİN"

"31 Mart seçimleri, yerel seçimler olmasının hem demokrasi açısından, hem ülkenin kuvvetlerinin dengesi açısından önemi bir yana 31 Mart akşamının bambaşka bir önemi daha var. Yoksullar için, garibanlar için, emekçiler için, emekliler için eğer bu iktidar gücüne güç katacak olur, beklediği desteği görecek olursa ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp 'Ne oluyoruz yahu, vatandaş bizden desteğini çekiyor' diye sert bir uyarıyı almazsa bu gidişata bir kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete bir sarı kart gösterilmezse, 1 Nisan'dan sonrası felakettir. Ancak emekçiler, emekliler, yoksullar, işsizler kendi geleceklerine sahip çıkacaklarsa, 'Hükümetin durumu garanti değil. Bizi ezerse onu oradan indiririz' diye ilk mesajı 31 Mart'ta verirse herkes ayağını denk alacak. Ben vatandaşlarımıza 4 yıl boyunca bir daha seçim olmaması, 4 yıl boyunca zenginin kayrılması, sizin yine sömürülmeniz, 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşına mahkum edilmezin önünde son silahınız, son çareniz, gücünüz ve kullanırsanız son yetkiniz 31 Mart seçimleridir, gücünüzü bu hükümete gösterin. Sizi buna davet ediyorum. Somut veriler çok önemli. Aslında sahada görüneni, hani çok konuşmayı sevdikleri OECD verileri üzerinden bütün dünyanın kabul ettiği veriler ve raporlar üzerinden bir kez de buradan ifade edelim. OECD 2015'teki ev kiralarını 100 birim kabul ederek, geçen seneye kadar ki yani 2023 ev kiralarını karşılaştırmış. Koca bir endeks var. Endeksin en tepesinin bir altında bir tanıdığın yönettiği ülke var. Macaristan. Tayyip Erdoğan'ın yakın dostu Orban'ın memleketi. Macaristan'da 2015'ten 2023'e konut kiraları OECD ülkeleri içinde en çok artan ülke olmuş. 100'ken 170 olmuş. Yüzde 70 artmış konut fiyatları. Orban'ın üstünde sevgili dostu, birincilik kürsüsünde Recep Tayyip Erdoğan ve maalesef onun yönettiği Türkiye var. O hesaba göre Türkiye ortalaması köyler, beldeler, küçük şehirler dahil yüzde 530. 5,3'e. Orban'da 100 liradan 170 liraya çıkan kira, Macaristan'da 170'e çıkan ve bütün OECD ülkelerinin en kötüsüyken bizde 530 lira. Tam 5 kat artmış. 2024 dediğinizde rakam 7 kata çıkıyor. Ama hepiniz yaşayarak biliyorsunuz ki 2015'ten bugün 8-9 yıldaki artış Türkiye ortalaması 7 kat olsa da İzmir'de rakam 11 kat, Ankara'da 13 kat, İstanbul'da 15-17 kat kiralar artmış. Kötü yönetilen Macaristan'da yüzde 80'ken, yani 100'e 180'e varıyorken Türkiye'de bu rakam tam 17-18 kata kadar varıyor. İşte kiracının isyanı, ev sahibi ile arasındaki sürtüşme, hepsinin sebebi birilerinin zenginin cebine para koyması, onların konut stokların kendi portfolyolarından toplamaları, konut fiyatlarının ve kiraların artışı, vatandaşın elindeki paranın bir anda erimesi. Şu anda oturduğu 4 bin lira kirası olan konuttan çıkanın en kötü ihtimalle 30-35 bin liraya benzer yerde kira bulduğu, bu iş İstanbul'daysa bunun 45-50 bin liralara kadar çıktığı bir süreçteyiz. Bunu bizim söylememiz, sizin sahada yaşamanız ayrı ama OECD'nin raporu son derece çarpıcı."

