Para ve senyoraj
Kapitalist sistem, para merkezli olmasına rağmen, MEM’in paraya yüklediği fonksiyonu görememiştir. Paranın mübadele ve değişim aracı olması bilinen iki özelliğidir
25.05.2026 00:04:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Kapitalist sistem, para merkezli olmasına rağmen, MEM'in paraya yüklediği fonksiyonu görememiştir. Paranın mübadele ve değişim aracı olması bilinen iki özelliğidir.
Biz, paraya yeni tarifler getirerek, paranın emeğin, üretimin ve tüketimin karşılığı olduğunu ve paranın, emeği, üretimi ve tüketimi tahrik eden unsur olduğunu söylüyoruz.
MEM'de, mübadele için dolaşımda olan para maliyetsiz olduğu için para piyasada kolayca döner. Para, harekete geçirdiği emeğin ürettiği "mal ve hizmetin karşılığıdır."

Para üretimle birlikte, kendi karşılığını ve hatta daha fazlasını oluşturma kabiliyetine sahiptir. "Bu hususlar, paranın sadece MEM'in ortaya çıkardığı özelliklerdir."
MEM'e göre, piyasada dolaşan para emeği tahrik edecek, üretim faktörlerini devreye koyacaktır. Bu, aynı zamanda maliyetsiz bir paradır. Başlangıçta zâtî değeri olmayan para, tahrik özelliği ile mal ve hizmet üretimini sağlayarak kendine karşılık bulur.
Bu, âtıl duran insan emeğinin harekete geçmesi demektir.

Biz bu konuda mısır örneğini veririz. 100 kilo mısırı tarlaya attığınızda hasatta en az 1000 kilogram mısır elde edilir.
Ama piyasada sadece 100 kilogram mısırın karşılığı para var. Hasat zamanı elde edilen 900 kilogram mısırın karşılığı olan para ise yok.
900 kilogram mısır, paranın emek ve üretimin karşılığı olma özelliğinin kullanılmaması halinde piyasalarda talep daralmasına sebep olur.
Piyasada olması gereken para, 1000 kilogram mısırın karşılığı olması gereken paradır.
Biz, faizsiz bir para politikasını kabul ediyoruz.
Faizsiz para, emeği tahrik edecek, üretim faktörlerini devreye koyacak paranın maliyetsiz olması demektir.

SENYORAJ
Devletlerin "senyoraj" yani "para basma hakkını" kullanmasını şart koşuyoruz. Devletler para basma hakkını kullanmalıdır. Ancak bugün gelişmekte olan devletlerin senyoraj geliri elde etmelerine imkân tanınmamaktadır.
Globalizmin bir ayağı, gelişmiş ülkelerin senyoraj gelirleri üzerinden elde ettikleri gelirlerdir.
Para basmalarına müsaade edilmeyen ülkeler, gelişmiş ülkelerin "Hard Currency"lerini kullanırlar.

Hard Currency ile bir ülkeye girmek, gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkeler adına senyoraj hakkını kullanarak para basması ve kendi paralarını borç alan ülkede dolaşıma sokmalarıdır.
Bu, "gelişmekte olan ülkeden vergi almak" demektir.
Ana parayı dahi ödeyemeyen devletler, faizle birlikte devletlerin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yabancı güçlere bir diyet olarak aktarmak zorunda kalırlar.
Dediklerimizin ispatı olarak; bir ülkede küresel güçler hâkimiyet kurduklarında, ilk iş o ülkenin merkez bankasını bağımsız hale getirirler. Yani para basma hakkını kullanmasını engellerler.
Alınan borcun çoğu da para alınan ülkeden mal almakta kullanılır. Böylece alınan borç vadesi gelmeden borç alınan ülkeye geri dönmüş olur. Sonra tekrar borç olarak verilir.

Küresel bu düzene karşı, MEM'e göre, emisyonun arttırılarak senyoraj gelirinin elde edilmesi zorunluluktur.
Aksi halde, piyasada yeteri miktarda tüketim olamayacağı için, ekonominin dengeye oturması mümkün olmaz.
Devletler senyoraj hakkını kullanırsa;
- Mal ve hizmet karşılığı olarak senyorajı devreye koyan devletler kamu harcamalarını borçlanmadan yerine getirir.
- Hizmet ve mal karşılığı olan para devreye girmezse para kıtlığı olur, talep kısılır, mübadele kısılır. Senyoraj, piyasa dengelerini korur.
- Yeraltı kaynaklarının kullanılmasında, tarım kesimine avans verilmesinde de senyorajdan yararlanılabilir.

