Peygamber ailesi Kûfe’ye götürülüyor
Muharrem’in on birinci günü Ömer b. Sa’d, İmam Hüseyin’in hanımlarının; İmam Zeynelâbidin’in ve çocukların, Kerbela’dan Kûfe’ye götürülmesi için hareket emri verdi
24.08.2024 18:06:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Muharrem'in on birinci günü Ömer b. Sa'd, İmam Hüseyin'in hanımlarının; İmam Zeynelâbidin'in ve çocukların, Kerbela'dan Kûfe'ye götürülmesi için hareket emri verdi.
Aile fertleri esir durumda, Hz. Hüseyin'in, ashabının ve akrabalarının kanlı vücutlarının yanından geçerken yakınmaya, dövünmeye ve ağlayıp feryat etmeye başladılar.
O sırada Hz. Zeyneb şöyle söylüyordu: "Ah! Ya Muhammed! Gökteki bütün meleklerin salât ve selamı Senin üzerine olsun. İşte Hüseyin düzlükte yatıyor; kanlara boyanmış, azaları lime lime edilmiş, kesilmiş! Kızların esir alınmış, evlatların öldürülmüş! Seher yeli onların üzerine toprak savuruyor."
Hz. Zeyneb devamla şöyle söylüyor: "Allah'a, Muhammed Mustafa'ya, Fâtımatü'z-Zehra'ya, Seyyidü'l-Şüheda Hamza'ya şikayetçi olacağım.
Ya Muhammed! İşte düzlükte yatan Hüseyin! Seher yeli üzerine toprak savuruyor. Fahişelerin çocukları tarafından öldürülmüş! Ah bu hüzne ve bu belaya! Bugün ceddim Resûlullah'ın dünyadan göçtüğü gündür. Ey Muhammed'in ashabı! Esir götürülen bu insanlar Mustafa'nın evlatlarıdır!"
Bu sözler dost ve düşman herkesi ağlattı.
Kûfe'ye doğru hareket ettirilmesi anında Kerbela'da bulunan Hamid b. Müslim de şöyle rivayet ediyor:
"Allah'a kasem olsun ki, Zeyneb'in sözleri, dost düşman herkesi ağlattı. Atların gözyaşlarının toynaklarına aktığını gördük."
"11 Muharrem akşamı veya 12 Muharrem sabahı esirler kafilesi Kûfe'ye ulaştı. Kûfeliler İmam Hüseyin'in şehit edildiğini öğrenmişlerdi. Çünkü Hz. Hüseyin'in mübarek başı ikindi vakti Kûfe'ye gönderilmişti."
İnsanlar gelen esirleri görmek için şehrin girişinde toplanmışlardı. Esirler kendilerini getiren askerlerle birlikte şehre girdiğinde halk ağlayıp sızlanarak feryat ve figan etti. Kadınlar ağlamaya ve yakalarını yırtarak mersiyeler söylemeye başladılar.
Sokaklar ve caddeler ellerini yüzlerine vurup ağlayan kadın ve erkeklerle doluydu.
O sırada Kûfeli kadınlardan biri esirlere, "Siz kimlerdensiniz?" diye sordu.
Kadınlar, "Biz Muhammed'in evlatlarıyız ve esir edildik" dediler.
Kadın, hemen esirler için evinden kıyafet ve örtü getirdi. Ehl-i Beyt'in hanımları bunlarla örtündüler.
Esirler İbn-i Ziyad'ın sarayına alındı. Hz. Zeyneb tanınmamak için en değersiz elbiselere bürünmüştü. Hatta diğer esirlerle birlikte bile oturmamış, sarayın bir köşesine çekilmiş orada oturmuştu. Cariyeleri de çevresini sarmıştı.
Bunu gören İbn-i Ziyad, "Şu köşede oturan, kadınların çevresini sardığı kadın kimdir?" diye sordu.
Hz. Zeyneb ona cevap vermedi.
İbn-i Ziyad soruyu ikinci defa tekrarladı. Hz. Zeyneb yine cevap vermedi.
Bunun üzerine cariyelerden biri,"Resûlullah'ın kızı Fâtıma'nın kızı Zeyneb'dir" dedi.
İbn-i Ziyad, Zeyneb'e dönerek, "Allah'a hamd olsun ki, sizi rezil edip öldürdü ve güzel sözlerinizi yalanladı"dedi.