"GEÇMESEK DE DEVLETİN ÜSTÜNÜ TAMAMLADIĞI YOLLAR"

"Köprü geçişleri ile ilgili rakamlar ortaya çıktı. Vatandaşın cebinden çıkanların sanki AK Parti'nin bir fahri hizmetiymiş gibi AK Parti hükümetinin vatandaşa lütfu gibi gösterildiği bir iletişim sürecinin içindeyiz. 'Şerit şerit yollar yaptık, köprüler yaptık, otoyollar yaptık' diye övünüyorlar. Yaptıklarının sanki vatandaşa maliyeti yokmuş gibi, çünkü sık sık diyorlar. 'Vatandaşın cebinden herhangi bir para çıkmadı.' Oysa tamamına geçiş garantisi verilmiş bu köprülerin, otoyolların. Ocak 2023'te bize maliyeti 14,2 milyon liraydı, Ocak 2024 gerçekleşmesi yüzde 157 artışla 36,5 milyon lira olmuş. Yani geçiş garantisi verilen, geçmesek de devletin üstünü tamamladığı bu yoldan ve köprüden vatandaş sadece ocak ayında 36,5 milyon lira gibi bir parayı ödemiş. Burada şimdi bir hakkı teslim etmek lazım. Bu memlekette iyi işler oluyor, kötü işler oluyor. İyi işleri AK Parti yapıyor, kötü işleri devlet yapıyor. Örneğin Oslo görüşmelerini devlet yapıyor, bölünmüş yolları AK Parti yapıyor. Şimdi Osmangazi Köprüsü, Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı Osmangazi Köprüsü'nden ceberut devlet 290 lira geçiş ücreti alıyor. Cumhurbaşkanımızın açtığı Avrasya Tüneli'den tek geçiş, devleti yöneten lanet adamlar yüzünden 80 liraya çıkmış. Gebze-Orhangazi-İzmir Yolu ne güzel Tayyip Beyin kullandığı araçla açılmıştı, vatandaşımız bedava binsin. 710 lira para alıyor devletimiz bundan. Malkara- Çanakkale Otoyolundan 410 lira ücret alanlara yazıklar olsun. Reisin haberi olsa çok kızar."

"EMİNE HANIMININ BİLEZİKLERİNİ Mİ BOZDURDUN" HATIRLATMASI

Bu ülkede iyi bir şey yapılıyorsa, hepimizin emeği ile emek emek biriktirdiğimiz paralardan ödediğimiz, kazandığımız paradan ödediğimiz vergi ile hepimizin anamızın ak sütü gibi alın teri ile yapılıyor, övünmesi birilerine ve cefası bizim üzerimize olamaz. Tayyip Erdoğan övünüyordu arkada da bütçe konuşmasında, şunu yaptım, bunu yaptım diye. Rahmetli Kamer Genç dedi ki 'Konuşma yahu. Sanki Emine Hanımın bileziklerini, oğlanların sünnetinde takılan altınları mı bozdurdun yaptın? Bu milletin parası ile yaptın.' 14 Mayıs seçimleri öncesi Recep Tayyip Erdoğan'ın, Devlet Bahçeli'nin, Cumhur İttifakının temel söylemi şuydu, 'Biliyoruz' demiyorlardı ama bildiklerini herkes biliyordu. 'Evet, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike çok büyük bizimle gelmelisin, benim arkama geçmelisin, yoksa ezanı susturacaklar, bayrağı indirecekler, ülkeyi böldürecekler.' Bu korku edebiyatı ile yüzde 51,5'a 48,5'lik sonuçla yoksul, borçlu, işsiz, güvencesiz vatandaşı korkuta korkuta oylarını aldılar. Aynı Hitler gibi. 'Alman çocuklarının tereyağına değil güçlü büyük Alman tanklarının gres yağına ihtiyacı var' deyip Almanya'yı sürüklediği felaket gibi 'Tehlike büyük, ezanı susturacaklar, açlığa katlan, pusulayı katla, oyu bana at, halledeceğiz.' Vallahi buna inanan oldu, inanmayan oldu ama herkes biliyor ki seçimin sonucuna çok ciddi etkisi oldu. Şimdi geldiğimiz noktada o susmasın ezan diye oy atılıp da bu memlekette açlık ve yoksulluğa mahkum olanların günde 5 vakit dinlediği ezanı okuyan müezzinler, namazı kıldıran imamlarımız var ya, bunların sendikası var. Diyanet-Sen, geçen sene bu sendikanın acayip hakkını yediler. Dediler ki bütün memurlar promosyon alır, bunlara gelince 'Sen faizsiz banka ile çalış…' Faizsiz banka da hazır kıstırdım diye diğerlerinin 10'da biri kadar promosyon verdi. Diyanet- Sen mücadele etti, dava kazandı, üst mahkemeden bozdurdular. Hep haklarını yediler. O Diyanet-Sen bir araştırma yapmış. Araştırmanın şu kısmı inanılmaz. Diyanet- Sen üyesi, bu devletin memuru imam ve müezzinlerin tam yüzde 80'i Diyanet İşleri'nde torpil olduğunu düşünüyor. Torpil. Ne demek torpil? Torpil liyakate değil sadakate önem vermek demek. Ne demek torpil? Bir siyasi partiyi kayırmak, şüphesiz kul hakkı yemek. Bu imam ve müezzin, bu imam Cuma günü hutbede çıkıp da ne okuyor? Hadisi şerifleri okuyor, sura, ayet okuyor değil mi? Günde 5 vakit oradan okunan ezan Hz. Muhammed'in 'Çık oku bakalım toplansınlar namaz kılalım' dediği günden beri okunuyor. Peki o Hz. Muhammed ne demiş, 'Herhangi bir işi ehil olmayana verdiğinde kıyameti bekle.' Bakın bu hadis Hz. Muhammed'in hadisi. Bunu okuyan ve söyleyen Türkiye Cumhuriyeti'nin imamları. Bunu tekrar etmek vazifeleri. İnanarak tekrar ediyorlar, iman ederek tekrar ediyorlar. Bunların yüzde 80'i 'Bu ülkede liyakat yok torpil var' diyor."

