Resulullah, Hz. Fatıma’nın dünyaya meyline engel olmuştur
İmam Muhammed Bâkır (a.s.) şöyle buyuruyor: “Peygamber (s.a.v.), sefere gitmek istediğinde Kendisiyle en son veda ettiği şahıs Fâtıma (a.s.) idi. Seferden döndüğünde de ilk önce Fâtıma (a.s.)’ı görmeye gidiyordu
Haber Merkezi





Hazreti Peygamber, seferlerinin birinde Fâtıma'nın (a.s.) evine vârid oldu ve Hz. Fâtıma'nın, Hasan (a.s.) ve Hüseyin'in (a.s.) kollarına gümüşten bir künye taktığını ve kapıya bir perde astığını gördü.
Sonra hayretler içinde onlara baktı ve her zamankinin aksine Fâtıma (a.s.)'ın evinde durmaksızın hemen geri döndü.
Fâtıma (a.s.) bu duruma üzüldü ve meseleyi anladı; işte bundan dolayı perdeyi açtı ve Hasan ve Hüseyin'in künyelerini kollarından çıkardı ve Hasan ve Hüseyin vesilesi ile onları Peygamberin (s.a.v.) huzuruna gönderdi.
Peygamber (s.a.v.) iki nuru aynını okşadı ve künyelerini de camide yaşayan fakirler arasında taksim etti.
Hz. Fâtıma (a.s.) Hz. Peygambere (s.a.v.) hâlini anlatıp, O'ndan bir cariye isteyince, Resûlullah (s.a.v.) ağladı ve şöyle dedi:
"Ey Fâtıma! Beni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, şu anda mescide yiyecek yemekleri ve giyecek elbiseleri olmayan dört yüz tane adam bulunuyor. Eğer bir şeyden endişe etmeseydim, istediğini verirdim.
Ey Fâtıma! Sevabın senden ayrılıp cariyeye gitmesini istemiyorum. Ali b. Ebi Tâlib'in kıyamet günü, hakkını Senden talep ederek Allah huzurunda Senden davacı olmasından korkuyorum."
Sonra Peygamberimiz (s.a.v.) Fâtıma'ya (a.s.) tesbih namazını/ duasını öğretti.
Bunun üzerine Hz. Fâtıma'ya, Emirü'l-Mü'minîn Ali (a.s.) şöyle der: "Sen Resulullah'tan dünya malını istemek için gittin, Allah bize ahiret sevabı verdi."
Hz. Fatıma Resulullah'ı, kendi nefsine ve çocuklarına her zaman tercih ederdi
Abdullah ibn-i Hamid, Câbir ibn-i Abdullah'dan rivayet etmiştir ki:
"Resûlullah (s.a.v.) birkaç gün yemek yemeden geçirdi. Bu durumdan meşakkate düşen Resulullah (s.a.v.) (bir şey bulmak için) hanımlarının evlerinde yiyecek bir şey aradı ama bir şey bulamadı.
Bunun üzerine Fâtıma'nın (a.s.) yanına gelip, 'Kızım yiyecek bir şeyin varsa getir yiyelim, ben açım' dedi.
Fâtıma (a.s.): "Allah'a and olsun ki, bizde hiçbir şey yoktur' diye cevap verdi.
Hz. Resûlullah (s.a.v.) oradan ayrıldığında, Hz. Fâtıma'nın komşusu iki tane ekmek ve biraz da eti Fâtıma'ya (a.s.) gönderdi. O da onları alıp bir kabın içerisine bırakıp üzerini örttü.
Kendisi ve çocukları günlerce yemeğe muhtaç olmasına rağmen, 'Resulullah'ı (s.a.v.) kendim ve yanımdakilere tercih edeceğim' dedi.
Sonra Hasan (a.s.) ve Hüseyin'i (a.s.) dedeleri Resulullah'ın (s.a.v.) peşi sıra gönderdi ve Resulullah (s.a.v.) geri döndü.
Fâtıma (a.s.): 'Çocuklarım Sana feda olsun, Allah bize bir şey verdi ve Ben onu Senin için ayırdım' dedi.
Peygamber de (s.a.v.): 'Getir' diye buyurdu. Onu getirip üzerini açtığında kabın (ekmek ve et ile) dolu olduğunu gördü. Gördüğüne şaşırdı ve bunun Allah'ın bereketi olduğunu anladı. Bunun için Allah'a hamd edip, Peygambere salavat getirdi.
Peygamber (s.a.v.): 'Bunu nereden elde ettin' diye sorunca Fâtıma (a.s.): 'Bu Allah'ın indinden (gelen) bir nimettir, Allah dilediğine hesapsız rızık verir' dedi.