Hz. Zeyneb şöyle karşılık verdi: "Allah'a hamd olsun ki, Hz. Muhammed ile bize ikramda bulundu ve bizi tertemiz kıldı. Durum senin dediğin gibi değildir. Ancak fâsık rezil olur ve fâcir yalan söyler! Allah'a hamd olsun ki, bu da biz değiliz."
İbn-i Ziyad, "Allah'ın, kardeşine ve oğluna ne yaptığını gördün mü?" dedi.
Hz. Zeyneb şöyle buyurdu: "Hayır ve güzellikten başka bir şey görmedim. Onlar öyle bir topluluktur ki, Allah onlar için şehâdeti dilemiş ve onlar da alnı açık bir şekilde şehid edilecekleri yere gitmişlerdir.
Allah yakında seninle, onları bir araya getirecektir. O'nun huzurunda tartışacak ve delillerinizi ortaya koyacaksınız (davalaşacak ve tartışacaksınız). Bak bakalım o gün zafer kimin olacak! Ey Mercane'nin oğlu! Anan yasını tutsun."
Bu sözler üzerine İbn Ziyad çok sinirlendi ve Hz. Zeyneb'i dövmeye kalktı. Ancak Amr b. Haris ona engel oldu ve "O bir kadındır ve kimse bir kadını sözlerinden dolayı cezalandırmaz. Hatasından dolayı kınayamaz" dedi.
Bunun üzerine İbn Ziyad, "Allah sizin asinizi (Hz. Hüseyin'i kastediyor) ve ailenden taşkın kimseleri öldürerek kalbime şifa verdi" dedi.
Hz. Zeyneb ağlayarak şöyle buyurdu: "Ömrüme and olsun ki, yetişkinlerimizi öldürdün. Ailemi yok ettin, dalımı ve kökümü kestin. Eğer bu yaptıkların kalbine şifa veriyorsa elbette şifa bulmuşsun!"
İbn-i Ziyad dedi ki: "Zeyneb sanatlı söz söyleyen ve kafiyeli konuşan bir kadındır. Babası Ali de sanatlı söz söylerdi. Ve iyi bir şairdi."
Hz. Zeyneb şöyle cevap verdi: "Ey İbn-i Ziyad! Bir kadının sanatlı söz söylemekle ne işi olur? Ben bu halimle sanatlı söz söylemeyi aklımdan bile geçirmem. Her ne söylediysem yüreğimi yakan şeylerdir."
İbn-i Ziyad daha sonra İmam Zeynelâbidin'e hitaben dedi ki: "Bu genç kimdir?"
"Hüseyin'in oğlu Ali'dir" dediler.
"Allah, onu öldürmedi mi" diye sordu İbn-i Ziyad…
İmam Zeynelâbidin buyurdu ki: "Ali bin Hüseyin isminde bir kardeşim vardı, insanlar, onu öldürdü."
İbn-i Ziyad, "Hayır, Allah öldürdü" dedi.
İmam Zeynelâbidin, "Allah, öldükleri zaman insanların canların alır. Ölüm vakti gelmeyenlerin canlarını da uykularında alır" âyetini okudu.
İbn-i Ziyad, "Sen, bana cevap vermeye nasıl cüret edersin! Çıkarın bunu dışarı vurun boynunu" diye bağırdı.
Hz. Zeyneb bunu duyunca, buyurdu ki: "Ey İbn-i Ziyad! Bizden kimseyi bırakmadın. Eğer O'nu öldürmek istiyorsan Beni de O'nunla beraber öldür."
Bir diğer rivayete göre olay şöyle gerçekleşti:
Hz. Zeyneb, İmam Zeynelâbidin'in üzerine kapanarak, "Ey İbn Ziyad! Bizden döktüğün bu kadar kan yeter!" dedi.
Sonra İmam Zeynelâbidin'e sarılarak, "Vallahi O'nu bırakmayacağım. O'nu öldürmek istiyorsan, O'nu da Benimle birlikte öldür" buyurdu.
İbn Ziyad bir müddet İmam Zeynelâbidin'e ve Hz. Zeyneb'e baktıktan sonra, "Hayret ediyorum şu akrabalık bağına. Vallahi öyle sanıyorum ki bu kadın kendisini şu gençle beraber öldürmemi istiyor. Genci bırakın!"