"CHP HER ZAMAN HAZIRDIR"

"Çıkıyorlar, hep birlikte uzun konvoylarla, 300 araçla cami ve cumaya gidiyorlar. Cuma namazında imam efendi çıkıyor, Nisa Suresi'nin 58'inci Ayetini okuyor. Ne diyor o ayet, 'Şüphe yok ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve hükmettiğiniz zaman adalet ile hükmetmenizi emreder.' Nisa Suresi 58 bunu söylerken, bunu camide okuyan 100 imamdan 80'i 'Bu ülkede torpil yapılıyor' diyor. Artık bu noktadan sonra sözün bittiği yerdeyiz. Bunu bütün vatandaşlarımıza anlatmak, bu Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 'Ezanı durduracaklar oyu bana ver ey gariban' dediklerine bunun nasıl bir sömürü, hile olduğunu anlatmak hepimizin boynunun borcudur. O imamın, müezzinin onca emeği ile verdiği mücadelenin sonunda ki zaman zaman aldıkları maaş çok görülür. Çünkü ülkede 10 bin lira emekli maaşı var, 17 bin lira asgari ücret var. 35-40 bin lira maaş alınca herkes onu söyler. Diyanet- Sen araştırmasına göre Diyanet İşleri personelinin imamı, müezzininin yüzde 45'i yoksulluk içinde, sefalet içinde olduğunu, her geçen gün yoksullaştığını söylüyor. Bu yüzden bundan sonraki süreçte herkes şunu bilsin ki bütün vatandaşlarımız. Biz iktidar olursak ezanı sustururlar dedikleri CHP, o ezanı okuyan müezzinin hakkını savunmaya, vatandı böldürür dedikleri CHP, orada canı pahasına nöbet tutan uzman çavuşun, sözleşmeli erin hakkını savunmaya, bayrağı indirecekler denilen CHP günü gelirse o bayrak için can verecek milliyetçiliği göstermeye her zaman hazırdır."

"AKŞENER'İN CANI SAĞ OLSUN"

