Beğeneceksiniz. Değerli dostum Nevzat Bakırcı'nın e-mail ile ulaştırdığı bu hikayeyi, "Kıbrıs üstüne bir Pazar hikayesi" olarak kabul buyurun...
Geçmiş zamanların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış yaşamasına, ama civardaki aslanlar, kaplanlar, sırtlanlar bir türlü rahat bırakmazmış onları.
Hemen hergün saldırırlarmış sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca kaplanları. Gerçi bir iki sıyırık alırlarmış, ama yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalıklarına.
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Tavşan, kirpi, fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Git gide güçten düşmüşler.
Eee aslan bu, hiç fareyle doyar mı! "Her halde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi. "Evet" diye tasdik etmiş diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken "Bir dakika!" diye bir ses duymuşlar gerilerden.
Hepsi dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsizi, ama kurnaz mı kurnaz olan Topal Aslan'mış söze atılan.
"Hayır" demiş, "hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi." İnanmamış hiçbiri ona, ama haydi bir şans verelim ne zararımız olur, diye düşünmüşler.
O da almış yanına bir iki aslan ve gitmiş öküzlerin yanına. Barışın simgesi olarak bir "Beyaz bayrak" çekmeyi de unutmamış.
Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere beş irikıyım öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini.
Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz'ün sivri ve kocaman
boynuzlarına bakıp ürperiyormuş... "Saygıdeğer öküz efendiler" diye başlamış lafa. "Bugün buraya sizden özür dilemek ve kalıcı barışı sağlamak için geldik. Biliyorum, sizleri çok defa incittik, kim bilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç birini isteyerek yapmadık.
Biliniz ki biz aslanlar, barışçı bir topluluğuz. Hele öküzlerle hiçbir alıp veremediğimiz olamaz. Evet, size defaatle saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi, öyle sizinkiler gibi değil ki... Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü, ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz ve sürünüze zarar veriyoruz.
Yoksa bizim sizinle hiçbir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü rahat rahat otlayamıyorsunuz, hatta otlaklarınızdaki milli geliriniz bile düşüyordur. Belki geceleri bile kükrememiz uykunuzu kaçırıyor. Lakin bütün bunların hepsi, sizin Sarı Öküz'ünüzün yüzünden. Verin onu bize, siz de kurtulun, biz de; barış içinde yaşayalım. Öküz başına düşen milli otunuz da artsın" demiş.
Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz "Olmaz" demiş, ama kimseye dinletememiş. Zavallı Sarı Öküz, kurban edilmiş aslanlara.
Hepsi birden çullanmışlar zavallı Sarı Öküz'ün üzerine. Bir ikisini fırlatmış üstünden, ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış, haykırmış, yardım istemiş, can havliyle yalvarmış. Ama yokmuş onu işiten. Diğerleri tabii ki üzülmüşler üzülmesine; elden ne gelir ki diye teselli etmişler kendi kendilerini? Bütün bir sürünün selameti ve öküz başına düşen milli otun artması için gerekliymiş bu.
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış aslanlar cenahından. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan, kaplan, sırtlan kümesi bu, ne kadar sabreder ki. Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra? Acıktık demişler Topal Aslan'a, daha birkaç hafta bile geçmemişken.
O da yine almış yanına bir kaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz'ün yanına. "Selam" diye girmiş söze. "Gördünüz ya, biz aslanlar ne denli uysal toplulukmuşuz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var."
"Nedir?" demiş Boz Öküz merakla.
"Şu sizin Uzun Kuyruk" demiş Topal Aslan, "öyle uzun bir kuyruğu var ki, nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz kararıyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öyle mi ya, hepiniz normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden, korkarım hepiniz zarar göreceksiniz. Gelin verin onu bize, bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün."
Boz Öküz, yine kurmaylarını toplamış, istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de verelim gitsin, demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar, ayırmışlar Uzun Kuyruk'u sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
Çeşitli bahanelerle tekrar tekrar yinelenmis bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler.
Aslanlarla "uyum içinde olmak hayali"yle avutulan öküzler ise her gecen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar ise, küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık herhangi bir sebep bile söyleme gereği duymadan "Verin bize su öküzü da, yoksa karısmayız" demeye başlamışlar. Zavallı öküzlerin "Hayır" demeye ne güçleri kalmış, ne sayıları. Hepsi birer birer can veriyormuş, aslanların pencesinde. Boz Öküz de aralarında olmak üzere bir kaçı kalmış en sona.
"Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karsı, oysa ne kadar da güçlüydük?" diye sormuş biri Boz Öküz'e.
"Biz" demis Boz Öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, "Sarı Öküz'ü verdiğimiz o ilk gün kaybettik bu harbi."
Hikayenin hikmeti, "Kıbrıs'ı verelim kurtulalım" diyenlere ithaf olunur ..