Hz. Hüseyin'i öldürmesinden dolayı, annesi Mercane, Ubeydullah b. Ziyad'ı yermiş ve "Sen, Resûlullah'ın kızının oğlunu öldürdün. Artık ebediyyen cennet yüzü göremezsin" demiştir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Zeynep ve Hz. Masume eserinden)
Aile fertleri esir durumda, Hz. Hüseyin'in, ashabının ve akrabalarının kanlı vücutlarının yanından geçerken yakınmaya, dövünmeye ve ağlayıp feryat etmeye başladılar.
O sırada Hz. Zeyneb şöyle söylüyordu: "Ah! Ya Muhammed! Gökteki bütün meleklerin salât ve selamı Senin üzerine olsun. İşte Hüseyin düzlükte yatıyor; kanlara boyanmış, azaları lime lime edilmiş, kesilmiş! Kızların esir alınmış, evlatların öldürülmüş! Seher yeli onların üzerine toprak savuruyor."
Hz. Zeyneb devamla şöyle söylüyor: "Allah'a, Muhammed Mustafa'ya, Fâtımatü'z-Zehra'ya, Seyyidü'l-Şüheda Hamza'ya şikayetçi olacağım.
Ya Muhammed! İşte düzlükte yatan Hüseyin! Seher yeli üzerine toprak savuruyor. Fahişelerin çocukları tarafından öldürülmüş! Ah bu hüzne ve bu belaya! Bugün ceddim Resûlullah'ın dünyadan göçtüğü gündür. Ey Muhammed'in ashabı! Esir götürülen bu insanlar Mustafa'nın evlatlarıdır!"
Bu sözler dost ve düşman herkesi ağlattı.
Kûfe'ye doğru hareket ettirilmesi anında Kerbela'da bulunan Hamid b. Müslim de şöyle rivayet ediyor:
"Allah'a kasem olsun ki, Zeyneb'in sözleri, dost düşman herkesi ağlattı. Atların gözyaşlarının toynaklarına aktığını gördük."
"11 Muharrem akşamı veya 12 Muharrem sabahı esirler kafilesi Kûfe'ye ulaştı. Kûfeliler İmam Hüseyin'in şehit edildiğini öğrenmişlerdi. Çünkü Hz. Hüseyin'in mübarek başı ikindi vakti Kûfe'ye gönderilmişti."
İnsanlar gelen esirleri görmek için şehrin girişinde toplanmışlardı. Esirler kendilerini getiren askerlerle birlikte şehre girdiğinde halk ağlayıp sızlanarak feryat ve figan etti. Kadınlar ağlamaya ve yakalarını yırtarak mersiyeler söylemeye başladılar.
Sokaklar ve caddeler ellerini yüzlerine vurup ağlayan kadın ve erkeklerle doluydu.
O sırada Kûfeli kadınlardan biri esirlere, "Siz kimlerdensiniz?" diye sordu.
Kadınlar, "Biz Muhammed'in evlatlarıyız ve esir edildik" dediler.
Kadın, hemen esirler için evinden kıyafet ve örtü getirdi. Ehl-i Beyt'in hanımları bunlarla örtündüler.
Esirler İbn-i Ziyad'ın sarayına alındı. Hz. Zeyneb tanınmamak için en değersiz elbiselere bürünmüştü. Hatta diğer esirlerle birlikte bile oturmamış, sarayın bir köşesine çekilmiş orada oturmuştu. Cariyeleri de çevresini sarmıştı.
Bunu gören İbn-i Ziyad, "Şu köşede oturan, kadınların çevresini sardığı kadın kimdir?" diye sordu.
Hz. Zeyneb ona cevap vermedi.
İbn-i Ziyad soruyu ikinci defa tekrarladı. Hz. Zeyneb yine cevap vermedi.
Bunun üzerine cariyelerden biri,"Resûlullah'ın kızı Fâtıma'nın kızı Zeyneb'dir" dedi.
İbn-i Ziyad, Zeyneb'e dönerek, "Allah'a hamd olsun ki, sizi rezil edip öldürdü ve güzel sözlerinizi yalanladı"dedi.
Hz. Zeyneb şöyle karşılık verdi: "Allah'a hamd olsun ki, Hz. Muhammed ile bize ikramda bulundu ve bizi tertemiz kıldı. Durum senin dediğin gibi değildir. Ancak fâsık rezil olur ve fâcir yalan söyler! Allah'a hamd olsun ki, bu da biz değiliz."
İbn-i Ziyad, "Allah'ın, kardeşine ve oğluna ne yaptığını gördün mü?" dedi.