"Herhangi bir şey söylemeyeceğim ama dışarıda kamera bekliyor. Bir tane de basın emekçisi arkadaşımız var. Köşesi belli. Sürekli soruyor. Çıkarken yormayım. Aman efendim, Akşener'in açıklamalarına ne diyeceksiniz? Girerken sufle verdi, çıkarken yolumu kesecek. Sayın Akşener'in açıklamalarını dikkatle takip ettim. Ona karşı vereceğim cevap çok sert ve iki kelime. Canı sağ olsun. Biz geçtiğimiz seçimde Cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz belediye başkanlarımızın da geçtiğimiz seçimde Cumhurbaşkanı Yardımcılığına layık gördüğümüz büyükşehir belediye başkanlarımızın da Cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun da liyakatlerine de kefiliz, verdiğimiz her oy da helal olsun. Biz muhalefet ile kavga edip Recep Tayyip Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürmeyiz. O yüzden ben ana muhalefet lideri olarak görevim, sorumluluğum, bütün grubumuzun zaten bilinçlerinde olan ve siyasetlerinin, CHP siyasetinin gereği olarak onlar milleti sömüren, yoksullaştıran, rantçılara kıyak geçen, emekçileri İliç'te liçin altında bırakan iş cinayetlerinin sorumlularından hesap sormaya, muhalefete muhalefet etmek yerine iktidara muhalefet etmeye devam edecekler. Millete faydası olmayan hiçbir tartışmanın tarafı olmayacağız, hiçbir gerilimin içinde yer almayacağız. Bize ne söylenirse söylensin bu laf bize eğer muhalefetten geliyorsa, cevabımız iki kelime, canınız sağ olsun. Recep Tayyip Erdoğan muhalefeti kendi içinde tartışmalara çekmeye çalışıyor. Baktı olmadı, efendim muhalefete ayna tutuyormuş. Konuşuyor, tweet atıyor, kime sesleniyor? Efendim, CHP'nin seçmenine sesleniyormuş. Üzülüyorsunuz, küsüyorsunuz diyormuş. Diyor ki, gelin diyor, AKP'de birleşin."

"14'ÜNE KADAR TERÖRİST DEĞİL MİYDİK?"

" Kardeşim şimdi Recep Tayyip Erdoğan, daha biz geçen sene mayıs ayının 14'üne kadar terörist değil miydik? Terör sevici değil miydik? Hain değil miydik? Hepimize birden 'Erkekleriniz çürük, kadınlarınız sürtük' demedi mi? Bu ne yüzsüzlük be kardeşim? O yüzden Recep Tayyip Erdoğan'ın tweetleri, CHP'ye ayna tutmak içinmiş, öyle söylemiş. Bir kere şunu söyleyelim. Diyor ki, yumuşak üslupla CHP'lilere sesleniyor. CHP'liler şunu da unutmaz. Ey Erdoğan, sen değil miydin Hatay'da 'Belediye başkanı benden olmazsa hizmet gelmez, mahzun kalırsınız, bakın Hatay mahzun kalmadı mı?' diyen. Bu taş kalplinin kalbindeki taşın yumuşadığına inanacak enayi var mı karşında? Ordu'ya, 'Tayyip Erdoğan varsa doğalgaz var, yoksa doğalgaz yok' diyen şantajcıya prim verecek birisini görüyor musun karşında? CHP'ye ayna tuttuğunda o aynayı sana çevirirler. O aynaya baktığında varlığını borçlu olduğun millete şantaj yapan bir tükenmişi göreceksin. O aynaya baktığında 6 Şubat depremlerinde söz verip de 1 yıl sonunda yüzde 92'sini hala çadır, konteynere muhtaç ettiğin depremzedeyi orada bırakan bir vicdansızı göreceksin. O aynaya baktığında kendi çevresini güvende tutup, zenginleştirip, milleti yoksulluğa, sefalete, güvensiz bir yaşama terk eden bir kalpsiz göreceksin. O aynaya baktığında yerel seçimleri kaybedeceğini anladığında İstanbul seçiminin gittiğini anladığında Abdullah Öcalan'dan mektup okutacak kadar çürümüş bir siyasetçi göreceksin."

"DENİZE DÖKENLERİN SOYUYUZ"

"Tabii anası böyleyken danası ne yapmasın? Aşağıda da danaları tepişiyor. Şevki Yılmaz, çıkmış Abdülhamit'in 4'üncü kuşak torunu Orhan Osmanoğlu'nun kızı Berna Osmanoğlu'nun düğününde nikah şahitliği yapıyor. Utanmadan, sıkılmadan 'Osmanlıyı süren soysuzları lanetliyorum' demiş. Şevki Yılmaz gibi bir çukura, seviyesine inmeye utanacağım birisine, Şevki Yılmaz ile siyasi mücadele edemezsiniz arkadaşlar, normal siyasi yöntemlerle mücadele olmaz. Onunla mücadelenin bir tek yolu var. Bir tane fosseptik kamyonu bulacaksınız, alıp onu layık olduğu yere deşarj edecek. Ama hani Recep Tayyip Erdoğan da çok soy, sop, cibilliyet diyor ya, hatta dün cibilliyetsiz dediklerine bugün övgüler söylüyor ya. Bu Şevki Yılmaz, sordu diye değil ama aziz milletin önünde bir hatırlatma yapalım. Birileri çok sevdikleri bir soydan geliyor olabilirler. İşgal donanması boğaza demirlediğinde kırmızı halı serip ona selam duranların, kahve içmeye saraya davet edenlerin soyundan geliyor olabilirler. Biz o donanmanın arasından Kartal'da istim botunun ucunda geçerken yaverine 'Ne olacak paşam' diyene, dönüp de 'Geldikleri gibi gidecekler çocuk' diyenlerin soyundan geliyoruz biz. Şevki Yılmaz, Yıldız Sarayı'nın arka bahçesinden İngiliz zırhlılarına kaçanların soyundan geliyor. Biz onları denize dökenlerin soyuyuz arkadaşlar. Bu ülkede Şevki Yılmazlar bir avuçtur, biz bütün Türkiye'yiz. Memleketimizle gurur duyuyoruz."

