HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 18 HAZİRAN 2021, CUMA

Salkım salkım terane

12.11.2001 00:00:00
Biliyorum artık iyice kabak tadı verdi ve "sepet sepet yumurta, sakın beni unutma" tekerlemesine döndü ama ne yapayım, Salkım Hanım nam Nora hanımda bu inat, bende de bu ceht oldukça dizimiz otuz iki kısım tekmili birden formatında yayına devam edecek...

Geçen pazartesi günü nur topu gibi bir kızımız, 20 milyonluk yeni banknotlarımız oldu.

İlk defa Atatürk'ün bir fotoğrafının paralarımızın üzerinde olmasına üzüldüm. Atatürk'e bu yapılmamalı, teknik açıdan dünyanın en değersiz banknotunun üzerine resmi konulmamalıydı. Paranın altında Merkez Bankası Başkanının imzası da olmamalıydı, neticede o bir devlet memuru, parayı o çıkarmadı ki!.. Keşke kanun değişse de her banknota onu çıkaran, parayı o hâle düşüren hükümet başkanının (koalisyonsa genel başkanların) resmi ve imzaları konulsa idi.

Ne dersiniz, iyi bir koleksiyon olmaz mıydı?

Atatürk'ün fotoğrafı dolardan daha değerli banknotların üzerine lâyık değil mi?

20 milyonluğun üzerinde kıymetli okuyucu bir başka fotoğraf daha var, Efes harabeleri...

Efes bu memleketin nesini temsil ediyor söyler misiniz? Bu nasıl rezalettir? Kim seçmiş, kim çizmiş, kim onaylamıştır bunu? Efes'in Türk Kültürü ile, hadi biraz daha yumuşatarak söyleyelim "Türkiye Cumhuriyeti'nin dayandığı kültür ögeleri"nden hangisi ile ilişkisi var? 2001'in Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yüzde kaçı Efes orijinli mozaik? Siz hiç "Ben Efesliyim, dilim de Efesçe" diyen birini duydunuz mu?

Yok turistik olsun, inanç turizmine katkısı olsun diyorsanız hiç boşuna uğraşmayın. Hiçbir turist hâtırâ olsun diye dünyanın en kıymetsiz bu banknotunu cebine koyup götürüp çerçeveletmez.

Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz geçenlerde ekonomik sıkıntıdan çıkışa yardımcı olacak kaynak yaratma projesine örnek olmak üzere bir lâf söyledi ve gürültüye gitti, aman dikkat...

Yılmaz diyor ki, "Özal zamanında turizmcilere kırk dokuz yıllığına kiralanan turizm arazileri şimdi kiracılarına satılmalıdır."

Ve ekliyor Yılmaz; "ama fiyat fahiş olmamalıdır. Ucuz olmalıdır ki satılabilsin".

Emriniz olur beyefendi, hazine arazileri, tarım arazileri, endüstri bölgelerinden sonra turizm arazileri de yerliye-yabancıya, eşe dosta peşkeş çekilsin.

Hem de önerinize uyularak ucuza kapatılsın ki on sene sonra yıkılıp üzerine, bahçesine, arazinin bir köşesine tatil siteleri, villalar, berbat sosyal "dinlenme ve eğitim kampları" kondurulsun. Mülkiyet devrinden trilyonlar götürülsün.

Üçüncü konumuz Kültür Bakanımız ile ilgili...

Haber D Grubuna ait Milliyet'te "Ona bir çınarın altını çok gördük" başlığı ile çıktı.

İstemihan Talay diyor ki; "UNESCO'nun 2002 yılında şairi anma kararı, Türkiye için dünya çapında tanıtım fırsatı. Nâzım Hikmet dünyaya mal olmuş bir Türk şairi".

Devam ediyor Türkiye Cumhuriyetinin 57'inci hükümetinin Kültür Bakanı; "UNESCO kararı, Türkiye açısından Nâzım Hikmet aracılığıyla dünya çapında bir tanıtım yapma fırsatı sağladı. 2002 yılında tüm dünya Türk şairi Nâzım Hikmet'in doğum gününü kutlayacak. Biz de her türlü etkinliğimizde şairin yapıtlarını ön plana alacağız ve dünyada Nâzım ile Türkiye'yi birlikte tanıtacağız".

Vatandaşlıktan çıkarılmasına rağmen Anadolu'da bir çınar ağacı altına defnedilmek istediğini her zaman belirten şairin hayatını anlatan belgesel çalışması yaptıklarını da açıklayan Talay, Nâzım Hikmet Vakfı ile ortaklaşa olarak hızlandırılan çalışmalarla 2002 yılında belgeselin gösterime gireceğini kaydetti.

Talay, Fazıl Say'ın bestelediği Sertab Erener ve Genco Erkal'ın seslendirdiği "Nâzım" eserini de tüm dünyada tanıtacaklarını sözlerine ekledi.

Siz halâ 2002 yılı Aydın Doğan vakfı Ödülünün Fazıl Say'a verileceği konusundaki iddiama inanmıyor musunuz?

Nâzım'ın bir kaçak ve suçlu olduğunu bu sütunda daha önce ispat ettiğimiz için o konu üzerinde tekrar durmayacağım. Ama şu çınar meselesine bir dokunmak istiyorum.

"Lehistan'dan gelmiş dedelerimden biri/ gözlerinde karanlığı yenilginin" ile kimliğini açıklayan Nâzım'ın bahse konu şiirinin aslı şöyledir:

"Yoldaşlar; ölürsem o günden önce yâni./ öylece gibi de görünüyor,/ Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni/ ve de uyarına gelirse, /tepemde bir de çınar olursa/ taş maş istemez hani".

Şimdi söyleyin bana Nâzım kimden istiyor kendisini bir çınar ağacının altına gömmelerini?

Yoldaşlarından..

Bu ifade nasıl bir Anadolu'da gömülmek istediğini de açıklamakta değil midir?

Türklerin hâkim olduğu bir Türkiye Cumhuriyeti'nde değil; Leh vesair mozaiklerin hâkim olacağı, "Yoldaşlarının" kuracağı bir komünist Anadolu Devleti'nde..

O halde onu buraya getirip bir çınarın altına gömmek isteyenler de onun yoldaşı değil midir? Aynı amaca hizmet için çalışmıyorlar mı?

Başlık ve yazının ilk paragrafı ile yukarıda bahsettiğimiz konuların ne alâkası var diyorsanız, katiyyen yok. Sadece içimden geldi öyle yazdım işte..

Belki gece gördüğüm kötü bir rüyanın etkisidir.
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.