Futbol öyle bir oyun ki; insanı mutlaka taraftar yapıyor. Psikolojik gerekçelerini bilmiyorum ama, bu oyun ya bir futbolcu ya da bir takım tutmak zorunda bırakıyor insanı. Eğer taraf tutmuyorsanız öneririm.
Sözü şu taraftarlık meselesine gitireceğim. Önceki akşam reytingler gösterdi ki; Türk halkı televizyonlarının başında Celta Vigo-Real Sociedad maçını tıpkı benim gibi nefesini tutarak izlemiş. Gecenin 2.'si Zerda'nın ardından kılpayı Nihat olmuş. Ben de herkes gibi, tek başına süper bir reytinge ulaşan Nihat'ın takımı Real Sociedad'ı tutuyordum ama olmadı. Olsun....
Şimdi birlikte düşünelim... O gerilimdeki bir maç Türkiye'de oynansa iki takım taraftarı aynı tribünde öylesine iç içe insan evladı gibi oturabilir miydi? Ya da ülkesinde hiç kimseye, hiçbir şeye güvenmeyen Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler onların öyle insan gibi yan yana oturmasına izin verirmiydi.? Ya da, maç o skorla bitse tribünlerden yükselecek ilk slogan; kapılar açılsın çatışmalar başlasın olmaz mıydı? Bu ya da'lar uzar gider. Ama pazar gecesi İspanya'da bu ya da'larır hiçbiri yoktu. Üzülenler üzüldü, sevinenler sevindi. Normal şartlarda bir futbol maçının nasıl bitmesi gerekiyorsa o şekilde bitti.
Maçı izlerken aklıma Beşiktaş ve G.Saray taraftarlarının yan yana maç izlediklerin düşündüm. İkisinden birinin galip duruma geçtiğinde neler olacağının düşünmek bile istemedim.
Ama hiçbir şey çözümsüz değildir. 'Zararın neresinden dönülürse kardır' felsefesinden hareket ederek, taraftarlara, maçları bir arada izleyebileceklerini, sporun bir eğlence, kardeşliğin-dostluğun pekiştirildiği araç olduğunu anlatabilir, belleklerine kazıyabiliriz. Bu fikri yerleştirmek için basın mensuplarına çok büyük görevler düşmekte. Herkes üzerine düşen görevi az da olsa yerine getirirse, bu işlerin düzeleceğine inanıyorum.
Modada, eğlencede, giyimde ve kuşamda Avrupalı olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Hatta başarıyoruz da. Ama maalesef bunlarla sadece ve sadece kendimizi avutuyoruz. Önemli olan biribirimize karşı anlayışlı, hoşgörülü, hak ve hukuklarımıza saygılı olursak belki o zaman Avrupa'lı olduk diyebiliriz. Ama ben yine de Avrupa'lı olmak yerine onların bizleri örnek almasını yeğlerim. Çünkü Tarihimizi incelediğimizde ne kadar yüce bir millet olduğumuzu görürüz.
Sözü şu taraftarlık meselesine gitireceğim. Önceki akşam reytingler gösterdi ki; Türk halkı televizyonlarının başında Celta Vigo-Real Sociedad maçını tıpkı benim gibi nefesini tutarak izlemiş. Gecenin 2.'si Zerda'nın ardından kılpayı Nihat olmuş. Ben de herkes gibi, tek başına süper bir reytinge ulaşan Nihat'ın takımı Real Sociedad'ı tutuyordum ama olmadı. Olsun....
Şimdi birlikte düşünelim... O gerilimdeki bir maç Türkiye'de oynansa iki takım taraftarı aynı tribünde öylesine iç içe insan evladı gibi oturabilir miydi? Ya da ülkesinde hiç kimseye, hiçbir şeye güvenmeyen Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler onların öyle insan gibi yan yana oturmasına izin verirmiydi.? Ya da, maç o skorla bitse tribünlerden yükselecek ilk slogan; kapılar açılsın çatışmalar başlasın olmaz mıydı? Bu ya da'lar uzar gider. Ama pazar gecesi İspanya'da bu ya da'larır hiçbiri yoktu. Üzülenler üzüldü, sevinenler sevindi. Normal şartlarda bir futbol maçının nasıl bitmesi gerekiyorsa o şekilde bitti.
Maçı izlerken aklıma Beşiktaş ve G.Saray taraftarlarının yan yana maç izlediklerin düşündüm. İkisinden birinin galip duruma geçtiğinde neler olacağının düşünmek bile istemedim.
Ama hiçbir şey çözümsüz değildir. 'Zararın neresinden dönülürse kardır' felsefesinden hareket ederek, taraftarlara, maçları bir arada izleyebileceklerini, sporun bir eğlence, kardeşliğin-dostluğun pekiştirildiği araç olduğunu anlatabilir, belleklerine kazıyabiliriz. Bu fikri yerleştirmek için basın mensuplarına çok büyük görevler düşmekte. Herkes üzerine düşen görevi az da olsa yerine getirirse, bu işlerin düzeleceğine inanıyorum.
Modada, eğlencede, giyimde ve kuşamda Avrupalı olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Hatta başarıyoruz da. Ama maalesef bunlarla sadece ve sadece kendimizi avutuyoruz. Önemli olan biribirimize karşı anlayışlı, hoşgörülü, hak ve hukuklarımıza saygılı olursak belki o zaman Avrupa'lı olduk diyebiliriz. Ama ben yine de Avrupa'lı olmak yerine onların bizleri örnek almasını yeğlerim. Çünkü Tarihimizi incelediğimizde ne kadar yüce bir millet olduğumuzu görürüz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Kandazoğlu / diğer yazıları
- Trabzonspor zor kazandı / 23.03.2004
- Trabzon finalde... / 19.03.2004
- Trabzon, bir engeli daha aştı... / 14.03.2004
- Gençler turu geçer... / 13.03.2004
- Köstek değil, destek zamanı... / 12.03.2004
- Geciken yasalar... / 10.03.2004
- Profesyonel futbol sendikalaşmalı... / 21.02.2004
- Trabzonspor'a sahip çıkalım / 19.02.2004
- Elimizdeki değerlere sahip çıkalım!.. / 07.02.2004
- İlk adım Cem Papila'dan..! / 01.02.2004
- Trabzon finalde... / 19.03.2004
- Trabzon, bir engeli daha aştı... / 14.03.2004
- Gençler turu geçer... / 13.03.2004
- Köstek değil, destek zamanı... / 12.03.2004
- Geciken yasalar... / 10.03.2004
- Profesyonel futbol sendikalaşmalı... / 21.02.2004
- Trabzonspor'a sahip çıkalım / 19.02.2004
- Elimizdeki değerlere sahip çıkalım!.. / 07.02.2004
- İlk adım Cem Papila'dan..! / 01.02.2004



























































