"HATAY'DA İNCE ELEDİK SIK DOKUDUK"

"Son iki husus. Bir tanesi Atatürk'ün şahsi meselesi Hatay'ımız. Geçen sene 6 Şubat'ta büyük bir yıkım yaşadık. Kahramanmaraş merkezli depremde 11 ilimiz etkilendi, 10 ilimiz yıkıldı, 5 ilimizde şehrin tamamına yakınını kaybettik, büyük hasarlar verdik. Hatay'ımızda 22 binin üzerinde kaybımız var. Bir seçim sürecine gidiyoruz. Bu süreçte tabii ki büyük travmalar, büyük sosyal hareketler sonucunu doğuruyor. Yerel seçimlere giderken biz Hatay ile ilgili kararı vermek için çok ince eledik, sık dokuduk. En çok üzerine titizlendiğimiz il oldu. Yüzde 80'inde bir araştırma yaptık, Hatay için toplam 5 büyük araştırma yaptık. 10 Ocak tarihi geldiğinde diğer kentlerimizin, emsal kentlerimizin belediye başkanları açıklanırken anketlerde en üst seviyede yer alan belediye başkanımızı yeniden, Sayın Lütfü Savaş'ı adaylaştırdık. Daha sonra bu konuda bir kısmı Hatay'dan, bir kısmı yurdun diğer illerinde yaşayan vatandaşlardan çeşitli eleştiriler ve tepkiler yükseldi. Hatta 6 Şubat tarihinde oradaydık, yandaş basın oradaki 100 protestonun 99'u oradaki bakanlara ve hükümet istifa çağrılarıyken, Sayın Lütfü Savaş'a yapılan protestoları ki haklı eleştirilerin hepsi başımızla beraberdir. Anlıyoruz, duyuyoruz, görüyoruz bu büyük travmayı ama son 22 yılda Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhuriyet tarihinde topladığı vergilerin tam 4 katını toplamış, topladığı deprem vergilerinin hiçbirini doğru yere harcamamış. Kentleri depreme, afetlere dirençsiz kılmış hükümetin bütün sorumluluğunun bir yere yüklenmesi doğru değildi ama biz oradaki mesajı aldık. Arkadaşlarımız söylediler, üzerinde çalışacağız, gereğini yapacağız diye. Hatta bir reklam filmi çekiliyordu, ondan bir gün önce. Sayın Lütfü Savaş dedi ki, 'Ben reklam filminde oymamayım.' Anlayış ile karşıladık. Geçtiğimiz günlerde lansman toplantısı geliyordu, biz son güne kadar sahada olan bir anket istedik. Sayın Lütfü Savaş da anlayış gösterdi. Lansman toplantısında da öyle müziğin, ışığın, sevincin olduğu yerde olmadı ertesi gün genel merkezimizde toplandık. Önümüze bütün anketleri, MYK salonumuza Hatay'da aday gösterdiğimiz bütün ilçe belediye başkan adaylarını, bütün ilçe başkanlarımızı, toplam 40 kişi oturduk. İl başkanımızın da varlığında. Bütün anketler değerlendirildi, bütün ihtimaller değerlendirildi."

