‘Parlayan bir güneş gibi’
İmam Sâdık (a.s) buyurdu ki: “Allah (c.c), ‘Ben, azametim karşısında tevazu içinde olan, gününü Benim zikrimle geçiren, kullarıma karşı büyüklenmeyen, garibi barındıran kimsenin namazını kabul ederim. Böyle bir kimse parlayan bir güneş gibidir”





OKAN EGESEL
Cabir Cu'fi şöyle diyor:
Bir gün İmam Bâkır (a.s) namaza durdu ve o anda üzerine bir şey düştü ama İmam o şeyi başında uzaklaştırmadı ve sonunda oğlu Cafer (İmam Sadık) onu başından aldı. Bu İmam'ın Allah'ı ululamasından ve namaza teveccühünden kaynaklanıyordu ve bu Allah'ın şu sözüydü: İhlas ve doğruluk içinde dine yönel." (Bihar, 84/252/48).
Rivayet edildiği üzere İmam Cafer (a.s) namazda Kur'an okuyunca kendinden geçti. Kendine gelince, "Ne oldu da bu hale düştün?" diye sorduklarında İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Kur'an ayetlerini sürekli tekrar ediyordum ki, adeta onu nazil buyuranın dilinden işitir bir hale geldim." (Felah'us Sail, 107).
Ebu Eyyub şöyle diyor: "İmam Bâkır ve İmam Sâdık (a.s) namaza durunca yüzlerinin rengi değişiyor bazen kızarıyor ve bazen de sararıyordu. Adeta gördükleri biriyle münacaatta bulunur gibiydiler." (a.g.e., 161).
Huşûya engel olan şeyler hususunda İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsan namazda, kendisini namazdan gafil kılan şeylerle oynamaktan sakınmalıdır." (el-Hisal, 620/10).
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsan namazda huşû içinde olmalıdır. Aziz ve Celil olan Allah karşısında kalbi huşû içinde olan kimsenin organları da huşû içinde olur ve böylece hiçbir şeyle oynamaz." (a. g. e. s. 628/10).
Resûlullah (s.a.a) namazda sakalıyla oynayan kimse hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Eğer kalbi huşû içinde olsaydı bedeni de huşû içinde olurdu." (Bihar, 84/228).
Namazın kabul edilme şartları hususunda Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer keman ipi olacak kadar namaz kılsanız ve keman gibi olacak kadar oruç tutsanız, günahlardan sakınma ile olmadıkça Allah onu sizden kabul etmez. " (a. g. e. s. 258/56).
Allah (c.c), Davud'a (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Namaz kılan kimsenin yaptığı ve içinde korku ve haşyetten ağladığı nice uzun rekâtlar Benim gözümde çekirdeğin kabuğu kadar bile değer taşımamaktadır. Zira kulun kalbine baktım ve gördüm ki namazı bittiğinde eğer karşısında bir kadın zahir olur ve kendisini ona takdim ederse kabul eder (zina eder), eğer bir mü'min onunla muamelede bulunursa ona hıyanet eder." (a.g.e., 84/257/55).
Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah bana şöyle vahyetmiştir: Ey elçilerimin kardeşi! Ey uyaranların kardeşi! İnsanları uyar ki, kullarımın biri hakkında boyunlarında bir hak bulundukça evlerimden hiçbirine girmesinler. Zira huzurumda namaza durdukları müddetçe onlara lanet ederim."
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hangi elbiseyle namaz kıldığına bak; eğer onu doğru ve helal yoldan elde etmediysen namazın makbul değildir." (Beşaret'ul Mustafa, 28).
İmam Seccad (a.s), namazı makbul kılan şeyin ne olduğu sorulunca şöyle buyurmuştur: "Velayetimiz ve düşmanlarımızdan berî olmak." (Menakıb-i İbn-i Şehr-i Aşub, 4/131).
İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: Ben, azametim karşısında tevazu içinde olan, Benim için nefsini şehvetlerden alıkoyan, gününü Benim zikrimle geçiren, kullarıma karşı büyüklenmeyen, açı doyuran, çıplağı giydiren, musibet gören kimseye merhamet eden ve garibi barındıran kimsenin namazını kabul ederim. Böyle bir kimse parlayan bir güneş gibidir. Karanlıkta onun için bir nur ve bilgisizlikte ise bir bilgi karar kılarım." (Bihar, 69/391/66). (Muhammed Muhammedî Reyşehrî, Mizanu'l-Hikmet).


























































