Resûlullah (s.a.v.) de Allah'a hamd ederek şöyle buyurdu:
'Hamd olsun Allah'a ki, Seni, Ben-i İsrail'in kadınlarının en üstününe benzetmiştir. Ona da Allah güzel bir rızık verince eğer o rızıktan sorulsaydı; bu Allah'ın indindendir; gerçekten Allah dilediğine hesapsız rızık verir, derdi.'
Sonra Resûlullah (s.a.v.) Ali (a.s.)'ı çağırdı. O da geldi. Resûlullah (s.a.v.) Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) ve Peygamberin bütün hanımları o yemekten doyuncaya kadar yediler. Ama kap yine olduğu gibi dolu kalmıştı.
Fâtıma (a.s.) demiştir ki: Ben o yemekten bütün komşularıma da verdim. Allah ona bereket ve kalıcı bir hayır vermişti. Kaptaki yemeğin aslı iki tane ekmek ve bir parça etten ibaretti, geri kalanı ise Allah'ın verdiği bereket idi."
Resûlullah (s.a.v.) vefatı ile neticelenen hastalığının son dönemlerinde minberden şöyle buyurmuştur:
"Ey kavmim! Size hükümleri bildirdim. Islahınıza çalıştım. Ve belalara uğradım. Artık sohbetinizden ilgi kesmek ve sizden uzaklaşmak zamanı geldi. Kimin bende hakkı varsa alsın.
Kimin müşkülü varsa sorsun. Ki Allah'ın yanına bütün davalardan el etek çekmiş olarak gideyim ve Allah'a yüz tutan eteğime hiçbir asılı el kalmasın, haksızlığımdan şikayet eden hiçbir el onu tutmasın."
Bunu söyledikten sonra minberden indi. Cemaatle öğle namazını kıldı, yeniden minbere çıktı. Önceki söylediği şeyleri tekrarladı. Orada bulunanlardan birisi ayağa kalkarak dedi ki:
"Ya Resûlallah! Senin zimmetinde benim alacağım üç dirhem var."
Hz. Muhammed (s.a.v.) üç dirhem borcunun alacaklıya ödenmesi işini Hz. Ali (a.s.)'a buyurdu, o da ödedi.
Bundan sonra ashabdan Ukkaşe adında biri ayağa kalktı, dedi ki:
"Ya Resûlallah! Tebük gazâsından dönerken deveye bir kamçı vurmuştun, kamçı deveye vurmadı, bana erişti. O vuruştan son derece acı duydum. Şimdi kısas isterim.
Hz. Peygamber (s.a.v.), "Allah sana hayrı rahmet kılsın ki, bu kısası ahrete bırakmadın, dünyada diledin" buyurdu.
Sonra Ukkaşe'ye sordu: "O kamçıyı tanır mısın?"
Ukkaşe cevap verdi: "Deri terbiyesinden tutulmuş bir kamçı idi."
Hz. Peygamber (s.a.v.), "O kamçı Fâtıma-i Zehra'nın evindedir. Hemen getirsinler" diye emir buyurdu.
Selman aldığı bu emir üzerine Fâtıma'nın (a.s.) evine koştu. Kapısının önüne gelince:
"Esselamualeyküm ya Ehle'l-Beyt!" diye seslendi. Hz. Fâtıma (a.s.) Selman'ın sesini işitince: "Ey Selman! Ne hacetin var?" diye sordu.
Selman cevap verdi: "Hz. Resul filan kamçıyı istiyor."
Fâtıma (a.s.) sordu: "Ey Selman, hasta halinde bu kamçıyı niçin istiyor?"
Selman olanı biteni anlattı. Hz. Fâtıma (a.s.): "Hz. Resul hasta yatmaktadır. O'nda kamçıya dayanacak güç ihtimali yoktur" dedi.
Hemen Hasan'la (a.s.) Hüseyin'i (a.s.) çağırdı: "Ey ciğer köşelerim" dedi. "Dedenizden bir hak isteniyor. Adaletin yerine gelmesi lazım. Yürüyün, O'nun yerine kamçılanmayı kabul edin."
Selman, Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) ile kamçıyı aldı. Mescid¬i Şerif'e geldi. Mescidde bulunan cemaatin velvelesi gök kubbeye çıktı. Herkes Ukkaşe'den kısastan vazgeçmesini söylüyordu.
Birazdan Ukkaşe'nin gerçek niyeti ortaya çıktı.
Ukkaşe, "Ey Allah'ın Resulü! Benim bu ısrarımda iki muradım vardı. Biri buydu ki, Senin insaflı olduğunu halka göstermekti. Biri de mübarek vücuduna yüz sürmek, cehennem ateşinden kurtulmaktı."
Eğer Ukkaşe gerçekten diyet istese idi, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yetiştirdiği Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) hiç çekinmeden bu diyeti yerine getirecekti." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)























































