LÜTFÜ SAVAŞ KARARININ DETAYLARI

"Bir yanda AKP'nin tehdit ettiği depremzedeler, bir yanda anket sonuçlarımız ve örgütümüzün talepleri doğrultusunda dün gece saat 03.00'e gelirken biz CHP olarak üzerimize düşen bütün eleştiriyi yaparak, Lütfü Savaş'ın deprem sonrası kendisinin de yakınlarını ve akrabalarını kaybetmiş bir depremzede olarak ilk günlerde kullandığı bazı ifadelerden kendisinin de duyduğu üzüntü, yaptığı özeleştiriyi de not ederek. Ama bir yandan da Hatay'ı ele geçirip demografisini değiştirmek isteyen ve Hatay'ı, o kadim medeniyeti, o tüm dinlerin birlikte yaşadığı, tüm mezheplerin kardeşçe yaşadığı Hatay'ı alıp da AKP'nin sultasına alıp Hatay'ı Hatay olmaktan çıkaracaklara karşı bütün veriler, bütün bilgiler, örgütümüzün talebi, inancı ve anketlerdeki seyre baktığımızda Hatay'da yola Sayın Lütfü Savaş ile devam etmeye karar verdik. Hepimize hayırlı olsun. Meselenin kendisi şudur, Hatay AK Parti'nin eline geçerse ne olacağı bellidir. Lütfü Savaş'ın ve her biri birbirinden kıymetli belediye başkanlarımızın Hatay'ı ayağa kaldırmak için Hatay Büyükşehir Belediyesi'nin yalnız olmayacağına, bugün elimizde olan diğer 10 büyükşehir, yeni alacağımız büyükşehirler, Türkiye'deki tüm il belediyelerimiz, dünyadaki siyasi akrabalarımızın yönettiği güçlü, modern şehirlerin Hatay ile dayanışma içinde, Hatay'a bir belediye ne yapacaksa fazlasını yapacağımıza söz veriyoruz. Ant içiyoruz. Hataylılara Hatay'ı mahzun bırakmakla, Hatay'ı bugüne kadar çektiklerini geçmişte verdikleri oyun cezasını çektiklerini ima etmekle, gelecekte verecekleri oy için şantaj yapan, tehdit eden birine boyun eğmeyecek bir şehir varsa o da Hatay'dır, bunu da Recep Tayyip Erdoğan 31 Mart'ta görecektir.

ADAY LİSTELERİNİN SON GÜNÜ

"Son sözüm bugün seçim takviminde önemli bir gün. Artık aday listelerinin teslim edilmesinin son günü. Aday listeleri veriliyor. Bir yanda aday olsun olmasın, haksızlığa uğrasın uğramasın, öyle olsun böyle olsun, konuşamayan bir parti var. Çünkü diyor ki konuşursam başıma ne gelecek bilemem. Kardeşime mi FETÖ'cü derler, benim hakkımda mı delil üretirler, evladımın mı geleceği ile oynarlar bilemiyor. Ya da susarsam yarın bir yere mi koyarlar diye bekliyor. Korkunun egemen olduğu, bir kelime eleştiri, tartışmanın yapılamadığı bir yerin sessizliğini kimse örnek almasın, kutsamasın. Demokrasi konuşulan, tartışılan ve bunların eleştirilerinin de yapılabildiği bir rejimdir. Biz onun teminatıyız. Ama bugün saat 17.00'ye kadar konuştuk, tartıştık. Kırılanımız, üzülenimiz oldu. Hak verdik. Hakkı yenmiş olanlar olabilir, istemeden. Helallik istedik, geleceğe dönük olarak hanemize borç kaybettik. Ama 17.01'den itibaren artık tartışmanın, konuşmanın değil hep birlikte çalışmanın, Recep Tayyip Erdoğan'ı yenmenin vaktidir. Bugüne kadar söylenen hiçbir sözü, yapılan hiçbir eleştiriyi ne kadar sert olursa olsun parti içi demokrasi sınırlarında kabul etik ve hiç kötü düşünmedik. Bundan önce söylenene, yapılana her zamanki gibi sünger çekiyoruz. Ama yarından itibaren bu partinin üyeleri ki o üyelik Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün üzerinde taşıdığı, en çok gurur duyduğu kimliktir. 2 büyük eserimden birisi Cumhuriyetse, diğeri CHP dediği partinin kimliğidir. O kimliği taşıyanın adı ister büyükşehir belediye başkanı olsun, ister 18 yaşını evvelki gün doldurmuş genç kardeşimiz olsun, hepimizin görevi 31 Mart seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'a, onunla birlikte her gün birbirine benzeyen AK Parti ile MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye, çevreye düşman, kente, yoksula, garibana, işçiye, sendikaya düşman bu anlayışa karşı hepsinin dostu olan halkın partisinin üyelerini büyük bir mücadeleye davet ediyorum. Bundan sonraki süreçte hep birlikte çalışacağız."