Hz. Zeyneb şöyle buyurdu: "Hayır ve güzellikten başka bir şey görmedim. Onlar öyle bir topluluktur ki, Allah onlar için şehâdeti dilemiş ve onlar da alnı açık bir şekilde şehid edilecekleri yere gitmişlerdir.
Allah yakında seninle, onları bir araya getirecektir. O'nun huzurunda tartışacak ve delillerinizi ortaya koyacaksınız (davalaşacak ve tartışacaksınız). Bak bakalım o gün zafer kimin olacak! Ey Mercane'nin oğlu! Anan yasını tutsun."
Bu sözler üzerine İbn Ziyad çok sinirlendi ve Hz. Zeyneb'i dövmeye kalktı. Ancak Amr b. Haris ona engel oldu ve "O bir kadındır ve kimse bir kadını sözlerinden dolayı cezalandırmaz. Hatasından dolayı kınayamaz" dedi.
Bunun üzerine İbn Ziyad, "Allah sizin asinizi (Hz. Hüseyin'i kastediyor) ve ailenden taşkın kimseleri öldürerek kalbime şifa verdi" dedi.
Hz. Zeyneb ağlayarak şöyle buyurdu: "Ömrüme and olsun ki, yetişkinlerimizi öldürdün. Ailemi yok ettin, dalımı ve kökümü kestin. Eğer bu yaptıkların kalbine şifa veriyorsa elbette şifa bulmuşsun!"
İbn-i Ziyad dedi ki: "Zeyneb sanatlı söz söyleyen ve kafiyeli konuşan bir kadındır. Babası Ali de sanatlı söz söylerdi. Ve iyi bir şairdi."
Hz. Zeyneb şöyle cevap verdi: "Ey İbn-i Ziyad! Bir kadının sanatlı söz söylemekle ne işi olur? Ben bu halimle sanatlı söz söylemeyi aklımdan bile geçirmem. Her ne söylediysem yüreğimi yakan şeylerdir."
İbn-i Ziyad daha sonra İmam Zeynelâbidin'e hitaben dedi ki: "Bu genç kimdir?"
"Hüseyin'in oğlu Ali'dir" dediler.
"Allah, onu öldürmedi mi" diye sordu İbn-i Ziyad…
İmam Zeynelâbidin buyurdu ki: "Ali bin Hüseyin isminde bir kardeşim vardı, insanlar, onu öldürdü."
İbn-i Ziyad, "Hayır, Allah öldürdü" dedi.
İmam Zeynelâbidin, "Allah, öldükleri zaman insanların canların alır. Ölüm vakti gelmeyenlerin canlarını da uykularında alır" âyetini okudu.
İbn-i Ziyad, "Sen, bana cevap vermeye nasıl cüret edersin! Çıkarın bunu dışarı vurun boynunu" diye bağırdı.
Hz. Zeyneb bunu duyunca, buyurdu ki: "Ey İbn-i Ziyad! Bizden kimseyi bırakmadın. Eğer O'nu öldürmek istiyorsan Beni de O'nunla beraber öldür."
Bir diğer rivayete göre olay şöyle gerçekleşti:
Hz. Zeyneb, İmam Zeynelâbidin'in üzerine kapanarak, "Ey İbn Ziyad! Bizden döktüğün bu kadar kan yeter!" dedi.
Sonra İmam Zeynelâbidin'e sarılarak, "Vallahi O'nu bırakmayacağım. O'nu öldürmek istiyorsan, O'nu da Benimle birlikte öldür" buyurdu.
İbn Ziyad bir müddet İmam Zeynelâbidin'e ve Hz. Zeyneb'e baktıktan sonra, "Hayret ediyorum şu akrabalık bağına. Vallahi öyle sanıyorum ki bu kadın kendisini şu gençle beraber öldürmemi istiyor. Genci bırakın!"
Hz. Hüseyin'i öldürmesinden dolayı, annesi Mercane, Ubeydullah b. Ziyad'ı yermiş ve "Sen, Resûlullah'ın kızının oğlunu öldürdün. Artık ebediyyen cennet yüzü göremezsin" demiştir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Zeynep ve Hz. Masume eserinden)














































