Senyoraj hizmet ve malın karşılığında devreye girmesi gereken bir hak olmasına rağmen, ilk başta karşılığı olmadan da devreye girebilir. Karayolları yapımında gerekli finans yoksa araç-gereç ve işçiler tamamen sizden yani üretim sizden olacağı için, buna karşılık senyoraj hakkının kullanılması büyümenin önünü açacaktır.
Tarım sektöründe de üretilecek mamulün karşılığında emisyonun genişletilmesi ile üretim desteklenebilir.
Sadece senyorajla emisyonu genişletmek, yani parayı basarak piyasaya sürmek gerekli tüketimin oluşması için yeterli değildir.
Piyasaya giren para âdil bir paylaşım ile tüketicinin eline ulaşır ve o takdirde tüketim devreye girmiş olur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Biz, paraya yeni tarifler getirerek, paranın emeğin, üretimin ve tüketimin karşılığı olduğunu ve paranın, emeği, üretimi ve tüketimi tahrik eden unsur olduğunu söylüyoruz.
MEM'de, mübadele için dolaşımda olan para maliyetsiz olduğu için para piyasada kolayca döner. Para, harekete geçirdiği emeğin ürettiği "mal ve hizmetin karşılığıdır."

Para üretimle birlikte, kendi karşılığını ve hatta daha fazlasını oluşturma kabiliyetine sahiptir. "Bu hususlar, paranın sadece MEM'in ortaya çıkardığı özelliklerdir."
MEM'e göre, piyasada dolaşan para emeği tahrik edecek, üretim faktörlerini devreye koyacaktır. Bu, aynı zamanda maliyetsiz bir paradır. Başlangıçta zâtî değeri olmayan para, tahrik özelliği ile mal ve hizmet üretimini sağlayarak kendine karşılık bulur.
Bu, âtıl duran insan emeğinin harekete geçmesi demektir.

Biz bu konuda mısır örneğini veririz. 100 kilo mısırı tarlaya attığınızda hasatta en az 1000 kilogram mısır elde edilir.
Ama piyasada sadece 100 kilogram mısırın karşılığı para var. Hasat zamanı elde edilen 900 kilogram mısırın karşılığı olan para ise yok.
900 kilogram mısır, paranın emek ve üretimin karşılığı olma özelliğinin kullanılmaması halinde piyasalarda talep daralmasına sebep olur.
Piyasada olması gereken para, 1000 kilogram mısırın karşılığı olması gereken paradır.
Biz, faizsiz bir para politikasını kabul ediyoruz.
Faizsiz para, emeği tahrik edecek, üretim faktörlerini devreye koyacak paranın maliyetsiz olması demektir.

SENYORAJ
Devletlerin "senyoraj" yani "para basma hakkını" kullanmasını şart koşuyoruz. Devletler para basma hakkını kullanmalıdır. Ancak bugün gelişmekte olan devletlerin senyoraj geliri elde etmelerine imkân tanınmamaktadır.
Globalizmin bir ayağı, gelişmiş ülkelerin senyoraj gelirleri üzerinden elde ettikleri gelirlerdir.
Para basmalarına müsaade edilmeyen ülkeler, gelişmiş ülkelerin "Hard Currency"lerini kullanırlar.

Hard Currency ile bir ülkeye girmek, gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkeler adına senyoraj hakkını kullanarak para basması ve kendi paralarını borç alan ülkede dolaşıma sokmalarıdır.
Bu, "gelişmekte olan ülkeden vergi almak" demektir.
Ana parayı dahi ödeyemeyen devletler, faizle birlikte devletlerin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yabancı güçlere bir diyet olarak aktarmak zorunda kalırlar.
Dediklerimizin ispatı olarak; bir ülkede küresel güçler hâkimiyet kurduklarında, ilk iş o ülkenin merkez bankasını bağımsız hale getirirler. Yani para basma hakkını kullanmasını engellerler.
Alınan borcun çoğu da para alınan ülkeden mal almakta kullanılır. Böylece alınan borç vadesi gelmeden borç alınan ülkeye geri dönmüş olur. Sonra tekrar borç olarak verilir.

Küresel bu düzene karşı, MEM'e göre, emisyonun arttırılarak senyoraj gelirinin elde edilmesi zorunluluktur.
Aksi halde, piyasada yeteri miktarda tüketim olamayacağı için, ekonominin dengeye oturması mümkün olmaz.
Devletler senyoraj hakkını kullanırsa;
- Mal ve hizmet karşılığı olarak senyorajı devreye koyan devletler kamu harcamalarını borçlanmadan yerine getirir.
- Hizmet ve mal karşılığı olan para devreye girmezse para kıtlığı olur, talep kısılır, mübadele kısılır. Senyoraj, piyasa dengelerini korur.
- Yeraltı kaynaklarının kullanılmasında, tarım kesimine avans verilmesinde de senyorajdan yararlanılabilir.

Senyoraj hizmet ve malın karşılığında devreye girmesi gereken bir hak olmasına rağmen, ilk başta karşılığı olmadan da devreye girebilir. Karayolları yapımında gerekli finans yoksa araç-gereç ve işçiler tamamen sizden yani üretim sizden olacağı için, buna karşılık senyoraj hakkının kullanılması büyümenin önünü açacaktır.
Tarım sektöründe de üretilecek mamulün karşılığında emisyonun genişletilmesi ile üretim desteklenebilir.
Sadece senyorajla emisyonu genişletmek, yani parayı basarak piyasaya sürmek gerekli tüketimin oluşması için yeterli değildir.
Piyasaya giren para âdil bir paylaşım ile tüketicinin eline ulaşır ve o takdirde tüketim devreye girmiş olur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)







































