"BİRLİKTE OLDUĞUMUZ HERKES BURADA"

31 Mart 2019 başarısında birlikte olduğumuz herkes burada. O gün bizimle birlikte olan iyi insanlar bir yere gitmediler, o gün bizimle birlikte olan muhafazakar demokratlar yine seçmen, o gün bizimle birlikte olan sosyal demokratlar zaten hep birlikte motive. O gün bizimle birlikte olan milliyetçi demokratlar yine burada. Bütün itiraz saraya, tek adam rejimine ve 180 derecelik U dönüşü ile saray ittifakının önemli bileşeni MHP'ye. O gün yapılan itirazlara itiraz gerekçeleri ortadan kalkmadığı gibi CHP önemli bir kısmının o gün oy verdikleri ya da yeni aday gösterdiklerimizle hiçbir muhafazakar, milliyetçi, Kürt, sosyal demokratı rahatız edecek bu dürüst yönetmez diyecek bir adayımızın olmadığı bir süreçte ben Cumhur İttifakının karşısında CHP'ye değil Türkiye'nin bütün milliyetçilerini, Atatürkçülerini, Cumhuriyetçileri, vatanseverleri, haram ve yalandan korkan, talana karşı çıkan herkesi Türkiye İttifakı'nda birleşmeye davet ediyorum. Cumhur İttifakı'nın renkleri koyu gri. Kentin üstüne çöken bulut gibiler. Yağmur bulutu gibi. Hiçbir renge tahammülleri yok. Her şey gri olsun istiyorlar. Oysa biz birbirimizden farklıyız ama ortak yanımız bu ülkeyi sevmemiz. Cumhur İttifakının koyu gri rengine karşı bizim ittifakımızın rengi Türkiye'nin renkleri. Bizim ittifakımızın rengi ay yıldızlı al bayrağın renkleridir, kırmızı ve beyazdır. Türkiye İttifakı'ndan kime oy istiyorsun diye sorana şöyle yanıt veriyorum. Milli takım gol atınca kim ayağa kalkıyorsa onlardan oy istiyoruz. Filenin Sultanları şampiyon olunca gözyaşı dökerek İstiklal Marşı okuyorsa onlardan istiyoruz. Bu şanlı bayrağın renklerini ki o renklerden birisi kırmızı, birisi beyaz. En büyük Türkiye. Türkiye İttifakına inanıyoruz, güveniyoruz. Bu seçimleri Türkiye İttifak'ı kazanacak, Türkiye kazanacak. Gidin bu seçimi kazanın, hepinize güveniyorum."

Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

İstanbul'da gök gürültülü sağanak hayatı olumsuz etkiledi, birçok ilçede su baskınları yaşandı

28.09.2026 06:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kısa süreli etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.

Avrupa Yakası'nda Beşiktaş, Fatih, Şişli, Bakırköy, Sultangazi, Eyüpsultan, Esenler, Küçükçekmece ve Kağıthane ilçelerinde gök gürültülü sağanak etkisini gösterdi.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki su basan alt geçitte ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Araç trafiğine kapatılan alt geçidin su tahliyesinin sabah saatlerine kadar süreceği öğrenildi.

Fatih'teki Zeyrek Mahallesi Eski Mutaflar Caddesi'nde bir otomobil ile kamyonet çökme sonucu meydana gelen çukura girdi. Çevredeki vatandaşlar araçları iterek, bulundukları yerden çıkardı. Yola şerit çekilerek trafiğe kapatıldı.

Eyüpsultan Merkez Mahallesi Sayfiye Sokak'ta ise binaların arasında kalan arsada yağışın etkisiyle toprak kayması yaşandı. İhbar üzerine bölgeye gelen itfaiye ve AFAD ekiplerince çevredeki binalarda yaşayan 25 kişi tahliye edildi. Bölge, şerit çekilerek emniyete alındı.