Geçmiş zamanların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış yaşamasına, ama civardaki aslanlar, kaplanlar, sırtlanlar bir türlü rahat bırakmazmış onları.
Hemen hergün saldırırlarmış sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca kaplanları. Gerçi bir iki sıyırık alırlarmış, ama yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalıklarına.
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Tavşan, kirpi, fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Git gide güçten düşmüşler.
Eee aslan bu, hiç fareyle doyar mı! "Her halde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi. "Evet" diye tasdik etmiş diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken "Bir dakika!" diye bir ses duymuşlar gerilerden.
Hepsi dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsizi, ama kurnaz mı kurnaz olan Topal Aslan'mış söze atılan.
"Hayır" demiş, "hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi." İnanmamış hiçbiri ona, ama haydi bir şans verelim ne zararımız olur, diye düşünmüşler.
O da almış yanına bir iki aslan ve gitmiş öküzlerin yanına. Barışın simgesi olarak bir "Beyaz bayrak" çekmeyi de unutmamış.
Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere beş irikıyım öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini.
Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz'ün sivri ve kocaman
boynuzlarına bakıp ürperiyormuş... "Saygıdeğer öküz efendiler" diye başlamış lafa. "Bugün buraya sizden özür dilemek ve kalıcı barışı sağlamak için geldik. Biliyorum, sizleri çok defa incittik, kim bilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç birini isteyerek yapmadık.
Biliniz ki biz aslanlar, barışçı bir topluluğuz. Hele öküzlerle hiçbir alıp veremediğimiz olamaz. Evet, size defaatle saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi, öyle sizinkiler gibi değil ki... Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü, ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz ve sürünüze zarar veriyoruz.
Yoksa bizim sizinle hiçbir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü rahat rahat otlayamıyorsunuz, hatta otlaklarınızdaki milli geliriniz bile düşüyordur. Belki geceleri bile kükrememiz uykunuzu kaçırıyor. Lakin bütün bunların hepsi, sizin Sarı Öküz'ünüzün yüzünden. Verin onu bize, siz de kurtulun, biz de; barış içinde yaşayalım. Öküz başına düşen milli otunuz da artsın" demiş.
Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz "Olmaz" demiş, ama kimseye dinletememiş. Zavallı Sarı Öküz, kurban edilmiş aslanlara.
Hepsi birden çullanmışlar zavallı Sarı Öküz'ün üzerine. Bir ikisini fırlatmış üstünden, ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış, haykırmış, yardım istemiş, can havliyle yalvarmış. Ama yokmuş onu işiten. Diğerleri tabii ki üzülmüşler üzülmesine; elden ne gelir ki diye teselli etmişler kendi kendilerini? Bütün bir sürünün selameti ve öküz başına düşen milli otun artması için gerekliymiş bu.
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış aslanlar cenahından. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan, kaplan, sırtlan kümesi bu, ne kadar sabreder ki. Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra? Acıktık demişler Topal Aslan'a, daha birkaç hafta bile geçmemişken.
O da yine almış yanına bir kaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz'ün yanına. "Selam" diye girmiş söze. "Gördünüz ya, biz aslanlar ne denli uysal toplulukmuşuz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var."
"Nedir?" demiş Boz Öküz merakla.
"Şu sizin Uzun Kuyruk" demiş Topal Aslan, "öyle uzun bir kuyruğu var ki, nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz kararıyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öyle mi ya, hepiniz normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden, korkarım hepiniz zarar göreceksiniz. Gelin verin onu bize, bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün."
Boz Öküz, yine kurmaylarını toplamış, istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de verelim gitsin, demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar, ayırmışlar Uzun Kuyruk'u sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
Çeşitli bahanelerle tekrar tekrar yinelenmis bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler.
Aslanlarla "uyum içinde olmak hayali"yle avutulan öküzler ise her gecen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar ise, küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık herhangi bir sebep bile söyleme gereği duymadan "Verin bize su öküzü da, yoksa karısmayız" demeye başlamışlar. Zavallı öküzlerin "Hayır" demeye ne güçleri kalmış, ne sayıları. Hepsi birer birer can veriyormuş, aslanların pencesinde. Boz Öküz de aralarında olmak üzere bir kaçı kalmış en sona.
"Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karsı, oysa ne kadar da güçlüydük?" diye sormuş biri Boz Öküz'e.
"Biz" demis Boz Öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, "Sarı Öküz'ü verdiğimiz o ilk gün kaybettik bu harbi."
Hikayenin hikmeti, "Kıbrıs'ı verelim kurtulalım" diyenlere ithaf olunur ..
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019






























































