Esenler'de Mehmet Akif İnan Caddesi'nde seyir halindeki motosiklet, yağış nedeniyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Kazada sürücü ve motosiklet savrulurken, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Çalıkuşu Sokak'ta ise bir binanın bodrum katındaki otoparkı su bastı. Vatandaşlar otoparktaki araçlarını kendi imkanlarıyla dışarı çıkardı.

Yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor. 

Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi

27.09.2026 21:00:00
Haber Merkezi
 
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında "rüşvet" suçundan resen soruşturma başlattı. Başsavcılık açıklamasında, soruşturmanın TCK'nin 252. maddesi uyarınca yürütüldüğü belirtildi.

Soruşturmayı ekonomik suçlar bürosu yürütüyor
Açıklamaya göre dosya, Başsavcılığın Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülüyor. Soruşturma kapsamında elde edilen deliller üzerine resen işlem başlatıldığı bildirildi.

Başsavcılık ayrıntı paylaşmadı
Başsavcılığın kamuoyuna duyurduğu açıklamada, iddianın dayanağına, soruşturmanın kapsamına veya izlenecek adımlara ilişkin ek bilgi verilmedi.

Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak

Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak

27.09.2026 19:57:00
Haber Merkezi
 
  Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak
  Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak
Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık edeceği toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak. Konunun mali ve adli boyutlarına ilişkin son durum hakkında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Adalet Bakanı Akın Gürlek'in kurul üyelerine bilgi vermesi bekleniyor.

Toplantıda fon krizi nedeniyle mağdur olanlar için atılacak adımlarla, benzer sorunların yaşanmaması için alınacak idari ve finansal tedbirler değerlendirilecek.

Toplantıda terörsüz Türkiye sürecinde terör örgütünün silah bırakma süreci de değerlendirilecek. Sincar dahil Irak'ın kuzeyindeki PKK unsurlarının silah bırakma süreci ile Suriye'de YPG'nin entegrasyonuna ilişkin süreçteki son durum istihbarat raporları eşliğinde masada olacak.

Kabine toplantısında dış politika başlıkları da konuşulacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Zirvesi'nde gerçekleştirdiği görüşmeler konusunda kurul üyelerini bilgilendirmesi bekleniyor.

Ukrayna-Rusya savaşı ve Karadeniz'deki seyir güvenliği, ABD-İran gerilimi ve ateşkes çabaları, Husilerin Suudi Arabistan'a dönük saldırıları, ve Gazze gibi başlıkların da kabinede değerlendirileceği belirtiliyor.

Toplantıda 1 Ekim'de başlayacak yeni yasama yılı öncesinde meclis gündemine getirilecek öncelikli yasa teklifleri de masada olacak.

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

27.09.2026 19:06:00 / Güncelleme: 27.09.2026 19:08:31
Haber Merkezi
 
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin olarak başlatılan soruşturmada daha önce gözaltına alınıp 4 gün önce serbest bırakılan cezaevi doktoru Turgay Tamer, Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu. Tamer'in kesin ölüm nedeni, otopsinin ardından belirlenecek.

Kozinoğlu'nun 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde ölümüne ilişkin olarak yeniden başlatılan soruşturmada cezaevi ve sağlık kayıtlarında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıkmış, Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısının ardından cezaevi görevlilerinin koğuş kapısını yaklaşık 10 dakika sonra açtığı, 112'ye ise olaydan yaklaşık 17 dakika sonra haber verildiği tespit edilmişti. Ayrıca Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısından sağlık ekibinin kendisine ulaşmasına kadar 29 dakika 36 saniye geçtiği belirlenirken, kampüste bulunması gereken ambulans ekibinin yemek için Silivri merkeze gittiği, nöbetçi doktorun ise olaydan haberdar edilmediğini söylediği belirtilmişti.

Başsavcılık tarafından yapılan bilgilendirmede, Tamer'in Kozinoğluna herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını belirtildi.

Serbest bırakıldı, 4 gün sonra öldü
Soruşturmada ikinci dalga operasyon düzenlenmiş, operasyonda cezaevi doktoru Tamer de gözaltına alınmıştı. Tamer, serbest bırakılmasından 4 gün sonra Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.

Tamer'in hâlihazırda el ayak iltihabı rahatsızlığının bulunduğu ve iltihap şişliklerinden dolayı yürümekte dahi zorlandığı; bu sebeple bir süredir doktorluk mesleğini de yapamadığı belirtildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.